GENEL SAĞLIK SİGORTASI VE SOSYAL GÜVENLİK
KANUNU
ÜZERİNE
SHU.Türkan SÖĞÜT GEZER
Ülkemizde sağlıkta dönüşüm olarak bilinen
ancak özde tüm vatandaşların ne olduğunu anlayamadığı veya çeşitli güzel
savlar olan Aile Hekimliği,herkese doktor seçme hakkı,genel sağlık
sigortası,sağlıkta reform şeklinde yansıtılan bir dönüşüm var.Sağlık ,artık
herkesin bildiği üzere “bedenen,ruhen ve sosyal yönden tam iyilik hali
olarak tanımlanmamaktadır. DSÖ 1981’de yaptığı sağlık tanımı sağlığı
“Kendilerine sosyal ve ekonomik olarak üretken bir yaşam sürdürmeye olanak
sağlayan sağlık düzeyi olarak tanımladı.Ne değişmişti,Dünya sağlık
örgütü,sağlığı ticari bir zihniyetle neoliberal politikaların ekseninde bir
bakış açısıyla tanımlamaya başlamıştı. Bir kamusal yatırım olabilecek
hizmetlerin Dünya Ticaret örgütü,İMF gibi mevcut yapıların koruyucu sağlık
anlayışı yerine sağlıkta maliyetin artış olarak görmesi,koruyucu,önleyici
hizmetler yerine tedavi edici hizmetleri değerli görmesi,az gelişmişlerin
çok
gelişmişlerle aralarındaki uçurumların
derinleşmesi,az gelişmişlerin ham maddede
tıbbi malzemede gelişkinlere bağımlı olması, sağlığın piyasalaşması bu
anlayışın gerekçesiydi.Oysa az gelişmiş ülkeler 1978’de hazırlanan sağlığa
erişimin herkes için eşit olduğu Alma Ata Bildirgesi ve ülkemizde de 1963’te
sağlık hizmetlerinin sosyalizasyonu olan,sağlık açısından parasız
hizmet,ekip hizmeti,Nüfusa orantılı hizmet,koruyucu sağlık hizmetine öncelik
önem,gezici hizmet,personelin sürekli eğitimi toplum katılımı,sevk sistemi
daha sonraki mevcut iktidarların Sağlık Hizmetlerinin sosyalizasyonu
konusuna maliyeti gerekçe göstererek yanaşmaması sorununu yaşamış bir
ülkeydi. Oysa 1961 Anayasası 49.maddesi devleti vatandaşına sağlık hizmeti
sağlamakla görevli kılıyordu. 1982 Anayasası ise devleti sadece denetleyen
konumuna getirmişti.
1980’lerden günümüze sürdürülen tüm politikalar,küreselleştirme sürecinin
sistemli ve planlı,zamana yayılması ve uygulamalar bütününün bir
parçasıdır.( Yeldan,E,Soyak A,2000)
Sağlık Reformu,sağlık politika ve kuruluşlarını değiştirmeye yönelik
faaliyetler olarak tanımlamakta,reform sürecinin planlı ve yukarıdan aşağıya
doğru bir değişim içeren siyasi bir kavram olduğunu belirtmektedir(DSÖ,1998)
Genel Sağlık Sigortası ödeyebilenden teminat paketine göre pirim,paket
içeriğince hizmet olarak tanımlanmakta. Sağlıkta dönüşüm,özelleştirme,Aile
Hekimliği ,rekabet artışı ve maliyet kavramlarını içermekte,yani kamusal
alanı özelleştirmektedir.Herkesin gidebildiği sağlık ocakları yerini aile
hekimliği ticarethanelerine bırakacak,aşılama vb..koruyucu hizmetlerin
yerini tedavi edici hizmetler alacaktır. Hekim hastaya primini ödedin mi
diye soracak bu hasta pirim borcu varsa tedavi olamayacaktır. Aile Hekimliği
sistemi sağlığın sosyalizasyonunu yani toplumsallaşmasını kendi içinde bile
geriye iten bir sistem,ekip çalışması bu sistemde yoktur. Yardımcı
görevliler vardır. Atamalarda güvencesiz sozleşmeli hususu da göz ardı
edilmeyecek bir durum. Kadın çalışanın doğum izni durumunda sözleşme fesih
gerekçesi. Yine bu sistemde sosyal güvenlik duygusu ödenen pirimle sınırlı
kalacaktır. Emekliliğe esas olan 7000 gün pirim ödeme koşul 5510 Sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile 9000 güne çıkıyor. Ne
kadar pirim,o kadar sosyal güvence.Kısaca delikli şemşiye sistemi. Ayrıca
Sosyal Güvenlik yasası ile sağlık hizmetlerinin işletmelere devredilerek
çalışanların taşeronlaşması da söz konusu. Daha önce kız çocuklarına bekar
oldukları sürece,yaş durumuna bakılmaksızın sağlanan ebeveyn güvencesi kız
çocuğu okumuyorsa 18 yaşını bitirdiğinde söz konusu olmuyor..Ayrıca anayasa
mahkemesince iptali memurlar açısından uygun olan emeklilik yaşı diğer
çalışanlar için 2036-2037 yılları arasında kadın için 59,erkek için
61,2038-2039’da kadın için 60,erkek için 62,2040-2041 arasında kadın için
61,erkek için 63,2042-2043 arasında kadın için 62,erkek için 64 ,2044-2045
arasında kadın için 63,erkek için 65,2046-2047’de kadın için 64,erkek için
65,2048’den itibaren kadın ve erkek için 68 olarak belirleniyor.Ayrıca
sigortasızlarda ise bir kişinin 127 YTL geliri varsa prim ödeyecek,yoksa
yoksul sayılacak. Anayasa Mahkemesince bazı maddeleri memurlar yönünden
iptal edilen kanunun 1.01.2008’den itibaren yeniden düzenlenerek yürürlüğe
girmesi bekleniyor. Oysa yoksulluğun gittikçe küreselleştiği ülkemizde
sosyal refah devleti anlayışına daha çok ihtiyaç var.Ayrıca Sosyal güvenlik,
içeriğinde ihmal edilmemesi gereken,yoksullukla mücadeleyi sağlayan koruyucu
önleyici olan sosyal yardımlar ve sosyal hizmetlerden de bağımsız
düşünülmemesi gereken bir alandır. Sağlık hizmeti alamamak en çok çocukları
ve kadınları etkileyecek,tabii yaşlı yoksul kesimi.Pirim borcunu ödeyebilmek
için şahıs A. Bey,bey,çocuğunu sokakta çalıştıracak,çocuğu okula gidemeyecek
,sokakta çalışma nedeniyle sokakta kaza nedeniyle çocuk ölümleri
olacak.çocukların sokakta da istismarı olacak. Sosyal refahın yüksek olduğu
ülkelerde devletin sosyal güvenliğe katkısı düşünüldüğünde bu oran ABD’de
bile %40 kamu finansmanıdır. Ülkemizde ise mutlak yoksulluk ve insani
yoksulluk olgusu düşünüldüğünde,2002 Hane Halkı Bütçe Anketi Rakamlarına
göre ülke nüfusunun 14 Milyonu açlık sorunuyla karşı karşıya,28 Milyon günde
2 doların altında gelirle yaşıyor. Sosyal Devletin ,(welfare State) kişilere
ve ailelere minimum bir gelir garanti ederek kişisel ve ailevi krizlere yol
açabilecek hastalık,yaşlılık,işsizlik gibi belirli sosyal riskleri
karşılayabilecek güce kavuşturmak için,güvensizlik alanını
daraltan,müdahaleci,düzenleyici ve geliri yeniden dağıtıcı bir devlet biçimi
olduğu düşünüldüğünde, reformun yoksullukla mücadele sağlayabilen bir
karakterde olması gerekirdi.
KAYNAKÇA:
Yıldırım,H.H. Türkiye’de Sağlık Reformları ve Sağlık Finansmanı Reformu,2006
TTB,org. 10 Soruda 224 Sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi
Hakkında Kanun,2007,İstanbul.
Fişek,Nusret:Sağlık ve Demokrasi,Çalışma Ortamı Dergisi,1999,Ankara