|
|
|
|
|
Aziz ŞEKER: Kendinizi kısaca tanıtır mısınız? Faruk KOCACIK: 1974 yılında Hacettepe Üniversitesi Sosyal Çalışma Bölümü’nden mezun oldum. Doktoramı aynı üniversitede Sosyoloji alanında yaptım. 25 yıldır Cumhuriyet Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde görev yapmaktayım.
Aziz ŞEKER: Sosyal çalışmada bulunduğunuz yılları dönemin koşullarını göz önüne alarak değerlendirdiğinizde; sosyal çalışmanın biçimlenmeye başladığı ilk yıllarla ilgili olarak neler söyleyebilirsiniz? O yıllarda Türkiye için sosyal çalışma ne anlam ifade ediyordu? Faruk KOCACIK: Yeni bir meslek dalı olarak ilgiyle karşılanması sosyal çalışma kriz durumlarının sosyal ve psikolojik yönlerden zararlı etkilerini önlemek veya hafifletmek için, grup ve toplumların sağlam bir gelişme sağlayabilmesini engelleyen unsurları ortadan kaldırmaya yönelik olarak ortaya çıktı. Bu biçimlenme Türkiye’de sosyal sorunların fazla olması ve buna yönelik bir meslek olması açısından ilgiyle karşılandı. Aziz ŞEKER: Sosyal çalışma hangi düşüncenin ürünü olarak ortaya çıktı? Sosyal çalışmanın Türkiye’de varlık bulmasında neler etki etti, hangi toplumsal gereksinimler sosyal çalışmayı önemsetti? Sosyal çalışma neyi amaçlıyordu? Batı’da kimlik bulan sosyal çalışma Türkiye’de beklenen düzeyde benimsenebildi mi? Ne tür sorunlarla karşı karşıya kaldı? Önüne konan engeller oldu mu? Faruk KOCACIK: Sosyal Çalışma ve Sosyal Hizmetler bireylerin refahı ile bulundukları toplumun refahı arasında denge kurma düşüncesi sonucu ortaya çıktı. Fakat Türkiye toplum refahı açısından yeterli düzeyde olmamakla beraber, bireyler ve gruplarda bir umut olarak değerlendirildi. Başlangıçta çok sönük kaldı. Bir tek Hacettepe Üniversitesi’nde bölüm olarak yer aldı, yayılamadı, örgütsel düzeyde ilerleme sağlayamadı. Batı’da endüstrileşme ileri düzeydeydi, Türkiye’de endüstrileşmenin yetersiz olması Sosyal Çalışma’nın en büyük engeli oldu. Aziz ŞEKER: Biliyoruz ki, endüstri devriminin bir sonucu olarak Batıda meslekleşen sosyal çalışmanın Türkiye’ye gelişinden beri başından birtakım talihsizlikler de geçti. Örneğin Emre KONGAR’ın Hacettepe Üniversitesinde Bölüm Başkanlığını yaptığı Sosyal Çalışma YÖK ile kapatıldı… Sosyal Çalışma tarafından nasıl karşılandı bu karar? Sosyal Çalışma denince kimler akla geliyordu? O dönemi yaşayan ve tanık olan biri olarak kısaca anlatabilir misiniz? Neler yaşandı, karşılığında nasıl bir tepki örgülendi? Faruk KOCACIK: Bölüm kapatılmadan önce genç bir kadro hevesle çalışmalara başladı. Emre KONGAR gençleri iyi yönlendiriyor ve yetiştiriyordu. Kapatılınca büyük hayal kırıklığı yaşadık. O dönemde İbrahim CILGA, Sevil ATAUZ, Yaşar SÖKMENSÜER, Yıldız ECEVİT, Birsen GÖKÇE, İnan ÖZER, Hamza UYGUN ile bölümdeydik. Zorunlu olarak yeni arayışlara yönelindi. Kadrodaki herkes bölümün devamı için elinden gelen her türlü girişimi yaptı. Bir kısmı Sosyal Hizmetler Akademisine geçti, bir kısmı başka bölümlere geçti. Aziz ŞEKER: Bir Sosyal çalışma geleneği oluşturulmadığı içindir ki, sosyal çalışma Türkiye’de hep tartışılma gereği duyuyor. Ya tam anlamıyla uyarlanamadı ya da yerelleşemedi… Sosyal çalışma arayışlar içinde… Yeni paradigma arayışları söz konusu. Sosyal çalışma neden yeterli bir dinamik bulamadı? Türkiye’de disiplin ve meslek olarak gerekli açılımları yapamadı? Bu duruma hangi faktörler etki de bulunmuş olabilir? Faruk KOCACIK: Başta kadronun, elemanların kısıtlı olması, bölüm olarak destek görmemesi, yeni bölümlerin açılmaması gibi nedenlerle Sosyal Çalışma yeterli dinamiği bulamadı ve bir meslek olarak gerekli gelişmeyi ortaya koyamadı. Aziz ŞEKER: Denilebilir ki, sosyal devletin kabul gördüğü süreçlerde sosyal çalışma da güçleniyor. Sosyal devlet ile sosyal çalışma arasında kurulabilecek bir ilişki de görmemiz gerekenler nelerdir? Kapitalizmin son zaferi olarak anlam bulan küreselleşmenin ideolojik misyonuna baktığımızda sosyal bilimlerin yanı sıra birçok sosyal koruma kurumunun da olumsuzlandığını görüyoruz. Şöyle bir benzetme de yapılabilir; Türkiye’de genelde sosyal bilimlere, özelde sosyal çalışmanın tarihsel gelişimine baktığımızda hep bir “sisyphos mitinin” yaşanmakta olduğunu gizliden gizliye görürüz. Tanrıların verdiği cezayla kayayı her gün tepeye taşıyacak ama kaya yuvarlanarak geri düşecektir. Kendisini tekrarlamayı seven bir sosyal bilim ve sosyal çalışma anlayışı söz konusu gibi. Evet, küreselleşmeye bağlı olarak günümüzde sosyal devletin gerileyişi sosyal bilimlerin, sosyal çalışmanın zayıflamasında bu değin belirleyici ise nasıl bir tavır takınmak gerekir sizce? Faruk KOCACIK: En büyük eksiklik olan mesleki örgütlenme ve dayanışma sağlanmalı. Bölümlerin sayısı artırılmalı. Sosyal Çalışma ile ilgili çalışmalar, araştırmalar ve kamuoyunda da bunların bilinmesinin yolları aranmalı. Aziz ŞEKER: Sosyal çalışmanın 21. yüzyılda rolü ne olmalıdır? Daha iyi bir toplum kurma yolunda yönünü hangi araçlarla inşa etmelidir? Sosyal sorunların çözümünde sosyal çalışma yeterince etkili kullanılabilir mi? Faruk KOCACIK: 21. yüzyıldaki rolü, öncülük görevi ile ortaya konmalıdır. Kişi, grup ve toplumun en yüksek refah düzeyine nasıl ulaşabileceğini ortaya koymak, bunun için izleyeceği politikayı oluşturmak ve yasal düzenlemelerle ilgili koşulları oluşturmak zorundadır. Sadece bireylere yardımcı olmak değil, her yönden standartları yükseltmek, daha iyi koşullar sağlamada bir rol oynamalıdır. Kurumsal işbirliği sağlanmalıdır. Refahla ilgili birimler, okullar, hastaneler iş ve işçi bulma hizmeti gören kuruluşlar, mahkemeler vs. kurumlar aracılığıyla etkinliğini ve önemini ortaya koyabilmelidir. Bu, sonuçta daha iyi bir topluma götürür. Sosyal sorunların çözümü için uygun koşulları hazırlamış olur. Aziz ŞEKER: Küreselleşme süreci dünyanın birçok ülkesinde sosyal sorun yarattı. Sorunlar bir çığ gibi büyüdü. Dünyada kaygı verici olaylar yaşanıyor. Yoksulluk, terör, mültecilik, göç, sokak çocukları, şiddet, sosyal dışlanma… Bütün bu olgular küreselleşmenin sosyal sonuçları olarak kavranabilir. Çeşitli çözüm yolları da söz konusu: örneğin yoksulluğa karşı istihdam olanaklarını artırmanın gerekliliğine inanılıyor. Ama istihdam olanaklarını artırmak yoksullukla mücadelede gerekli ancak yeterli bir koşul değil. Çünkü iş sahibi yoksulların sayısı da hayli fazla. Sosyal sorunların çözümünde bütünsel bakış göz ardı mı ediliyor? Dünya insanları insancıl bir dünya için sosyal politikaya daha çok ihtiyaç duyuyor. Toplumsal refah nasıl sağlanabilir? Toplumsal eşitsizlik sorunları nasıl çözümlenebilir? Çözüm yollarından söz eder misiniz? Küreselleşme gerçekten tehdit mi? Faruk KOCACIK: Toplumsal refah, bireylerin refahı ile içinde bulundukları toplumun refahı arasında bir denge kurularak sağlanmalıdır. Bunun için toplum refahını artırıcı politikalar ortaya konmalı, kalkınma planlarında bunlara yer verilmeli ve uygulanmalıdır. Toplumsal eşitsizlik sorunları da bireylerin sosyal güvenliklerinin sağlanması ve korunmasıyla, eğitim olanaklarından herkesin yararlanabilmesi, milli gelirden adaletli pay alınmasıyla çözümlenebilir. Küreselleşme ulus-devlet olma sürecini olumsuz etkiliyor. Zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapıyor. Az gelişmiş toplumlarda mesleksel gelişmeleri de olumsuz etkileyebiliyor. Aziz ŞEKER: Sevgili Faruk Hocam teşekkürler…
|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|