Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri
 

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

EZİLMENİN SÜREKLİLİĞİ (Üçüncü Bölüm)
Can KÜÇÜKALİ
Sitemiz Yazarı

    T
oplumsal ve Siyasal Bilimler Öğrencisi
        
kucukali@su.sabanciuniv.edu

   ‘Şu an bu görme işlemi birçokları için gerçekleşmedi. Bu farkındalık, derin bir öfke ve yıkım yaratabilir. Basitçe, bunu insan vücudunun bünyeye aykırı bir madde girdiğinde verdiği tepkiye benzetebiliriz. Çünkü yukarıda bahsedilenlerden ortaya çıkan, birey açısından pasifikasyonun en üst düzeyde olduğudur. Ama temel çelişki, bireye verilen bu yeni bakış açısı ve tarzın onu insana ait olmayan bir noktaya ulaştırabileceği tehlikesinden doğmaktadır. Bu noktaya gelindiğinde ise yeni bir paradigma ortaya çıkabilir ama buraya kadar birey, birey olma hayaliyle, her gün yeni bir ihanete uğrayarak ezilmeye devam etme tehlikesiyle karşı karşıyadır.’


Ezilmenin Sürekliliği’nin ikinci bölümü bu paragrafla son buluyordu. Aslında bu son bölüm, bir yazının sonuç bölümünü oluştursa da, temelde akla tartışılması gereken yeni sorular getiriyor. Büyük problem ise, sürekli çözüme yönelik öneri beklentileri içinde olduğumuz için, ortaya koyulan tablodan bir sonuç ve daha da öte bir çözüm beklememizdir. İkinci yazının son bölümü de bu beklentilere az da olsa bir ışık yakmak için, ufak bir ipucu veriyor sanki. Yine de bu ipucu bize basitçe yol göstermek yerine tartışmayı başka bir noktaya taşıyor. İşte bu son bölümden hareketle ele almamız gereken sorular şunlar oluyor: İnsan bu derece edilgenleştirilmiş ise ve bu içselleştirilmiş baskı mekanizmaları bir yerde patlak verecekse, bu patlama ezilmenin sürekliliğini ortadan kaldırabilir mi? Eğer bu mümkünse, bize düşen süreci izlemek mi? (Özcesi, bu bakış açısı bizi evrimci bir çizgiye mi kaydırıyor) Öte yandan, bu derece edilgenleştirilmiş bireylerin gerçek sancıları üzerinde düşünebilme olasılıkları var mıdır?

Sondan başlamak ve sadece şimdilik bu soruya odaklanmak istiyorum. Sancının çok maddesel bir durum olduğunu hatırlıyorum. Bir yerim ağrıdığında, içimdeki sorunu bilmediğim için genel olarak bir ağrı kesici kullanırım. Bu ilk etapta ağrımı dindirir ama ağrı esasen sürekli devam etmektedir ve uyuşma geçince sancıyı yeniden hissederim.(ve belki de daha şiddetli olarak) Yine buna benzer olarak sorunumla ilgisiz ilaçlar kullanırsam, sancımın dinmediğini görürüm. Şu an toplumsal sorunlardan bireysel kurtuluş çabaları, ağrı kesici örneğine daha çok uyuyor. Zaten problem de buradan kaynaklanıyor. Toplumsal ağrı kesiciler, medikal olanlardan daha uzun süre etkili olabilirler ve sorun çözülmüş hissi yaratabilirler ama yine de sancı dinmeyecektir.

Bu noktada insanlar sürekli uyutulabilir mi sorusu akla geliyor. Yani sürekli ağrı kesici almak. İki yönlü cevap vererek soruyu açıklığa kavuşturabiliriz. Medikal olarak ağrı kesmek için sürekli dozu yükseltmek gerekir ve bu da insanı bir noktada sona ulaştırır ve ağrı kesici başarısızlığa uğrar. Bu yöntem, aynı zamanda asıl sorunun bünyeyi iflas ettirmesinden dolayı da başarısızlığa uğramaya mahkumdur. Toplumsal alanda da sözgelimi, sürekli eğlence programları yaparak ilgiyi başka bir alana kanalize etmeyi hedefleyebilirsiniz ama bu uzun vadede insanların mutsuzluklarını gidermeye yetmeyecektir. Çünkü insanlar öbür tarafta habersizce eğlenirlerken, siyaset, ekonomi gibi yaşamsal önemi olan ve makro düzeyde algılandıkları için fazlaca ilgi gösterilmeyen alanlarda yaşanan sorunlar büyümeye devam ederler. Sonuç, inanılmayacak derecede mikro ve etkilidir. Örnek vermek gerekirse bu, siyasi olarak evinize bomba düşmesi ve ekonomik olarak da yine evinize haciz gelmesi ya da işten çıkarılmanız olabilir. İnsanların, bu konulardaki bilinçsizliklerinin zorlandıklarında yerini bilinçle değiştireceği oldukça tartışmalıdır fakat itaatleri büyük ihtimalle sancıya dayanabildikleri sürece geçerlidir.

Dolayısıyla burada ‘sancının asıl kaynakları üzerinde düşünmek’ sanıldığı kadar ileri bir bilinç düzeyi gerektirmiyor. Sadece artık işe yaramayan ilacı zorunlu olarak çöpe atmanın maddesel zorunluluğundan bahsediyoruz. Neden birçok insan, ilacın işe yaramadığını gördüğü halde duruma müdahale edememekte ve alternatif oluşturamamaktadır? Bu sorunun cevabı için sanırım birinci bölüme dönmek, alternatif yapılanmaların durum ve düzeyleri üzerine düşünmek gerekiyor.

Burada da dikkatli olmakta fayda var. Sadece örgütsel yapılanmaların durumu yüzünden farkındalığı olan bireylerin mobilize olamadığını söylemek, önemli ama yine de tek bir faktörü ortaya koymak anlamına geliyor. Yine birinci bölümde kimi kadroların içinde bulunduğu ‘kendini kandırma ve bu tür bir siyasetten rant elde etme’ gerçeği, dışarıda bilinç düzeyi yüksek kimi bireylerin de içinde olduğu durum olabilir. Onların rantı çok daha minimal düzeyde ve siyasetten farklı olabilir ama bir şekilde sistem içerisinde yer edinmiş olmaları, insanları statükoyu savunmaya itebilir. Dolayısıyla, farkındalığın koşullarını ve imkansızlıklarını tartışırken, sorunun farkında olmaktan öte bir sorun olduğunu ortaya koymak gerekiyor. Yine geçmişe bakarak şunu söylemek mümkün ki, bir gün gözlerdeki perde kalksa bile bu, sorunun derhal çözüleceği ve toplumsal konsensüse varılacağı anlamına gelmemektedir. Bu noktada tartışılan ise sadece farkındalık ayağının olanaklarıdır.

Can Küçükali – 20 eylül 2006
 



Bize Ulaşın