|
|
|
 |
EVLAT EDİNME SONRASI, AİLELERDE YAŞANAN
SOSYAL SORUNLAR Aziz ŞEKER/Sitemiz
yazarı
shuaziz@gmail.com |
Evlat edinme olgusu, sistem
yaklaşımı açısından değerlendirildiğinde birey, aile ve toplum düzeyinde
birçok psikososyal değişkeni harekete geçiren bir süreçtir. Evlatlık
ilişkisinin kurulmasıyla birlikte evlat edinme şartları, sonuçları ve evlat
edinmenin sona ermesi gibi birçok maddi-manevi şartın yerine getirilmesi,
hukuki temaların yanı sıra diğer tamamlayıcı unsurların bir arada
kurgulanmasını gerektirmektedir. İşin bu başlangıç kısmında evlatlık
işlemlerinde çocuğun yüksek refahını gözeterek taraf olan devlet kurumu da
belirleyici ortak olduğundan evlatlık talebinde bulunanlar açısından önemli
sorunlarla karşılaşılmamaktadır. Çünkü mekanizmayı devlet adına
kolaylaştıran sosyal hizmet müdürlüğü aileye bir güven ve destek
sunmaktadır.
Korunmaya muhtaç bir çocuğun evlat edinilmesiyle başlayan süreçte temel
sorunlar; çocuğun yetiştirilmesi, aile içi iletişimdeki rolü, çevre içindeki
durumu gibi konularda yaşanmaktadır. Biliyoruz ki, evlat edindikten sonra
aile ile sosyal hizmetler kuruluşunun yolları çoğu zaman ayrılmaktadır. Bunu
bazen aile bilerek yapmakta bazen sosyal hizmet kuruluşu süreci takip
edememekte ya da ailenin yaşadığı sıkıntıları çözümleme noktasında sosyal
destek gibi mesleki işlev gerektiren alanlarda ilgisiz kalabilmektedir.
Profesyonel destek alamayan aile, çoğu zaman evlat edindikleri çocuklara
genel olarak yaşadıklarını sağlıklı bir çerçevede açıklayamamaktadır. Bu ise
aile dinamiğinde bir kriz durumu yaratmaktadır. Örneğin kimi aile
yapılarında baba, evlatlık kurumunun başarıyla sürmesini istediğinden çocuğa
gerçeği “söyleme” görevini tamamen anneye yüklerken, kimi aile yapılarında
anne “yalnız” kalabilmektedir. Yine evlatlık talebini gerçekleştiren kişi
evli değilse evlatlık edindiği çocuğu kendi varlığı içinde bütünleştirmekte,
ona gelecek en küçük olumsuzluğu düşünerek evlatlık edindiği çocuğa bu
durumu onun “yararını” gözeterek açıklayamamaktadır. Çocuk, evlatlık
olduğunu sistem yaklaşımı açısından baktığımızda; sosyal çevreden, aile
yakınlarından, okuldaki öğrenci arkadaşlarından, akranlarından hiç
beklemediği bir anda öğrenebilmekte ve bunun sonucu olarak karmakarışık
duygular içinde depresyona çekilebilmektedir. Böylece aile içi ilişkilerde
sorunlar başlamakta, çocuğun okul başarısı düşmekte, sosyal çevresiyle
ilişkisi bozulmakta, akranlarıyla sorunlar başlamakta ve çocuk içinde
yaşadığı psikososyal karmaşadan çıkamamaktadır.
Öte yandan aileler, Medeni Kanunun gerektirdiği biçimde evlat edindikleri
çocuklara, olgunluk ve zaman yönünden içinde bulundukları süreci açıklamakta
sorunlar yaşadıklarında destek alamadıkları anlarla da karşı karşıya
kalmaktadırlar. Bazen destek alacakları sosyal meslek elamanlarına
ulaşamamaktadırlar.
Ailelerin, çocuklarıyla birlikte mutlu bir gelecek planlamaları,
planladıklarını yaşama aktarmaları için evlatlık kurumu ile yaşayan
ailelerin, yapması gereken yaşamsal şeyler vardır.
Korunmaya muhtaç bir çocuğu evlat edinen aile, şu yeryüzünün en erdemli
davranışlarından birisini yapmıştır. Bu erdemi, toplum insanlarının “baş
tacı” etmesi gerekir. “Evlatlık kurumunu” toplumsal koruma adına işlevsel
kılan insanlara, dünyada yaşayan biz insanların destek çıkması bir
zorunluluktur. Kurumsal bağlamda ise psikososyal destek sunan sosyal amaçlı
kuruluşların, ailelerin ve çocukların yanında yer almaları gerekmektedir.
Aile bireyleri yaşadıkları sosyal sorunlarda hiçbir çelişkiye düşmeden bu
kuruluşlardaki alan uzmanlarına danışmalı, sağlıklı bir destek almalıdırlar.
Okullarda rehberlik servislerinde görev yapan psikolojik danışmanlar, bu
özgül gereksinim grupları hakkında bilgiyle donanmış olmalı, psikolojik
yardımlarını, yönlendirmelerini mesleki sınırlarını gözeterek yapmalıdırlar.
Yine aynı şekilde sosyal hizmet müdürlüklerinde çalışan sosyal servis
elemanları olan sosyal hizmet uzmanı, psikolog, çocuk gelişimcisi gibi
mesleki unsurlar da bu sosyal hizmet alanında mesleki tutumlarını çocuğun
yüksek refahını gözeterek işlevsel kılmalıdırlar.
EVLATLIK ALINAN ÇOCUĞA, EVLATLIK OLDUĞU SÖYLENMELİDİR. AMA NASIL?
Çocuğun bilgilenme hakkını gözeterek, içinde bulunduğu durumu anlayabileceği
bir dönem olan ilköğretim çağına gelen çocuğa evlatlık edinildiğini
söylerken çocukla paylaşmanın ‘güven duygusu’ üzerine inşa edilmesi gerekir.
Çocuğa kendi gerçekliğinden kaçarak yaptığımız her müdahale güvensizlik
yaratır. Özde bu altı çizilen nokta ergenlikte kimliğini aramaya başlayacak
çocuk için kimlik sorununa neden olabilir ya da çeşitli davranış
bozukluklarının ortaya çıkması için zemin yaratabilir.
Evlat edinen aileler ve bireyler, evlatlık kurumunun “psikososyal
süreçlerini” anlama, algılama, farkındalık kazanma noktalarında
kendilerinden beklenen rollere uygun davranmalı, çözümsüzlük yaşadıkları
konularda koşulsuz, Rehberlik Araştırma Merkezlerine, Hastane Sosyal
Servislerine, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna bağlı illerdeki
sosyal hizmet müdürlüklerine gönül rahatlılığıyla başvurabilmelidirler.
Sonuç olarak, aileler açısından evlat edinilen çocuklara evlat edindiklerini
anlatmanın nasıl bir sorun olarak algılandığı ortada. Diyebiliriz ki, bu
özellikte ailelerin çokluğu gözetildiğinde; aileler için bir sosyal sorun
kategorisi olan bu konunun yanı sıra çocuklarla ilgili diğer sorunların
danışılacağı alanları da içine alacak şekilde ülkemiz için henüz yaşama
geçmemiş olan çocuk rehberlik servislerinin açılması gündeme getirilebilir.
Bunun öncülüğünü de Sağlık Bakanlığı kendi hastanelerinde yapabilir.
Unutmayalım, geç kalındığında sorunlar katlanmakta, sorunlar karşısında,
sorun çözücü bir yaklaşım geliştirilmedikçe mutsuzluk ve güvensizlik kapıyı
çalmaktadır.
Uygarlık çocukların emanetidir, büyüklere…
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|