Değerli anne babalar, Her zaman bilinen bir söz vardır:" Eğitim ailede
başlar" Gerçekten de çocuğa aile içinde gereken becerileri kazandırmaya
çalışıyoruz. Ama ne kadarını ve nasıl. Zaten önemli olanda "Nasıl"
sorusunun cevabı. Her aile başarılı çocuklar yetiştirmek ister. Bunun için
çocuklarına mümkün olduğunca iyi bir gelecek sağlamaya çalışırlar. Onları
iyi okullarda okut-mak ister, bunun için de aile varını yoğunu ortaya
koyar, tüm özverisini çocuğuna verir. Ancak yadsınan bir konu vardır ki
oda çocuğun nasıl sağlıklı bir kişilik geliştireceğidir. Aslında hayatta
her şey başarı değildir. Önemli olan çocuğun içinde bulunduğu dönemi nasıl
atlattığı, nasıl bir kimlik oluşturduğudur. Çocuk aileyi yansıtır. Aile
içindeki bireylerin kişilik yapısı çocuğun kişiliğini şekillendirir. Yani
aile iletişim becerilerini kullanmazsa çocukta iletişim becerilerini
kullanamaz. Dolayısıyla çocuk hem ailede hem de sosyal çevrede sürekli
çatışma içine girer. O halde aile çocuğa nasıl eğitim vermeli, çocukta
nasıl sağlıklı bir kişilik oluşturabilmelidir? Elbette ki her anne baba
çocuğunu en iyi şekilde yetiştirmek ister. Çocuğuna iyi niyetle yaklaşmaya
çalışır. Ama Burada ailenin vereceği iyi bir eğitim, çocuğuyla kurduğu
sağlıklı iletişim becerilerini kullanmasına bağlıdır. Bu sağlıklı
iletişimi çocukla kurabilmek için önce onu tanımak ve onun temel
gereksinimlerine saygı duymak gerekir. Aile bir ilişkiler sistemidir. Aile
demekle neyi kastediyoruz? Soyut an-lamda kişiler arası ilişkileri içeren
belli kuralları olan bir düzendir. Aile sistemi dediğimiz zaman aile
içindeki bireylerin birbirleriyle nasıl etkileşimde bulunduklarını
düzenleyen kuralların tümünü kastederiz. Her birey kendi benlik
tanımlaması içinde ailenin tüm düzeninden ciddi biçimde etkilenir. Çocuk,
aile içi ilişkileri benimsemiş ya da en azından kanıksamışsa, koşullar
ola-nak sağladığında, alıştığı türden bir aile ortamını yaratmaya girişir.
Daha doğrusu koşullarını ve olanaklarını kendi bildiği aile türünden bir
aile yaratacak biçimde kullanır. Bu nedenle babası alkolik olan bir kız
(babasıyla bu yüzden ciddi sorunlar yaşamış olsa bile) alkolik bir adamla
evlenebilir; annesi tarafından ilgi, sevgi görmemiş, yalıtılmış bir erkek
ise (yıllarca annesinin bu tutumundan ötürü rahatsızlık duymuş olsa bile)
anneleri gibi duygusal yönden soğuk kadınlarla evlenebilirler. Aile
içindeki roller böylece kuşaktan kuşağa kendi kendini yineleyebilir.
Ailenin Temel Gereksinimleri
1. Değerli olma duygusu: Aile içindeki etkileşim çocukları ya "ben
değerliyim" ya da "değersizim" duygusuna götürür. Bu gereksinim aile
içinde yerine getirilmezse çocuk her türlü davranışla bu duyguyu elde
etmeye çalışır. Ergenlik çağındaki erkek çocukların çete kurarak çoğu kez
ölümle sonuçlanan çatışmaları da, kendilerini önemli görmeyen aile
ortamlarına bir tepki olarak yorumlanır. "Ben değerliyim" duygusunu aile
içinde elde eden birey kendisini kanıtlamak için aşırı davranışlarda
bulunmaya gerek duymaz.
2. Güven ortamı: Aile içindeki bireylerin emniyette olduğu, dışarıdaki
tehlikeli olayların aile içine girmeyeceği duygusu, bu gereksinmenin temel
nedenidir. Eğer çocuk ev içinde kendisini güven içinde bulmuyorsa çocuk
ailenin dışında bir yere yönelir. Aile ile olan bağlarını koparır.
3. Yakınlık ve dayanışma duygusu: Aile içinde temel güven ve dayanışma
varsa aile dışında bireyin karşılaştığı stres getirici olumsuz olaylar
yıkıcı etkisini pek göstermez. Güven duygusunun baskın olduğu aile dış
dünyanın yaratmış olduğu sıkıntı ve kaygılarından kendisini kurtarır. Bu
tür aile içinde olan kimseler kendilerine olduğu gibi çevresine de
güvenirler. Eğer aile içinde güven ve dayanışma sağlanmamışsa bu in-sanlar
yoğun stres ve gerginlik yaşarlar. Bu kişiler kendilerine dahi
güvenemezler. Dolayısıyla çevresinde yakın ilişkiler kuramazlar.
4. Sorumluluk duygusu: Aile sistemi içindeki anne ve babalar davranış ve
sözleri ile sorumluluk duygusunu ifade ederler. Aile içinde sadece anne
baba değil herkes sorumluluk duygusunu paylaşır. Elbette ki çocuklara
yaşları oranında sorumluluk yüklenmelidir. Tüm sorumluluğu kendi üzerine
alan, çocuğunu sorumluluktan kurtaran anne ve babalar kendi yaşamını
biçimlendirmekten aciz sürekli başkalarının yönetiminde olmaya alışık
bireyler yetiştirirler. Bu tür tutumlar sonucunda yetişmiş bireyler
yaşamlarında yer alan olaylardan sürekli başkalarını sorumlu tutarlar.
Gelişimsel dönemi göz önüne alınarak çocuğun odasını toparlaması, ev
işlerine yardım etmesi gibi konularda sorumluluğu sağlanabilir. Bunu
yaparken kız ve erkek işleri kesin çizgilerle ayrılmamalıdır.
Çocuklarımızdan biz sorumluyuz. Bu sorumluluklarımızı unutmazken onlara da
sorumluluk duygusunu küçük yaşlarda kazandırmaya çalışmalıyız.
5. Zorluklarla mücadele ederek onların üstesinden gelmeyi öğrenme: Çocuğa
her şey hazır verilmemelidir. Sorumluluk duygusunun gelişimi ile ilgili
anlatılanlar zorluklarla mücadele etme ile ilgilidir. Çocuğun içinde
bulunduğu gelişimsel dönem göz önünde bulundurularak çocuk kendi sorunları
ile baş başa bırakılmalıdır. Bu durum onların zor sorunları ile mücadele
ederek, uğraşmasına olanak vermek, kendisine güvenli sorun çözme
becerileri gelişmiş bireyler olarak yetişmeleri için gereklidir.
Karşılaştığı her zorluğa aşırı yardım eden ana babaların çocukları sürekli
başkalarına muhtaç, kendilerine güvensiz olur. Böyle kişiler yeteneklerini
keşfedemezler.
6. Mutluluk ve kendisini gerçekleştirme ortamı: Aile ortamı bir mutluluk
ortamıdır. Şimdiye kadar anlatılan gereksinimlerin karşılanması mutlu
olmayı getirir. Evde değerli olduğu duygusunu tadan birey mutlu olur ve
yaptığı şeylerden doyum alır, kendini gerçekleştirme olanağı bulur.
7. Sağlıklı manevi yaşamın temellerini oluşturma ortamı: Katı din
kuralları altında yetiştirilmiş çocuk sürekli yargılanacağı,
cezalandırılacağı korkusunu yaşar. Kendi yaşantı ve deneyimlerini
zenginleştirecek iç ve dış dünyasını araştırıp keşfedeceği yerine körü
körüne itaati, kendi düşünce ve duygularından utanmayı öğrenir. Sağlıklı
manevi yaşam ailenin çocuğuna verebileceği en önemli süreçtir. Sağlıklı
bir manevi temeli olan insanlar kendisi ile barışık, insan ilişkileri
olumlu ve kuvvetli saygılı bireyler olarak yetişirler.
Korunması Gereken Beş Temel Özgürlük
1. Şimdi ve burada olanı duyma ve görme (algılama) özgürlüğü
2. Kendi düşündüğünü olduğu gibi ifade edebilme özgürlüğü
3. Kendi duygularını olduğu gibi ifade edebilme özgürlüğü
4. Kendi arzularına göre bir şeyi isteme ya da reddetme özgürlüğü
5. Olmak istediği yönde gelişerek kendi özünü gerçekleştirme özgürlüğü
Aile İçi İletişim
Etkili iletişimin temelinde bireyin kendisini tanıması, kendi değerlerinin
ve tutumlarının farkında olması ve kendine güven yatar. İyi bir iletişimci
ipuçlarını anında görür (jestler, mimikler, beden duruşu) ve onları
gerçekçi olarak değerlendirir.
İletişim Engelleri
1. Emir vermek, Yönlendirmek:
Bu iletiler kişinin duygularının önemsiz olduğu mesajını verir. Kişi diğer
kişinin istediğini yapma zorunluluğunu hisseder.
2. Uyarmak, Gözdağı vermek: Bu iletiler de emir verme ve yönlendirmeye
benzer; ancak kişinin vereceği yanıtın karşılığı olacak tümceleri de
içerir. Kişinin isteklerine saygı duyulmadığı mesajını verir. Bu durum
kişide öfke ve düşmanlık yaratır.
3. Ahlak dersi vermek: Bu tür ilişkilerde otoritenin ve zorunlulukların
gücü kişiye karşı kullanılır. "Yapmalısın, etmelisin" mesajlarını iletir
ve bireyi karşı koymaya zorlar.
4. Öğüt vermek ve çözüm önerileri getirmek: Kişinin sorunlarını kendi
kendisine çözeceği yeteneğinin olmadığına inanıldığını gösterir.
5. Öğretme, nutuk çekme, mantıklı düşünceler önerme: Bu durum aile içinde
o anda herhangi bir sorun yokken çocuklar tarafından kabul edilebiliyor;
ancak, sorun anında bu durum kabul edilmiyor ve daha fazla çatışmalara
neden oluyor. Mantıklı düşünceler önerme çocuğun mantıksız ve bilgisiz
olduğuna dair mesaj iletir.
6. Yargılamak, eleştirmek, suçlamak, aynı düşüncede olmamak: Bu iletiler
çocuk üzerinde diğerlerinden daha fazla olumsuz etki yapar. Bu
değerlendirmeler çocuğun benlik saygısını düşürür. Çocuklar hakkında
yapılan olumsuz değerlendirmeler çocuğun kendisini değersiz, yetersiz
görmesine neden olur.
7. Övmek, aynı düşüncede olmak, olumlu değerlendirmeler yapmak: Genel
inanç olarak bu durumun çocuğa zarar vereceği hiç düşünülmez. Çocuğun öz
imgesine uymayan değerlendirmelerin yapılması çocukta kızgınlık yaratır.
Çocuklar bu iletileri anne babanın kendilerini yönlendirme ve isteğini
yaptırma girişimi için kurnazlık olarak yorumlarlar. "Siz böyle söyleyince
sanki ben daha çok mu çalışacağım?" gibi düşünürler. Övgü ise başkalarının
yanında yapılıyorsa çocuğu utandırır. Aşırı övgü sonucunda çocuk buna
alışır ve övülmeye gereksinim duymaya başlar.
8. Ad takmak, alay etmek: Çocuğun benlik saygısı üzerinde olumsuz etki
yapar.
9. Yorumlamak, analiz etmek, tanı koymak: Bu durum çocuğun konuşmasını,
kendi duygularını ifade etmesini engeller.
10. Güven vermek, desteklemek, avutmak, duygularını paylaşmak: Anne
babalar çocuklarının duygularını tam olarak anlamadıklarında ortaya çıkar.
Böyle bir durumda sorun hiç yokmuş gibi algılanıp avutma eğilimine
gidilir."Üzülme yarın her şey düzelecek, kendini daha iyi hissedeceksin."
gibi mesajların verilmesi çocuğun önemsenmediği hissini verir.
11. Soru sormak, sınamak, sorgulamak: Çocuk sorgulanıyor hissine
kapıldığında bu durum onda güvensizlik, kuşku oluşturur.
12. Sözünden dönmek, oyalamak, alay etmek, şakacı davranmak, konuyu
saptırmak: Böyle iletiler yüzünden çocuk anne babasının onunla
ilgilenmediğini, duygularına saygı göstermediğini; belki de onu
dışladığını, dikkate almadığını düşünür. Çocuklar sorunlarını dile
getirdiklerinde çok ciddidir. Şaka ve espriyle karşılık vermek onları
incitebilir ve itilmişlik, kenara atılmışlık duygusunu verir.
Ana Babalar 12 İletişim Engelini Kullanınca...
1. "Benim oğlum okulu bırakamaz. Buna izin vermem." EMİR VERME,
YÖNLENDİRME
2. "Okulu bırakırsan benden para mara bekleme." UYARMA, GÖZDAĞI VERME
3. "Okumak herkese nasip olmayan ödüllendirici bir deneyimdir." AHLAK
DERSİ VERME
4. "Ödevini yapmak için neden bir program yapmıyorsun?" ÖĞÜT VERME, ÇÖZÜM
GETİRME
5. "Üniversite mezunu lise mezunundan yüzde elli fazla kazanır." NUTUK
ÇEKME, ÖĞRETME
6. "Uzak görüşlü değilsin. Düşüncelerin henüz yeterince olgunlaşmamış."
YARGILAMA, ELEŞTİRME, SUÇLAMA
7. "Her zaman gelecek için umut veren iyi bir öğrenci oldun." ÖVME
8. "Hippi gibi konuşuyorsun." AD TAKMA, ALAY ETME
9. "Çaba göstermediğin için okuldan hoşlanmıyorsun." YORUMLAMA, ANALİZ
ETME
10. "Duygularını anlıyorum, ama son sınıfta daha iyi olacak." GÜVEN VERME,
DUYGULARINI PAYLAŞMA
11. "Eğitimsiz ne yapacaksın? Nasıl geçineceksin?" SINAMA, SORU SORMA,
SORGULAMA
12. "Yemekte sorun istemiyorum." KONUYU SAPTIRMA
Bu alıştırma çocukta sorun olduğunda ana babanın tipik tavrının iletişim
engelli sözler söylemek olduğunu göstermiştir. Bu tür yanıtlar çocuktan
gelecek bir sonraki iletişimi engeller; ana-baba çocuk ilişkisi gibi
çocuğun benlik saygısını da olumsuz engeller. Çocuklar üzerinde aşağıdaki
olumsuz sonuçları oluşturma tehlikesi taşır:
Konuşmalarını engeller
Savunmaya geçirir, kavgacı yapar, karşı saldırıya yöneltir
Yetersiz olduklarını hissettirir
Kızdırır, küstürür
Oldukları gibi kabul edilemedikleri duygusunu uyandırır
Sorunlarını çözmede kendilerine güvenilmediğini hissettirir
Anlaşılmadıklarını hissettirir
Duygularının yersiz olduğunu hissettirir
Kızdırır, yılgınlığa uğratır
Sorgulanıyor duygusunu yaratır
Anne ve babasının kendisiyle ilgilenmediği duygusunu uyandırır.
Peki ne yapmak gerekmektedir. İleri ki bölümde ayrıntılı olarak açıklanan
"Etkin dinleme yöntemi"ni kullanmak ilişkilerimizde oldukça yarar
sağlamaktadır.
Aile Kuralları
Her aile gerek açık gerekse kapalı olarak kurallarını belirlemiştir.
Sağlıklı ailede kurallar gizli değil açık olarak belirlenmiştir. Aile
içindeki bireyler birbirlerinin iyi tanırlar, duygular karşılıklı olarak
hissedilir. Evde eşitlik söz konusudur. Mutlaka ki zaman zaman her evde
küçük de olsa çatışmalar yaşanır. Hiç çatışma yaşanmayan bir evde büyük
olasılıkla maskeler takılıdır. Yani sosyal maskeler iletişimde
bulunuyordur. Çatışma uzun süreli ilişki içinde olan kişiler arasında
doğal olarak ortaya çıkar. Önemli olan çatışmanın çıkmasını önlemek değil,
çatışma çıktığı zaman kişilerin birbirleriyle nasıl etkileşim kuracağının
bilinmesidir. Aralarında çıkan çatışmayı birbirlerini kırmadan çözebilme
becerisini gösteren çiftler sağlıklı bir aile kurar.
Sağlıklı Bir Ailede Sorunları Çözmek İçin Kullanılan Yöntemler:
Duygu ve düşünceler olduğu gibi,abartılmadan ortaya konulmalıdır (Bu
tutuma kendine güvenli ve kendine saygılı tutum diyoruz. Bu tutum içinde
olan kişiler hem kendilerine hem de başkalarına saygı gösterirler.)
Sorunlar şimdiki bağlam içinde ele alınmalı ve eski birikimler işin içine
sokulmamalıdır o Kesinlikle öğüt verme kullanılmamalı, davranışlar somut
bir biçimde ayrıntılı olarak ele alınmalıdır.
Yargılamaya gidilmemeli, kişiler kendi duygu ve düşüncelerini ifade
edebilmelidirler.
Duygu ve düşünceler, ne az ne eksik, olduğu gibi olduğu gibi ifade
edilmelidir; karşısındakinin ne
beklediğine ya da en mükemmel olması gerektiğine göre ifadeler
aranmamalıdır.
Konunun özü ile konuya ilişkin olmayan ayrıntılar birbirinden ayırt
edilmelidir. Örneğin siz çocuğunuza "iki saat geciktin" dediğinizde,
çocuğunuz size: "hayır bir saat kırk beş dakika geciktim" dememelidir.
Sorun çözmede etkin dinleme kullanılmalıdır.
Belirli bir zaman konusu içinde ancak bir çatışma üzerinde durulmalı,
başka çatışma konuları çatışmaya katılmamalı.
Örneğin: "hem geç kalıyorsun hem de bana yardım etmiyorsun" diyerek iki
konuyu birden ortaya atmamak gerekir.
Birinin haklı çıkması yerine her iki tarafın da anlaşabileceği bir çözüme
yönelmek gerekir. "ben haklıyım, sen yanlış hareket ediyorsun" tarzında
davranmamak gerekir. Diyalog, "onların konuşması, bizim yanıt
vermemizdir." veya yanıt vermeyip bir gülümsemeyle -ama bildiğini ifade
eden bir gülümsemeyle-başımızı sallayarak sorunlarını anladığımızı, tam
olarak anladığımızı ve karşılıklı konuştuğumuz takdirde sorunu
çözebileceğimizi anlamalarını sağlamamızdır. Çünkü, birisiyle konuşmak,
yani diyalog, güven oluşturur ve güven de bizim her şeyden çok
gereksinimimiz olan şeydir. Stefan Haym
Sağlıksız Ailede Gizli Kurallar:
Sağlıksız ailede kurallar bilinçaltındadır. Gizli ya da açığa çıkmamıştır.
Bu kuralları kimse tartışamaz. İşte sağlıksız ailede geçerli olan kurallar
şunlardır:
1. Denetleme: Çocuk duygu ve düşüncelerini ifade ederken hep korku
içindedir. Ya da duygularını ifade edemez, bastırır. Söyleyeceklerini hep
önceden kestirmek zorundadır. Kendiliğinden ortaya çıkan davranış kötüdür,
affedilmez. Bu tür ailelerde sağlıklı bir güven ortamı söz konusu
değildir.
2. Mükemmeliyetçilik: Yapılan her işte, girilen her sınavda kişinin
mükemmel olması beklenir. Her şey göstermeliktir, başkasının beğenmesi
için yapılır. Mükemmeliyetçilik kişinin kendi gerçeğinin hiçbir değeri
olmadığını kendi düşünüş ve değerlendirilişinin önemsiz olduğunu ifade
eder. Bu ortamda yetişen çocuğun temel duygusu umutsuzluktur. Kendilerini
değersiz, yetersiz bulurlar.
3. Suçlama: Suçlama olayları olduğu gibi kabul etmemenin bir sonucudur.
Yapılan suçlamalar her şeyin denetim altında tutulması gerektiği ve
yapılan her şeyin mükemmel olmasının zorunlu olması gerektiğini ortaya
çıkarır. Bu durum ise kişide kaygı ve utanç duygularını yaratır.
4. Beş temel özgürlüğün inkârı: Sağlıksız ailede kişilerin doğal olarak
geliştirdikleri algılama, duygu, düşünce, davranış, arzu ve amaçları inkâr
edilir. "İçinden geldiği gibi değil; mükemmeliyetçi kurala uyarak,
başkalarının senden beklediği biçimde algıla, duygulan, düşün,davran, arzu
et, ve amaç edin." Bu durum kişinin kendi gerçeğini inkâr etmesine neden
olur. Böylece kişi tamamen dışa bağımlı, kendi iç dünyasıyla ilişkisi
kopuk, robot gibi yaşar. Böyle bir kişinin mutlu olması da söz konusu
olmaz.
5. Konuşmanın yasak olması: Sağlıksız bir ailede özellikle çocukların
duygu ve düşüncelerini ifade etmesine olanak verilmez. Bu durum çocuklarda
değersizlik duygularına neden olur.
6. Küskünlük ve kırgınlıkların sürdürülmesi: Aile içindeki kırgınlık ve
küskünlüklerin sürdürülmesi, kişilerin birbirlerini anlamasını ve sorunun
çözülmesini engeller.
7. Kimseye güvenmeme: Sağlıksız bir ailede kimse kimseye güvenmez. Aslında
güven var gibi görünse de temelde güvensizlik vardır. Sağlıksız ailede
yetişen kişi kimseden saygı ve gerçek sevgi görmediği için kimsenin
kendisine yardım edemeyeceğine inanır. Yardım etmek isteyenlerin "mutlaka
art düşüncesi vardır, çıkarı vardır" diye düşünür. Sağlıksız ailede
yetişen kişilerin kendilerine güveni olmaz. Bu kişiler genellikle dıştan
denetimli bireyler olurlar.
Dinleme Becerileri Edilgin dinleme (sessizlik):
Karşısındakinin konuşmasına olanak tanıma. Edilgin dinleme kişiye: o
Duygularını duymak istiyorum. O Duygularını kabul ediyorum. O Benimle
paylaşmak istediğin konuda vereceğin karara güveniyorum. O Bu senin
sorunun, sorumlu sensin." gibi güçlü mesajları verir. Kabul ettiğini
gösteren tepkiler: Sessizlik iletişimi engellemekle birlikte çocuğa kabul
edilmediği izlenimini de verebilir. Ona sessizce dinlerken yanlış
anlamalara neden olmamak için gerçekten tüm dikkâtimizi verdiğimizi
göstermeliyiz. Bunu yapmak içinse karşımızdakine sözlü ve sözsüz mesajlar
iletmeliyiz. "Hı hı, evet, seni anlıyorum..." gibi sözlü mesajlarla; baş
sallama, jestler ve mimiklerle, beden duruşu gibi sözsüz mesajlarla
karşımızdakine gerçekten onu dinlediğimiz hissini vermemiz
gerekir. Konuşmaya açık davet: Çocuklar sorun ve duygularını dile getirmekte
güçlük çekerler. Konuşmak için yüreklendirilmek isterler. Şu örnek
cümlelerle konuşmaya davet sağlanabilir:
O konuda konuşmak ister misin?
Bu olay karşısında neler hissettin?
Bana örnek verir misin?
Bu konuda neler düşünüyorsun?"
Etkin dinleme: Etkin dinlemede kişinin söylediklerinin gerçek anlamlarının
kavranması gerekir. Etkin dinleme çocukların duygu boşalımına yardım eder.
Çocukların duygularını keşfetmelerine yardımcı olur. Etkin dinleme
çocukların olumsuz duygulardan korkmamalarına yardım eder, ana - baba -
çocuk arasında sıcak bir dostluk geliştirir. Duyulduğunu ve anlaşıldığını
bilmek öylesine hoş bir duygudur ki, konuşan dinleyene karşı bir yakınlık
duyar. Çocuklar sevgiye tepki verirler. Kişi empati kurup doğru olarak
dinleyince karşısındakini anlar. Bir anlamda kişi kendisini karşısındaki
kişinin yerine koyar. Empati kurmayı öğrenen anne ve babalar çocuklarına
daha fazla anlayış gösterirler.
Etkin Dinleme İçin:
Çocuğun söylediğini duymak istemelisiniz. Bu onun için zaman ayırmak
anlamına gelir. Zamanınız yoksa bunu çocuğunuza söylemelisiniz.
O andaki soruna yardımcı olmayı gerçekten istemelisiniz. İstemezseniz
isteyinceye kadar bekleyin.
Duyguları ne olursa olsun, sizin duygularınızdan ne denli farklı olursa
olsun onun duygularını gerçekten kabul etmelisiniz.
Çocuğun duygularını tanıdığına, onlarla baş edebileceğine ve sorunlarına
çözüm bulma yeteneğine tam olarak güvenmelisiniz. Bu güveni çocuğunuz
sorunları kendi başına çözdüğünü gördükçe kazanacaksınız.
Duyguların sürekli değil, geçici olduğunu anlamalısınız. Duygular
geçicidir. Çocuğunuzu diğerlerinden farklı ayrı bir birey olarak
algılamalısınız. Bu "ayrılık" çocuğun kendi duygularının olmasına,
nesneleri kendisine göre algılamasına "izin" vermenize destek olur.
"Ayrılık"ı, yalnızca hissetseniz bile çocuğa yardımcı olabilirsiniz.
Çocuğun sorunları olduğunda onun yanında olmalı ancak karışmamalısınız.
Etkin dinlemenin en uygun zamanı çocuğun sorunu olduğunu gösterdiği andır.
Ana-babalar çocuklarının duygularını dile getireceklerini hissedecekleri
için çoğunlukla bu anı kolaylıkla yakalayacaklardır. Tüm çocukların
öğretmenleri, arkadaşları, ana- babalarıyla, kardeşleri hatta kendileri
ile ilgili problemleri olabilir. Bu sorunlar onların stres yaşamalarına
neden olabilir. Bu tür sorunların çözümü için yardım alan çocuklar daha
kendine güvenli ve daha güçlü olurlar. Yardım almayanlarsa duygusal açıdan
sorunlar yaşarlar. Etkin dinlemenin uygun zamanını bilmek için
ana-babaların "bir sorunum var" türünden tümceleri duymaya açık olmaları,
ancak önce çok önemli olan "SORUN KİMİN?" ilkesini bilmelidirler
Ana-baba-çocuk ilişkisinde 3 durum vardır:
1.Çocuğun herhangi bir gereksinimi engellenmişse sorunu var demektir.
Çocuğun o anki davranışı anne-babanın gereksinimini karşılamasına somut
bir biçimde engel yaratmadığı için sorun ana-babanın değil, SORUN
ÇOCUĞUNDUR.
2.Çocuğun gereksinimleri engellenmeyip karşılanmakta ve davranışı
anne-babasının gereksinimini karşılamada somut bir engel de
yaratmamaktadır. Bu nedenle ilişkide SORUN YOKTUR.
3.Çocuğun gereksinimleri karşılanmakta ancak davranışı anne-babasının
gereksini-minin karşılanmasını somut bir biçimde engellemektedir. Şimdi
SORUN ANNE-BABANINDIR.
Çocuğun sorunu olduğu zaman anne-babanın ETKİN DİNLEMESİ için
en uygun zaman-dır. Ancak sorun anne babadayken uygun değildir. Çocuk sorun
yaşıyorsa etkin dinleme ile onun kendi sorunlarına çözüm bulmasına yardım
edebilirsiniz. Etkin dinlemenin aşırı kullanılması ya da uygun zamanda ve
durumda kullanılmaması işlerlik sağlamaz. Bu nedenle daha öncede
belirtildiği gibi zamanlamanın ve koşulların sağlanması gerekir.
Ben Dili:
Genellikle anne ve babalar iletişimde "sen dili" ni kullanıyorlar. Sen
iletileri duygu ifade etmez. Genellikle emir verme yargılama, öğüt verme
gibi iletişim engellerini içerir.
Örneğin:
Konuşma artık
Yapmamalısın
Dersine çalışmazsan
Yaramazlık yapıyorsun
Bebek gibisin
Dikkat çekmek istiyorsun
Daha iyi öğrenmelisin......
Ana-baba çocuğun davranışını kabul etmediği zaman o davranış nedeniyle ne
hissettiğini çocuğa söylerse ileti "SEN İLETİSİ"nden "BEN İLETİSİ"ne
dönüşür. Yani ben dilinde duygular konuşur. oEğer bugün çok yaramazlık
yaparsan ben çok üzülürüm oAkşam yemeğini zamanında yetiştiremeyeceğim
diye endişeleniyorum. oYorgun olduğum zaman canım oyun oynamak istemiyor
Gerçekten de uyguladığınız takdirde çocuktan beklediğimiz davranışların
oluşma-sında "ben dili"nin ne kadar etkili ve doğru bir iletişim aracı
olduğunu göreceksiniz. Ben dili çocuğun ana babasının kabul edemediği
davranışını değiştirmesinde daha etkili olduğu gibi çocuk - ana baba
ilişkisi için de daha sağlıklıdır. Ben dili çocuğu direnmeye, isyan etmeye
yöneltmez. Örneğin dışarı çıkmak için direnen bir çocuğa: "Hayır, hemen
odana git, sokağa çıkamazsın" demek mi doğrudur; yoksa "hava karardığı
için sokağa çıkman beni endişelendiriyor. Bu yüzden gitmeni istemiyorum
ama, yarın erken saatte arkadaşla-rınla birlikte olmana izin verebilirim."
demek mi doğrudur? Tabii ki ilk cümle sen iletilerini içerdiği için
çocukta bir direnme ya da isyana yol açacaktır. Ancak ikinci cümlede
duyguların ifadesi söz konusu olduğu için ben dilini kullanmak daha
etkilidir. Çünkü ben dili davranışı değiştirme sorumluluğunu çocuğa
devreder.
Sorun Çözme Becerisi
Rıchard Bach'ın Mavi Tüy adlı romanından sorun ile ilgili bazı sözler:
"Kendisinden kaçmayı gerektirecek kadar büyük hiç bir sorun yoktur. Sana
hiç bir katkısı olmayacak nitelikte bir sorun yoktur. Sana
kazandıracaklarına ihtiyacın olduğu için sorunları ararsın." "Eğer
mutluluğun başkalarının tavrına bağlıysa, senin de sorunun var demektir."
"İyi yada kötü yoktur, bizi mutlu edenler veya mutsuz edenler vardır
sadece." "Eğer dostluğumuz zaman ve uzaklıkla sınırlıysa, o yok demektir.
Zaman ve uzaklıkla sınırlı olmayanı yaşıyoruz biz. Uzaklığı yenince hep
aynı yerdeyiz, zamanı yenince hep aynı anın içindeyiz. Böylece her an için
birlikte olacağımızı düşünmedin mi?" "Kızgınlık ve öfke duygusu, farkında
olunan ya da olunmayan çatışmalardan kaynaklanır. Sadece kısa süreli
duygusal gerginlikleri değil uzun süreli çatışmaları çözmek de, yaşamın
önemli bir parçasını oluşturur." Çatışma değişik nedenlerden
kaynaklanabiliyor. Çatışmaların çözümüne iki temel tutum içinde
yaklaşılabilir.
1.Ben kazanacağım, o kaybedecek. (KAZAN / KAYBET)
2.Her ikimizin de sonuçtan memnun olması gerekir. (KAZAN / KAZAN ya da
KAYBEDEN YOK yaklaşımları).
Kazan / Kaybet Yaklaşımı:
İki kişiden biri varılan sonuçtan hoşnut kalmaz. Bu tutumda en güçlü olan,
hileli davranan kazanır. Bu yöntem beraberinde karşılıklı ilişkilerde
güvensizliği getirir. Karşısındakini kaybetme pahasına tartışma
taraflardan birince kazanılır. Kaybeden Yok Yaklaşımı: Bir çatışma konusu
ortaya çıktığı zaman, taraflardan her biri sadece kendi isteğinin
yapılmasına olanak verecek bir çözümde ısrar edecek yerde, her ikisi de
yaratıcı bir biçimde iki tarafı birden tatmin edecek bir çözüm yolu
bulmaya çalışırlar. Çatışmayı çözebilecek değişik yollar düzenli bir
biçimde gözden geçirilerek bu gerçekleştirilebilir.
Sorun çözebilmek için kullanılabilecek aşamalar:
1.Birinci aşama: ÇATIŞMAYI TANIYIN: Sizce sorun nedir? Bu konuda kendinizi
nasıl hissediyorsunuz? Burada "BEN DİLİ" kullanmayı ve her ikinizi de
memnun edecek bir çözüme ulaşma tutumu içinde
olduğunuzu belirtmeyi ihmal etmeyin.
2. İkinci aşama: BİR ÇOK ÇÖZÜM YOLU ORTAYA KOYUN: Beş yada on dakika gibi
belirli bir zaman süresi içinde aklınıza gelen çözümleri. İyi ya da kötü,
mümkün ya da değil gibi süzgeçlerden geçirmeden olduğu gibi ortaya koyun.
Bu aşamada amaç sorunla ilgili olabildiği kadar çok sayıda çözüm yolunu
bir liste halinde ifade edebilecek duruma gelmenizdir.
3.Üçüncü aşama: ÇÖZÜM YOLLARINI DEĞERLENDİRİN: Bu aşamada her çözüm yolunu
değerlendirerek, bu çözüm yollarının her birinizi tatmin ettiğini
tartışacaksınız. Bu evrede kişilerin dürüstçe düşüncelerini ifade etmeleri
önemlidir. Bir çözüm tarzını istemediği halde karşısındaki memnun olsun
diye kabul etmek, iki kişinin arasındaki ilişkinin sağlığı bakımından
sakıncalıdır.
4. Dördüncü aşama: EN İYİ ÇÖZÜMDE ANLAŞIN: Şu ana dek bütün seçenekleri
gözden geçirmiş bulunuyorsunuz. Şimdi her ikinizi de en çok tatmin edecek
kararı verme durumudur bu karara ulaştıktan sonra çözümün ne anlama
geldiği bir kez daha her iki kişi tarafından ifade edilir.
5. Beşinci aşama: ÇÖZÜMÜ UYGULAMAYA KOYUN: Bu evrede çözümün ayrıntılarını
konuşmaya başlarsınız. Burada ayrıntılardan kastedilen, çözüm uygu-lamaya
konduğunda her iki tarafça ne gibi uyarlamalar ve ayarlamalar yapılması
gerektiğinin konuşulmasıdır. Çözüm bir planlamayı gerektiriyorsa hemen
planlamaya başlayın. Burada üzerinde durulması gereken nokta çözümün
uygulanmaya geçebilmesi için gerekli işlemlerin her iki kişi tarafından
anlaşılmış olmasıdır.
6. Altıncı aşama: ÇÖZÜMÜ GÖZDEN GEÇİRME: Bir çözümün gerçekten
uygulanabilir ve uygulanamaz olduğunu denemeden anlamak zordur. Çözümü bir
süre uyguladıktan sonra gözden geçirmek üzere bir araya gelmekte büyük
fayda var. Bu durumdan sonra çözüm tarzında bazı değişiklikler
önerilebilir. Hatta öyle bir durum olabilir ki çözümü her iki taraf tatmin
edici bulmayıp yeniden gözden geçirmek gereği duyulabilir. Önemli olan
sorunun altında ezilmek yerine her iki tarafı da hoşnut edecek bir çözüme
ulaşıncaya kadar yaratıcı bir biçimde sorunla uğraşmak yapıcı çözüm
önerileri getirmektir. Zaten anlatılan tüm bu bilgiler yerine geldiğinde
ilişkiler daha yapıcı olacak ve karşılıklı olarak birbirini anlama söz
konusu olacaktır.
Çocuklarınıza korkuyu öğretmeyin:
Üzüntü, sevinç, kızgınlık ve korku herkeste zaman zaman değişik ölçülerde
ortaya çıkan heyecan halleri. Anlaşılır nedenleri varsa ve kontrol
edilebiliyorsa, son derece sağlıklı tepkiler bunlar. Ancak kolaylıkla
insanın hayatını alt üst edebilen, normal dışı tepkiler haline
gelebiliyorlar. Çocuklara ileri yaşlarda yaşadıkları korkuları anne baba
yada yaşam öğretir. Sobanın sıcak olduğunu elleri yanan çocuklarda
görüldüğü gibi, korkular genellikle deneyim sonucu öğreniliyorlar. Bu
konuda anne babalara düşen görev,çocukları tehlikeden uzaklaştırmak
amacıyla korkutmak yoluna başvurmamak. çocuklara anlayabilecekleri bir
dille anlatılmalı tehlike. Çocuğa sevgi göstermek yeterli değil tek
başına; anne babanın da birbirlerine sevgi ve saygıyla yaklaşmaları
gerekir. Çünkü huzursuzluklar ve gerginlikler çocuğa yansır. Ayrıca
önemsenmemek ve azarlanmakta korkuya neden olmaktadır. Güven duygusunun
kaynağı anne sevgisi. Anne sevgisinin özelliği de; "Ne olursan, ne
yaparsan yap, senin her zaman yanındayım ve sana yardımcı olacağım"dır. Bu
karşı- lıksız, katıksız sevgi "Bunu yaparsan seni döverim." gibi koşullu
biçim alırsa, çocuğun güven duygusu sarsılır hiç şüphesiz. Korku
duygusunun çocuklarda daha yoğun olarak yaşandığını söylemek mümkün değil.
Sadece çocuklar korkularını belli ediyorlar, belki de bunu saklamıyor,
ağlayıp haykırıyorlar. Büyüklerse korkularını bastırabilseler de onları
yok edemiyorlar ve korkular daha sonraları başka başka biçimlerde ifade
buluyorlar. Anne ve babaların omuzlarına, sırtlarına aldığı çocuklarına
düştü düşecekmiş gibi şakalar yapmaları çocuklarda yükseklik korkusu
yaratabiliyor. Karanlıktan korkmasını önlemek için odasında ufak bir ışık
yakmak, yatmadan önce bir masal okumak, şarkı dinletmek, sırtını kaşımak,
yahut okşamak yararlı olacaktır. Çocukları karanlıktan korkan anne ve
babaların uyuyana kadar çocuklarının yanlarında bulunmalarının korkuyu
yatıştırıcı şekilde yararı vardır. Sinema, roman, ceza, sınav, terörün ve
televizyonun çocuklarda korku duygularının yerleşmesinde ki payı büyük.
Üzerinde birleşilen ortak görüş şu ki uzun süre saldırganlık ve vahşet
filmlerinden olumsuz etkilenmeyen çocuk yoktur. Çocukları TV' nin ve
videonun zararlarından korumak bilinçli bir özen gerektirir ki bu da ana
babaya düşen bir sorumluluktur. Korkutucu olmayan bir sınav sisteminin
uygulanması eğitimin başarısı olacaktır. İyi bir öğretmen sınavların
onların yararına olduğunu anlatmalıdır öğrencilerine. Örneğin suçlu
yakalar gibi "Çıkarın kağıtları, sınav yapacağım" demek yerine "Çalışın,
yazılı yapacağım" demek sınav korkusuna bir engel oluşturabilir. Gece
korkularının en büyük ilacı ilgidir. Her üç çocuktan biri ağlayarak
uykusundan uyanıyor geceleri. Aileleri bu durumda paniklemek yerine,
çocuklarını sakinleştirmeliler. Bu durumda iken annenin çocuğunun yanında
yatıp onun sakinleşmesini beklemesi yerinde olacaktır. Çocuğa sıcak bir
şeyler vermek, onunla konuşmak onun güven duygusunu artıracaktır. Bu durum
uzun sürüyor ve çocuk yatışmakta çok zorluk çekiyor ya da hiç
yatışmıyorsa, bir çocuk psikoloğunun kapısını çalmakta yarar vardır.
Gariptir ama korkuların bir de yararı var. Korkular psikolojik sorunlar
hakkında ipuçları da verebiliyor. Korku duygusu açısından yetişkinlerle
büyükler arasında önemli farklar var. Büyüdükçe derinleşip kökleşiyor
korkular. Bugün çoğu insan takıntılı düşünce illetine yakalanmış durumda.
Bu takıntıların nedeni de çocuklukta bir yanlış yapıldığı zaman "Sakın bir
daha bunu yaptığını görmeyeyim" uyarıları. O kadar çok doğru yapmaya
zorlanıp koşullandırılıyor ki çocuk, küçücük bir yanlışta ya kendisini
suçluyor ya da suçlanacağından korkuyor. Önce yetişkinlerin korkularından
korkmamaları gerektiğini öğrenmeleri gerekiyor. Korkulardan kaçarak kurt
ulunamadığı gibi, bu şekilde davranmakla onların üstesinden gelmek de
mümkün olamıyor. Böyle bir davranışın yalnızca tek ve olumsuz bir sonucu
oluyor; bu korkuların aynen çocuklara yansıtılması. Biz önce kendi
korkularımızın üstesinden gelelim ki sonra çocuklarımıza bu konuda yardım
edebilelim. Korkuya yenik düşen bir yetişkin çocuğa sevgisini geçirmekte
zorlanabilir. Oysa korkan bir çocuğun en büyük ilacı güven duygusu, güven
duygusunun gerçek kaynağı da anne sevgisidir. Sevginin olduğu yerde
korkulara yer yoktur.
Çocuğa kurallara uymayı öğretmek
Çocuğa bireysel ve toplumsal kuralları, sağlıklı davranışları öğretmek
sevgi, anlayış ve hoşgörü ortamında olumlu davranışların desteklenmesi,
olumsuzların düzeltilmeye çalışılması ile olur. Çocuk yetiştirmede sevgi
ve şefkat kadar sınır koymanın ve tutarlı davranmanın da çok önemli olduğu
unutulmamalıdır. Konulan kurallar uygulanamıyorsa öncelikle bu kuralların
çocuğun yaşına ve özelliklerine uygun olup olmadığı araştırılır. Anne
babanın kurallar konusundaki birliktelikleri ve kararlılıkları da son
derece önemlidir. Eğer anne ve baba kurallar konusunda uyumlu ve net
iseler, sıra konulan kuralların çocuğa anlayacağı dilde öğretilmesi ve
uygulanmasına gelir. Çocuklar çoğu kez kuralları bozarak sınırları kontrol
ederler. Böylesi bir duruma aşırı hoşgörü ile yaklaşma çocuğun ciddiye
almayacağı yetersiz cezalar verme ya da "Bir daha yaparsan kötü olur"
diyerek sürekli geçiştirme çocuğun hatalı davranışlarını yinelemesine yol
açar. Kuralların uygulanması aşamasında anne babanın yalvarır tarzda
yaklaşımları (Ne olur, beni seviyorsan, yapma vb.) ya da (Uslu durursan,
sana bir şey alırım) tarzındaki sözleri sık görülen hatalardır. Çabucak
affederek hiçbir şey olmamış gibi davranmak çocuğa kuralların
gereksizliğini düşündürtürken yeniden hata yapma hakkını da verir. Ceza
verirken öncelikle davranışları çığırından çıkmadan çocuğun durdurulmasına
çalışılmalıdır. Kararlı bir ses tonu ile yalın bir uyarı çoğu kez yeterli
olabilir. En etkili ceza çocuğu sevdiği bir şeyden mahrum bırakmaktır.
(Bisiklete binmek, TV seyretmek vb.) Aynı davranışın bir gün
cezalandırılıp ertesi gün hoş görülmesi çocuğun kafasını karıştırır. Bu
yüzden tutarlı davranmak da önemlidir. Ceza vermeden önce çocuğu dinle-mek,
davranışlarının nedenlerini anlama-ya çalışmak gerekir. Sürekli olarak
anne ve babaya karşı gelen bir çocukta anne baba ile ilişki ve duygulanım
sorununu, düzene ve kurallara uymayan çocukta ise dikkat eksikliği ve
hiperaktivite bozukluğu gibi sorunların araştırılması önemlidir.
Çocuğa düzen ve sorumluluk kazandırma:
Çocuğa odasını düzenli tutması yolunda sorumluluk aşılarken öncelikle
çocuğun yaşına uygun yaklaşımlarda bulunmak gerekir. Küçük yaştaki
çocuklarda anne - çocuk düzene yönelik bu tür işleri birlikte bir oyun
gibi başlatabilirler, sonra anne çocuğun tek başına yapmasını teşvik eder
ve başarısını ödüllendirir. Ödüllendirmenin mutlaka bir şeylerin alınması
ile olması gerekmez; sıcak bir bakış, sarılma, övgü dolu sözler ya da
beraber yapılacak bir etkinlik çocuğun olumlu davranışlarını
pekiştirebilir. Ergenliğe yaklaştıkça çocuk artık odasına izinsiz
girilmesi, özel eşyalarının yerlerinin değiştirilmesi gibi konularda
hassaslaşır. Bu yaşlarda annelerin gencin "özelini" yaratma çabalarını
dikkate almaları, sürekli eleştirmek yerine, ona da karar hakkı bırakan
önerilerde bulunmaları uygundur. (Örneğin; "Eşyalarını dolabına
yerleştirirsen, daha iyi olmaz mı, ne dersin?") Temelinde sevgi ve anlayış
olduğu sürece her yaş döneminde bu tür etkileşim sorunlarının daha hızlı
ve rahat çözümlenebileceği unutulmamalıdır. Karşılaştırmalar yapmak
(Örneğin; "Ablan ne kadar düzenli. Sen hiç ona benzemiyorsun") ve sürekli
uyarılarda bulunmak çoğu kez çocukta inatlaşmaya yol açıp yılgınlık ve
kızgınlık duyguları uyandırabilir. Tekrar tekrar söylenen sözler ve
yapılan eleştiriler (Örneğin; "Çok dağınık bir çocuksun" gibi doğrudan ya
da "Kızım düzenli olmayı beceremez" gibi dolaylı ifadeler) benzetmeler
(teyzesine çekmiş; onun gibi tembel vb.) çocuğun bu rolü benimsemesine yol
açabilir ve değişme çabasını engelleyebilir. Bu nedenle anne ve babanın
birbirleri ya da yakınları ile konuşmalarında konuyu çocuğun
dağınıklılığına getirmemeleri önerilir.
