|
|
|
EŞLER ARASI SORUMLULUĞU PAYLAŞMAK
Seçil Çelik Özbeklik
Uzm. Psikolojik Danışman
|
Evliliklerin özellikle ilk beş senesinde,
genellikle de ilk çocuk doğduktan sonra ailedeki görev ve sorumlulukların
karı-kocanın arasında paylaşımı tartışmaların ana konularından biri
olmaktadır. Aslında günümüzde, büyük şehirlerdeki pek çok evlilik, aile için
yapılması gerekenlerin eşler arasında eşit olarak paylaşılması beklentisiyle
kurulmaktadır. Evliliklerde maddi konular, çocuk bakımı ve yetiştirilmesi,
ev işleri gibi konularda karı-kocanın ortak görev ve sorumlulukları olması
beklenmektedir. Eşitlik beklentisiyle kurulan bu evliliklerde ilk çocuğun
doğumuna kadar iyi-kötü eşitlik sağlanmaktadır. Buna rağmen çocuğun
doğumundan sonra görünmeyen bir anlaşma varmışçasına, farkına varılmadan
geleneksel kadın-erkek rollerine geçilmektedir: kadın evinin düzeni ve
çocuğunun bakımına, erkek de evin geçimini sağlamaya odaklanmaktadır. Kadın
hem iş, hem de ev ve çocuğa ait sorumlukları aynı anda yüklenmeye
kalktığında ise “kadınlık”, “annelik”, “iş kadınlığı” rolleri arasında
sıkışıp yorulmaktadır. Yetersizlik, anlaşılmama, yalnızlık, suçluluk ve öfke
gibi duyguları sıkça yaşamaya başlamaktadır. Eşinden kendisine “yardımcı”
olmasını beklemektedir. Kadın yardım göremediğinde durumlarda ise genellikle
eşini sorumsuzlukla, bencillikle, anlayışsızlıkla suçlamaya başlamaktadır.
Aslında bu evliliklerde “saçını süpürge eden kadın” ve “bencil erkek” gibi
tanımlamalar çokça yapılsa da evdeki yüklerin paylaşılamamasında kadın ve
erkek eşit derecede eksik ve yanlışı yapmaktadır. Bu eksik ve yanlışların
oluşmasının altında ise pek çok neden yatmaktadır. Bu nedenler şöyle
sıralanabilir:
1. Geçmiş yaşantılar ve öğrenilenler:
Bundan çok kısa bir süre öncesine kadar aile hayatını ilgilendiren konular
kadın ve erkek olmaya göre kendiliğinden belirlenirdi. Anneler “içişleri
bakanı”, babalar ise “dışişleri bakanı” idi. Çocuk bakımı, evin düzenlenmesi
ve temizlenmesi anneler tarafından, evin geçimi ve maddi konular babalar
tarafından üstlenilirdi. Kadın ve erkek kendi sorumluluğuna giren alanlarda
söz söyleme ve karar verme hakkına sahip olurdu. Görevini yerine
getiremediğinde ise aile üyeleri ve yakın çevre tarafından suçlanmaya ya da
yargılanmaya razı olurdu. Örneğin tertipsiz, düzensiz, yemeğin pişmediği
evler ya da bakımsız ve sorunlu çocuklarla karşılaşıldığında ailedeki
kadınların kadınlığı ve anneliği sorgulanır ve bu evlerdeki kadınlar
ayıplanırdı. Aynı şekilde evde maddi konularda bir sorun yaşandığında
suçlanacak kişi babalar olurdu. Maddi sorunların yaşandığı evlerdeki
erkeklerin erkeklikleri ve babalıkları yargılanır, erkeklerin yeterliliği
sorgulanırdı. Bu evlerin hemen hepsinde aile içindeki görev ve
sorumlulukları kimlerin üstleneceği, kimin neyi yapacağı, bunun karşılığında
da aile üyelerinden neyi bekleyeceği çok açık ve netti. Aile içindeki
işbölümü hakkında nadiren, çoğunlukla da kişiler görevlerini tam anlamıyla
yerine getiremediğinde, tartışma yaşanırdı.
Bu evlerde yetişen kadın ve erkeklerin evliliklerindeki en büyük sorun,
içinde büyüdükleri evlerde gördükleri ve öğrendikleriyle, evliliklerinden ve
eşlerinden bekledikleri arasında ciddi bir farklılık olmasından
kaynaklanmaktadır. Erkek bir yandan çalışıp maddi yükü paylaşan eş isterken,
diğer yandan da içten içe “kendi annesi” gibi davranan, evin işlerini kendi
başına çekip çeviren, çocuklarla ilgili konuları tek başına halledebilen
kadını talep etmektedir. Kadın ise bir yandan çalışıp para kazanmayı
isterken diğer yandan da ev işi ve çocukların bakımıyla ilgili
sorumlulukları annesi gibi üstlenmeye de devam etmektedir. Örneğin; çocuk
hasta olduğunda işinden izin almayı düşünmekte ancak eşinin de bu durumda
izin alabileceğini düşünmemektedir. Evde işler yetişmediğinde ya da çocukta
bir problem yaşandığında annesi gibi olamadığı için kendini suçlamaya
başlamaktadır. Eşinin kendisine “yardımcı” olmasını istemekle birlikte
temelde bu işlerin kendi sorumluluğu olduğunu düşünmektedir. Bununla
birlikte kadın para kazansa da, evdeki maddi sorunların çözümünde tıpkı
“kendi babası” gibi sorumluluğu tek başına üstlenebilecek bir koca talep
etmektedir.
Değişen koşullar, değişen tavır, davranış ve beklentileri de talep
etmektedir. Her değişim dönemi de belli oranda bir sıkıntıyı da beraberinde
getirmektedir. Bu noktada kadın ve erkeğin ev için eşit şartlarda bir düzen
kurabilmesi için hem erkeğin hem de kadının yeni bir düzen deneyebilmeye,
geçmişi geçmişte bırakıp günün şartlarına uygun yeni düşünce ve tavırları
benimsemeye hazır olması önemlidir.
2. Doğum sonrası aile yapısındaki hızlı değişim: İlk bebeğin doğumuyla
birlikte aile yaşantısında birçok değişim yaşanır. Bir yandan evde yapılması
gereken işler, diğer yandan günlük maddi harcamalar artar. Çoğunlukla
bebeğin doğumunu takip eden belli bir süreyi evde geçiren anne bebeğin
bakımı ve evin düzeniyle ilgili sorumlulukları, maddi yük ve yükümlülükleri
babalar üstlenir. Eşitlik üzerine kurulmuş evliliklerde bile geleneksel
kadın-erkek rollerine dönüş o kadar hızlı olur ki, kimin hangi görevi
üstleneceği üzerinde konuşmaya vakit bulunamaz. Kadının işe geri dönmesi
zamanı geldiğinde ise eşitlikçi ortama geri dönülmesi beklenir. Hâlbuki
bebeğin doğduğu ilk andan itibaren kadın ve erkek bebeğin sorumluluğunu
paylaşabilse, anne babaya biraz güvenebilse, babalar da çocuğuyla ilişki
kurmaya en az anneler kadar istekli olsa sorunlar çok daha kolay
çözülebilir. Bu noktada eşinin çocukla birebir zaman geçirebileceği ortamı
yaratmaya önce annenin istekli olması önemlidir. Annelerin her şeyi tam ve
eksiksiz yaparak eşlerinin varlığını gereksiz kılmak yerine, babaların
çocuklarıyla yaşayacakları deneyimlere olanak yaratmaya istekli olması
gerekir. Bir diğer deyişle annelerin “çocuk için en önemli şey annedir”
fikrinin aslında yanlış olduğu kabul etmeye ve babanın da hakkını vermeye
istekli olmaları önemlidir. Aynı şekilde babaların da “nasıl olsa çocuğun
her ihtiyacını annesi karşılıyor” rehavetine kapılmadan çocukları için bir
şeyler yapabilmeye, çocuklarıyla ilişki kuracakları ortam ve şartları
yaratabilmeye istekli olmaları gerekir.
Genellikle anne çocuğun her şeyiyle ilgilenmeye istekli ve alışkın
olduğundan kocasıyla çocuğunu yalnız bırakmaktan bir miktar endişe, bazen de
suçluluk duyar. Bununla birlikte pek çok anne, kocasından çocuğa kendisi
gibi davranmasını ister, onun her şeyi tam ve doğru yapmasını bekleyebilir.
Bazen de sabredemeyip, eşinin babalık uygulamalarını ve çocuğuyla kurduğu
ilişkiyi sertçe eleştirir. Aslında baba da çocuk ne kadar küçük olursa olsun
izin verildiğinde, izni almaya istekli olduğunda, çocuğuyla yalnız
kalabildiğinde, çocuğunun ihtiyaçlarını anlayabilir ve bu ihtiyaçları
karşılamak için uygun yöntemleri bulabilir.
3. Şartlardaki değişim/sosyal desteğin ve yardımın azalması: Değişen
koşullar içerisinde pek çok ailede ev işleri ve çocuk bakımında yakın
çevreden ve akrabalardan alınan yardım azalmaktadır. Eskiden çocuk bakımı ve
ev işlerinde kadına yardımcı olan anneanneler, babaanneler, teyzeler,
halalar, çalışan kadının en fazla ihtiyaç duyduğu dönemlerde kadına yardım
edemez hale gelmektedir. Bu durum ise ev, çocuk ve iş sorumluluğunu aynı
anda karşılamaya çalışan kadın üzerinde olumsuz yönde baskı oluşturmaktadır.
Çalışan kadınların pek çoğu elde ettikleri gelirin oldukça büyük kısmını
“üçüncü şahıslara” (bakıcılara, temizlikçilere, kreşlere) ödemek zorunda
kalmaktadır. Bir yandan çocuğuyla istediği kadar vakit geçirememenin
suçluluğunu yaşamakta olan çalışan kadın, diğer yandan çalışma karşılığı
elde ettiği gelirle de isteklerini karşılayamaz hale gelmektedir. Bu noktada
kadının kendini eski şartlara göre değerlendirmekten vazgeçmeye başlaması
önem kazanır. Yani kadın ev işlerini tam ve eksiksiz yapmaya çalışmaktan
kurtulabilmelidir. En azından çocuklar büyüyene kadar düzensiz ya da eksik
yapılan ev işlerine alışmalıdır. Çocuk bakımı ve çocukla geçirilen zaman
konularında da annesinin kendisine sağladığı olanaklara göre kendini
yargılamaktan vazgeçebilmelidir. Çalışan kadınlar çocuklarına daha az zaman
ayırabilse de, onlarla kaliteli zaman geçirmeye daha hazır ve daha istekli
olmaktadır. Her halükarda çalışan annelerin eşlerinden sadece “yardım” değil
paylaşım istemeye hakkı olduğunu anlaması gerekmektedir.
Çocukla ilgili konularda eşitliğe dayanan bir işbölümü için hem kadın hem de
erkeğin yapması gerekenler vardır. Kabul edilmesi gerekir ki bir kişi bir
görevde başarılı olabilmek için deneyim kazanmaya ihtiyaç duyar. Deneyim
kazandıkça da işini daha doğru yapmaya başlar, güç kazanır ve söz hakkına
sahip olur. Maddi konularda kadının söz hakkına sahip olması, kadının
çalışmasıyla birlikte başlamıştır. Kadın çalıştıkça, eve para getirdikçe,
evin maddi sorumluluklarını üstlendikçe maddi konularda söz söyleyebilmeye
başlamıştır. Bu noktada erkekler maddi konular üzerinde tek başına
savaşmaktan kurtulmuşlar ve daha rahat koşullarda yaşamaya belki de daha
erken yaşlarda ulaşabilmişlerdir. Ancak diğer yandan maddi konulardaki söz
söyleme yetkisini de eşleriyle paylaşmak zorunda kalmışlardır. Maddi
konulardaki işbölümü hem kadının hem de erkeğin söz söyleme ve karar verme
yetkisini paylaşmaya gönüllü olabilmesi sayesinde gerçekleşebilmiştir.
Kadınların büyük çoğunluğu eşlerinden “sadece yardım” isterler ve içten içe
aslında yapılması gereken şeylerin kendi görevleri olduğunu düşünürler. Bu
da aslında onlara sorumluluk aldıkları alanlarda söz söyleme ve karar verme
yetkisini kazandırır. Ev işleri ve çocuğun bakımında işbölümü
sağlanabilmesi, eşitlikçi olunabilmesi için kadının ev ve çocukla ilgili
konularda söz söyleme hakkını ve karar verme gücünü eşiyle paylaşmaya
gönüllü, erkeklerin de yeni şartlar içerisinde aile içinde yeni yerler ve
roller edinmeye istekli olabilmesi gerekir. Kadınlar bu yetki ve hakları
eşleriyle paylaşmaya istekli olabildiğinde, her şeyi tek başına ve mükemmel
yapmaya çalışmaktan kurtulduklarında, eşlerinden taleplerini
netleştirebildiklerinde eşitlikçi ortamlar çok daha rahat sağlanabilecektir.
Seçil Çelik Özbeklik
Uzm. Psikolojik Danışman
AGAPE Danışmanlık Merkezi
http://www.agapedanismanlik.com
|