Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri


Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

ESARET

Sosyal Hizmet Uzmanı İlyas Ali DAŞTAN

   
“Gitsem kaçağım, kalsam tutsak…” dedi kendi kendisine ve bir bankın üç tahtalı soğukluğuna dar attı kendini. Dağılan saçlarını elleri ile yatırmaya çalıştı, rüzgâr kendinden emin bir şekilde sağa yatırılan saçlarını tekrar dağıttı.
Tel tel kızıla dönmüş gözleri ile baktı parkın yeşilliğine. Gördükleri nedense kızıl renkli gibi algılanıyordu beyni tarafından. Şu ağaç yaprakları, çimenler, gölde ki su, insanlar kızıldılar.
Öfke, hırs, sevda, korku, ihanet, gözyaşı… Neler oluyordu? “Aşkın ana yolları” demişti bir arkadaşı tüm bunlar için. Ne kadar doğruymuş. Aşkı düz bir yol sanıyordu oysa. Hiçbir tümseği, çukuru olmayan, bir duraktan bindiğinde son durakta inilecek olan bir tren yolculuğu değilmiş meğer aşk.
“Bir yastıkta kocamak” dedi ama… İki insanın bir yastıkta kocaması düşüncesi en sevdiği düşünceydi. “Ben seninle aynı yastıkta kocamak istiyorum” derdi sık sık eşi Selma’ya. Selma gülerdi… olur derdi… gülerdi…
Alkol seviyesi almış başını gitmiş, şimdi arabası olmadığına seviniyordu. “Öyle şansızım ki alkol aldığımda mutlaka polis kontrolüne takılırdım” diye kendince hayıflandı. Acımtırak alkol tadı genzinden burnuna geldiğinde kendisi de tiksindi kokudan. Kusmamak için gözlerini yumdu. Midesinin duvarlarını döven rakı dalgalarını düşündü. Şimdi mide duvarlarındaki hücrelerden kaç bini yaralanmıştır. Ülseri daha da azacak ve sabaha kendine yapılan işkencenin intikamını alacaktır.
Ve haklıydı şansızlığını tarif ederken. Şansızdı…
Güvercinler bankın etrafına konmaya başladılar. Uzun süre sessiz ve hareketsiz kaldığından olacak parkın gri güvercinleri ayaklarının dibine kadar yanaştılar. Kırmızı gözleri ve kırmızı ayakları ile eşeleniyorlardı. Güvercin olsaydı o an. Aklında paralanan düşüncelerden, yüreğinde çırpınan duygulardan uzaklaşsaydı. “İnsan dediğin çektiği acılarla vardır ve acılar insanı olgunlaştırır” diye ahkâm kesen arkadaşını düşündü. “Hadi canım sende” demişti. Şimdi arkadaşına katılmakla birlikte acıların insanı var ettiğine değil de yok ettiğine inanıyordu ancak bir olgunluk kattığı doğruydu ama nasıl bir olgunluk bunu bulamadı.
Ağzında biriken kahverengi balgamı savurdu çimenlere doğru. İçinden kopan acıydı balgam, ama boğazında daha çok vardı bu balgamlardan. Sonra, yüreğinin dehlizlerindeki balgamları düşündü. Onları da sümkürebilseydi ya. Git gide katranlaşan yürek balgamları içini daha bir sıktı.
Kalkmak, yalpalayarak yürümek, belki düşmek… Şimdi ne diye yalnızlığını yüzüne haykıran evine gidecekti. Duvarlarını düşündü evinin, içini açsın diye lila rengine boyattığı evinin duvarlarını. İçi katran karası bir adamın evinin lila duvarları pek de açmıyordu ya içini. “Renkler insanı hayata bağlar” bir de böyle demişti arkadaşı. Sıcak, canlı renklere bakmalıymış insan. Sarı, mavi, yeşil, fıstık yeşili ve lila; gözden başlayarak yüreğe kadar inip kişiyi hayata bağlarmış. Hani nerede? Neden hayata bağlanamadı, bu renklere bezendikten sonra. Koyu renkler, özelliklede siyah benim rengim diye düşündü.
Selma’nın yeşil gözleri aklına geldi. Bir bahar tazeliğinde tanışmışlardı. Hayatımın yedi renkli çiçeği diye sevmeye başladı Selma’yı. Birliktelikleri kardelen beyazlığında başladığında, beyaz önce sarardı. Sarı papatyam diye de sevdi bir zamanlar. Kırmızı gülüm diye sevdiğinde, kırmızının öfke kızılı olabileceği aklına gelmemişti. Renkler duyguları da anlatıyordu. Beyazla başlayan sevda, sarararak sarıya, arkasından kırmızıya… Şimdi de beyaz sevdası kararmıştı. Demek duyguların da renkleri varmış.
Alkol bulanıklığında iki ay öncesine gitti gözleri. Bir cuma akşamı, saat beş sularını hatırladı. Yatak odasının bombeli aynasında duran küçük not, bilmem kaç bin defadır zihnini kanattı. “Artık hayatından çıkıyorum” Selma’nın, hayatına katkıları kadar kısa bir cümle ile hayatından çıkış vizesi almasına ilk olarak gülümsemişti. Saniyeler sonra, buz dağının içinden gürültü ile kopup okyanusta sürüklenmeye başladığını hissettiğinde artık yolun sonunda olduğunu anladı…
Bir bahar sabahında pırpırlanıp kanatlanan yüreği şimdi yuvasız kuşlar misali gökyüzünde dönüp duruyor. Ne geçen zamanın, ne de geleceğin anlamı kaldı içinde. Pelteleşmiş vücudunda kanı akışkanlığını kaybetti.
Çokbilmiş arkadaşı, kahverengi gözlerinin içine bakarak “özgürlük sevdada kalmak değil, sevda tutsaklığı reddeder, gitmek isteyen sevdalıya iyi yolculuklar demeli” demişti. Gidene başka ne denir ki…
Oturduğu bankta hareketlenince, ayaklarının dibinde eşelenen güvercinler havalandı. “Ben kendi sevdama esir olmuşum” dedi kendi kendine. “Gitsem kaçağım, benim özgürlüğüm kalmam ve kendi esaretimi onaylamamdır.”
Can arkadaşının haklılığı iki damla gözyaşı olarak yanaklarından süzüldü. Sevdasında tutsak olan nice sevdalılar gibi yol boyu yürüdü gitti…

 

 



Bize Ulaşın