|
|
2002
yılında Dünya Engelliler Günü nedeniyle Başbakanlığın 2002/58 sayılı
Özürlüler ile ilgili Genelgesi gereği; Ulusal düzeyde kabul edilen10-16
mayıs Sakatlar Haftasının ilk günü ile 3 Aralık Dünya Engelliler Gününde,
engellilere yönelik faaliyet gösteren Konfederasyon, bağlı federasyonlar ve
derneklerin kamu görevlisi olan yönetim kurulu üyeleri ile kamuda görev
yapan tüm özürlüler idari izinli sayılacaktır denmektedir. Eğer yukarda
sayılan Konfederasyon, federasyon ve derneklerin yönetim kurulu üyesi iseniz
ve kamuda çalışıyorsanız idari izinli sayılacaksınız ama eğer özel bir
kurumda çalışıyorsanız sizin böyle bir hakkınız yok. Devlet kamuda çalışan
engelli STK ların yöneticilerine kendi günleri ile ilgili etkinliklere
katılma hakkını tanırken özel kurumlarda çalışan engelli STK ların
yöneticilerinden bunu esirgemektedir.
Aynı genelge gereği; Olumsuz hava koşulları nedeniyle
valiliklerce okulların tatil edilmesi halinde aynı bölgedeki kamu görevlisi
özürlüler, ayrıca bir talimat ve talebe gerek kalmadan, belirlenen tatil
süresince izinli sayılacaktır denilmektedir. Burada da görüldüğü gibi
olumsuz hava koşullarından sadece kamuda çalışan engelliler etkilendiği için
kamuda çalışan engelliler izinli sayılırken, özel kurumlarda çalışan
engellilerin böyle bir sorunu olmadığı için izinli sayımlamamışlardır.
Oysaki bizler bilmekteyiz ki kamuda çalışan engellilerin çalışma koşulları
ile özel de çalışan engellilerin çalışma durumları karşılaştırılamayacak
kadar farklıdır. Kamuda çalışan engellinin işine gitmesi için servis imkanı
varken, özelde çalışan bir çok engelli, tekerlekli sandalyeleri, bastonları
ve koltuk değnekleriyle göle dönen sokakları, buz pisti gibi caddeleri aşmak
zorunda kalmaktadırlar. Bu engelleri aşmayı başaran engelliler balık istifi
gibi toplu taşıma araçları ile işlerine gitmeye çabalamaktadırlar.
Gerek ulusal mevzuat gerekse uluslar arası
mevzuat engelliler yönelik her türlü ayrımcılığı yasaklamıştır. Anayasamızın
X. Kanun önünde eşitlik ilkesinin 10. Maddesi herkesin kanun önünde eşit
olduğuna vurgu yapmakta ve Devlet organlarını ve idare makamlarını bütün
işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmeleri
gerektiğini belirtmektedir. Birleşmiş Milletler Engelli Hakları
Sözleşmesi’nin eşitlik ve ayrımcılık yasağını düzenleyen 5. Maddesi 1.
paragrafı “Taraf Devletler, herkesin hukuk önünde eşit olduğunu ve
ayrımcılığa uğramaksızın herkesin hukuk tarafından eşit korunmaya ve
hukuktan eşit yararlanmaya hakkı olduğunu kabul eder”. Görüldüğü gibi hukuk
önünde eşitlikten bahsederken, pratikte bunu görememekteyiz. Aynı maddenin
3. paragrafı eşitliği sağlamak ve ayrımcılığı ortadan kaldırmak üzere
engellilere yönelik makul uyumlaştırmanın yapılması için tüm adımların
atılmasını gerektiğini söylemektedir. Devlet bu adımı hemen atmalı kamu da
çalışan ile özelde çalışan ayrımını bir kenara bırakarak engellilere eşit
davranmalıdır. Nasıl ki doğum izni, çocuk emzirme izni gibi, kadınları
ilgilendiren haklar kamu/özel ayrımı yapılmadan kadınlara kullandırılıyorsa.
Engellilere yönelik böyle bir ayrımın yapılmasını anlamakta güçlük
çekmekteyiz.
Ayrıca kamu/özel ayrımının neye göre yapıldığı da
ayrıca sorgulanmalıdır. Mesela Vakıf Yüksek Öğretim Yönetmeliğinin 5.
Maddesi “……..vakıflar tarafından kanunla kurulmuş bulunan kamu tüzel
kişiliğine sahip……yükseköğretim kurumudur” denilerek vakıf üniversitelerinin
kamu tüzel kişiliğine sahip olduğunu vurgulamaktadır. Vakıflar tarafından
kurulan üniversitelerde çalışan engelliler idari izin haklarından
yararlanabilirler mi?. Bunun gibi bir çok belirsizlik sayılabilir.
Devlet bu belirsizlikleri oradan kaldırmalı, engellilere yönelik alacağı
kararlarda ve uygulamalarda kamu/özel ayrımı yapmadan engellilere eşit
davranmalıdır. Engelli dernekleri bu eşitsizliğin ortadan kaldırılması için
üzerine düşeni yapmalıdırlar.
Hasan KAYA
İstanbul Bilgi Üniversitesi
Yüksek Lisans öğrencisi
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|