|
|
|
 |
ENGELLİ KADIN VE AYRIMCILIK
Av. Arzu Besiri / Sitemiz
Yazarı
İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Yüksek Lisans Öğrencisi
arzubesiri@yahoo.com.tr |
Her kadın farklı özelliklere sahiptir
Ülkemiz açısından bakıldığında özellikle kadın nüfus grubunun
sosyal sorunlardan daha yoğun ve derin etkilendiği bilinen bir gerçektir.
Çünkü kadın, eğitimden, iş ve mesleki olanaklardan yoksun, sosyal güvencesi
olmaksızın marjinal işlerde çalışmakta (temizlikçi, çocuk bakıcısı gibi) ve
erken yaşlarda gerçekleştirilen evliliklere maruz kalmaktadır. Kadın,
geleneksel düşünce nedeni ile kamusal yaşama en az düzeyde dahi
katılamamakta ve toplumsal etkililikleri oldukça düşük düzeyde kalmaktadır.
Bu durum, kadının toplumsal yaşamda ikincil konumunu pekiştiren bir süreç
olmaktadır (Küçükkaraca, 2005; Karataş, Duyan, 2005). Toplumsal yaşamda
kadının durumunu iyileştirmeye ilişkin genel politikalarda ve uygulamalarda
hala önemli eksiklikler vardır.
Dünya’ da 500 milyon engellinin olduğu ve bu sayının yarısını da
engelli kadınların oluşturduğu bilinmektedir. Ama son zamanlara kadar
engelli kadınların var olduğu anlaşılamamıştır. Kadın hareketi ile engelli
hareketinin birbirini oldukça geç ve yavaş tanıması, bu iki grubun
birbirinin müttefiki olduğunu geç fark etmesine neden olmuştur. Feminist
hareket, kadın olarak gördüğü gruba engelli kadınları dahil etmemiş ve
engellilik konusu da en başından itibaren erkek egemen bir yapı içinde
oluştuğu için onlarda feminist hareketi engelli kadınların dışında kabul
etmişlerdir. Feminist gruplar ve engelli grupları içlerinde çok fazla grup
bulundurdukları için heterojendirler. Ancak kendilerinin heterojen
olduklarını da çok geç fark etmişlerdir. Hem heterojen olmaları hem de
tarihsel süreç içinde benzer mücadeleleri ayrı ayrı yaşamış olmaları bir
araya gelmelerini gerektirmektedir.
Toplumun engellilerle olan problemlerin kaynağının “ırkçılık ve cinsiyet
ayrımcılığı gibi, bireysel düzeyde olduğu ve kurumsal uygulamalarla meydana
çıktığı da söylenebilir” (Oliver,1990). Bireysel ve kurumsal uygulamalar da
engellileri toplumun dışına iterek onları diğerlerinden ayırır. Bu
ayrıştırma damgalama ve marjinalleştirme olarak karşımıza çıkar.
Engelli kadınlar damgalanarak ve marjinalleştirilerek
toplumdan iyice soyutlanmaktadırlar. Bu düşüncenin en belirgin örneği ise
engelli kadınların sevgili yada eş olarak görülmemesidir. Yapılan bir
araştırmada deneklere sorulan sorulara verilen cevaplar dediğimi doğruluyor.
“ Engelli bir kadınla aşk yaşarım ama evlenmem. “ Toplumdaki bu yanlış
anlayışın önüne geçilmeli ve toplum bilinçlendirilmelidir. Çünkü erkeklerin
böyle düşünmelerinin bir sebebini de yetiştirildikleri aile içindeki
düşünceler oluşturmaktadır. Ve herkesin bir engelli adayı olduğu
unutulmamalıdır.
Kadının engelli olması her koşulda şiddete maruz kalmasına
neden olmakta, dolayısıyla kadının engeli şiddet açısından kışkırtıcı
olmaktadır. Zihinsel engelli, işitme engelli ya da birden fazla engeli olan
kadınlar ne yazık ki şiddete uğradıklarında bunu ifade etmede ve yardım
istemede zorluk çekmektedirler.
Engelli bireyler toplumda ötekileştirmenin getirdiği
ayrımcılıkla karşı karşıya kalırlar fakat bu ayrımcılık engelli kadınlara
daha fazla uygulanır.
Dışlanma, kültür ve gelenek temelinde sınırlandırma, tutumlar ve önyargılar
sıklıkla engelli kadınları erkeklerden daha fazla etkilemektedir. Engelli
kadınların dışlanması düşük benlik saygısına ve olumsuz duygulara yol
açmaktadır. Destek servislerinin azlığı ve eğitim yetersizliği de
çalışamamaya, sonuç olarak düşük ekonomik duruma sebep olmaktadır. Bu da
aileye veya bakımını sağlayan kişilere daha fazla bağımlılığa neden
olmaktadır.
Anayasamız’ ın da 10. maddesinin 2. fıkrasının 1. cümlesine göre “
Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir.” Devletin, bu eşitliğin
sağlanmasında pozitif yükümlülüğü vardır. Fakat bu yükümlülüğün ne kadar ve
nasıl uygulandığı tartışma konusudur. Buradaki eşitlikle bahsedilen mutlak
eşitlik olduğu halde fırsat eşitliği bile sağlanamamıştır.
Engelli kadınların, kendi gereksinimlerini ifade etme,
seslerini duyurma, karar alma süreçlerine aktif ve eşit derecede katılma,
yani kendi hayatları üzerinde egemen olma savaşımında, onları güçlendirecek
her alanda sosyal politika ve düzenlemelere gereksinim vardır.
Toplumsal sorunların öngörülmesine, analiz edilmesine ve çözümlenmesine dair
geliştirilecek yaklaşımların bütüncül, birbiri ile ilintili ve süreklilik
arz eden bir tavırla başarılı olabileceğine kuşku yoktur.
DİPNOT
1http://www.ozida.gov.tr/ozveri/ov3/ov3ozurlukadinveayrim.htm
2Küçükkaraca, N., Feminizm ve Engelli Kadın, Engelli Kadınların
Sorunları ve Çözümleri Sempozyumu, Kocaeli, 2005
3http://www.ozida.gov.tr/ozveri/ov3/ov3ayrimveozurlu.htm
4http://www.ozida.gov.tr/ozveri/ov3/ov3ozurlukadinveayrim.htm
5http://www.ozida.gov.tr/ozveri/ov3/ov3ozurlukadinveayrim.htm
6http://www.ozida.gov.tr/ozveri/ov3/ov3ozurlukadinveayrim.htm
7http://www.sosyalsiyaset.com/documents/engelli_kadin.htm
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|