|
|
 |
DÜŞÜNEMEME HASTALIĞI VE
ŞARLATANLIK
Aziz ŞEKER / Sitemiz Yazarı
shuaziz@gmail.com |
"İnsanın
değerini varlığı değil yokluğu gösterir. Ki, yokluğu birşey değiştirmeyenin,
varlığı gereksizdir".
Dostoyevsky
Küreselleşme, modernite, ileri teknoloji, postmodern toplumsal-kültürel
dönüşüm refah getirdiği gibi, birçok sosyal sorunun ortaya çıkmasına da
zemin oldu. Öyle ki, adaletsizlik, eşitsizlik, onursuzluk, çevre
kirliliğinden tutun da ekonomik-sosyal yoksunluklar, savaşlar, yozlaşmışlık,
açgözlülük, yoksulluk, mutsuzluk, dışlanmışlık, etiketlenme, dezavantajlı
bir durumda yaşamak bunların başında gelmektedir.
Ölçüsüz ve etik’ten mahrum yaşayan insanların çoğu mutsuzluk içinde
kıvranıyorlar. Oysa bireysel bir sosyal varlık olarak insan, kendi
biricikliği içinde yeryüzündeki tek “bilinçli” canlıydı! Bu amansız süreçte
insan, toplumsal duyarlılığının gelişimi noktasında da yetersizlikler
yaşıyor. Toplumsal duyarlılık dediğimiz şey, daha çok bireysel
gereksinimlerin gerisinde kalıyor. Örneğin yanı başımızda çevreyi kirleten,
hayvanlara zalimce davranan, zayıf bir başka insana şiddet uygulayanları
görmezden gelebiliyoruz. Sessiz kalabiliyoruz. Bir başkası için empatiyi
geçin, onun acısı düşünemeyebiliyoruz bile! Bir tür düşünememe hastalığı
diyebiliriz bu duruma. Ve bu hastalık bir veba gibi yayılıyor. Sosyal bir
hastalık; düşünememe hastalığı ve şarlatanlık…
Toplum üzerinde kısa aralıklı bir gözlem yapın: İnsanlık ailesinin en yakın
çevremizden en uzak sosyal çevremize kadar nasıl bir kaygı hamuru içinde
yoğrulduğuna tanık olursunuz. Mutlu insan sayısı azdır ya da doğu
toplumlarına özgü kavramsallaştırmasıyla iç huzura ermiş, huzurlu insan
sayısı azaldığı kadar, insan ilişkilerinde de kişisel çıkarların ön planda
olduğunu görürüz. İnsan, yüreğindeki şiiri, dost sıcaklığını kurutmuş
gibidir. Bu bir sorundur. Adı yabancılaşmadır. Yabancılaşmanın, kendine özgü
koşulları ve doğası içinde birçok yaşam kesitine denk geldiğini görürüz. Bir
tür kuralsızlık, değerlerin dışında bireysel ve toplumsal yaşamda anlamın
yok olması, aile ve sosyal hayattaki kopuşlar, geçen giden zamanın
değerlendirilememesi, insanlararası ilişkilerdeki erozyon, artık ticari bir
meta haline dönüşen ve tüketim tapınaklarında yapılan alışverişlerle
fiyatlandırılan sevginin kötüye kullanılması gibi konular örnek verilebilir.
Klasik sosyal bilimciler yabancılaşmayı sapma kavramıyla da
nitelendirebilmektedirler. Bu kavrama örnek suç oranlarındaki muazzam artış,
güvenlik ve hapishane sektörüne yapılan yatırımların artışı, alkol ve
uyuşturucu bağımlılığı, uyumsuzluk, artan boşanmalar, şiddet, istismar,
depresyon ve daha birçok sosyal olgu bu çatı altında değerlendirilebilir.
Eldeki veriler gösteriyor ki, yabancılaşan, sapan ya da anominin bunaltılı
koridorlarına düşen insan, kendi varlığının gerçekliğinden de kopmaktadır.
Bu kopuş hali psikososyal-siyasal birçok çıktıyla çerçeve almaktadır. Kendi
özgüllüğünden uzaklaşan insan, metalaştığı gibi, anlamsız tutkuların kölesi
haline gelebilmektedir. İnsancıllığını yitiren insanın tek çıkış yolu
bilimsel düşünüşe olan güveni taze tutması ve dünyayı yaşanabilir bir mekân
haline getirmesidir.
Toplumsal gerçeği konu edinen bilimsel yöntem, bir bilimsel düşünüş
berraklığıyla anlam bulur. Yabancılaşma süreçlerine yenik düşen çok sayıda
insanın şarlatanlığa yöneleceği gibi insanlık ailesinin sorunlarının
çözümünde bilimsel bir duruş da sergileyemezler. Bilmiş gibi ortada
gezinirler. Başkalarının düşünceleriyle akıllılık gösterilerinde bulunurlar.
Bunlar akıp giden yaşama karşı şarlatanlardır. Ne yazık ki, şarlatanlık bir
toplumsal patoloji olarak diğer toplumlarda görüldüğü gibi toplumsal
yapımızda da rastlanır olmuştur. Kısaca şarlatanlık bir düşünememe
hastalığıdır.
Düşünememe hastalığına tutulan insanlar, bilgi birikimi olmadan,
farklılıklara saygısız, bir doğmanın kölesi olarak, hoşgörüsüz, konuyla
ilgili teorisi olmadan düpedüz “bir şey” miş gibi gezinir dururlar ve bir
şey de olamazlar…
Oysa bir bilgenin dediği gibi: “birey, yerine başka birinin konması olanağı
bulunmayan tek canlı varlık”tır. Ama biz de Nıetzsche’nin dediğini
şarlatanlar için diyebiliriz, “bir kere yanlış trene bindiyseniz; koridordan
ters tarafa yürümenin hiçbir faydası yoktur.”
|
|