|
|
Dünya insanı olma duygusu ve sorumluluğu kolayca
sırtlanabilecek bir yük değil. Önyargılardan, basmakalıp, alışageldiğimiz
tutum ve davranışlardan uzakta karşımızdakine bakmak ve onu anlamaya
çalışarak tanımak kolay mı? Zamanında belki Mehmet Uzun da önyargılarıyla
insanları değerlendirdi ve farklı kültürlere karşı bu kadar olumlu duygular
içinde değildi. Ama sürgün deneyimi yıpratıcı olduğu gibi geliştirici bir
niteliğe de sahiptir. Bunu Mehmet Uzun gibi edebiyatçılardan ve
yapıtlarından anlamak mümkün. Peki biz bu duygu ve düşüncenin neresindeyiz?
Gelin hem olumlu hem olumsuz örnekleri göz önünde bulundurarak sığınmacılar,
mülteciler özelinde bu duruma bakalım.
Türk asıllı olanlar muaf ama “ötekiler” değil
Türkiye’ye sığınma amaçlı gelen hemen herkesin öncelikle Harçlar Kanunu
bağlamında kendilerinden istenen ikamet harçlarıyla başları dertte oluyor.
Peki nedir bu harçlar? Ülkesini terk etmek zorunda kalan insanlardan maddi
durumu iyi veya kötü ayrımı yapmadan başlangıçta defter parası olarak 81.00
Tl ve 6 ayda bir kişi başı yaklaşık 280.00 TL tahsil etmek ve bu parayı
tahsil etmeden alacağı için yol kesen bakkal misali onların başka bir ülkeye
gitmesini engellemek sürekli gururlanarak söz ettiğimiz misafirperverliğimize
ve onları anlama çabamıza güzel bir örnek teşkil etmiyor. Asıl sorunsa bu
ikamet harçlarının Türkiye’ye çalışma, ikamet için gelen yabancılar için
öngörülmesi ve bu paranın hiçbir ayrıma gidilmeden mültecilerden de talep
edilmesidir. Yani ülkesini zorunlu olarak terk eden ve Türkiye’ye mecburen
gelen kişilerle iş amaçlı veya turistik amaçlı gelen insanlar aynı yaklaşıma
tabi tutuluyor. Ama Türk soylu olunca iş değişiyor. Bu sefer milliyetçi bir
yaklaşımla ikamet harcı kanunda belirtildiği üzere “Türk aslından olup Türk
kültürüne bağlı ecnebi uyruklulardan” alınmıyor. Türk soylu olunca maddi
durum iyi veya kötü denilmeden muaf tutulma jesti yapılıyor. Neyse ki aynı
kanun maddesinin başka bir bendi maddi durumu kötü olan kişilerden ikamet
harcı alınmaması için yetkililere imkan sağlıyor. Harçlar Kanununun 88.
maddesinin d bendi ikamet tezkeresi ücretini ödeyemeyecek durumda olan
kişilerin kanundaki tabiriyle “yoksulların” yetkili makamlarca bu ücretten
muaf tutulabileceğini belirtmektedir. Bu bendin uygulanma sıklığı
mültecilerin, sığınmacıların ne kadar anlaşılmaya çalışıldığını ve
yetkililerin onlara ne kadar evrensel duygu ve sorumlulukla yaklaştığını
gösterebilecek niteliktedir. Özellikle Türk soylu olma temelinde ikamet
harcından muaf tutulma gibi ödeyemeyecek durumda olan sığınmacıların,
mültecilerin muaf tutulma sıklıkları mültecilere, sığınmacılara nasıl
yaklaşıldığını gösterecektir. Yani yetkililerin milliyetçi yaklaşımdan ne
kadar bağımsız hareket ettiklerine,“yoksul” sığınmacıları ne kadar anlamaya
çalıştıklarına ve onlara ne kadar kolaylık gösterdiklerine bakarak bir
değerlendirme yapmak gerçekçi sonuçları gözler önüne serecektir. Uygulamalar
ilden ile farklılık göstermektedir. Ödeyemeyecek durumda olduğu için muaf
tutulma hakkı çoğu mülteci, sığınmacı tarafından bilinmediği ve dolayısıyla
talep edilmediği gibi birçok yetkili de bu durumdan ya habersiz ya da
uygulamak istemiyor. Bazı illerde sığınmacıların ikamet harcından muaf
tutulmaları için kolaylık sağlanmasına rağmen birçoğunda sığınmacıların
yoksul olup olmadıklarına bakılmadan sığınmacılar ikamet harçlarını ödemeye
zorlanıyor.
Ödeyemeyecek durumda olan sığınmacıdan ikamet harcı ödemesini beklemek çözüm
mü?
Mültecilerin ülkelerinden ayrılmalarının ani olduğu ve varsa değerli eşyaları
ve paraları bunları alamadıkları çoğu zaman söylenir. Bununla beraber
ülkesinden ayrılmak durumunda kalan çoğu sığınmacının mali durumunun kötü
olduğunu yaşadıkları kötü koşullardan, ucuz kiralı evlerde oturmalarından ve
toplu şekilde aynı evde kalarak türlü sıkıntılar yaşamalarından anlamak zor
değil. Bu durumda olan sığınmacılardan ikamet harcı almak doğru bir uygulama
mı? Bu durumda olan sığınmacılara kanunda öngörülen hakkın verilmesi gerekmez
mi? Maddi durumu kötü olan ve sağlıksız koşullarda yaşamak zorunda kalan
sığınmacı, mülteci statüsü kazandıktan sonra ikamet harcı öde(ye)mediği için
başka bir ülkeye gidemiyorsa alacaklı hesabı yolundan alıkonuluyorsa o zaman
insani ve hukuki bir durumdan söz etmek mümkün mü?
Bir açıdan bakıldığına 3294 sayılı sosyal yardımları düzenleyen kanun yardıma
ihtiyacı olan sığınmacılara yardım yapılmasını öngörüyor. Yani gerektiğinde
Kaymakamlıklara veya Valiliklere bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma
Vakıfları mültecilere, sığınmacılara ayni ve/veya nakdi yardım yapmakla
yükümlüdür. Elbette bu yardım ikamet tezkeresinin ödenmesini de içerebilir.
Madem istendiğinde Harçlar Kanunu veya 3294 sayılı kanun temel alınarak
sığınmacılar ikamet harcından muaf tutulabiliyorsa o halde neden ödeyemeyecek
durumda olan sığınmacılardan ikamet harcı talep edilmektedir? Bu soru tam da
vurgulamaya çalıştığım insani duygu ve sorumluluğun önüne geçen milliyetçi,
ayrımcı ve önyargılı tutumlara dayanmaktadır. Ama elbette insani duygu ve
sorumlulukla mültecilere, sığınmacılara yardımcı olmaya çalışan yetkililerin
de var olduğunu bilmek gerekiyor.
Giy çarşafı al yardımı
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına değinmişken bir örneğimizi de bu
konuda verebiliriz. Vakıfların kanuni dayanağını 3294 sayılı Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu oluşturmaktadır. Bu kanunun birinci
maddesinde belirtildiği üzere kanunda öngörülen bütün hakların hiçbir ayrıma
gidilmeden sığınmacılara da uygulanacağı belirtilmektedir. Kanun bu
niteliğiyle sığınma alanında ileri bir nitelik taşımakta ve sığınmayla ilgili
pek çok düzenlemenin aksine daha insancıl bir yaklaşımı gösterir biçimdedir.
Ama gelin görün ki kanunda yazılanlar aynı anlayışla uygulamaya geçmemektedir.
Bugün siyasi kavgaların odağı haline gelen sosyal yardım sistemi mültecileri
gözden çıkarmayı çok da dert eder gibi görünmüyor. Mültecilerle çalışmam
esnasında vakıflarla ilgili tanık olduğum en dikkat çekici şey birkaç mülteci
kadının ciddi bir şekilde vakıflarda ayrımcılığa ve sözel şiddete maruz
kalmalarıydı. Bu kadınlardan bazıları İran İslam Cumhuriyetinden, şeriatla
yönetilen bir ülkeden kaçtıkları için iyi Müslüman olmamakla hatta dinsiz
olmakla suçlandıklarını ve bu sebepten ötürü yardım alamadıklarını
belirtmişlerdi. Benzer bir biçimde bazı mülteci kadınlar başlarını
örtmedikleri için dinsiz olarak değerlendirildiklerini ve vakıftan yardım
almak ve daha rahat gezebilmek için başlarını örtmek ve çarşaf giymek zorunda
kaldıklarını belirtmişlerdi. Aynı durumu yıllar önce Van’da mültecilerle
ilgili araştırma yaptığımda gözlemlemiştim. Mültecilerden biri eşlerinin tek
başlarına dışarı çıkamadıklarını çoğu kimsenin eşlerini fuhuş yapan kişiler
olarak değerlendirdiklerini hayıflanarak ifade etmişti. Bunlar üzerine
söylenecek fazla bir şey yok. Ama sorumlulukları kanunda belirtildiği üzere
belli olan bir çalışandan sorumluluklarını yerine getirmesini beklemek fazla
görülmemeli. Ne yazık ki bazı çalışanlar bazen kanunda öngörülen hakları dahi
mültecilerden sakınma cüretini kendinde görebilmekte ve hizmet vermek
mecburiyetinde olduğu insanlara kanun bağlamında hizmet vermek yerine
devletin cengaver neferi olarak kendisine sadece kendi gibi düşünenlerin
anlayabileceği bir misyon biçmektedir. Bugün birçok mülteci ve sığınmacı
vakıflardan yardım talep ederken ayrımcılığa uğramakta ve vakıf
çalışanlarının “bizim insanımız dururken size yardım edemeyiz” sözlerine
tanık olmaktadır. Oysa kanun bağlamında “bizim insanımız” ve “öteki” diye bir
ayrım söz konusu değildir.
Hak ediyorsan buyur al yardımı diyebilmek
Kötü demekle yetersiz bir olumsuzlamayla değerlendirilmiş olacak yukarıdaki
duruma karşın tanık olduğum olumlu uygulamalardan bahsetmek istiyorum.
Mültecilerle çalışmam esnasında irtibatta olduğum bazı vakıflarla çok iyi bir
işbirliği gerçekleştirdim. Bu vakıflarda uygulamaların kanunlarda belirtilen
niteliklerde olmasını görmek çok sevindiriciydi. Çalışmam ve işbirliğim
esnasında en çok Ankara Valiliğine bağlı vakfın yerinde uygulamalarına tanık
oldum. Bir sosyal çalışmacı olarak yaptığım ihtiyaç tespitinin önemsenmesi ve
bu doğrultuda mültecilere, sığınmacılara kadın, erkek, çocuk, eşcinsel ayrımı
yapılmadan yardım edilmesi takdir edilmesi gereken örnek bir çalışmaydı.
Elbette bu çalışmada meslektaşlarımla çalışmanın ektisini yadsımamak
gerekiyor. Ama insani yaklaşım ve kanunda belirtilen haklara göre uygulama
yapmak için illa ki bir mesleki birikimin olması şart değildir. İnsanlara en
azından insan oldukları için değer vermek ve bu doğrultuda yasal
sorumluluklarını yerine getirmek lütuf değildir.
Yazının konusu olan insani duygu ve sorumluluk bağlamında örnekleri çoğaltmak
mümkün. Ama bunun yerine mültecilerle, sığınmacılarla çalışan herkesin
öncelikle mültecilerin, sığınmacıların içinde oldukları ruh halini anlamaya
çalışması önemli. Yoksa örneklerimizi BMMYK, hastane, çalışanları,
vatandaşlar bağlamında olumlu ve olumsuz yönleriyle çoğaltmak mümkün.
Mültecilerin, sığınmacıların içinde oldukları ruh halini anlamak için bir
arkadaşımın gördüğü rüyayı onun anlatımından sizinle paylaşmak istiyorum.
“Rüyamda İtalya’ya yeni varmış bir mülteciydim. Biraz uzağımda bulunan parka
gidip oturdum. Etrafıma bakınıp durdum. Ne şehir ne de insanları tanıdıktı.
Hiçbir yeri bilmiyordum. Parkta bulunan insanlarla konuşmaya çalıştım. Ama
hiçbiri beni anlamadı. Bende onların dediklerini anlamadım. Ne derdimi
söyleyebildim ne de söylenenleri anlayabildim. Bu yabancısı olduğum şehirde
çaresizlik içindeydim. Ne yapacağımı nereye gideceğimi bilmiyordum. Bu
çaresizliğin içinde kendime engel olamadım. Rüyadan uyanana kadar ağlamadım”.
Mültecileri gözden çıkarmak veya görmezden gelmek kolay
Mülteciler çoğu zaman en kolay gözden çıkarılan ve siyasi, ekonomik bir
kazancı taşımadıkları için neredeyse hiç görünür olmayan ama aynı dünyayı,
şehri paylaştığımız insanlar. Tam da bu sebepten ötürü insani duyguya,
sorumluluğa ve insan haklarına ne kadar değer verdiğimizi anlamamız için
önemli bir ölçüt olarak değerlendirilebilirler. Acaba kaçımız herhangi bir
çıkar söz konusu olmadan mültecileri anlamaya çalışıyor? İnsan haklarına
gösterilen saygı ve işin insanı boyutuna verilen önem en açık şekilde bu
durumdan anlaşılabilir. İnsanları etnik, siyasi, dini, cinsi nitelikleri ile
değerlendirmediğimiz ve onları anlamaya çalıştığımız ölçüde evrensel duygu ve
sorumluluğa sahibiz. İnsani duygu ve sorumlulukla hareket etmek sadece
karşımızdakine verdiğimiz değeri göstermez. Aynı zamanda bize de ayna tutar.
http://www.multeci.net/ sitesinde
yayındadır.
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|