|
| Hızlı Erişim |
 |
|
|
|
|

Sitemizin Yazarları
|
TÜM MEMLEKET YÜREKLERİNDEN
SANA SONSUZ ALKIŞLAR…“NEŞE DOSTER”
Dilek FIRAT
Hep soruyorlar bana ya çok kitap okudun
yada çok gezdin.
“İnanın ben Ayşe KULİN in Füreyya adlı romanın haricinde hiç kitap
okumadım.Lakin hayatım bir kitabı okumakla,okuyup çözmekle,çözüp keşfetmeyle
geçti.Bu kitabın adı nemiydi.Belki çok şeydi.Bildiğim tek bir şey vardı ki adı
tek bir şey değildi.O benim içimde gah çağlayan gah ağlayan dört mevsim
Dilek’ti.İlkbahar yazı sonbahar kışı ile o her şeyi ile yüreğimin kapalı
sandıklarında zaman zaman çağlayarak koca okyanusların yüzüne,duygulanarak
yüreğimin taa dibine vuran bir kitaptı.”
Bu gün Ağustosun on biri,Zemherinin kardeleni Sarıkamış’ımdan Manisa’ya
döndüğümde Ankara’dan hemşerim,abim Av. Fevzi ÇAMLI’ nın bana göndermiş olduğu
Neşe DOSTER in kitabıyla tanıştım.Sayın Av FEVZİ ÇAMLI ya bu ince düşüncesinden
dolayı kendisine gurbetin postası olan Sarıkamış Dergisi aracılığı ile sonsuz
teşekkürlerimi iletiyordu.Gelgelim Neşe DOSTER in Kars Memleketim adlı kitabını
okurken Dilek FIRAT’ ın takdirine ve sobelediği anılarının yolculuğuna.
Hani vardır ya insanın en gerçeği yüreğinin en
derinliklerinde sakladığı sandıklarındadır.Benimse kalemimin mürekkebindedir.Bu
güne kadar birbirimize hiç yalan söylemedik.İşte kalemimin tüm dürüstlüğü ve
özgürlüğüyle yazıyorum.ağzına o memleket sevgisiyle dolup taşan yüreğine ve
kalemine sağlık Neşe DOSTER.Bir insan memleketini her şeyi ile gözünün ve
gönlünün gördüğü yöresel duygularla ancak bu kadar anlatabilir.Bir insan
memleketlerin araba farlarının vitrin ve sokak lambalarının yandığı ışıkların
yetmeyeceği kadar yüreği ve kalemiyle ancak bu kadar ışık tutabilir.Gurbet
treninin çaldığı sirenin doğu ekspres, doğu Kars ve tüm memleket araba
kornalarının yetmeyeceği bir sesle,Yunusun çaldığı ince uzun kavalın o yüreklere
işleyen sesiyle, ancak bu kadar memleket sevgine özgür ve yüksek bir sesle
yüreklere nakşedebilir.
Sarıkamış’tan gelirken güya bu kez ağlamayacaktım. Eve
gelene kadar ağlamadım.Neşe DOSTER’ in kitabının ermişliğinden olsa gerek
gözyaşlarım okuduğum sayfaların buram buram memleket kokan, hasret kokan, o
gizli sitem kokan, incinen yüreğin acısı kokan sayfaların yüzüne saklamışım
meğer.Sayfaları çevirdikçe aklım anılarımdaki çocukluğumla köyümle Sarıkamış’ta
saklambaç oynuyordu.Ben neleri kimleri sobelemiyordum. Yalnız okurken anılarım
ve sobelediklerimle giderek çoğalıyorduk.
Kitabın yanı sıra, ben kendi anılarımın yolculuğuna çıkmıştım.Kitabı okurken
nedense çağdaş tabloların arka yüzleri ve üvey evlatların toplandıkları
imkansızlığın yelkensiz teknelerinin batışları bana göz kırpıp aklıma ve de
kalemime sobeleniyordu.Nedense kürklü kadınlar yerine çeşme başında ayaklarında
naylon lastiklerle bir kova su sırasında beklerken ayaklarının donarak buzlara
yapışan, hayatın yaşamın mücadelesini aldığı her solukta veren yaşamak her şeye
rağmen güzel sözcüğünü hiç kullanmayan, zorlu yaşamları karşısında zaman zaman
güçlerini kaybedip ölümü çaresiz haykırışlarla isteyen (ölsem de kurtulsam) aha
geldim gidiyorum hiçbir şey anlamadım.Bu dünyadan diyen kadınları
hatırladım.Soflarında çocuklarına iştahlarının olmadığını söyleyip, çocukların
doyurduktan sonra kalırsa kendilerini doyuran kalmazsa aç kalan o elleri öpülesi
anaları hatırladım.Başak tarlalarında peştamallarında avuç avuç başak tanelerin
serpen ,kışa hazırlık ormanlarında atını terfili yen, İstanbul’un gurbet
gecelerinde döşeği beton, yastığı soğuk taşlar, yorganı gurbet olan inşaatçı
türkü babaları çilekeş amcaları,abilerileri hatırladım.
Bir gecede nişan düğün yapılarak Bursa,
Konya illerine gelin giden, gelinlik yerine kefen giyen kızları, ve halaylarında
en çokta oynayan,bilinmez bir denizin içinde yüzme bilmeyen,fakat boğulmamak
için sürekli çırpınan ve zıplayan ayrılığın sarhoşu gençleri hatırladım.İç
dünyalarını kalplerinde kopan fırtınaları çocuk yüreğimle görebiliyordum.Hep
merakım neden Bursa dan Konya dan gelip bizim kızlarımızı almalarıydı.Kızlar
meçhule gidip ve bir daha hiç dönmüyorlardı.Yıllar sonra dönenler olsa da
gittikleri gibi değil, ayaklarında şalvarları oba kadını kültürüyle, tarla çapa
kokularıyla geliyorlardı.hiç bakmak istemediğim bir tablonun bitimiyle hayat
görünenleri cevaplıyordu.Bu cevaplar , canımı acıtıp yüreğimi kamçılıyordu.Bazen
yine çeşme başına gidip kürün dedikleri şeyin üstünde oturup, ablaların
hayallerini sevdalarını dinledikçe, örneklerinden akıbetlerini de görür gibi
oluyordum.Gördüklerim gözlerimi acıtıyordu.Çocukken oyuncaklarla değil de
yaşanan acımasız yaşamı,ne işime yarayacaktı.Hatırladıkça işte çocukluğumdaki
anılarımın gemisinde.Zaten, ne zaman çocukluğumda gördüğüm acımasız tablolara
dönsem, yüreğime ağır bir yumruk yemiş gibi, anılarımın ve çocukluğumun
etrafında sendeliyorum.Olmaya ki başımı omzumdan geriye çevirip kadersiz köyüme
taşrama bakayım.Eşitsizliğin imkansızlığın rüzgarında ensem kırılmış gibi
oluyorum.Çocukluğumda naylon çizme içinde donan ayaklarımızı söbelerken, yüreğim
ve ben anıların ayazına sobelendik, baştan ayağa üşüdük.Hani okulun zili çalsa
da sınıfa girsek demiyorum.Eşitsizliğin sıtması yıllardır içimde hayali ziller
çalsa ne yazar.Öğretmenler sınıflara, sınıflar ağustoslara küsmüşken, ben O gün
bugündür, hayallere küsmüşken ukdelerin zilleri yüreklerde çalsa ne yazar.
Çocukluğumu.okulumu,köyümü,Sarıkamış’ı hele bunlarla mücadelelerimi yazmak
binlerce kitabı devirir.ben anılarıma sobelenen ve kalemimin oltasına
takılanları,şöyle sayfaların karasına çekerken, kalemimin dalga vurduğu
sayfaların kıyılarına sürükleniyorum. Neşe DOSER in kitabı bıçak misali
vurdu.Her ne kadar duygusallığın dozunu kaçırmamaya dikkat etmişse de, okurken
aklımda sürekli sobelenen anılarım ve kalemimle tipiye yakalandık işte.yollar
karlı boran kalemimde bu ne öfke.dur gitme diyorum gidiyor işte tipiyi boranı
yüreğimde kazıyarak ilerliyor.Hani biraz dokunsam ağlayacak ne zamanki yüreğim
kabarıp dolsa kalemim, hep böyle benden kaçarcasına ilerliyor gözyaşlarını
yutkunup gizler misali.Kaç bakalım nereye hangi sayfaya kadar.Elbet bir virgülde
yahut bir noktada durup ağlayacaksın.Dahası son noktada görürüm seni.en büyük
şansımız belki de hiç çocuk olmayışımız pembesi kalmamış dünyayı pembe
görmeyişimiz.Biz doğu insanı çocuk göründük büyük gördük.Ağır yüklendik,büyük
düşündük.Kendimizden bir yaş küçüğümüze abla değil ana olduk,ağabey değil, baba
olduk.Sen ablasın ana yarısısın,sen abisin baba yarısısın.Benden sonra sen
varsın.Hadi gelde çocuk ol.Gelde abla ol.Gelde ağabey ol.Ana baba adı da büyük
yükü de.Ana kutsallığı duygusuyla, baba sahiplenme korumasıyla .Bir soluk,yola
devam,ha gayret.Ne duyan olur ne soran nede bir yol elinden tutan.Güya bu kez
ağlamayacaktım.Ben çokta bu kez ağladım.hayatın anıların ve gerçeklerin
tabloları baktığım her yerde asılıyken ve bu tablolarda fırçaların vuruşları …
Toplumun gerçeklerini haykıran kalemler ve de kalemim, toplumun hep beraber
çizdiği bir tablonun tamamını ortaya koyuyor. Bu tablolrda kanayan yaramı var .o
halde tualimizin harcında bir eksiklik, yada fırçalarımızın vuruşlarında bir
sakatlık var.bu tabloları yazan kalemleri beğensek te
beğenmesek te yapanda bizleriz, yakıştıranda.
Rahmetli Kemal SUNAL ın dediği gibi “Ee hakim bey
suçlu kim” bunu kim sorarsa suçlu o benden söylemesi.kaleminin oltasını memleket
sevgisinin tam ortasına atan Neşe DOSTER “Kars Memleketim” kitabının değerli
okur notunda;okuyan hem Kars ı hem de kendi topraklarına ait bir şeyler
bulabilsin.”Başardım mı bilmiyorum?” demiş.Kasabın da hamurunda memleket
sevgisi,anılara bağlılık, yöresel sorumluluk ve yöre kültürü kokan eserinde
hangi doğulu ben bu kitapta yokum diyebilir ki.Ben Dilek FIRAT bu kitapta
yüreğimdeki kalemimle mısralarımla varım.Çok garip ama varım.Buda şairlerin ve
yazarların iç dünyası olmalı,okurken beni anılarımın nehrinde sürükleyip aradaki
dağları kaldırıp, mesafeleri yakınlaştırarak,bir günde bana kilometrelerce
yolculuk yaptırdığı için,ve anılar yolculuğunda hatırlayıp,bu yolculuğa dahil
ettiğim bütün yüreklerden,ve yüreğimden sana sonsuz alkışlar Neşe DOSTER.Bana bu
yolculuğa sürpriz bileti alan Sayın abim Av. Fevzi ÇAMLI ‘ya sonsuz teşekkürler.

|
|