—Yatsana!
—Yatamıyorum.
—Gine yıldızların kaymasını mı seyrediyorsun?
—Ne yabayım,uyku tutmadı.
—Bak sabah baban gelir. Uykusuz görürse kabak bana patlar.
—Boş ver…
—Bak gine bir yıldız kaydı,her kayan yıldız da bir kişi ölür.Bilirmisen,
her kişinin bir yıldızı vardır.Eğer o kişi ölürse yıldızı da kayar.
—Okulda hocamız böyle söylemedi,onlar meteormuş.
—Meteor! o ne?
—Bilmirsen,
—Yok.
—Kayadır.
—Ola hoca atmış, olur mu öyle şey .
—Hocam doğru diyor.
—Valla bir yaşına gine girdim.
—Sen yaşlandın.
—Hadi uyu.
—Yav ne oldu,köpek gidiyor.
—Alla alla, bir bakim.
—Yat önemli bir şey yok,sabah erkenden soğuk sudan suyu sen getirecen!
—Tamam.
—…
Yaz aylarında bazı akşamlar,Alisofu düzünde merada kalan
koyunlarımızı güden, Şexo’nun yanına giderdim.Akşamları arazide yatmak çok
keyifliydi. Şexo’nun türkülerine eşlik eder,anılarını dinlerdim. Gerçi
biraz atıyordu ama olsun,babam söylemişti, sadece Kars-Erzurum çevresi
dışına çıkmamıştı.
Şexo’nun 8 çocuğu vardı. Geçimini sağlayamıyordu.Tek hayali
vardı. Sarıkamış’tan göç etmek ve İzmit Derince de bulunan kayın
biraderinin yanına yerleşmek.
İzmit'te ki yakınları ile çalışmak,büyük çocuklarına bir iş
bulmak.
Daha 35 yaşındaydı,ancak yüzünde ki derin çizgileri o kadar
belirgindi, 50 yaşında görünüyordu. 16 yaşında evlenmişti ve her iki yılda
bir çocuğu olmuştu. Ona sorarsan dört çocuğu vardı,kızlar hariç.
Şexo bizde sadece o yıl çalıştı, bir sonraki yıl İzmit Derinceye
yerleşti.Çok üzülmüştüm,bir hafta yemek yiyemedim.Hep kulağımda onun o
güzel Kürtçe türküleri çınlıyordu.
Uzun bir süre sonra İzmit’e gittim. İlk işim Şexo görmekti. Onu
görmek kolaydı,hemen Karslıların gittiği kahvehaneyi buldum. Sordum,hemen
tanıdılar.Her sabah işçi pazarına gittiğini,eğer iş bulamasa da bu
kahvehane de zaman geçirir dediler.
Ertesi gün gittim, en dip köşede pencereden dışarıya bakıyordu.
Yanına gittim,önce tanıyamaz gibi oldu,sonra iyi baktı ve sarıldık.
Aradan tam 5 yıl geçmişti.
Sakalları ağarmış,yılların bezginliği ve yorgunluğu üzerindeydi.
—Nasılsın?
—Bu na da şükür.
—…
—Bizde inşaatlarda çalışıyoruz.
Memleketten konuştuk.
—Yav türkülerini,yalanlarını özledim.
—Bilirmiydin attığımı.
—Evet.
—…
1999 Marmara
depreminde ,Gölcük ve çevresinde Eylül ayında SHÇEK görevlisi olarak 15
günlük görevlendirildim.Görevimin ikinci haftası,görev gereği Derince
bölgesindeki çadırlarda inceleme yapıyorduk.Çadır kampın üstünde Kürtçe
bir ağıt sesi duydum. Oraya yöneldim.
Sırtı dönük ellerini
yüzüne kapatmış ağlıyordu.
Selam verdim,Yanına yaklaştım.Sustu ve bana karşı Döndü.
—Geçmiş olsun .
—Sağ ol.
—Sen kimsin?
—Ben Sosyal Hizmetler Görevlisiyim.
—Bir isteğin varmı? Yardımcı olalım.
—Sağ ol.
—Kusura bakma siman yabancı gelmedi.
—Nerelisin?
—Kars/Sarıkamış. Sen,
—Bende Sarıkamışlıyım.
—Hangi köyünden,
—Alisofu,
—Şimdi emin olmuştum.
—Beni tanımadın mı?
—Yok.
—Adın şexo değimli,
—He.
—Ben……
—Sarıldık.
—Yengen,Serdar,Rıfat yok artık.
—Allah rahmet etsin,sabır versin,artık geriye dönüş yok.
—Elde değil.
—Doğru.
—Çadırda kimle kalıyorsun?
—Sezgin ve Hazal’la,
—Şimdi gelirler .
—Muhtara gittiler.
Kim bilir,17 Ağustos
gecesi binlerce yıldız kaymıştır.Deprem öyle canlar almıştı ki,Her biri
bir dünya,Sevgüzel,Serdar ve Rıfat...
Daha binlerce isim…