Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org
DEPREM BÖLGESİNDEN İNSAN MANZARALARI

  • Sosyal Hizmet Uzmanı Aziz ŞEKER

     

     

    ( İLK DOKUZ AY SONRA YAPILAN SÖYLEŞİLER.  İNSANLARIN DUYGULARI;  ACILARI, ANILARI, UMUTLARI…

      

     

    Nasıl Anlatayım:

     

    “Nasıl anlatayım? Bilmiyorum. O gecenin kokusunu, sonraki   günlerin üzüntüsünü hatırladıkça rahatsız oluyorum…”  (Bayan, 43)

     

    Artık Bir Yaşamım Yok:

     

     

     “Garipleştim. Sanatçı olmak isterdim. Önce çocukları düşünürdüm. Çocukları severdim… Suskunlaştım. Artık bir yaşamım yok gibi…” ( Bayan, 22)

     

    En Güzel Çağım Gitti:

     

     “Depremi ailece yaşadık. Depremden sonra başımda dokuz dikişle köye kaçtım ben. O karanlık gecede yedi arkadaşım öldü. Unutamıyorum. Anlatamıyorum… En güzel çağını yaşayan arkadaşlarımı bir daha göremedim. Benimde geleceğim, her şeyim silindi. Kaybedilenlerin hiçbirisi gelmiyor. Hepimiz bunalıma girdik. Özellikle babam durgunlaştı. Hayatta en çok güzel bir yaşam dilerdim. Yeni kurduğum çay ocağım, beraberinde büyüdüğüm dostlarım yok. Kendim ne arıyorum ki?” ( Bay, 24)

     

    Umutsuzum:

     

     “Gençlerin acısı unutulmuyor, kayıplarınki kabuk bağlamıyor…”

    (Bayan, 65)

     

    İnanamıyorum:

     

     “Hâlâ gelecek diye bekliyorum. Anlatılması çok zor. Her şey kapkara oldu. Değeri olan bir şey kalmadı. Tüm varlığımız kırkbeş saniye içinde bitti. Eşim öldü. Tüm dünyam yıkıldı gibi. Biri ‘nasılsın?’ dese, bana küfür ediyor zannediyorum. Aynı sorunları yaşamış bir başkası anlayabiliyor ancak beni. Eşimle olan yirmiyedi senelik  bir yaşam yirmiyedi senelik bir rüya gibi geliyor… ‘O’ bana tutkundu. Şimdi ağır bir yaşamın şoförüyüm. Çocuklarımla aramda olan köprü yıkıldı. Küçük oğlum annesinin kendisine yüklediği bütün değerleri bir anda yitirdi. Ortanca oğlum boş vakti olduğu zaman eve gelip annesinin dizine başını yaslardı, şimdi ben onu aramasam o beni hiç aramıyor. En büyük varlığım beni yalnızlığa boğup gitti…”( Bay, 52)

     

    İçimiz Göçtü:

     

     “Hiç sorma, nasıl anlatayım. Nasıl söyleyeyim. Depremden sonra kamyonetin arkasına bıranda gerdik. Kamyonun içinde yatmaya başladık. Biri dönse bir tarafa, hepimiz ayağa kalkıyorduk. Bir kargaşa içinde yaşıyoruz.” ( Bay, 33)

     

    Ayrıldık:

     

     “Eşim depremle beraber, işini, gelirini kaybetti. Bize karşı bakışı değişti. Kendisini de unuttu. Ailesine bakamaz oldu. Ruhsal yapısı dondu. Bizi umursamaz oldu. Eve gelmemeye başladı. Bense iki çocuğumla beraber bir başıma kaldım. Komşuların yardımlarıyla geçiniyoruz.” ( Bayan, 35) 

     

    Deprem:

     

     “Deprem, kiminde gözyaşı, kiminde keder, kiminde acı hatıralar bıraktı. Çok şey değişir gibi oldu yaşamda. Neden? Sorusu daha çok sorulmaya başlandı. Yoksulluk içinde birçok zenginliği yaşadık depremden sonra. Çok farklı kesimlerden çok değişik insanlar yardım için bir araya geldiler. Kimi toprağa kurularak yaşadı ve öyle kaldı, kimisi göç edip gitti. Yakın dostlar, sevilen insanlar öldü. Kendisiyle barışık yaşayan her insan her konumda acılarıyla yüzleşerek kendisi olarak kalmayı başardı…”   

    (Bayan, 24)

     

    Öğrencilerim:

     

     “İkiyüzelli öğrencimi, beş öğretmen dostumu kaybettim depremde. Bana ihtiyacı olan insanları da bırakmak istemedim. Evim yıkıldı. Kalacak bir yerim yoktu. Gölcük’ten İstanbul’a, İstanbul’dan Gölcük’e gidip geliyordum öğrencilerim için. Yaşamımız dağıldı. Ama yaşamımızın da bir kesiti oldu deprem.”

    ( Bay, 47)

     

    Uyku:

     

    “Sabaha doğru saat üçten sonra uyuyabiliyorum ancak.”

    ( Bay, 30)

     

     

    Düşlerim:

     

     “Yalnızca yaşam değildi depreme yenik düşen. Bir gecede yaşama ilişkin tüm düşlerim, düşüncelerim de silindi.” ( Bayan: 26)

     

     

    İnsan Yüzü:

     

     “Deprem, insanların gerçek yüzünü de ortaya çıkardı. Demek istediğim bu değil belki de. Ama her şeyini kaybeden insanlar bir düşüş yaşadı sanki. İnsan ilişkileri daha kırıcı, bencilce. Açlık, işsizlik, yoksulluk olmalı bunun bir nedeni de…” ( Bay, 29)

     

    Ben:

     

     “Öyle hızlı yaşadımki her şeyi. İnsan ne kadar geriye gitse de aynı duyguları yaşayamıyor bir daha.” ( Bayan, 40)

     

     

    Bir Psikolog:

     

     “Hiçbir kuruluş hakkıyla iş yapmıyor. Bunu herkes görebiliyor. Yapılan çalışmalar plansız, proğramsız yapılıyor. Sivil toplum örgütleriyle kesinlikle çalışılmaz. Çünkü sizi bırakıp gidiyorlar. Herkesin kafasına göre yardım verdiği dönemde sunulan yardımlar öylesine çarcur ediliyorduki. Olayın psikolojik boyutu da unutuldu, insanlar hâlâ tek odalı evlerde yaşıyorlar. Psikolojik hizmetler yok gibi. Bağımlı yaşayan insanlar bir toplumsal grup oluşturdu. Yabancılar ise depremi yaşayan insanların bilgisini öğrendiler. Deneyim kazanmasını biliyorlar….” ( Bayan, 27)

     

    Bir Sosyal Hizmet Uzmanı:

     

     “Güvenilir bir veri yokluğu yorum yapmayı güçleştiriyor. Deprem kaç insanı özürlü yaşamaya mahkum etti bilinmiyor. Kamu kuruluşları kaçına ulaşabildi? Sosyal hizmet üreten kamu kuruluşları da yıprandı. Personel sıkıntısı yanında, nitelikli hizmet verememenin sıkıntısı da yaşandı. Sosyal hizmetler örgütü sivil toplum kuruluşlarından hem personel hem de ekipman yardımı aldı. Sivil toplum kuruluşları kaynaklarını tüketince bölgeden ayrıldılar. Bir devlet kurumu olan sosyal hizmetler kendi yetersizlikleriyle yüzleşebildi mi acaba? Açılan kreşler, gençlik evleri, toplum merkezleri bir bir kapanıyor…” (Bay, 28)

     

    Bir Doktor:

     

     “İlerleyen aylarda artık gönüllü doktor bulunamıyor. Tabip odalarıysa, devletin sağlıkla ilgili asli görevlerini geniş bir şekilde sunmasını istiyorlar. Ruh sağlığı ile ilgili sorunlar her geçen gün biraz daha fazlalaşıyor. Ne var ki başvurulacak kuruluş sayısı  elle sayılacak kadar az.” (Bay, 37)

     

    Prefabrikler Boşalıyor:

     

     “Kocaeli Kullar prefabrikleri boşalıyor. Bayındırlık Bakanlığının yaptığı tek gözlü kutu evler hem kullanışsızlığı hem de şehre uzaklığından dolayı tercih edilmiyor. Yağmur yağınca damlar akıyor, içeriye su doluyor. Şehirden uzakta tecrit edilmiş bir kamp görünümündeler sanki. Buralarda mutlu bir yaşantının hiçbir parçasına rastlanmıyor.” (Bay, 45) 

     

    Çadır Bende Bir Buhrandı:

     

     “Deprem sağlıklı bütün duygularımızı bir anda sildi. Görünürde bir rahatsızlık yaşamıyorduk. Ama uykudan korkuyla uyanmadığımız gece yok gibi. Bunun yanında depremden sonra yaşama daha sıkı sarılmaya başladık. Yaşamak bizler için daha anlamlı oldu. Çadırda uzun bir süre yaşadım. Eşim, ben ve annem. Tuvaleti ve banyosu olan bir evin özlemini çekiyordum. Hemen hemen her gece sabahı bekliyordum tuvalete gitmek için. Şimdi prefabrikede yaşıyoruz. Bazen tuvaletim gelince dışarı çıkıyorum, eşim arkamdam bağırıyor: Tuvalet içerde diye.” (Bay, 32) 

     

    Çocuklar ve Oyuncaklar:

     

     “Çocuklar ya depremi unuttular ya da unutmuş gibi davranıyorlar. Şu da var ki çocuklar yaşamları boyunca göremedikleri kadar oyuncak gördüler, gözyaşının ve acının yanında küçük bir düşsel dünyaydı bu. Yine kimileri ölen yakınlarını sorup durdular.” (Bay, 25 )

     

    Çocuklar:

     

     “Bekletilmeyi hak etmiyor çocuklar. Haksızlığa uğramayı, adaletsizliklere tanık olmayı, çadırlarda oturup ağlamayı…”              (Bayan, 18)

     

    Çadırlar:

     

     “Nasıl karanlık ve soğuk bu çadırlar. Yalnızca  anneme sığınıyorum.” (Bayan, 11)

     

    Böyle Bir Komşum Var:

     

     “Anne!.. Baba!.. Kurtarın bizi. Bizi buradan çıkartın. İki kardeş enkazın altında iki gün dayanabilmişler. Anne ve baba yan odanın enkazındaymışlar. Ve çocuklarının öldükleri ana kadar seslerini duymuşlar… hâlen bu yaşadıklarına ağlayan bir anne-baba var yan tarafımda, ne söyleyebilirim ki?” (Bayan, 48)

     

    Cehennem:

     

     “Cehennemi görüp geldik desem yalan olmaz. Çok kötü bir korku, tarif edilmez bir endişe duyuyorum. Ya çadırkamplar. Düşünün bir, sıcak yatağınızdan kalkıp tuvalete gideceksiniz, soğuk, çamur ve kuyruk var… ne yapacağımızı bilemiyoruz.” (Bayan, 35) 

     

    Ben Cumhuriyeti:

     

     “Ne çok kordinatör vardı bir dönem. Ben yaptım, ben kordinatörüm. En iyisini ben bilirim… sayısı sürekli artan ne çok kordinatör vardı bir dönem.” ( Bay, 44)

     

    Kira Yardımı:

     

     “Hane başına 100 milyon kira yardımı yapılıyor. En kısa zamanda bunun da kesileceği söyleniyor. Prefabriklere çıkanlara zaten verilmiyor. Çadırkamplarda ise 15 Ağustos 2000 tarihinden itibaren resmen kaldırılacak. İşini, aşını, gelirini kaybeden aileler sosyo-ekonomik açıdan bağımlı konumda yaşıyor. Vatandaşa ödenen 100 milyon lira hangi değere hizmet ediyor. Nasıl yaşanır ülke koşullarında bu parayla? Sosyal hukuk devleti bu mu?”     (Bay, 41)  

     

    Yaşam:

     

    “Yaşanılanların ardından arta kalan en güzel şeyleri paylaşmak için yaşıyorum.  [Bay, 37)

     

    Doktor:

     

     “17 Ağustos depremi, belleklerden hiç silinmeyecek  tarihi olan bir sosyal olgu olarak da yaşamımızda hep yer edinecektir.” (Bay, 53)

     

    Üniversite Öğrencisi:

      

     “Anlamakta zorlandığım bir şey var. Depremde hasar gören yapıları güçlendirmek bahanesiyle mi desem, mütahit firmalar çok hızlı olarak orta hasarlı binalara el atmış durumdalar, bunlar ne yapıyorla böyle? (Bay, 24)

     

     

    Yerleşke Yöneticisi:

     

     “Kamu idaresi neden çaresiz kaldı? Madalyonun bir yüzünde halk inim inim inlerken bir yüzünde de menfaat ilişkileri yumağı halinde yükselen esrarengiz yapılar var.” (Bay, 44)

     

    Bir Kadın:

     

     “Yaprak kımıldasa deprem mi oluyor diyoruz. Şiddetli bir korku, karmaşık duygular yaşıyoruz. Neler çekiyoruz bir bilsen?”    ( Bayan, 40)

     

    O Gece:

     

    “O gece, inat et öldürüldük ve kaldırıldık yeniden.”   

    (Bayan, 57) 

     

    O Karanlık Gece:

     

     “Çamur yüklü bulutlarla doluydu her taraf. Balçık içindeydi sokaklar. Sanki ışıklı mumyalar dağlara doğru kaçıyordu. Öğretmenimizin evi denizin altında kaldı, şimdi Mehmetçik çadırkentinde yalnız başına yaşıyor. Değirmendere’den gideceğini söylüyor bizlere.” (Bayan, 12)

     

    O Ses:

     

     “En küçük sese karşı bile çok duyarlı olduk. Bir şimşek çaksa ödümüz kopuyor. Gökyüzü parıldasa çocuklar kaçışıyor. Geceyarısı elektrik kesilince yükselen çocuk çığlıklarına, korkunun resmine tanıklık ettiniz mi? Bizler neyse de çocukların neler hissettiklerini bir düşünün. Ben 17 Ağustos depreminden sonra bir gece bile doğru dürüst uyuduğumu hatırlamıyorum. En çok ta ölüm ürkütüyor beni.” (Bayan, 49) 

     

    Kış:

     

     “Bir kış gecirdik bu çadırlarda. Ne kötü şey, depremden sonra yaşamıyoruz gibi. Hep bir gürültü… Onlar yalan söylemeye alıştılar, bizlerse yalanlarını dinlemeye…” (Bay, 62)

     

    Kayıplar:

     

     “Kim söyleyecek bize, yaşayan kayıplarımızın yaşadıkları yerleri? Serpil teyzenin çocuğu 18 Ağustos’ta enkaz altından canlı çıkarıldı, annesini istiyordu ağlayarak. Gölçük’ten bir ambulansla alıp götürdüler. Bir daha görmedik o çocuğun yüzünü.” (Bayan, 35) 

      

    Bozgun:

     

     “Bozgun bir yaşama hazırlık değil, ortak yaşam kültürüne hazırlık olmalıydı çadır ve prefabrik yerleşimler.” (Bay, 48)      

     

     

    Sosyal Güvenlik:

     

     “TMMOB’nin hazırladığı deprem sonrası bir rapora göre, depremden sonra bölge illerinde aktif sigortalı sayısında bir düşme oldu. Fabrika patronları depremin istihdam kaybı yarattığını gerekçe göstererek işçilerin işine son veriyorlar. Ayrıca her 5 depremzededen birinin işsiz olduğunu gösterir olan SSK kayıtlarına göre deprem bölgesinde sigortalı çalışan 150 bin kişinin işsiz kaldığı kayıt dışı işçilik de göz önüne alındığında bu rakamın iki katına çıktığı bunun yanında bölgede yaşayanların % 42’sinin 0 ile 100 milyon lira arasında bir gelirle geçindikleri belirtildi. Kısaca üretimden kopan insanlar ‘yardım bağımlısı’ bir konuma gerilediler.” (Bay, 50)

     

  •  

     




     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    .