Sosyal Hizmet Uzmanı
Aziz ŞEKER
( İLK DOKUZ AY SONRA
YAPILAN SÖYLEŞİLER. İNSANLARIN DUYGULARI; ACILARI, ANILARI, UMUTLARI…
Nasıl Anlatayım:
“Nasıl anlatayım?
Bilmiyorum. O gecenin kokusunu, sonraki günlerin üzüntüsünü hatırladıkça
rahatsız oluyorum…” (Bayan, 43)
Artık Bir Yaşamım
Yok:
“Garipleştim. Sanatçı
olmak isterdim. Önce çocukları düşünürdüm. Çocukları severdim…
Suskunlaştım. Artık bir yaşamım yok gibi…” ( Bayan, 22)
En Güzel Çağım
Gitti:
“Depremi ailece
yaşadık. Depremden sonra başımda dokuz dikişle köye kaçtım ben. O karanlık
gecede yedi arkadaşım öldü. Unutamıyorum. Anlatamıyorum… En güzel çağını
yaşayan arkadaşlarımı bir daha göremedim. Benimde geleceğim, her şeyim
silindi. Kaybedilenlerin hiçbirisi gelmiyor. Hepimiz bunalıma girdik.
Özellikle babam durgunlaştı. Hayatta en çok güzel bir yaşam dilerdim. Yeni
kurduğum çay ocağım, beraberinde büyüdüğüm dostlarım yok. Kendim ne
arıyorum ki?” ( Bay, 24)
Umutsuzum:
“Gençlerin acısı
unutulmuyor, kayıplarınki kabuk bağlamıyor…”
(Bayan, 65)
İnanamıyorum:
“Hâlâ gelecek diye
bekliyorum. Anlatılması çok zor. Her şey kapkara oldu. Değeri olan bir şey
kalmadı. Tüm varlığımız kırkbeş saniye içinde bitti. Eşim öldü. Tüm dünyam
yıkıldı gibi. Biri ‘nasılsın?’ dese, bana küfür ediyor zannediyorum. Aynı
sorunları yaşamış bir başkası anlayabiliyor ancak beni. Eşimle olan
yirmiyedi senelik bir yaşam yirmiyedi senelik bir rüya gibi geliyor… ‘O’
bana tutkundu. Şimdi ağır bir yaşamın şoförüyüm. Çocuklarımla aramda olan
köprü yıkıldı. Küçük oğlum annesinin kendisine yüklediği bütün değerleri
bir anda yitirdi. Ortanca oğlum boş vakti olduğu zaman eve gelip annesinin
dizine başını yaslardı, şimdi ben onu aramasam o beni hiç aramıyor. En
büyük varlığım beni yalnızlığa boğup gitti…”( Bay, 52)
İçimiz Göçtü:
“Hiç sorma, nasıl
anlatayım. Nasıl söyleyeyim. Depremden sonra kamyonetin arkasına bıranda
gerdik. Kamyonun içinde yatmaya başladık. Biri dönse bir tarafa, hepimiz
ayağa kalkıyorduk. Bir kargaşa içinde yaşıyoruz.” ( Bay, 33)
Ayrıldık:
“Eşim depremle
beraber, işini, gelirini kaybetti. Bize karşı bakışı değişti. Kendisini de
unuttu. Ailesine bakamaz oldu. Ruhsal yapısı dondu. Bizi umursamaz oldu.
Eve gelmemeye başladı. Bense iki çocuğumla beraber bir başıma kaldım.
Komşuların yardımlarıyla geçiniyoruz.” ( Bayan, 35)
Deprem:
“Deprem, kiminde
gözyaşı, kiminde keder, kiminde acı hatıralar bıraktı. Çok şey değişir
gibi oldu yaşamda. Neden? Sorusu daha çok sorulmaya başlandı. Yoksulluk
içinde birçok zenginliği yaşadık depremden sonra. Çok farklı kesimlerden
çok değişik insanlar yardım için bir araya geldiler. Kimi toprağa
kurularak yaşadı ve öyle kaldı, kimisi göç edip gitti. Yakın dostlar,
sevilen insanlar öldü. Kendisiyle barışık yaşayan her insan her konumda
acılarıyla yüzleşerek kendisi olarak kalmayı başardı…”
(Bayan, 24)
Öğrencilerim:
“İkiyüzelli öğrencimi,
beş öğretmen dostumu kaybettim depremde. Bana ihtiyacı olan insanları da
bırakmak istemedim. Evim yıkıldı. Kalacak bir yerim yoktu. Gölcük’ten
İstanbul’a, İstanbul’dan Gölcük’e gidip geliyordum öğrencilerim için.
Yaşamımız dağıldı. Ama yaşamımızın da bir kesiti oldu deprem.”
( Bay, 47)
Uyku:
“Sabaha doğru saat
üçten sonra uyuyabiliyorum ancak.”
( Bay, 30)
Düşlerim:
“Yalnızca yaşam
değildi depreme yenik düşen. Bir gecede yaşama ilişkin tüm düşlerim,
düşüncelerim de silindi.” ( Bayan: 26)
İnsan Yüzü:
“Deprem, insanların
gerçek yüzünü de ortaya çıkardı. Demek istediğim bu değil belki de. Ama
her şeyini kaybeden insanlar bir düşüş yaşadı sanki. İnsan ilişkileri daha
kırıcı, bencilce. Açlık, işsizlik, yoksulluk olmalı bunun bir nedeni de…”
( Bay, 29)
Ben:
“Öyle hızlı yaşadımki
her şeyi. İnsan ne kadar geriye gitse de aynı duyguları yaşayamıyor bir
daha.” ( Bayan, 40)
Bir Psikolog:
“Hiçbir kuruluş
hakkıyla iş yapmıyor. Bunu herkes görebiliyor. Yapılan çalışmalar plansız,
proğramsız yapılıyor. Sivil toplum örgütleriyle kesinlikle çalışılmaz.
Çünkü sizi bırakıp gidiyorlar. Herkesin kafasına göre yardım verdiği
dönemde sunulan yardımlar öylesine çarcur ediliyorduki. Olayın psikolojik
boyutu da unutuldu, insanlar hâlâ tek odalı evlerde yaşıyorlar. Psikolojik
hizmetler yok gibi. Bağımlı yaşayan insanlar bir toplumsal grup oluşturdu.
Yabancılar ise depremi yaşayan insanların bilgisini öğrendiler. Deneyim
kazanmasını biliyorlar….” ( Bayan, 27)
Bir Sosyal Hizmet
Uzmanı:
“Güvenilir bir veri
yokluğu yorum yapmayı güçleştiriyor. Deprem kaç insanı özürlü yaşamaya
mahkum etti bilinmiyor. Kamu kuruluşları kaçına ulaşabildi? Sosyal hizmet
üreten kamu kuruluşları da yıprandı. Personel sıkıntısı yanında, nitelikli
hizmet verememenin sıkıntısı da yaşandı. Sosyal hizmetler örgütü sivil
toplum kuruluşlarından hem personel hem de ekipman yardımı aldı. Sivil
toplum kuruluşları kaynaklarını tüketince bölgeden ayrıldılar. Bir devlet
kurumu olan sosyal hizmetler kendi yetersizlikleriyle yüzleşebildi mi
acaba? Açılan kreşler, gençlik evleri, toplum merkezleri bir bir
kapanıyor…” (Bay, 28)
Bir Doktor:
“İlerleyen aylarda
artık gönüllü doktor bulunamıyor. Tabip odalarıysa, devletin sağlıkla
ilgili asli görevlerini geniş bir şekilde sunmasını istiyorlar. Ruh
sağlığı ile ilgili sorunlar her geçen gün biraz daha fazlalaşıyor. Ne var
ki başvurulacak kuruluş sayısı elle sayılacak kadar az.” (Bay, 37)
Prefabrikler
Boşalıyor:
“Kocaeli Kullar
prefabrikleri boşalıyor. Bayındırlık Bakanlığının yaptığı tek gözlü kutu
evler hem kullanışsızlığı hem de şehre uzaklığından dolayı tercih
edilmiyor. Yağmur yağınca damlar akıyor, içeriye su doluyor. Şehirden
uzakta tecrit edilmiş bir kamp görünümündeler sanki. Buralarda mutlu bir
yaşantının hiçbir parçasına rastlanmıyor.” (Bay, 45)
Çadır Bende Bir
Buhrandı:
“Deprem sağlıklı bütün
duygularımızı bir anda sildi. Görünürde bir rahatsızlık yaşamıyorduk. Ama
uykudan korkuyla uyanmadığımız gece yok gibi. Bunun yanında depremden
sonra yaşama daha sıkı sarılmaya başladık. Yaşamak bizler için daha
anlamlı oldu. Çadırda uzun bir süre yaşadım. Eşim, ben ve annem. Tuvaleti
ve banyosu olan bir evin özlemini çekiyordum. Hemen hemen her gece sabahı
bekliyordum tuvalete gitmek için. Şimdi prefabrikede yaşıyoruz. Bazen
tuvaletim gelince dışarı çıkıyorum, eşim arkamdam bağırıyor: Tuvalet
içerde diye.” (Bay, 32)
Çocuklar ve
Oyuncaklar:
“Çocuklar ya depremi
unuttular ya da unutmuş gibi davranıyorlar. Şu da var ki çocuklar
yaşamları boyunca göremedikleri kadar oyuncak gördüler, gözyaşının ve
acının yanında küçük bir düşsel dünyaydı bu. Yine kimileri ölen
yakınlarını sorup durdular.” (Bay, 25 )
Çocuklar:
“Bekletilmeyi hak
etmiyor çocuklar. Haksızlığa uğramayı, adaletsizliklere tanık olmayı,
çadırlarda oturup ağlamayı…” (Bayan, 18)
Çadırlar:
“Nasıl karanlık ve
soğuk bu çadırlar. Yalnızca anneme sığınıyorum.” (Bayan, 11)
Böyle Bir Komşum
Var:
“Anne!.. Baba!..
Kurtarın bizi. Bizi buradan çıkartın. İki kardeş enkazın altında iki gün
dayanabilmişler. Anne ve baba yan odanın enkazındaymışlar. Ve çocuklarının
öldükleri ana kadar seslerini duymuşlar… hâlen bu yaşadıklarına ağlayan
bir anne-baba var yan tarafımda, ne söyleyebilirim ki?” (Bayan, 48)
Cehennem:
“Cehennemi görüp
geldik desem yalan olmaz. Çok kötü bir korku, tarif edilmez bir endişe
duyuyorum. Ya çadırkamplar. Düşünün bir, sıcak yatağınızdan kalkıp
tuvalete gideceksiniz, soğuk, çamur ve kuyruk var… ne yapacağımızı
bilemiyoruz.” (Bayan, 35)
Ben Cumhuriyeti:
“Ne çok kordinatör
vardı bir dönem. Ben yaptım, ben kordinatörüm. En iyisini ben bilirim…
sayısı sürekli artan ne çok kordinatör vardı bir dönem.” ( Bay, 44)
Kira Yardımı:
“Hane başına 100
milyon kira yardımı yapılıyor. En kısa zamanda bunun da kesileceği
söyleniyor. Prefabriklere çıkanlara zaten verilmiyor. Çadırkamplarda ise
15 Ağustos 2000 tarihinden itibaren resmen kaldırılacak. İşini, aşını,
gelirini kaybeden aileler sosyo-ekonomik açıdan bağımlı konumda yaşıyor.
Vatandaşa ödenen 100 milyon lira hangi değere hizmet ediyor. Nasıl yaşanır
ülke koşullarında bu parayla? Sosyal hukuk devleti bu mu?” (Bay, 41)
Yaşam:
“Yaşanılanların
ardından arta kalan en güzel şeyleri paylaşmak için yaşıyorum. [Bay, 37)
Doktor:
“17 Ağustos depremi,
belleklerden hiç silinmeyecek tarihi olan bir sosyal olgu olarak da
yaşamımızda hep yer edinecektir.” (Bay, 53)
Üniversite
Öğrencisi:
“Anlamakta zorlandığım
bir şey var. Depremde hasar gören yapıları güçlendirmek bahanesiyle mi
desem, mütahit firmalar çok hızlı olarak orta hasarlı binalara el atmış
durumdalar, bunlar ne yapıyorla böyle? (Bay, 24)
Yerleşke Yöneticisi:
“Kamu idaresi neden
çaresiz kaldı? Madalyonun bir yüzünde halk inim inim inlerken bir yüzünde
de menfaat ilişkileri yumağı halinde yükselen esrarengiz yapılar var.”
(Bay, 44)
Bir Kadın:
“Yaprak kımıldasa
deprem mi oluyor diyoruz. Şiddetli bir korku, karmaşık duygular yaşıyoruz.
Neler çekiyoruz bir bilsen?” ( Bayan, 40)
O Gece:
“O gece, inat et
öldürüldük ve kaldırıldık yeniden.”
(Bayan, 57)
O Karanlık Gece:
“Çamur yüklü
bulutlarla doluydu her taraf. Balçık içindeydi sokaklar. Sanki ışıklı
mumyalar dağlara doğru kaçıyordu. Öğretmenimizin evi denizin altında
kaldı, şimdi Mehmetçik çadırkentinde yalnız başına yaşıyor.
Değirmendere’den gideceğini söylüyor bizlere.” (Bayan, 12)
O Ses:
“En küçük sese karşı
bile çok duyarlı olduk. Bir şimşek çaksa ödümüz kopuyor. Gökyüzü parıldasa
çocuklar kaçışıyor. Geceyarısı elektrik kesilince yükselen çocuk
çığlıklarına, korkunun resmine tanıklık ettiniz mi? Bizler neyse de
çocukların neler hissettiklerini bir düşünün. Ben 17 Ağustos depreminden
sonra bir gece bile doğru dürüst uyuduğumu hatırlamıyorum. En çok ta ölüm
ürkütüyor beni.” (Bayan, 49)
Kış:
“Bir kış gecirdik bu
çadırlarda. Ne kötü şey, depremden sonra yaşamıyoruz gibi. Hep bir
gürültü… Onlar yalan söylemeye alıştılar, bizlerse yalanlarını dinlemeye…”
(Bay, 62)
Kayıplar:
“Kim söyleyecek bize,
yaşayan kayıplarımızın yaşadıkları yerleri? Serpil teyzenin çocuğu 18
Ağustos’ta enkaz altından canlı çıkarıldı, annesini istiyordu ağlayarak.
Gölçük’ten bir ambulansla alıp götürdüler. Bir daha görmedik o çocuğun
yüzünü.” (Bayan, 35)
Bozgun:
“Bozgun bir yaşama
hazırlık değil, ortak yaşam kültürüne hazırlık olmalıydı çadır ve
prefabrik yerleşimler.” (Bay, 48)
Sosyal Güvenlik:
“TMMOB’nin hazırladığı
deprem sonrası bir rapora göre, depremden sonra bölge illerinde aktif
sigortalı sayısında bir düşme oldu. Fabrika patronları depremin istihdam
kaybı yarattığını gerekçe göstererek işçilerin işine son veriyorlar.
Ayrıca her 5 depremzededen birinin işsiz olduğunu gösterir olan SSK
kayıtlarına göre deprem bölgesinde sigortalı çalışan 150 bin kişinin işsiz
kaldığı kayıt dışı işçilik de göz önüne alındığında bu rakamın iki katına
çıktığı bunun yanında bölgede yaşayanların % 42’sinin 0 ile 100 milyon
lira arasında bir gelirle geçindikleri belirtildi. Kısaca üretimden kopan
insanlar ‘yardım bağımlısı’ bir konuma gerilediler.” (Bay, 50)

