CUMHURİYET DÖNEMİNDE SOSYAL HİZMETLERİN GELİŞİMİ ÜZERİNE BİR
YORUM

SHU.Dr.Ethem ÇENGELCİ
HÜ.SHYO Öğretim Üyesi
Türkiye de sosyal hizmetler. Cumhuriyet döneminde çok Önemli bir birikime
kavuşmuş durumdadır Bu birikim, kuşkusuz ki, Cumhuriyet öncesine de
dayalıdır Ancak Cumhuriyet'n çok önemli bir farklılığı vardır. Bu farklılık
konunun özünden / felsefesinden kaynaklanmaktadır Bilindiği gibi.
Cumhuriyet, Osmanlı imparatorlumu 'nun mirası üzerinde, imparatorluğun
küllerinden çıkarak kurulmuştur Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu birikim
üzerine inşa edilmiş bir kurumlar kurumu olup yarı teokratik - monarşik bir
özellik Taşıyan bir toplum yapısından laik cumhuriyete yönelen bir toplum
yapısını da ifade etmektedir Aynı zamanda, Türk devrimi [veya Atatürk
devrimi) olarak adlandırılan koklu dönüşümün de başlangıcını belirlemektedir
Gerçekte, Osmanlı İmparatorlusunda, hatta, Bizans döneminde, sosyal
hizmetlerle ilgili çok önemli çalışmalar hep olmuştur örneğin, Prof. Dr
llber ORTAYU'nın, Bizans kaynaklarına atıfta bulunarak yaptığı bir
değerlendirmeye güre, İmparatorluk 7000 kişilik bir aşevi, hastane ve çocuk
yuvası ortak hizmet birimi birikimine Lİaşmrs durumdadır (1) Bu olgu.
azımsanamayacak bir gelişmedir Kaydedilen gelişme, örneğin Osmanlı
İmparatorluğu döneminde Darüleytamlar konusunda çeşitli bilgiler veren gerek
Türk gerek yabancı [Amerikan) kaynaklardan yararlanarak söyleyebiliriz kı.Trablusgarp.
Balkan ve I Dünya Savaşı dönemlerinde 9-10 çocuk kuruluşunda 5000-8000
civarında çocuğa hizmet verilebilmiştir (2) Gerçekte, gerek Bizans Osmanlı
İmparatorlumu bakımından bu sayılar son derece önemli olup ciddi bu
organizasyon yeteneğine de işaret etmektedir Ancak, gerek Bizans gerek
Osmanlı İmparatorluğu, "buyurma" anlayışı üzerine kurulu ve dinsel etki
altındaki bir siyasal sistem anlayışına sahip devletlerdir.
Bu ülkelerde, halkın bu hizmetlerden yararlanma olanağı elbette ki vardı. Ne
var ki bu haklar teba niteliğini taşıyan insanlar bakımından yasal
güvencelerim ve mutlak yararlanma hak ve olanaklarını içermiyordu. Aslında,
Osmanlı İmparatorluğu, padişahta dahil olmak üzere, sanıldığının tersine,
kimseye herhangi bir güvence sağlamayan bir yönetim felsefesine ve
geleneğine sahipti Burada, tek istisnayı hanedanın [Osmanlı Han Sulasımn)
taşıdığı söylenebilir Nitekim, altı yüzyıl boyunca hanedanlığını
sürdürebilmiş,tek hanedan sanıyorum Osmanlı ailesine aittir Bu durumu,
Osmanlı Hanedanı açısından belirli bir başarı ve yönetme gücü olarak kabul
etmek mümkündür Ama, uygulamada, Osmanlı Hanedanından da gelse hiç bir
bıreypn mutlak yaşam güvencesi yoktur Tanrısal egemenlik kullandığı
anlayışlarına (on kabullerine) rağmen bu imparatorlardan bir kısmı, zaman
zaman sade kullar tarafından görkemli tahtlarından indirilmiş ve siyasetten
kati edilmişlerdir Bu durumda. Padişahın dahi güvencesinin olmadığı Dır
ortamda, bir siyasal sistemde, kulların herhangi bir konuda, sosyal
haklarda- ekonomik haklarda güvence içinde olmaları elbette ki düşünülemez
Türkiye Cumhuriyeti "Cumhuriyet" felsefesinin özünde var olan, halkın kendi
kendini yönelmesi, halkın halk için, halk tarafından yönetilmesi ve bu
eylemi ak lama ntıga, bilime dayandırması sebebiyle, daha ilk adımda, ozü
itibarı ile sosyal haklan temelden güvenceye almayı hedefleyen bir algılama
şeklini, bir dünya görüşünü ifade etmektedir Bu bir temeldir, bir koktur
Ancak bilindiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti nde sosyal hakların güvenceye
kavuşturulması fikrine 1921 anavasası (ki Cumhuriyet ilan edilmeden Önce
uygulanmış bir anayasadır) ne de 1924 Anayasaları yeni Türkiye
Cumhuriyetinin yapısı ile ilgili, bir anlamda siyasal Örgütlenme tarzıyla
ilgilidir. Amaç, uzun yüzyıllar teokratik monarşik bir anlayışla yönetilmiş
bir toplumun, kendi kendisini yönetmesi, egemenliğin halktan kaynaklanması,
semavi değil dünyevi olmasına ilişkin çerçeveyi düzenlemiştir Türkiye sosyal
ve ekonomik hakların yurttaşlar açısından bir hak ve Devlet açısından bir
görev olarak gündeme getirilmesine ve hukuksal değer kazanmasına ancak 1961
Anayasası ile kavuşabılmıştır. 1961 Anayasasının hazırlayacakları ve dûnemın
kanun koyucusu, Türk Cumhuriyetini, Türkiye Cumhuriyeti Devletim Kemalist
gelenekler doğrultusunda sürdüren bir anlayışın uzantısıdır Her ne kadar,
darbelerle ihtilallerle ilgili olarak demokratik Vuram çerçevesinde çeşitli
eleştiriler olabilse de, 1961 Anayasası, dünya çapında, gerek Türk gerek
dünya literatüründe sosyal ve ■■il- hakları en özgürlükçü boyutla gündeme
getiren yeni bir anayasa olarak bir aşama, bir siyasal devrim olarak kabul
^ditmektedir Tüfkiye Cumhuriyeti, daha başlangıçta, kuruluşunda var olan
demokratik ozu. böylece, 1961 yılında yeni Anayasa ile yürürlüğe geçirmiş ve
sosyal ve ekonomik naklar. anayasal güvenceye kavuşturulmuştur 8.ı
Cumhuriyetin demokrasiyi hedefleyen özüyle, ilgili önemli bir ayrım
noktasıdır. Bunun dışında Cumhuriyet dönemindeki gelişmelerin sosyal
hizmetler açısından can alıcı nitelikteki kazan imlan no1 an birisi de
eğitim ile ilgilidir. 1961 yılında, Türkiye'de ilk kez sosyal hakları yaşama
geçirmek konusunda, sosyal hizmet
elemanlarının eğitilmiş olmaları anlayışına dayalı şekilde kurulan Sosyal
Hizmetler Akademisi, bugünkü adıyla Sosyal Hizmetler Vuksek Okulu açılmıştır
Bu, son derece önemli bir gelişmedir Bu günkü Tilkiye, kendisini bu düzeye
getiren birikimi elbette ki, Osmanlı İmparatorluğunda "İttihat ve Terakki"
hareketi de dahil olmak üzere, pek çok Oncu çalışmalardan, eylemlerden
almıştır Mutlak monarşinin meşruti monarşi haline getirilmesi ve
mutlakıyetin sınırlandırılması konularında, 19ÜS meşrutiyet deneyiminden
kaynaklanan çok önemli bir bınkım bulunmaktadır Bu birikimde, birkaç temel
önemli kurumun önemli etkisi vardır Bunların siyasal tarih uzmanı Prof. Dr
Sına AKŞIN'den aktararak vurguluyacak olursak. 1527 yılında Tıbbiye'nın.
1B34 yılında Harbiye'nın ve 1059da Mülkiye nın kurulması belirgin kilometre
taşlandır Bu uç kurum (okul), Türkiye'nin ilerletilmesi yönünde başı
çekmişler. Türkiye'nin çağdaş bir devlet olarak Örgütlendirilmesi yönünde
bilimsel rehberlik, danışmanlık ve belli ölçülerde de olsa aksiyonerlık
yapmışlardır Bu okulların bit .işlev yüklenebilmelerinin sebebi, eğitilmiş,
uygar akla-mantıga-bılıme dayalı bir kultur birikimi oluşturulabiliri iş ve
evrensel gerçeği görebilmiş olmalarındandır Türkiye, sosyal hizmetler
alanında, bu gerçeği 1961 yılında yakalıyabılmış ve T 965 yılında da ilk
mezunları vermek sureliyle. eğitilmiş iş gucu gerçeğini görebilen, dünya
uygulamalarını degerlenüıre bilen ve bunun sadece hayırseverlik ya da
toplumda saygınlık ekle etme duygularından kaynaklan m lyan bir düşünce
yapısıyla yürütülebilecek bir iş, bir meslek olduğunu belirlıyebılen bir
anlayışa ulaştığını kanıtlamıştır Bu da son derece Önemli ıkı noktadır
Üçüncü önemli gelişme ise elbette ki Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumu'njn kuruluşudur SHÇEK'ın gerek kamusal gerek Çocuk Esirgeme Kurumu
gibi gönüllü kuruluşları bünyesinde bütünleştirmesi. Çocuk Esirgeme
Kurumu'nun Türk ve Dünya tarihinin kaybettiği en buyuk devrimcilerden ve
devlet adamlarından biri olan Mustafa Kemal ATATÜRK'ün hatırası olması
bakımından taşıdığı Gnem sebebiyle, eleştirilebilecek bir durumdur Ancak,
Türkiye'de bir SOSYAL HİZMETLER KURUMU kurulması konusunda hiç bir endişe,
eleştiri, tanışma ve karşı yorum yoktur Sosyal Hizmetler Kurumu'nun
kurulması hedefi, Türkiye'nin Devlet tercihi durumuna gelmiş bir konudur.
Türkiye, Sosyal Hizmetler Kurumuna 1983 yılrnda kavuşmuştur 2828 sayılı
Kanun, getirdiği pek çok yeni ve ilen hu kum, çocuk hakJarı bakımından
kaydedilen ilerlemeler, yurt düzeyinde örgütlenebilme gücü ve çeşitli
ûzeflıklerı açısından "sosyal reform" nrîelığı taşıyan bir hukuk belgesi
olmuştur.
Dolayısıyla, Türkiye'de Cumhuriyet
döneminde, Cumhuriyet öncesi birikimi de değerlendiren üzunde insana saygıya
dayanan, halkın kendi sorunlarını yönetime katılarak bizzat çözmesi ilkesine
dayalı bir felsefe; anayasal güvence, yasal güvence, eğitilmiş iş gücü ve
kurumsal düzenlemelerde bir bütün olarak yeri r yerin e otu rmu ş d u rumdad
ı r
Bütün bunlara rağmen. Türkiye'de acaba Cumhuriyet döneminde sosyal
hizmetlerin gelişmesi yeterli olmuş mudur'? Kuşkusuz ki, mutlak bir
yeterlilikten ve basandan söz etmek mümkün değildir. Ancak, bu durumu.
Türkiye'nin Cumhuriyet/Demokrasi felsefesi ile birlikte tarih sahnesine
çıktığı dönemden başlıyarak çok yönlü ve karşılaştırmalı olarak jncelemek
gerekmektedir Bilindiği gibi, Türkiye, evrensel bilgiye (aydınlanma
sürecine) yaklaşık 300 yıl geç başlamışlır İngiltere 1215 Özgürlük Fermanı,
Amerika Birleşik Devletleri 1776 bağımsızlık hareketi ve Fransa 1789 Burjuva
devrimi ile yeni ulus/devlel surecine girerken Türkiye bu gelişmelerin çok
dışında kalmıştır Ancak, Sevr Antlaşması ile tarihten silinmek üzere bir
halkın canını dişine takarak gerçekleştiği ilk ve antı emperyalist Ulusal
Kurtuluş Savaşı ile kendini kurtarmayı basarabıidıkten sonra, Cumhuriyet
anlayışına ve cumhuriyeti de demokratik cumhuriyet aşamasına getirme
devrimini başlayabilmiştir
Konuya "sosyal hizmetler" açısından bakıldığında, eğitilmiş insan gücünün
ancak 1965 den bu yana gündemde olduğu ortadır
Kurumsal düzenleme, ancak 1983 yılında gereğince yapılabilmiştir.
Dolayısıyla en azından
NOTLAR/KAYNAKLAR
(1) hber Ortaylı'nın R.Guerdan'dan aktardığı bilgilere göre Bizans toplumu,
zengin ve iktidar sahibinin gerek dmı hisler, gerekse toplumda saygınlığını
kazanmak için hayırseverlikten kaçınmadığı ve bir takım kurumlara bağışta
bulunduğu bir sosyo-kültürel çevreydi, Hastahane ve yetimhaneler yapıldığı
hatta imparator Alexius Comnenos'un Haliç kıyılarında hastahane, yetimhane
ve aş evlerim içeren büyük bir külliye yaptırdığı biliniyor {7Q00 kişiye
hizmet verebiliyordu) bu gibi kurumların görev ve gelirlerini içeren
kontratlarda vardı "Bknzjlber Ortaylı, Türkiye İdare Tarihine Giriş. Turhan
Kıtabevı Yayınlan,Ankara, 1996S.40
Anna W$11es Brown, "istanbul'da Yetimhaneler", istanbul 1920. Editör
Clarence Rıchard Johnson. Çeviren SOnmez Taner, Tarih Vgkfı Yurt Yayınlan,
İstanbul 1995, ss. 197-221 ve Osman K . örnek Matbaası, Işık Han. Ankara.
1950, s 51-52
(3) Sına Aksin. Ana Çizgileriyle Türkiye'n in Yakın Tarihi. İmaj Yayıncılık,
Ankara, 1996, s 21
(4) Bu konulardasonderceyararh bilgiler için Bknz Ekrem AKURGAL Türkiye'nin
KultUrSorunları. Bilgi Yayınevi, Ankara, 1998
