|
|
|
|
|
SOSYAL HİZMETTE GÜÇLER PERSPEKTİFİ ve ÇÖZÜM ODAKLI MÜLAKAT Dr. Fatih ŞAHİN ÖZET Sosyal hizmet uygulama literatüründe “güçler perspektifi” üzerinde bir odaklanma gözükmektedir. Bu makale, problem odağının problemlerini açıklamakta ve güçler temelli uygulamanın değer temeli, sayıltıları ve uygulaması incelenmektedir. Peşisıra, güçler perspektifine dayanan çözüm odaklı mülakata ve onun temel faaliyetleri olan müracaatçının referans çerçevesi içinde müracaatçı ile birlikte iyi yapılandırılmış amaçların gelişimi, müracaatçı ile birlikte istisnalara dayalı çözümlerin oluşturulması ve mülakat sorularına yönelinmektedir. (İstisnaları bulma, mucize, ölçme, başetme ve ne daha iyi soruları)
SUMMARY A focus on “strenghts perspective” have begun to appear in social work practice literature. This article explains the problem with problem focus and the assumptions, value -base and practice of strenghts-based practice has been examined. Afterthat, it adresses solution focused interviewing which are based on strenghts perspective and its fundemental activities development of well-formed goals with the client within the client’s frame of reference and development with the client of solutions based on exceptions and the interviewing questions themselves (exception finding, miracle, scaling, coping questions, What’s better questions) Anahtar sözcükler: güçler perspektifi, çözüm odaklı mülakat, mikro sosyal hizmet uygulaması Keywords: strenghts perspective, solution focused interviewing, micro social work practice İnsan yaşamı zıtlıklar ve çelişkiler ile doludur. Toplumlar, karmaşık gerçeklikler ile başetmeye çalışırken iyi ile kötü, güvenli ile güvensiz, dost ve düşman gibi bölünmeler yaratmıştır. Tuhaf bir gerçek olarak, ilgi, olumsuz boyuta yönelmiştir: kötüye, güvensize, düşmana. Yaşamın olumsuz boyutuna ilişkin bu vurgu, insanı biçimlemiş ve sosyal hizmet ve diğer yardım veren mesleklerde patolojiye yönelmeye yol açmıştır. (Weick ve ark. l989:350). Sosyal hizmet literatüründe şimdilerde üzerinde önemle durulan güçler perspektifi, (strenghts perspective) problem ve patolojilerden ziyade insanların güçleri ve kaynaklarının sosyal hizmette yardım sürecinin odağı olması gerektiğini savunmaktadır (Chapin l995; Cowger l994; Goldstein l990; Weick ve ark. l989). l930'larda bireylerin problemlerini tanımlamada teorik bir yapı olarak gelişen ''psikoanalitik teori'' ve zaman içinde gelişen bu teoriye dayalı olarak gelişen yaklaşımlar sosyal hizmeti derinden etkilemiştir. Sosyal hizmet, psikoanalitik teori ve türevleri ile yakın ilişkiye geçmek, insan problemlerini anlamada insanın ''güçsüzlüğü, patolojisi, eksiklikleri'' kavramlarını beraberinde getirmiştir. (Weick ve ark. 1989, 350). Güçsüzlük, patoloji kavramı ise mesleki dilde somutlaşmış ve teşhisçi kategoriler insanın eksikliği, güçsüzlüğü, patolojisi ile ilgilenmiştir. Böylelikle, problemin yeterli bir biçimde değerlendirilmesi ve teşhisi, adeta sosyal hizmet mesleğinin temel yönelimi haline gelmiştir. Nitekim Compton ve Galaway (l979) sosyal hizmetin odağını, problemleri çözmek amacıyla problem çözme yaklaşımını kullanmak olarak ifade etmektedir. Bu çerçevede, güçler perspektifinin karşı çıktığı problem odaklı yaklaşımı irdelemek önemli hale gelmiştir. PROBLEM ODAKLI YAKLAŞIM ve YETERSİZLİKLERİ Şu anki yardım perspektifinin temellerinde, insanların eksiklikleri ve bu nedenle profesyonel yardıma ihtiyaç duymaları yatmaktadır. Yardım veren meslekler, insanların problemleri olduğundan dolayı yardıma ihtiyacı olduğuna inanır. Problemlerin varlığı, mesleki açıdan yardım veren kişinin de varlık nedenini oluşturur. Sosyal hizmet uzmanları (SHU) müracaatçılara yönelen mesleki müdahalelerini tasarlarken problemlerin nedenlerini ortaya koymaya çalışır. Müracaatçı sistemlerinin problemleri tanımladığında gerçekte bir başka problem bir daha ve yeni bir biçimde oluşmaktadır. Sosyal yapılandırmacı bakış açısından, o problemi yaşayan müracaatçı sisteminin yaşadıklarını isimlendirmek onu terapötik çabaların yöneltilmesi gereken bir “gerçek” olarak ortaya çıkartır. Müracaatçının içinde yaşadığı ve hissettiği tüm duygular, sezgiler, fikirler artık bir isim almış, kaynağı anlaşılmıştır. Bir başka deyişle, bilinmeyen kategorize edilmiş ve etiketlenmiştir. Problem rasyonel sürece konu edilerek, müracaatçı onun bazı görünümleri olduğunu anlar ve onunla mücadele edilebileceğini görür. Meslek elemanının gücü, problemi isimlendirme ve bu güçlükle başetmek için bir stratejiye sahip olmasından kaynaklanır (Weick ve ark. 1989, 351-352). Yine bu isimlendirme süreci meslek elemanına ait bir dildedir. Kadushin ve Hollis'in de belirttiği gibi, örneğin bir ''terapi'' kelimesinden müracaatçı ile SHU'ının anladığı şey birbirinden farklı olabilir ve teknik bir dil kullanımı mesleki açıdan yararlı değildir (Kadushin, l972, 29; Hollis, l965, 469). Teşhisçi kategoriler kullanan SHU’ları, müracaatçıların özel karakteristiklerinden ziyade benzerliklerinin üzerinde durur. Müracaatçının durumu daha önceden belirlenmiş problem kategorilerine uyacak biçimde belirlenmek durumundadır. Ayrıca bu kategoriler, müracaatçının kendi durumuna uygun olarak tasarlayabileceği tanımlamalar da değildir. Bir kişinin durumunu “depresyon” olarak kategorize etmek yapılabilecek en genel değerlendirmedir. Böylesi bir değerlendirme ne o insanın göstermiş olduğu çabanın ne de bu insanın hikayesinde saklı güçleri ortaya çıkarır (Weick ve ark. 1989, 350). Problem odaklı değerlendirme insan problemlerinin sosyal-çevresel açıklanmasından ziyade bireysel olarak açıklanmasına olanak tanımaktadır. Nitekim, Ryan'nında belirttiği gibi, bir problemden etkilenen ve etkilenmeyen bireyler arasındaki farklılıkları problemin sebebi olarak tanımlayıp bu farklılıkları düzeltmek için müdahaleler tasarlamak aldatıcı bir mantıktır ve bu mantık Kagle ve Cowger (l984, 347) tarafından ''müracaatçıyı suçlamak'' olarak adlandırılmaktadır. Problem odaklı değerlendirmede, insanları önemli ölçüde etkileyen çevrenin önemi bilinse de geniş sosyal değişkenler nadiren dikkate alınır. Sosyal koşulları değiştirmedeki zorluk, meslek elemanlarını bu faktörleri tablodan çıkartmaya zorlar. Böylelikle meslek elemanları, problemin kaynağı olarak problemli insanları görmeye başlar (Weick ve ark. 1989, 350; Cowger, 1994, 264). Esasen, problem üzerinde odaklaşma, müracaatçının kişisel ve sosyal güçlerini kullanmasını kısıtlarken, müracaatçıyı kurban haline getiren ve eşitsiz güç ilişkilerini üreten ve düzenleyen sosyal yapıyı sağlamlaştırır (Cowger 1994, 264). Bu çerçeve içerisinde, problem odaklı yaklaşım ile güçler perspektifi temel odak, müdahalenin doğası, ruh sağlığı oryantasyonu, müracaatçının rolü, meslek elemanının rolü, toplum oryantasyonu konularında aşağıdaki biçimde karşılaştırılabilir.Tablo1: Problem Odaklı Yaklaşım İle Güçler Perspektifinin Felsefi Çatılarının Karşılaştırılması*
Şahin (1999, 69)’in de belirttiği gibi, sadece mesleğin ilke değer ve felsefesinin özsel bir deyişle doğasının uygulamaya aktarıldığı faaliyetler sosyal hizmet karakteri taşır. Bu değerler içerisinde en önemlileri, insanların eşsiz oldukları ve gelişme, öğrenme ve değişme kapasite ve yeteneklerinin olduğudur. Problemler üzerinde odaklanma sosyal hizmet literatüründe iki bakımdan eleştirilmektedir. Öncelikle, sosyal hizmet müracaatçının self-determinasyona, bireyin değer ve onuruna saygıya büyük önem atfetmektedir. Değer ve onuruna büyük önem atfedilen, self- determinasyonuna büyük önem verilen, değişme ve gelişme kapasitesine, eşsizliğine inanılan insanları problem, patoloji, eksiklik kavramları ile tanımlamak mesleğin özü ile uyuşmamaktadır. Yine, uygulama düzeyinde, probleme ilgi, uygulamacıyı - mesleki terminolojinin de etkisi ile - otorite pozisyonuna koymakta ve müracaatçıların yaşamlarını nasıl geliştireceklerine ilişkin olarak kendi duygularını güvenmelerini zorlaştırmaktadır. Bununla beraber, sosyal hizmetin değerleri, mesleki yardımın temelinde insanın güçlerinin gelişimini görmektedir. Esasen, değerler mesleki uygulamanın olmazsa olmaz unsurlarıdır İşte tam bu noktada güçler perspektifi, sosyal hizmetin uygulama modeli olarak belirmeye başlamaktadır. Güçler perspektifinin dayandığı sosyal yapılandırmacı görüş, ampirik görüşün tersine, dünya hakkındaki gerçeğin bireyden bağımsız olmadığını ve bireyin algılama, düşünce ve inançlarına bağlı olduğunu savunmaktadır. Sosyal yapılandırmacılık, sosyal psikolojik yaklaşım içerisinde gelişmiştir. Yapılandırmacıların, objektif gerçeğin kavranamayacağı görüşü ile paralel olarak sosyal yapılandırmacılar bilme biçimimizin sosyal boyutunu vurgularlar. Sosyal yapılandırmacı düşünce Berger ve Luckman’ın (1971) çalışmalarına dayalıdır. Berger ve Luckman’ a göre gerçek, davranışlarımıza rehberlik eden bilgi (knowledge) olup onun hakkında her birimizin farklı farklı fikirleri vardır. Paylaşılan bir gerçeklik görüşüne ulaşabilmek için, onu organize eden ve objektif kılan çeşitli sosyal süreçler aracılığı ile bilgilerimizi diğerleri ile paylaşırız. Dünyadaki şeylerin nasıl olduğuna ilişkin sayıltılarımızı paylaştığımızdan dolayı sosyal eylemler daimi, alışılmış bir hal alır. Toplumun ilgili boyutuna ilişkin olarak pek çok kişi anlaştığında bu basmakalıplar, anlaşmalar kurumsal hale getirilir (Payne 1997: 14). Sosyal yapılandırmacılığın temellerinde, her bireyin farklılıkları olduğu sayıltısı yatmaktadır. İnsan işlevselliğini geliştirmek ya da değiştirmek için uygun teknik ya da müdahaleler dizisi yoktur. Tersine, bu yaklaşım, müracaatçının özel ihtiyaçlarına uyarlanması gereken belirli müdahaleler gereğini ortaya koymaktadır. Sosyal yapılandırmacılık bakış açısından bilgi, gözlemcinin çevresi ile etkileşiminden doğar. Bunun anlamı ise, açıkça, bilimsel araştırmacının tarafsız bir noktada kalarak dünyaya ilişkin bilimsel gözlemler yapamayacağıdır. Sosyal yapılandırmacılara göre, gözlemcinin değer ve ilgileri her zaman işin içindedir ve gözlem yapmanın bizatihi kendisi gözleneni değiştirir. Bilgi keşfedilmez, yaratılır ve önemli olan bağlamdır. Bu perspektiften bakıldığında, bilgi ve algıyı etkileyen nörolojik ve biyolojik faktörler kadar bilgi ve algıyı biçimleyen sosyal, kültürel, tarihsel, ekonomik ve politik koşullarda önemlidir ( Dean, Rhodes, 1998:256). Bir başka deyişle, politik ve sosyal güçler, sosyal hayatta kullanılan kavramsallaştırmaları, kategorileri etkilemektedir. Bu kategorilerde, onlara hayat veren politik ve soyal kurumları desteklemektedir. Bu bakış açısı ile dil, anlamı ortaya çıkarmaktan ziyade anlamı belirlemekte merkezi bir role sahiptir( Dean, Rhodes, 1998:256). Uygulamacıların değerleri iletişimde müracaatçılarının değerlerinin önüne geçmemelidir. Çünkü, uygulamacılar daha iyi ya da daha doğru olan kendi değerleri konusunda uzmandır (Laird, 1995, 152). Sosyal yapılandırmacı yaklaşımda, ilgilenilen müracaatçı sistemi değerlendirilmez. Bildiğimiz anlamda değerlendirme kavramı yoktur. Teşhis ve değerlendirme, bir başka kişinin geçmişteki ya da şu anki deneyimlerini yorumlayan uzman bir “bilene” işaret eder. Böylesi bir durumda da müracaatçının hikayesini dinlemek iyice zorlaşır. Bu çerçevede güçler perspektifinin temellerini ve insana bakışını ele almak önemli hale gelmektedir. GÜÇLER PERSPEKTİFİNİN TEORİK TEMELLERİ VE SAYILTILARI Güçler perspektifi, insanları semptomlara göre kategorize ederken çevresel durumun önemli faktörlerini gözardı eden ve böylelikle müracaatçıyı suçlayan şu anki teşhisçi modele alternatif olarak ortaya çıkmıştır (Weick ve ark. l989). Bunun tersine, güçler perspektifinde, müracaatçının ve çevresinin güçleri ortaya konarak müracaatçıyı suçlamanın önüne geçilir, müracaatçının motivasyonunun güçler üzerinde odaklanmaktan kaynaklandığı gözönüne alınır ve müracaatçı ile SHU arasında işbirliğine dayanan bir ilişki geliştirilir. Güçler perspektifi, mesleğin savunduğu değerler ile şu anki uygulaması arasında varolan boşluğu doldurmak amacıyla insan ve çevresindeki olumlu güçlerle ilgilenmeye ve müracaatçının bulunduğu yerden başlama ilkesine büyük önem verir (Ronen, Dowd, 1998, 87; Stevens, 1998, 291). Güçler perspektifi, belirli sayıltılar üzerine bina edilmiştir. Bu yaklaşımın dayandığı sayıltılar, ampirik gerçeklerden ziyade değer pozisyonlarını yansıtan inançlardır. Bu sayıltılar:
Bireyin özgeçmişi ve kişilik özellikleri toplumdaki politik, ekonomik, sosyal ve doğal güçler ile sürekli olarak etkileşim halindedir. Tüm bu faktörler zorunlu bir biçimde tahmin etmeyi ve kesinliği zorlaştırır. Bu nedenle, güçler perspektifi, müdahale sürecini, müracaatçının isteklerine büyük önem atfeden holistik bir yaklaşım görür ve müdahaleyi, işbirliğini artırarak müracaatçının kendi kendini yönlendirmesine yöneltir. Güçler perspektifine dayalı bir uygulama belli başlı aşamaları içermektedir. Güçler temelli sosyal hizmet uygulamasını çalışmanın aşamaları ve özellikleri açısından incelemek olanaklıdır. Karşılaşma (Engagement): Güçler perspektifinde yardım ilişkisinin başlangıcı karşılaşma olarak adlandırılır. Bu süreç, müracaatçı ile yüz yüze gelmeden önce yardım sürecinin başlangıcında yer alan yapılandırılmamış olaylar, informal tesadüfler (telefon konuşmaları v.b.) olarak tanımlanmaktadır. Yardım ilişkisindeki karşılıklılığa ilişkin bir inançta, müracaatçı ile formal soru sorma ve cevap sürecinden ziyade onun özgün yetenekleri, tolerans düzeyi ve ilgilerine göre sosyal diyalog içerisinde ilgilenmektir (Kisthardt, 1992 akt. Russo, 1999, 27). SHU - Müracaatçı İlişkisi: Sosyal hizmet uzmanı müracaatçı ilişkisinin gelişiminde güçler perspektifinin değer ve prensipleri anahtar noktadadır. SHU’ının rolü, insanların içindeki güçleri beslemek, cesaretlendirmek, desteklemek, mümkün kılmak, teşvik etmek, uygun çevresel güçleri ortaya çıkartmak ve sosyal adaleti geliştirmektir. SHU’ları müracaatçıların zaten sahip oldukları güçleri tanıma ve kullanmalarına yardım etmek için oradadırlar (Cowger, 1994). SHU’ları müracaatçılar ile işbirliği içerisinde çalışırlar. Bu işbirliği, müracaatçının self-determinasyon hakkına bağlılığı gerektirir. Uzman ve müracaatçı birlikte çalışarak uygulamaya rehberlik edecek ölçülebilir ve başarılabilir amaçları belirlerler. Güçler Temelli Değerlendirme: Güçler perspektifinde, SHU’ları bireysel güçleri (psikolojik, bilişsel, duygusal, motivasyonel, başetme becerileri, kişilerarası ilişki becerileri, fizyolojik güçler), çevresel güçleri, kişisel ve duygusal yetersizlikleri dikkate almak ihtiyacındadır. Teşhisten ziyade değerlendirme tercih edilen kelime olmuştur (Cowger, 1994; Weick ve ark. 1989). Müracaatçı ve SHU kişisel amaçları ve bu amaçları gerçekleştirmek için gerekli bireysel ve sosyal kaynakların nasıl biraraya getirileceğinin tartışmasına birlikte katılırlar (Weick ve ark. 1989). Güçler perspektifinde değerlendirme, teşhisçi kategorilere uyan özellikleri açısından müracaatçının durumunu anlamaktan ziyade özgünlüğünü ortaya koyacak noktaları bulmak amacı ile yapılır. SHU müracaatçının geçmişteki ve şu anki beceri, yetenek, başarı ve ilgilerine yönelik veri toplar. Bu ise, müracaatçının, özgünlüklerini ortaya koymaktır. Başarılar üzerinde odaklaşmak, yardım sürecinde temeldir (Sullivan, 1992, 206). Değerlendirme bir ürün olduğu kadar süreçtir. Süreç olarak değerlendirme, müracaatçılara durumlarını tanımlamada yardım etmektir. Bunun anlamı, müracaatçıların durumlarını etkileyen faktörlere anlam vermektir. Müracaatçılara hikayelerini anlatmada yardım etmek özellikle önemlidir. Hikaye müracaatçıya aittir. SHU bu aidiyete saygı duyduğu takdirde müracaatçı hikayesini paylaşabilecektir. “Durum” sözcüğü problemlerin içinde oluştuğu çevresel muhtevayı (contex) tasdik ettiği için özel olarak önemlidir (Cowger, 1994, 264). Cowger (1994, 265-267) değerlendirmede, müracaatçının olguları anlayışına önem verme, müracaatçıya inanma, müracaatçının isteklerini keşfetme, değerlendirmeyi kişisel ve çevresel güçlere yöneltme, güçler değerlendirmesini çok boyutlu yapma, değerlendirmeyi eşsizlikleri keşfetmek için kullanma, müracaatçının anlayacağı dil kullanma, değerlendirmeyi SHU ve müracaatçı arasında katılımlı hale getirme, suçu ve suçlamayı önleme, neden-sonuç düşünme biçiminin önüne geçme, teşhis etmeden değerlendirmeye yönelme konuları üzerinde önemle durmaktadır. Değişme Süreci: Güçler perspektifi, değişme sürecinde, müracaatçının motivasyonu ve SHU-müracaatçı ilişkisine güvenir (Cowger, 1994; Weick ve ark. 1989). Değişme, SHU müracaatçının özlemleri, duyguları, algılamaları ve güçlerini tasdik ettiğinde oluşur. Güçler perspektifine dayalı bir uygulamada, SHU, değerlendirme sürecinde anlaşılan müracaatçının ilgi, yetenek ve özlemlerine dayanmak durumundadır. Güçler perspektifine dayalı bir tedavi planı kişiye özel ve insanların özgün amaçlarını yansıtır tarzda olmalıdır. Uygun kaynakların gözden geçirilmesi sürecinde, toplum, sınırsız kaynak ve fırsatların potansiyel kaynağı olarak görülür (Sullivan, 1992). Ayrılma (Disengagement): Sonlandırma kavramını kullanan diğer sosyal hizmet perspektiflerinin tersine, güçler perspektifi ayrılma (disengagement) kelimesini tercih eder. Derecelendirilmiş bir sonlandırma, müracaatçını diğer hizmet verenler ve toplumda doğal olarak oluşan yardım verenler ile ilişkisini artırmak amacı ile oluşturulmuş amaçlı eylemlere işaret eder (Kisthardt, 1992 akt. Russo, 1999, 30). SHU ayrılma sürecinde, ayrılığa ilişkin kendi duygularını tanımalı, müracaatçıya duygularını ifade etmesinde yardım etmeli, müracaatçının çocukluktaki ayrılık deneyimlerine duyarlı olmalı ve en iyi ayrılma biçimini belirlemeye çalışmalıdır (Moss, Moss 1967 akt. Russo, 1999, 31). Ayrılma süreci ve müracaatçının gelecekteki gelişmesi bağlantılı olarak ele alınmalıdır. Temelleri ve aşamaları bu biçimde ele alınan güçler perspektifi sosyal hizmet mesleğinin temel bileşenlerinden olan mülakat ile nasıl bütünleştirilecektir? Bu soruya verilen yanıt, çözüm odaklı mülakat (solution focused interviewing) olmaktadır. Sıklıkla, mülakatta çözüm odaklı yaklaşım olarak bilinen bu sorular, Milwauke Brief Family Therapy Center’da Shazer ve arkadaşları tarafından geliştirilmiştir (akt. Jong ve Miller 1995). Çalışmada verilen mülakat örnekleri Jong ve Miller (1995)’ den aktarılmıştır.
ÇÖZÜM ODAKLI MÜLAKAT Çözüm odaklı mülakat, iki eyleme dayalıdır. Bunlardan birincisi, müracaatçının referans çerçevesi içerisinde müracaatçı ile birlikte, iyi yapılandırılmış amaçların gelişimi, ikincisi ise istisnalara dayalı olarak müracaatçı çözümlerinin gelişimi olarak ele alınmaktadır. İyi Yapılandırılmış Amaçlar:Berg ve Miller (1992 akt. Jong ve Miller 1995:730-731) kendi tecrübelerinden yararlanarak iyi yapılandırılmış amaçların yedi özelliğini tanımlamıştır. Bunlar:
İyi yapılandırılmış amaçların bu kavramsallaştırması, bu amaçların SHU ve müracaatçı tarafından müzakere edildiğini gösterir. Bu amaçlar, müracaatçıların nadiren yardım ilişkisine iyi yapılandırılmış amaçlarla geldiğini ve SHU’ların müracaatçılar için hangi amaçların uygun olduğunu belirleme hakkı ya da gücüne sahip olmadıklarını belirtmektedir. Bunun yerine, uygulayıcı ve müracaatçı, müracaatçının referans çerçevesi içerisinde başarılabilir amaçları birlikte tanımlamalıdır. İstisnalar (Olağanüstülükler) İstisnaları keşfetmek, çözüm odaklı yaklaşımdaki ikinci temel mülakat faaliyetini oluşturur. İstisnalar, müracaatçının yaşamında oluşabilecek fakat oluşmamış durumlardır. Örneğin, bir çift “devamlı kavgadan” dolayı sorunlu ilişkiden şikayet ediyor iseler, çözüm odaklı uygulamacı, çiftlerden birlikte bulundukları fakat kavga etmedikleri ya da en azından daha az yıkıcı kavga ettikleri zamanları tanımlamalarını ister. Uygulamacı tarafından gerçekleştirilen çözüm odaklı mülakat üsteleyicidir fakat müracaatçının problemlerinin derinliğine açıklanmasına karşı durur. Uygulamacı, probleme ilişkin olarak kim, ne, ne zaman, nerede sorularının yerine istisnalara ilişkin kim, ne, ne zaman, nerede sorularının üzerinde odaklaşır. Sonuçta, amaçlara ilişkin olarak müracaatçı ve SHU’nun güçlerine, problemlere ilişkin olarak müracaatçının yetersizliklerinden daha fazla durulur. Bir kere bu güçlere bilinç kazandırıldığında ve böylelikle uygun hale getirildiklerinde, müracaatçılar kendi yaşamları için uygun çözümler yaratmada güçlerini harekete geçirirler.
MÜLAKAT SORULARI Çözüm odaklı yaklaşımda, iyi yapılandırılmış amaçlar ve müracaatçının amaçlarına ilişkin en uygun güçleri ortaya çıkarma şansını artırma üzerinde durulur.
İyi Yapılandırılmış Amaçlar İçin Mülakat Müracaatçı ve SHU arasındaki ilişki genellikle müracaatçının ilgi ve problemleri üzerinde odaklaşır. Müracaatçılar SHU’larına hayatlarında “neyin yanlış” olduğunu söylemekte ısrar ederler. SHU için bu bilgileri dinlemek önemlidir. Peşisıra, acil bir durum olmadığı konusu ortaya çıktığında iletişim iyi yapılandırılmış amaçları geliştirmeye yönelir. “Mucize” sorusu görüşmeyi başlatmanın iyi bir yoludur (de Shazer 1988 akt. Jong ve Miller 1995:731) SHU aşağıdaki soruyu sorabilir. Bu soru, müracaatçının ilgisini zorluklardan uzaklaştıracak ve problemin çözüldüğü bir gelecek düşlemesi üzerinde odaklanmak üzere oluşturulmuş bir dizi uydu (satellite) sorusunun başlangıcıdır. Aşağıdaki uydu soruları kullanılabilir.
Bu soruların amacı, müracaatçıya detaylı bir şekilde, mucize olduğunda hayatında nelerin “farklı” olacağını formüle etmesi konusunda yardım etmektir. Müracaatçı bu farklılıkları tanımlamaya çalıştıkça, aynı zamanda değişim beklentisi ve çabaları yönlendiren amaçlarda büyüme duygusu geliştirir. Uydu soruları, iyi yapılandırılmış amaçların
özelliğini yansıtır. Sonuçta, bir müracaatçı mucize sorusuna “esenlik duygum
var” şeklinde yanıt verdiğinde, SHU “kocan senin esenlik duygusuna sahip
olmaya başladığına dair ne gibi farklılıklar fark edebilir” şeklinde soru
sorabilir. Bu soru ile uygulamacı, sonundan ziyade başlangıcı olan ve
müracaatçının diline güvenen bir tarz ile onun daha somut amaçlar
geliştirmesine yardım eder. Bir başka örnekle açıklamak gerekirse, bir
müracaatçı mucize sorusuna yanıt olarak “daha az ağlıyorum” dediğinde
uygulamacı “ağlamanın yerini ne aldı?” diye sorabilir. Bu soru, bir şeyin
yokluğundan ziyade varlığını gösteren iyi yapılandırılmış amaçlara işaret
eder. Müracaatçının Güçlerine Yönelik Mülakat İstisna Bulma Soruları: İstisna bulma soruları, SHU tarafından, müracaatçının amaçlarına yönelik olarak şu anki ve geçmişteki başarılarını keşfetmek için kullanılır. Bu başarılar, çözüm üretmede kullanılır. İstisna bulma sorularının örnekleri aşağıdadır: SHU: Tamam, eğer yanlış hatırlamıyorsam, siz “az içtiğiniz ve eşiniz ve çocuklarınız ile daha fazla zaman geçirdiğinizde” beni görme ihtiyacı içerisinde olmadığınızı söylediniz. Peki en son ne zaman “az içip, eşiniz ve çocuklarınız ile daha fazla zaman geçirdiniz?” Genellikle müracaatçılar problem çözüldüğünde yaşamlarının nasıl farklılaşacağını tanımlayamazlar. Sadece problemleri üzerinde konuşurlar. Böyle durumlarda, SHU mucize sorularına cevaptan ziyade problem üzerinde çalışarak istisnaları açıklayabilir. SHU: “Geleceğin hakkında daha az ödünün koptuğunu hissettiğin günler var mıydı?( müracaatçının problem tanımlaması). En son iyi bir günü ne zaman geçirdin? O günü daha iyi yapan farklılık neydi? Bu nerede oldu? Seninle birlikte kim vardı? Daha iyi yaptığını söylediğinde seninle beraber olanların dikkatini çeken neydi? İstisnalar bir kere ortaya çıktığında, sosyal hizmet uzmanı bu durumun nasıl ortaya çıktığını keşfeder. Sosyal hizmet uzmanı olabildiğince somut bir biçimde istisna durumun oluşumunda müracaatçının katkılarını belirginleştirme çabalarına girişir. Müracaatçının bilinçliliğine yönelik olarak müracaatçı ve sosyal hizmet uzmanının birlikte ortaya koydukları katkılar müracaatçının güçleridir. Aşağıda, müracaatçının istisna durumun oluşmasındaki katkısının ortaya çıkarılışının bir örneği yer almaktadır. Müracaatçı: Emin değilim (ara), arabayı yıkamak, yaprakları toplamak herhalde Müracaatçı: Evet, başka bir iş için, dün, iş arama ilanlarını kontrol ettim. İstisnaya katkıda bulunan müracaatçının güçleri sosyal hizmet uzmanı ve müracaatçı tarafından ortaya çıkarıldığında, sosyal hizmet uzmanı kendi tarzı ve mesleki faaliyeti ile uyumlu olarak bu güçleri onaylar ve güçlendirir.
Ölçme Soruları Ölçme soruları, müracaatçının yaşamının karmaşık özelliklerini daha da somutlaştırmanın akıllıca bir yolu olup hem SHU hem de müracaatçı için uygundur. SHU’lar sıklıkla müracaatçının kendi kendisine 0’dan 10’a kadar numara vermesine dayalı ve müracaatçının belirli bir noktada olduğunu en iyi gösteren formları kullanırlar. SHU, genellikle, 10 değerini en pozitif değer olarak alır. Bir müracaatçının yaşamının neredeyse tüm boyutları ölçülebilir. Bunun içerisine, çözüm bulmaya yönelik ilerleme, çözüm bulma konusuna ilişkin güven, çözüm üzerinde çalışma motivasyonu, problemin şiddeti, kendini ya da diğerlerini incitme oranı, benlik saygısı gibi. Müracaatçı bir kere 0’dan büyük rakam vermeye başladı mı, SHU süren soruların gösterdiği gibi, müracaatçının güçlerini ortaya koyan ve genişleten soruları sürdürür. Müracaatçı: Oh, buraya gelmeye karar verdim ve patronuma boş zamana ihtiyacım olduğunu nasıl söyleyebileceğim konusunda düşünmeye başladım. SHU: (müracaatçının doyum hissini algılayarak). Bu önemli. “buraya gelmeye karar vermek” senin için zor muydu? (ayrıca:) “buraya gelme kararını” nereden edindin? Çözümü bulmaya başladığın ya da neyi farklı yapmaya ihtiyaç duyduğun nokta bu muydu? Başetme Soruları: Uygulama deneyimleri,müracaatçıların %80’inden fazlasının amaçları geliştirme ve istisnaları belirlemede üretkence çalıştığını göstermektedir. Bununla beraber, umutsuzluk hisseden, varlıklarının ne kadar berbat olduğunu ve geleceğe ne kadar olumsuz baktıklarını anlatan müracaatçılarla da karşılaşılmaktadır. Zaman zaman bu müracaatçılar, umutsuzluklarını güçlendiren akut krizler yaşarlar, diğer zamanlarda umutsuzluk kendi kendini ifade etmenin ve diğerleri ile ilişkili olmanın biçimi haline gelir. Bu sorular müracaatçının algılarını kabul eder ve müracaatçının böylesi zor durum ve duygularla nasıl başedebildiğini anlamaya çalışır. Müracaatçı: Gerçekten bilmiyorum. SHU: Hayretler içerisindeyim. Tüm bunlarla (müracaatçının terimlerinden cesaret kırana işaret ediyor). Nasıl yaptığını bilmiyorum, nasıl yaptın. Müracaatçı: Bu benim içinde sürpriz oldu doğrusu. Hepsinin bitmesini istedim. Fakat yapamadım. Çocuklarıma kim bakacaktı? SHU: İşte bu bunu nasıl başardığını açıklıyor: çocuklarının sana ne kadar ihtiyaç duyduğunu düşünmen. Onlara bakmak için neler yaptığından daha çok bahset.( sosyal hizmet uzmanı anne-baba olma güçlerini ve motivasyonunu keşfediyor). Sosyal hizmet uzmanı müracaatçıya güçlerini ortaya çıkarmada yardım ettikçe müracaatçının kendine güveni artar. Genellikle, müracaatçının daha önce hiç düşünmediği konular başedici güçler olarak ortaya çıkar. Bununla birlikte, müracaatçıların problem tanımlamaları ve problemle bağlantılı engeller ortaya çıkabilir. Bu oluştuğunda, sosyal hizmet uzmanı güven verici ve empatik bir tarzda dinler ve güçlerin açıklanması ve tasdiki sürecine yavaşça geri döner.
Ne Daha İyi Soruları “Ne Daha İyi ” soruları çözümleri oluşturmak ve müracaatçının güçlerini ortaya çıkarma görevini sürdürmenin başlangıç sonrası süreçlerin belirli bir soru dizisi değildir. İleriki süreçlerde belirlenen ev ödevlerinin gözden geçirilmesi yerine çözüm odaklı sosyal hizmet uzmanı basitçe, “hayatında daha iyi olan neler oluyor” sorusunu sorar. Bu soru iki nedenle sorulur:İlk olarak, sosyal hizmet uzmanının son ziyaretinden bu yana oluşmuş istisnaları gün yüzüne çıkartma şansını artırır. İkinci olarak, amaçlar da içerilecek biçimde, müracaatçıların yaşamları süreç olarak görülür ve dünün aynısı olmak zorunda değildir. Sonuçta, “Ne Daha İyi” yaklaşımı şu an müracaatçı için uygun ve en anlamlı olan bağlantılı güçleri ve saklı istisnaları ortaya çıkarma şansı verir. “Ne Daha İyi”yi açıklamak istisnaları açıklamak ile aynıdır. Bu istisnalar ile müracaatçı sorulara cevap vermekte zorluk çekebilir ya da çekmeyebilir. Bu yüzden, sosyal hizmet uzmanları duruma göre, az ya da çok inatçı olabileceklerdir. Aşağıdaki, anksiyete semptomları nedeni ile yardım arayan bir müracaatçı ile olan etkileşimdir. Müracaatçı: evet, Emin değilim, hala titremelerim var, fakat belki de kötüde değil. SHU:evet, “kötü değil”. Müracaatçı: evet öyle, fakat hala oluyor ve olduğunda ben acı çekiyorum. SHU: acı çektiğine eminim, ( sessizlik) fakat şunu merak ediyorum. “titremelerin kötü olmadığı son zaman ne zamandı?Sana yardım edecek tarzda bazı şeyleri yaptığını arkadaşların fark etti mi( o sabah boyunca)? 0 ile 10 arasındaki bir ölçekte 10 her fırsat olursa bu güne benzeyen kaç günün oldu son zamanlarda? Bu güven düzeyi sana ne kazandırıyor? Titremelerin kötü olmadığında, daha fazla böyle sabahları artırmanı hatırlatan en önemli şey nedir? Çözüm odaklı mülakatta, sosyal hizmet uzmanı mülakatın sonundan önce bir ara vermesi ve müracaatçıya yönelik dönütler hazırlaması adettendir. Dönütler müracaatçının iyi oluşturulmuş amaçlarının tasdikinden ve amaçlarına ya da travmalarla başetmesine hali hazırda katkıda bulunan düşünce, eylem ya da duyguları ortaya koymaktan oluşur. Bu düşünce, eylem ya da duygular müracaatçının kendi kategorileri içerisinde ifade edilen ve tasarlanan çözüm yollarını ilişkin gücüdür.
SONUÇ Sosyal hizmet uygulamalarının tümünde en temel kaynaklardan biri bizatihi sosyal hizmet uzmanının kendisidir. Bu nedenle, müracaatı ile iletişimin en temel kaynağı olarak mülakat son derece temel bir noktada yer almaktadır. Çözüm odaklı mülakatta, müracaatçının gerçeklik tanımlaması ön plana geçmektedir. Örneğin, müracaatçı “depresyonda olabilirim” dediğinde sosyal hizmet uzmanı “hayatındaki hangi şeyler, sana, depresyonda olabileceğini gösteriyor” şeklinde cevap vermektedir. Uzman, müracaatçıyı, depresyonu sona erdirmek amacıyla kendi amaçlarını, olağanüstülüklerini, kendine güven ve motivasyon düzeyi üzerinde çalışmak üzere cesaretlendirir. Tüm bunlar müracaatçının kendi dilinde olmaktadır. Böylelikle, müracaatçı, hem kendi dünyasını kavramlaştırmakta hem de bu dünyanın içinde nasıl yaşayacağının kararını oluşturmaktadır. Mülakatların müracaatçının dilinde olması müracaatçıyı sosyalleştiği kültürel boyuttan koparmayarak onun temel güçlerini ve olanaklarını kullanmasına olanak sağlamaktadır. Böylelikle süreçte ( Saleebey 1992)’nin de belirttiği gibi, müracaatçı ile işbirlikçi bir anlayış ile çalışma, müracaatçıların algı ve hikayelerini onaylama, müracaatçının yaşam çaba ve başarılarını anlama ve müracaatçıyı güçlerini besleyebilecek bağlamlar ile ilişkilendirme konuları rahatlıkla ele alınıp başarılabilmektedir. Yine, çözüm odaklı bir mülakatta, müracaatçılar yaşadıkları zorluklara yönelik olarak kendi amaçlarını, olağanüstülüklerini kendileri tanımladığından daha iyi bir yaşam için kendi içsel ve dışsal kaynaklarını ortaya çıkarmalarına yardımcı olunur ve olumlu değişme sağlanabilir. Çözüm odaklı mülakatta, uydu soruları farklılıkları mümkün kılarak müracaatçı ve sosyal bağlamı arasında geliştirici bir ilişki düzeni kurar. Bu da, yeni ve beklenmedik kaynaklar yaratmaya olanak sağlar. Diyalog ve işbirliği açısından bakıldığında ise, bir müracaatçı ile gerçekten diyalog kurmak müracaatçının farklılığını (otherness) anlamak ve onaylamak anlamına gelmektedir. Çözüm odaklı mülakat, tam olarak bunu yapmaktadır. Müracaatçının algı ve güçleri ortaya çıkarılarak sosyal hizmet uzmanı müracaatçının farklılığına (otherness) güven duyar ve onaylar. Müracaatçı ile işbirliği yapmak müracaatçının danışması ya da müzakere etmesi ya da ona uzman görüşleri vermek demek değildir. Müracaatçılar problem üzerinde konuşmaya ya da sosyal hizmet uzmanından yanıt istemekte ısrar ettiklerinde uzman dinler, empati gösterir ve nazikçe konuyu daha iyi bir gelecek için amaçlarını tanımlaması ve yaşamındaki olağanüstülüklerin önemini incelemeye getirir. Çözüm odaklı mülakat müracaatçının dirençlerine panzehir olarak onun algılarına saygıyı görmektedir (Jong ve Miller 1995). Belki de sosyal hizmette önemli olan, insanların pek çok güçlüğe rağmen nasıl ayakta kalabildikleri, sorunlarla nasıl başedebildikleri, bu süreçte içsel ve dışsal kaynakları nasıl kullandıkları ve bunları yapmaktan dolayı kazandıkları temel becerilerdir. Tüm bu güçlü yönler sürece dahil edilerek müracaatçının yaşam durumları ile başetmesinde yardım sağlanabilir. Tüm çözüm odaklı mülakat soruları (olağanüstülükleri bulma, mucize, uydu, ölçme, başetme ve ne daha iyi soruları) sosyal hizmet uygulamaları için vazgeçilmez önemdedir. Çünkü bu ele alış ve çözüm odaklı mülakat insana en üst düzeyde önem atfeden ve odağında insan bulunan sosyal hizmet meslek ve disiplininin temellerinde yatan insan anlayışı ile son derece uyumludur. Bu çerçevede, insanın ve toplumun kendi kendine yardım etmesine yardım etme iddiasında kimliğini yeşerten ve geliştiren sosyal hizmet, belki de, bu ele alışını geliştirme açısından, patolojiden ziyade başarılar üzerinde odaklaşmalı ve çözüm odaklı mülakat kavramına yönelmelidir. Kanımca, güçler perspektifi ve çözüm odaklı mülakat sosyal hizmetin şu anki patoloji odaklı uygulama modeline ve sosyal hizmetin uygulanış biçimine alternatif değildir. Belki de, sosyal hizmetin temel felsefi değerlerini kendi felsefi derinlikleri içerisinde ele almak, çağımızda sosyal hizmeti güçler perspektifi ve çözüm odaklı mülakata götürmektedir. Bu anlamda, güçler perspektifi ve ona dayalı yaklaşımlar sosyal hizmetin bizatihi kendisidir.
KAYNAKÇA 1.BERGER, Peter, Thomas LUCKMANN. The Social Construction of Reality, Harmondsworth, Middlesex, Penguin, 1971. 2. CHAPIN, Rosemary Kennedy. ''Social Policy Development: The Strenghts Perspective'', SOCIAL WORK, C. 40, Y. 1995, S. 4, s. 506-514. 3. COMPTON, Beulah,Robert, Burt GALAWAY. Social Work Processes, Homewood, IIIinois: The Dorsey Press, 1979. 4.COWGER,Charles D. ''Assessing Client Strengths: Clinical Assessment For Client Empowerment'', SOCIAL WORK , C. 39, Y. 1994, S. 3, s. 262-268. 5. JONG PETER, Scott D. MILLER. “How to Interview for Client Strenghts”, SOCIAL WORK, C. 40, Y. 1995, S. 6, s. 729-736. 6. DEAN, Ruth G., Margaret L. RHODES “Social Constructionism and Ethics: What Makes a “Better” Story”, FAMILIES IN SOCIETY, C. 79, Y. 1998, S. 3, s. 254-262. 7. GOLDSTEIN, Howard.“Strenghts or Pathology: Ethical and Rhetorical Contrasts in Approaches to Practice'', FAMILIES IN SOCIETY, C. 71, Y. 1990, S. 5, s. 267-275. 8. HOLLIS, Florence. ''Casework and Social Class'', SOCIAL CASEWORK, C. 46, Y. 1965, S. 10, s. 463-471. 9. KADUSHIN,Alfred. The Social Work Interview, New York: Columbia University Press, 1972. 10. KAGLE, Jill Doner ve Charles D. COWGER. “Blaming the Client:Implicit Agenda in Practice Research'' SOCIAL WORK, C. 29, Y. 1984, S. 4, s. 347-352. 11. LAIRD, Joan. “Family Centered Practice In the Postmodern Era”, FAMILIES IN SOCIETY, C.76, Y. 1995, S. 3, s.150-162. 12. PAYNE, Malcolm. Modern Social Work Theory, Macmillan Press Ltd., 1997. 13. PERKINS, Kathleen ve Carolyn TICE. “A Strenghts Perspective in Practice: Older People and Mental Health Challenges”, JOURNAL OF GERONTOLOGICAL SOCIAL WORK, C. 23, Y. 1995, S. 3/4, s. 83-97. 14. RONEN, Tamie ve Therese DOWD. “A Constructivist Model for Working with Depressed Elders”, JOURNAL OF GERONTOLOGICAL SOCIAL WORK, C. 30, Y. 1998, S. 3/4, s. 83-99. 15. RUSSO, Rosalie J. “Applying a Strenghts-Based Practice Approach in Working with People with Disabilities and Their Families”, FAMILIES IN SOCIETY, C. 80, Y. 1999, S.1, s. 25-33. 16. STEVENS, West J. “A Question of Values in Social Work Practice: Working with the Strenghts of Black Adolescent Females”, FAMILIES IN SOCIETY, C. 79, Y. 1998, S. 3, s. 288-296. 17. SULLIVAN, W. Patrick. “Reclaming the Community: The Strenghts Perspective and Deinstutionalization”, SOCIAL WORK, C. 37, Y. 1992, S. 3, s. 204-209. 18. ŞAHİN, Fatih. “Sosyal Hizmetin Doğası ve Paradigmaları” Prof. Dr. SEMA KUT’A ARMAĞAN: YAŞAM BOYU SOSYAL HIZMET, Editör: Prof.Dr. Nesrin G. Koşar, Ankara: Aydınlar Matbaası, 1999 , s. 60-74. 19. WEICK, Ann. ''Reconceptualizing the Philosophical Perspective of Social Work'' SOCIAL SERVICE REVIEW, C. 61, Y. 1987, s. 218-230. 20. WEICK, Ann, Charles RAPP, W. Patrick SULLIVAN ve Walter KISTHARDT. ''A Strenghts Perspective For Social Work Practice'', SOCIAL WORK, C. 34, Y. 1989, S. 4, s. 350-354.
|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
. |
|