|
|

ÇOCUK VE OYUN
SHU. İlyas
Ali DAŞTAN
Yazarımızın yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
dastanilyas@gmail.com
ulaştırabilirsiniz.
OYUN, kelime olarak Türk Dil Kurumu Sözlüğünde şu anlamları içeriyor: “Vakit
geçirmeye yarayan, belli kuralları olan eğlence.” “Şaşkınlık uyandırıcı hüner.”
“Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi.” “Müzik eşliğinde
yapılan hareketlerin bütünü.” “Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek
amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma.”
BİZE HAS OYUNLAR genel başlığı altında oyunları kendime göre yedi farklı
kategoride anlatmaya çalıştım.
1. Hareketli oyunlar; uzuneşek, deve güreşi, yastık savaşı, birdirbir, zıldır
zımba, saklambaç, burcu var, yağlı kayış…
2. Oyunsa başlığı altında; korkuluk demirlerinde yürüme, salıncaktan atlama,
sidik yarışı, tükürük ve balgam fırlatma, çıplak elektrik kablosuna dokunma,
sinek yarıştırma, araba saymaca. Bu oyunlar bizim yuva ve yurt yaşamımızda sırf
oyun olsun diye üretilmiş ve daha içinde çok yaramazlık barındıran
etkinliklerdir. Oynanması ve oynatılması hayati tehlike arz etmektedir. Benden
söylemesi…
3. Top ile oynan oyunlar; futbol, dokuz aylık, alman kale, tek vuruş, top
sektirmece, yakan top, istop…
4. Etüt oyunları; sos, kare tamamlamaca, amiral battı, trencilik, isim-şehir,
adam asmaca, katil-polis, kim nerede kiminle ne yapıyor, atlastan ülke bulmaca…
5. Kap kaç oyunları; köşe kapmaca, mendil kapmaca, sandalye kapmaca, yağ satarım
bal satarım, kör ebe…
6. Bedava oyunlar; çelik çomak, topaç, uçurtma, cüz, dokuztaş, misket, kibrit ve
ilaç kutusundan oyuncak, şeker pancarından araba, ,çamurdan evler, aşık,
kımıldatmamaca, çorap top…
7. Kızlarla beraber; ip atlama, kimin eli kimin üstünde, el kızartmaca, evcilik,
kutu kutu pense, aç kapıyı bezirgânbaşı, ayam ayam kumpanya, beş taş, kip,
çizgi, sek sek, tombik, belde çember çevirme…
Bu oyunlar dışında benim bilmediğim sizin bildiğiniz ve oynadığınız oyunlar
çoktur. Esasında kültürel zenginliğimiz oyunlarımızın da çeşitliliğine ve
çokluğuna yansımaktadır.
Geleneksel ve yerel düzeyde oynanan bu oyunlar unutulmaya yüz tuttu. Artık
bilgisayar çağındayız ve çocuklarımızın oyunlarının da bilgisayar odaklı olduğu
bir dönemde yaşıyoruz. Her evde bilgisayar yoksa bile her mahallede internet
kafeler var. Çocuklarımız buralarda çocukluklarının en güzel zamanlarını beyhude
bir şekilde israf ediyorlar. Ekranlara yapışmış çocuk yüzleri kendilerini sosyal
yaşamdan koparmakta ve oynadıkları bireysel teknolojik oyunlar ile grup
oyunlarının tadına varamadan büyümektedirler.
Hiçbir yaratıcılık gerektirmeyen ve birileri tarafından programlanan oyunlarda
çılgınlar gibi skor denemeleri yapan çocuklar aslında hem bedensel hem de
zihinsel yeteneklerini köreltmektedir.
Geleneksel oyunlarda işbirliği ve ekip çalışması vardır. Rakibinize oyun
kaptırmamak için oyun/takım arkadaşlarınız ile uyum içerisinde hareket etmek
zorundasınız.
Bedensel gelişiminiz için hareket etmeli ve spor yapmalısınız. Sağlıklı bir
beden için aktivitesi bol olan oyunlar oynanmalıdır. Koşmak, atlamak, zıplamak,
sıçramak kasları ve kemikleri güçlendirir.
Oyun, yaşama hazırlanma yöntemidir. Çocuklar, oyunlar içerisinde pratik edilen
kurallar ile yaşama hazırlanır. Takım ve organize oyunlar ile kendi başınalığın
ve kuralsızlığın bir işe yaramadığı deneyimlenir.
Yenmek, yenilmek, mücadele etmek de yine oyunların ve yaşamın ruhunda olan
kavramlardır.
Yaşam sıra ve başkalarının haklarına saygılı olma üzerine kuruludur. Otobüs
durağında beklerken sıranın en arkasından gelip otobüse binmeye çalışmanız
birileri tarafından tepkiyle karşılanır. Bu aynı zamanda o kişilerin hakkına
tecavüz sayılır. Geleneksel oyunlar içerisinde mesela mendil kapmaca ya da dokuz
aylık oynarken sıranızı beklersiniz. Sabırla sıranızı beklediğinizde amacınıza
ulaştığınızı öğrenmiş olursunuz.
Oyunlarda çocukların üretkenliği ve kişisel becerileri ortaya çıkar. Yapıcı ve
üretici zekâ gelişir. Örneğin çamurdan ya da şeker pancarından evler, arabalar
yapar; bulduğunuz taşlarla beş taş oyunu kurar, kimsenin yüzüne bakmadığı
değnekler ile çelik çomak oynarsınız. Üstelik cebinizden beş kuruş çıkmaz, kendi
oyuncaklarınızı kendiniz yarattığınız için anne ve babanıza oyuncak alması
konusunda mızmızlanmazsınız.
Diğer taraftan BİZE HAS OYUNLAR yazısının en başta yuva ve yurtlar olmak üzere
diğer eğitim kurumlarından hizmet alan çocuklar için faydalı olduğuna
inanıyorum. Sıkıcı ve sürekli aynı tarz olayların cereyan ettiği kurum
ortamlarında kalan çocukların yaşamlarının renklendirileceği kanısındayım.
Oyunlar, çocuklar için eğlenceli, boş zamanları etkin bir şekilde değerlendirme
faaliyetidir.
Bu konuda biz meslek elemanlarına çok iş düşmektedir. Bana göre özellikle çocuk
yuvalarında kalan çocuklarımızın çocukluk çağları geçmeden oyun açlıklarının
doyurulması gerekir. Meslek elemanı oyunu kuran, oyunda birlikte oynayan ve
yönlendiren kişi olarak yapıcı bir mesleki çalışma içinde olacaktır. Ne kadar
çok oyun bildiğimiz bizimde çocukluğumuzda oynadığımız oyunlarla bağlantılıdır.
Kurum bakımında olan çocukların deşarj olmasında ve içlerine kapanarak
kendilerini toplumdan/gruptan soyutlamalarının önüne geçilmesinin anahtarıdır
oyunlar. Sosyal hizmet uzmanı ve diğer meslek elemanlarının bu bilinçte olması
şarttır.
Bazı oyunlar vardır ki onları çocuklukta oynamanız gerekir. Yetişkin insanların
elinde gazoz kapağı ya da misketlerle ütmece oynaması ne kadar keyifli olur. Ya
da yetişkinler bu oyunları oynasalar dahi çocukluklarında olduğu gibi tat
alabilirler mi? Hoş, bowling denilen oyun belki de yetişkinlerin çocukluk
döneminin misket ve gazoz kapaklarına olan özlemi olabilir mi? Freud’a göre
düşünürsek neden olmasın.
Oyun, çocuklar arasındaki iletişimi sağlayan en temel araçlardan birisidir.
Elinizdeki futbol topu ya da ip ile dünyanın herhangi bir ülkesinde dilini
bilmediğiniz yabancı bir çocuk ile oyun oynayabilirsiniz.
Bir çocuğun oyun dilini kullanarak diğer bir çocukla iletişim ve ilişki kurma
hızı yetişkinlerden kat be kat daha fazladır.
Bu nedenledir ki çocukluk çağları sona ermeden çocuklar oynayabildikleri kadar
oyun oynamalıdır.
|
|