|
|
|
 |
Çocukları Cezalandırmak Değil Anlamak Gerekiyor
Senar ATAMAN / Sosyal Hizmet Uzmanı
senarataman@gmail.com |
Toplumsal
olaylara katılımları, öfkelerini buldukları taşları atarak ortaya koymaları
dikkatleri çocukların üzerine çekti. Sokaklara dökülen çocukların temel
benzerliği aidiyetleri. Aslında daha 2006’da Kürt çocuklarını şiddetle,
cezayla terbiye etmek için “Terörle” Mücadele Yasası (TMY) uluslararası
mevzuatta yer alan temel haklardan arındırılarak çıkarıldı. TMY’nin
kapsamında olan çocuklar Çocuk Hakları Sözleşmesinin (ÇHS) çekinceli olarak
kabul edilmesine sebep olanlar. O çocuklar ki dillerini öğrenmeleri,
kültürlerini yaşamaları Türkiye Cumhuriyetine yönelik bir tehdit olarak
algılanıyor. Bu yüzden Türkiye ÇHS’nin 17, 29 ve 30. maddelerine çekince
bırakarak kabul ediyor. Yani bu çocukları şartlı olarak, çekinceli bir
şekilde; onları aidiyetlerinden, dillerinden, kültürlerinden soyutlayarak
sahipleniyor.
Gönül ister ki geçen zaman yaşanan yanlışların anlaşılmasına ve
tekrarlanmamasına imkan verecek zihinsel dönüşümlere imkan versin. Oysa yaşanan
durum, aynı tonda tehditlerin ve “terbiye” etmeye dönük cezalandırıcı
yaklaşımların bir icatmış gibi sahiplenilmesi sorunun nasıl kördüğüm haline
getirildiğini ve ne derece bir körlükle, kayıtsızlıkla karşı karşıya olduğumuzu
gösteriyor.
Niye bu çocuklar sokakta ve taş atıyor? Bu çocuklar yıllardır süren savaşın
mağduru olan, köyleri boşaltılan, başka yere göçertilen ve göçertildikleri
yerlerde dışlanan, hor görülen aidiyetleri yok sayılan çocuklar değil mi?
Kimisinin abisi, ablası, arkadaşı dağda, hapishanede değil mi?
Çocukları anlamak gerekiyor. Bugün çocukları şiddetin içine çeken gerçekleri,
sebepleri doğru değerlendirmek ve bunun önüne geçmek için güvenlik tedbirleri,
caydırma politikaları değil hizmet üretmek gerekiyor. Radikal Gazetesinin
konuştuğu çocuklar şunu söylediler:
“Ablam şimdi hapiste. Onun kötü biri olduğunu düşünmüyorum. Neden hapiste
olduğunu da anlamıyorum. Daha önce de taş attım. Bir defasında beni yakaladılar,
çok dövdüler. Anama, bacıma küfrettiler. Ben onlara niye acıyayım”.
“Ağabeyim İstanbul’da üniversitede okuyordu. Dağa gitti. TC öldürdü onu. Şimdi
ben bir tamircinin yanında çalışıyorum ama az para veriyorlar ve sürekli
bağırıyorlar. Orada çalışmak istemiyorum ama babam işsiz. Adımı yazmayın, yoksa
beni de abim gibi öldürürler”.
Bu ülkeye kötülük yapanların en çok dillendirdikleri şey ülkenin menfaati. Ama
nedense sadece görmek istediklerini görür, duymak istediklerini duyarlar. İşin
gerçeği ve farklı boyutları çok umurlarında değil. Zaten kendi düşündüklerinin
dışında düşünenleri düşman edasında görmek en büyük marifetlerinden.
Daha önce çocuk, kadın gözetmeden ne gerekiyorsa yapılsın diyerek güvenlik
güçlerine istedikleri oranda şiddet kullanmalarını salık veren başbakan
söylediklerinin işe yaradığını sezmiş olmalı ki bu sefer söylediklerini biraz
daha hiddetlendirip ya sev ya terk et diyor. Eğer başbakan ya sever ya terk
edersin diyorsa, eğer bir vali ya çocuklarınızı benim istediğim gibi
yetiştirirsiniz yoksa yeşil kartlarınızı alırım, kömür vermem diyorsa, eğer
hukuk bütün bu yapılanlara karşılık bomba atan Yasin Hayal’i terör suçuyla
yargılamazken, ilkokul öğrencilerine taş attıkları için 23 yıl cezayı uygun
görüyorsa denecek laf kalır mı?
BM çocuk hakları komitesi ve BM İnsan Hakları komitesinin kararlarına göre,
“Hiçbir çocuk yasa dışı ya da keyfi biçimde özgürlüğünden yoksun
bırakılmayacaktır. Bir çocuğun tutuklanması, alıkonulması veya hapsi yasa gereği
olacak ve ancak en son başvurulacak bir önlem olarak düşünülüp uygun olabilecek
en kısa süre ile sınırlı tutulacaktır”.
Kürt çocuklarına böylesi korkunç cezaların verilmesinin önünü açan, karara imza
atan Yargıtay üyelerine verdikleri kararın ÇHS’yle ne kadar uyumlu olduğunu
sormak işe yarar mı? Herhalde yaramaz. Eğer onlar işin hak boyutuna gereken
önemi vermiş olsaydılar; taş atanların çocuk olduklarını düşünüp böylesi bir
kararı almazlardı.
Nasıl bir yaklaşım söz konusu ki ulusal mevzuattan üstünlüğü anayasanın 90.
maddesinde belirtilmiş uluslararası düzenleme olan ÇHS göz önünde bulundurulmaz.
Buna gerek duyulmaz. Kürt çocuklarına yönelik ayrımcı bir yaklaşımın olduğunu
iddia etmek haksızlık mı olur? Bu çocuklarla ilgili “yaptıkları eylemleri
kavrama düzeyine sahipler” gibi sırf onları cezalandırmak için düzenlendiği
şipşak hazırlanmasından belli olan bir Adli Tıp Raporu ne anlam ifade eder ki?
Adana’ya göç etmek zorunda kalan anne babalara akıl veriyor sayın vali. Onları
çocuklarına sahip çıkmamakla suçluyor. Ne kadar yakışıksız bir tutum. Sayın vali
bu çocuklara yönelik hizmet sunulmasının eksizliğine değinmiyor. Çocukların
aidiyetlerinden dolayı bu hale getirildiğini anlamıyor. Türkiye’nin yıllardır
çözemediği sorunun bir tezahürü olarak sokaklara çıkmış çocukların durumunu
sadece kısır bir anlayışla anne, babaların çocuklarına sahip çıkmamasıyla
değerlendiriyor.
Sorunun çözüleceği mekan olan mecliste Kürt vekiller göçertilen Kürtlerle aynı
kaderi paylaşıyor. Nasıl ki onlar yadırganıyorsa, “terörist” diye damgalanıyorsa
elleri sıkılmıyorsa, seçtikleri vekillere de aynı tutum reva görülüyor. Bir
meclis düşünün ki sadece bugüne kadar gördüğü, alışık olduğu tarzda vekilleri
sahiplensin diğerlerini dışlasın. DEP’lileri hatırlayın. Seçildikleri için
yıllarca hapishanede yattılar. Milletin tercihine gösterilen saygı atılan
nutuklarda kalıyor.
Türkiye’de şiddetin dozu gittikçe artıyor. Batıda Kürtçe dinlediği için gençler,
çocuklar linç ediliyor. Polis alanlarda çocuklara şiddet uygulamaktan
çekinmiyor. Kameraların önünde çocukların kolları kırılabiliyor, zırhlı araçla
ezilebiliyor. Güvenlik görevlileri çoğu zaman bir kanuna göre görev yaptıklarını
unutup kendilerini kurtuluş savaşında hissedip, marşlar, sloganlar eşliğinde
saldırıyorlar eylemcilere. Şiddettin dozu silahlı çatışmalarda iyice
belirginleşiyor. Silahlı çatışmanın amacı bellidir. Çatışan taraflar öldürmek
için bütün “hünerlerini” sergiler. Peki ölümden öldürmekten ötesi ne? Nasıl
birini öldürmek içindeki öfkeyi dindirmeye yetmez? Birini öldürdükten sonra
kulaklarını kesmek, karnını deşmek, …. vahşet değil de nedir? Nasıl bir şiddet
döngüsüyle karşı karşıya olduğumuzu anlamak ve çocukların bu ortamdan nasıl
etkilendiklerini iyi değerlendirmek lazım. Bugün yaşananlara önlem alınmazsa
ilerde olabilecekleri kestirmek iyice güçleşir.
Şunu iyice anlamak gerekiyor. Şimdiden cezaevine sokulan, hor görülen, polisle,
karakolla tanışan çocuklar daha fazla politikleşecektir. Ateşe körükle
gidiliyor. Elinde erki bulunduranlar bu ülkenin bugününe ve geleceğine en büyük
haksızlığı yapıyor.
Şiddetten çekinmemek ama haklara çekince koymak çözüm değil. Baskı ve ret etme
çerçevesinde gelişen politikaların işe yaramadığını anlamak için nasıl bir
mucize gerekli? Kaç kuşak bu politikalarla büyüyüp istenen kıvama gelmedi. O
halde insanları aidiyetlerinden, dillerinden soyutlayan politikalarda ısrara ne
gerek var?
Hak temelli yaklaşıma önem verilmeli ve çocuklar için ayrımcılığa gitmeden ve
çekincesiz bir şekilde ÇHS’de tanınan haklara göre uygulamalara hayat verilmeli.
Eğer Kürt çocukları sadece taş attıklarında, asilik ettiklerinde hatırlanacaksa
o zaman böylesi manzaralarla daha sık karşılaşırız. Öfkenin, cezanın, tehdidin
bu derde devası yok. O yüzden cezalandırmak yerine anlamak, en temel hak olan
dil, kültür haklarına saygı duymak gerekiyor. Bir anlamda herkes, kendi için
istediğini onlardan esirgememeli. Hak birileri için var, olabilir; birileri için
yok, olamaz demek haksızlık değil mi?
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|