ÇOCUK HAKLARI VE SOSYAL HİZMET
MESLEĞİ
"İnsanlık çocuklara elindeki en iyi şeyi borçludur"
Çocuk Hakları Bildirgesi İlkesi
Fatma SAVAŞ SANDALCI *
1-GİRİŞ
Çağdaş toplumların çocuk paradigması, üç temel ilkeyi benimser: Birincisi;
her doğan çocuğun hayata iyi bir başlangıç yapması.İkincisi; nitelikli
eğitim alması. Üçüncüsü ise; her çocuğun yeteneği doğrultusunda
potansiyellerinin geliştirilmesi, sosyalleştirilmesidir. Ne yazık ki , dünya
ülkelerinin çoğu "Çocuklarına" bu ilkelerin belirlediği standartları
sunamamaktadır.
ÜNİCEF'in "Dünya Çocuklarının Durumu 2002 raporunda" yer alan 2000 yılını
esas alan verilere göre;
· 10 milyonu aşkın çocuk çoğunluğu önlenebilir hastalıklar yüzünden
ölmektedir,
· Her 1000 bebek veya 5 yaşın altındaki çocuktan 81'inin ölmekte,
· Gebelik ve doğum yüzünden her yıl 515 bin kadın, her 100.000 canlı doğumda
400 anne ölmekte,
· Yeryüzündeki 100 milyonu aşkın çocuk yoksulluk ayırımcılık yada kaynak
yetersizliği yüzünden temel eğitim olanaklarından yararlanamamaktadır.
Bunların 60 milyonu kız çocuğudur. Bu çocuklar arasında ağırlığı, çalışan
çocuklar, özürlüler, HIV/AIDS yada çatışmalardan etkilenen, yoksul ailelerin
çocukları, etnik azınlıklara mensup olanlar, kırsal kesimlerde, varoşlarda
ve ücra yörelerde yaşayanlar ve mülteci çocuklar oluşturmaktadır.
· Tüm dünyada, 15 yaş altında tahminen 1.4 milyon çocuk HIV mikrobu
taşımakta, kimi yörelerde, kızlar arasındaki HIV enfeksiyon oranları
erkeklere oranla 5 beş kat fazladır,
· Salgının başlamasından bu yana, 15 yaşın altında 4.3 milyon çocuk AIDS
yüzünden ölmüştür,
· Tüm dünyadaki 35 milyon mülteci yerinden edilmiş, mültecilerin %80'ini
kadınlar ve çocuklar oluşturmaktadır,
· 1990 ile 2000 yılları arasında çatışmalar yüzünden 2 milyon çocuk
öldürülmüş, 6 milyon çocuk yaralanmış ya da kalıcı bir biçimde sakat kalmış,
12 milyon çocuk da evinden yurdundan olmuştur,
· Çatışmalar, 20. yüzyılın son on yılında 1 milyon çocuğu öksüz bırakmış
yada ailelerinden koparmıştır,
---------------------------------------------------------------------------
* Sosyal Hizmet Uzmanı
· 600 milyon çocuk yoksulluk içindedir,
· Bugün yarım milyonu aşkın sayıda çocuk günde 1 dolardan az bir para ile
geçinmektedir (NICEF 2002 : 7-98 )
Yukarıda da görüldüğü gibi Dünyamızdaki çocukların çoğunluğu olumsuz
koşullarda yaşamaktadır.
Öte yandan; fiziksel, duygusal, zihinsel ve cinsel yönden gelişimlerini
tamamlayamadığı için her türlü ihmal ve istismara açık olan çocukların "kötü
muameleden" korunması asırlardır toplumların ilgi alanına girmiş, tüm
çocuklar ve özellikle güç koşullarda yaşayan çocukları korumak ve
desteklemek çağdaş toplumların "ideali" haline gelmiştir. Bu nedenledir ki,
her toplum çocukları korumak, çocuk ihmal ve istismarının önüne geçmek için
yasalar oluşturmuştur.
2-TARİHSEL SÜREÇ
a-Çocukların Korunmasına Yönelik Dünyadaki Gelişmeler
Dünyada Çocuk haklarının gelişimi için önemli olan bazı olaylar;
· 26 Eylül 1924 - Birleşmiş Milletler Cemiyeti Genel Kurulunca Cenevre'de
kabul edilen 5 maddelik Çocuk Hakları Bildirgesinde; çocukların fiziksel ve
ruhsal olarak gelişebilecekleri ortamlarda bulundurulmaları, beslenme,
sağlık hizmetlerinden yararlandırılmaları, himaye edilmeleri, felaket
zamanında en önce çocuklara yardım edilmesi, her türlü istismardan
korunmaları benimsenmiştir.
· 1945-Birleşmiş Milletler ve Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF)
kurulması,
· 1948-İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde çocuklara özel önem verilmesi,
· 20 Kasım 1959- Çocuk Hakları Bildirgesinin Birleşmiş Milletlerce kabul
edilmesi,
· 1979- Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, çocuk haklarına yasal
zorunluluk kazandırmak amacıyla Uluslararası Çocuk Yılı hazırlık çalışmaları
sırasında başkanlığını Polonya'dan Profesör Adam Lopatha tarafından
yürütülen Çocuk Hakları Sözleşmesinin taslağının hazırlanmaya başlanması,
çocuk hakları için önemli mihenk taşlarını oluşturmuştur.
· 20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilen
Çocuk Hakları Sözleşmesi, 2 Eylül 1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Sözleşme hakkında bir sonraki bölümde ayrıntılı olarak bilgi verilecektir.
Hodgkin ve Newell (1998: 619-679 ) tarafından UNICEF için hazırlanan Çocuk
Haklarına Dair Sözleşme Uygulama Elkitabında yer alan Çocuklara ilişkin
Birleşmiş Milletlerce oluşturulan diğer temel uluslar arası belgeler;
· İstihdamda Asgari Yaşla İlgili 138 Sayılı ILO Sözleşmesi; Uluslar Arası
Çalışma Örgütünün 26 Haziran 1973 tarihli Genel Konferansında kabul
edilmiştir. Asgari yaş, zorunlu okul eğitiminin tamamlandığı yaştan aşağı ve
her koşulda 15 yaştan aşağı olamayacaktı.
· Birleşmiş Milletler Çocuk Ceza Adaleti Sisteminin Uygulanması Hakkında
Asgari Standart Kurallar (Beijing Kuralları ); Birleşmiş Milletler Genel
Kurulunun 29 Kasım 1985 tarih ve 40/ 33 sayılı kararı ile kabul edilmiştir.
· Çocuk Suçluluğunun Önlenmesine İlişkin Birleşmiş Milletler Yönlendirici
İlkeleri ( Riyad İlkeleri ); Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 14 Aralık
1990 tarih ve 45 / 112 sayılı kararı ile kabul ve ilan edilmiştir.
· Çocukların Korunması ve Ülkelerarası Evlat Edinmeye İlişkin İşbirliği
Hakkındaki Lahey Sözleşmesi; 29 Mayıs 1993'te Lahey Uluslar arası Özel Hukuk
Konferansında Kabul edilmiştir. Bu Sözleşmenin temel amacı; çocukların fuhşa
zorlanmalarının, satılmalarının önlenmesini sağlayacak işbirliği sisteminin
oluşturulması, Ülkelerarası evlat edinmeye İlişkin koşulların ve kuralların
belirlenmesidir.
· Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Çocukların Silahlı Çatışmalarda Yer
Almaları Konusundaki İsteğe Bağlı Protokol; Birleşmiş Milletler Genel
Kurulunun 25 Mayıs 2000 tarih ve 54 / 263 sayılı kararı ile kabul ve
edilmiştir. Bu protokolü onaylayan taraf devletler 18 yaşında küçükleri
silah altına alamayacaklardır.
· Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Çocukların Satılması, Çocuk Fuhşu ve
Pornografisi Konusundaki İsteğe Bağlı Protokol; Birleşmiş Milletler Genel
Kurulunun 25 Mayıs 2000 tarih ve 54 / 263 sayılı kararı ile kabul ve
edilmiştir.
"1990 yılı Eylül ayıydı ve dünyada pek çok alışılmadık iyimserlik rüzgarları
esiyordu. Soğuk savaş artık bitmişti. Daha önce silahlanmaya harcanan
paranın, bir "barış getirisi" olarak insani kalkınma amaçlarına
ayrılabileceği yönünde yaygın beklentiler ortaya çıkmıştı. Dünya çocuklarına
daha iyi bir yaşamın nasıl sağlanabileceği düşünülürken, daha önce
rastlanmadık sayıda Cumhurbaşkanı ve ulusal lider Çocuklar İçin Dünya
Zirvesi vesilesi ile bir araya geliyordu" ( UNICEF 2002:1 ).
New York'ta, 130'u aşkın ülkenin başkanlarının ve ulusal liderlerinin
katılımı ile gerçekleştirilen Dünya Zirvesi, dünyanın çocuklara ilişkin
umutlarını yansıttı. Liderler Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun bir yıl
kadar önce oybirliği ile kabul ettiği Sözleşmeyi onaylama sözü verdiler.
Çocuk ölümlerinin azaltılması, bağışıklama kapsamının genişletilmesi,
herkese temel eğitim sağlanması ve daha bir dizi iddialı hedefin 2000 yılına
dek gerçekleştirilmesi yönündeki sözün altına imza attılar. ( UNICEF: 2002:1
)
Geçen 11 yıl içinde yukarıda ifade edilen sayılara bakıldığında çocuklar
lehine bazı gelişmeler yaşanmışsa da - Örneğin; yine UNICEF verilerine göre
beş yaşına gelmeden ölen çocuk sayısının 3 milyon azalması gibi - bu
gelişmeler yeryüzündeki çocukların barış, sağlık ve saygınlık içinde
yaşamasını sağlamak için yeterli değildir.
b- Çocukların Korunmasına Yönelik Türkiye'deki Gelişmeler
Türkiye'de çocuk hukuku ile ilgili gelişmelerin başlangıcı 19 yüzyıldır. O
dönemlerde çocuklara ilişkin nizamnameler yayınlanmış, özellikle güç
koşullardaki çocuklara "vakıflar" aracılığı ile hizmet verilmiştir.
Bu alandaki önemli gelişmeler gerçek anlamda Cumhuriyet döneminde
gerçekleşmiştir. Diğer hukuk sistemlerinin aksine Türk Hukuk Sisteminde
çocukların korunmasına ait kurallar, esasları bakımından, doğrudan doğruya
kanunlarla desteklenmiştir.
23 Nisanı çok sevdiği çocuklara "Bayram" olarak armağan eden, gençlerine de
"Cumhuriyeti" emanet eden Mustafa Kemal Atatürk, 11.12.1928 tarihinde
imzaladığı Cenevre Beyannamesi ile hem ülkesinin, hem de dünyanın "yarınının
gençleri ve yetişkinleri" olacak çocuklarına özel bir önem verdiğini
göstermiştir.
Yine 30 Haziran 1921'de Atatürk'ün öncülüğünde Himaye- I Etfal Cemiyeti
diğer adıyla Çocuk Esirgeme Kurumu kuruldu. Kurum, savaş yüzünden kimsesiz
kalan çocukların bakımını ve eğitimini üstlendi. Türkiye'de bütün illerde ve
çok sayıda ilçe merkezinde şubeleri vardı.
1924, 1961, 1982 Anayasalarına bakıldığında; 1961 Anayasasının iki dünya
savaşı sonrasında, kimsesiz, yetim çocukların ve parçalanmış ailelerin
artışı nedeni ile uluslararası bildirgelerinde etkisi ile aile ve çocuk
politikalarının temellerini oluşturan hükümler konulan en ileri Anayasal
düzenlemedir. 1961 Anayasası, 35. maddesi devleti , ailenin, ananın ve
çocuğun korunması için gerekli tedbirleri almak ve bunun için kurumlar
kurmakla sorumlu kılmıştır. Çocuğun çalışma yaşamında korunması,
ilköğretimin kız ve erkek tüm çocuklara zorunlu olması, eğitimin parasız
olması, yoksul öğrencilere burslar verilerek okutulmalarının sağlanması gibi
"sosyal adalet" ve "sosyal devlet" kavramlarını yaşama geçiren hükümleri
içermiştir ( Akyüz 1999 : 497 ).
1949 yılında 5387 Sayılı 1. Korunmaya Muhtaç Çocuklar Hakkındaki Kanun, 1957
yılında 6972 Sayılı Korunmaya Muhtaç Çocuklar Hakkındaki 2. Kanunla
yürürlükten kaldırılmış ve yerel yönetimleri, koruma birliklerini kurmak ve
korunmaya muhtaç çocuklara bakmakla yükümlü kılmıştır.
Yoksul ve korunmaya muhtaç çocuklara Milli Eğitim, Koruma Birlikleri ve
Çocuk Esirgeme Kurumu olmak üzere üç ayrı kurum tarafından götürülen
hizmetlerde bütünlüğün sağlanması amacıyla 24 Mayıs 1983 tarihinde 2828
Sayılı yasayla Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü
kurulmuştur.
Bu kurumsal yapılanmalar, diğerlerine göre daha dezavantajlı olan yoğun
olarak ihmal ve istismar edilen veya yüksek riskler taşıyan çocuklar için
gerçekleştirilirken yeryüzünde yaşayan tüm çocukların sahip olması
istenilen, arzu edilen çocuk hakları ideali "Çocuk Hakları Sözleşmesinde"
kendini bulmaktadır.
3-ÇOCUK HAKLARI SÖZLEŞMESİ
20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilen
Çocuk Hakları Sözleşmesi, 2 Eylül 1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Sözleşme, taraf devletleri kendi hukuksal düzenlemelerini Çocuk Hakları
Sözleşmesinde yer alan konulara uygun düzenlemeye ve uygulamaya şekil
vermekle sorumlu tutmuştur. Sözleşmeye göre; hükümet dışı kuruluşlar ve konu
hakkında uzmanlaşmış örgütler ( UNICEF, İlo, Who vb.), devlet tarafından
raporlar düzenlenerek, ülke genelinde tartışılarak hazırlanan sonuç raporlar
Bileşmiş Milletler Genel Sekreterliğine sunulacaktır.
Birleşmiş Milletler şemsiyesinin altında barındırdığı ülkelerin kültürel,
toplumsal ve ekonomik çeşitliliğe rağmen Çocuk Hakları Sözleşmesinde ortak
bakış açısı yakalamaları bu sözleşmenin evrensel yönünü ortaya
çıkartmaktadır.
Bu belge tarih boyunca en hızlı ve yaygın onaylanmış olan Uluslararası İnsan
Hakları belgesidir. Halen 181 devletin taraf olduğu sözleşmeyi Türkiye 14
Eylül 1990 tarihinde imzalamış, ancak dört yıl sonra 9 Aralık 1994 tarihinde
17.,29. ve 30. maddelerine Lozan antlaşması ve Anayasa kapsamında çekinceler
konularak T.B.M.M'de kabul edilmiştir.
27 Ocak 1995 tarih ve 22184 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak 4058 sayılı
kanunla iç hukuk kurallarına dönüşen Çocuk Hakları Sözleşmesinin
Türkiye'deki uygulamalarını izleme ve koordine etme görevi, Devlet
Bakanlığının 24.1.1995 tarih ve B.02.007/ 0123-08 sayılı yazıları ile Sosyal
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna (SHÇEK) verilmiştir.a- Koordinatör
Kurumun Görevleri;
Çocuk Hakları Sözleşmesine ilişkin koordinatör kurumun görevleri ;
· Sektörler arası koordinasyon ve işbirliğini sağlamak,
· Ülke raporlarını hazırlamak,
· Konu ile ilgili ulusal ve uluslar arası toplantılara katılmaktır.
b-Çocuk Hakları Kavramı
Akyüz ( 1999 : 492 )' e göre; Çocuk hakları kavramı: "Çocuğun bedensel,
zihinsel, duygusal, sosyal, ahlaki ve ekonomik bakımdan özgürlük ve haysiyet
içinde, sağlıklı ve normal biçimde yetişebilmesi için ona hukuk kuralları
ile tanınan ve yetkiler ve menfaatlerdir."
Kanımca bu tanımdaki eksik hukuk kurallarının hayata geçirilmedikçe
çocukların yaşamlarını çok da değiştirmeyeceğidir.
c-Çocuk Hakları Sözleşmesinin Amacı
Çocuk Hakları Sözleşmesinde gözetilen amaç, çocukların ihmal, istismar ve
kötü muameleye karşı korunmaları için evrensel standartların
yerleştirilmesidir.
Sözleşme, çocukların açlık ve yoksulluktan, ihmalden ve sömürüden ve diğer
kötü davranışlardan uzakta kendi potansiyellerini tam anlamıyla
gerçekleştirebilecek şekilde yetiştirilmelerini öngörmektedir. Sözleşmenin
kendi başına gerçekleştirdiği şey ulusal ve uluslararası gündemlerde
çocukların sorunlarına üst düzeyde sahip çıkmak olmuştur. Bunun ötesinde
çocukların gereksinimlerinin karşılanmasına yönelik sorumluluklar sıra ile
aileye, ülke yönetimlerine ve en genel anlamda topluma verilmiştir.
Sözleşmeyi onaylayan taraf devletler, çocukların korunmasıyla ilgili temel
kavramların çok ötesinde gereksinimlere ve haklara sahip olduklarını kabul
etmişlerdir. Bu sözleşmeyle dünya ülkeleri, çocukların ekonomik, medeni,
siyasal ve toplumsal haklarının var olduğunu kabul edip, gereklerini ulusal
düzeyde yerine getirmeye söz veriyorlardı.Çocukların insan hakları olarak da
adlandırılabilecek olan Çocuk Hakları Sözleşmesi, diğer bir niteleme ile
çocukların "Magna Garta"sı dır.
d-Çocuk Hakları Sözleşmesinin Temel İlkeleri;
Çocuklar arasında hangi nedenle olursa olsun hiç bir ayrımcılığın
yapılmamasını içeren "Eşitlik hakkı",
Yeterli yaşam standartları ve sağlık hizmetlerinden yararlanmalarına ilişkin
"yaşama hakkı",
Eğitim, bilgilenme, oyun, boş zaman ve kültürel etkinliklere katılma,
düşünce din ve vicdan özgürlüklerini içeren "gelişme hakkı",
Sömürü ve zulmün bütün biçimlerini, çocuğun ailesinden keyfi bir şekilde
ayrılmasını ve ceza sistemindeki sorunların giderilmesini içeren "korunma
hakkı" ,
Düşüncelerini serbestçe ifade etme,kendisini ilgilendiren konularda söz ve
karar sahibi olma, toplumda aktif rol almayı içeren "katılma hakkı",
Ayrıca sözleşme "çocuğun yüksek yararını" her zaman,her konumda özen
gösterilecek ilke olarak ele alınmıştır.
e-Sözleşme Metni ve Bölümleri
Sözleşme metni; önsözü izleyen üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde;
1'den 41'e kadar olan maddeler yer almakta, çocuğa sağlanması gereken
haklardan oluşmaktadır. İkinci bölüm; 42'den 45'e kadar olan maddeler yer
almakta, uygulama ve yürürlüğe girişe ilişkin esasları içermektedir. Üçüncü
bölümde, sözleşmenin kabul edilişi , çekinceleri, değişiklikleri,
feshedilmesini, özgün metnin dili ile ilgili düzenlemeleri
kapsamaktadır.Sözleşme,toplam 54 maddeden oluşmaktadır.
Aşağıda Sözleşmenin çocuklara tanıdığı haklara ilişkin birinci bölümümde
yeralan maddeler sınıflandırılarak italik olarak ve metnin özeti halinde
verilmiş, konuya ilişkin hukuksal düzenlemeler ve mevcut durum üzerinde
durulmuştur.
1- Çocuğun Tanımı
Ulusal yasalarca daha erken yaşta reşit sayılma hariç, 18 yaşın altındaki
her insan çocuk sayılır.
Rüşt yaşı kavramı, hem ülkeler arasında hem de belirli bir ülkedeki medeni
hukuk, ceza hukuku, siyasal ve diğer kurallara göre değişiklik
göstermektedir. Örneğin; Küba'da reşit olma yaşı 18, Bolivya'da 21'dır,
Nikaragua'da 15 yaşından büyük erkek, 14 yaşından büyük kız çocukları anne
babalarının izni olmadan evlenebilirler (UNICEF 1998 : 5- 11 ).
Ülkemizde reşit olma, evlenme, çalışma, ceza-i ehliyet gibi alanlardaki yaşa
ilişkin düzenlemeler şu şekildedir:
22.11.2001 tarihinde kabul edilen Türk Medeni Kanununun 11. maddesinde
medeni hakları kullanma yeterliliğine sahip olma anlamına gelen erginliğin
(reşit olma) 18 yaşı tamamlanması ile başladığını, 12.maddesinde ise 15
yaşını dolduran küçük kendi isteği ve velisinin rızası ile ergin
kılınabileceğini hükme bağlamıştır.
Yine yeni Medeni Kanunumuza göre evlilik kişiyi ergin kılmaktadır. Medeni
Kanununun 124. maddesi, "Erkek ve kadın 17 yaşını doldurmadıkça evlenemez.
Ancak, hakim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple 16 yaşını
doldurmuş kadın veya erkeğin elenmesine izin verebilir"(Resmi Gazete:17).
Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanunun
11. ve 12. maddelerinde ve Türk Ceza Kanununun 53. - 58. maddelerinde 11
yaşın altındakilerin işledikleri suçlar için kovuşturma yapılamayacağı ve
ceza verilemeyeceği, 11-15 yaş arasında işlediği fiilin suç olduğunun
farkında olmaması (farik ve mümeyyiz olmadıkları) durumunda ceza
verilemeyeceğini, farkında olmaları durumunda ise indirimli ceza verileceği,
18 yaşın altında olanlara ölüm cezasının verilemeyeceğini hükme bağlamıştır.
İş Kanununun 67. maddesinde; 15 yaşın altındaki çocukların
çalıştırılamayacakları, ancak mesleki eğitim kapsamında, ağır koşullarda
çalıştırılmamaları şartıyla 13 yaşını tamamlayanların çalıştırılabileceği
belirtilmektedir.
Yukarıda da görüldüğü gibi bazı istisnai düzenlemeler olmakla birlikte
erginliğin, "18 yaşın tamamlanmış olmasını" ifade etmesi nedeni ile Çocuk
Hakları Sözleşmesinin "çocuk" tanımına uygunluk gösterdiğini söylemek
olanaklıdır.
2- Ayırım Gözetmeme / Eşitlik Hakkı,
Hakların hepsi, istisnasız tüm çocuklar için geçerlidir. Çocuğun hangi
biçimde olursa olsun ayırımcılıktan korunması ve haklarının savunulması için
yapıcı girişimlerde bulunmak, Devlettin yükümlülüğüdür.
Sözleşmenin bütün uygulamaları açısından temel önem taşıyan genel bir ilke
olarak tanımlanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10.maddesi, herkesin devletin tüm iş ve
işlemlerinde ve yasalar önünde eşit olduklarını, 61.maddesinde ise
dezavantajlı kişi, aile ve gruplara hizmet götürmenin Devletin görevi
olduğunu kabul etmiştir.
14.06.1973 tarih ve 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun 4.maddesinde;
dil, ırk, renk, cinsiyet ve din ayırımı gözetmeksizin eğitim kurumlarının
herkese açık olduğu, hiçbir kişiye, aileye ve zümreye imtiyaz
tanınamayacağı, 8.maddesinde; kadın, erkek herkese fırsat ve imkan eşitliği
sağlanacağı, yoksul ve başarılı öğrencilerin yüksek eğitim kademelerine
kadar yatılı okul, burs ve diğer olanaklarla destekleneceği, özel eğitime ve
korunmaya muhtaç çocukların yetiştirmek için özel tedbirler alınacağını
belirtir.
SHÇEK Kanununun 4/d maddesinde, hizmetlerinden yararlanma için ayırım
gözetmeme ilkesi getirilmiş olup, talebin fazla olması halinde muhtaç olma
derecesini ön plana çıkmaktadır.
Türk Hukuk Sisteminde çocukların her ne nedenle olursa olsun ayırım
görmemesi benimsemiş ise de gelişmekte olan ülkeler arasında yer alan
ülkemizde yaşamın her alanında çocukların değişik yoğunlukta eşitsizliklere
karşı karşıya olduklarını söylemek olanaklıdır.
3-Çocuğun Yüksek Yararı
Çocukla ilgili bütün girişimlerde, çocuğun yüksek yararı tam olarak
gözetilecektir. Ana-babalar ya da sorumluluk taşıyan diğer kişiler bu
sorumluluğu yerine getirmedikleri takdirde, Devlet, çocuğa yeterli dikkati,
desteği gösterecektir.
Çocuğun yüksek yararı, tıpkı ayırım gözetmeme gibi Sözleşmenin genel bakış
açısını belirleyen, uygulama için yol gösteren temel bir ilkedir.
Anayasamızın, 41., 42., 50., 61. maddelerinde çocuğun ailesi içinde
desteklenmesi gerektiği, yoksul öğrencilerin okutulması, çocukların iş
yaşamında korunmaları ve korunmaya muhtaç çocukların topluma
kazandırılmalarının Devletin görevleri arasında kabul etmiştir.
Türk Medeni Kanunun 335-339 maddeleri anne babanın velayet haklarını, 340.
maddesi eğitimine, 342.maddesi ise çocuğun temsil edilmesini, 348.maddesi de
velayetin kaldırılmasını esasa bağlamıştır. Medeni Kanununun 305. maddesi
evlat edinmeyi düzenler ki " evlat edinmenin her halde küçüğün yararına
bulunması ve evlat edinmenin diğer çocukların yararının hakkaniyete aykırı
bir biçimde zedelenmemesi gerekir" (resmi Gazete : 42 ).
4-Yaşama ve Gelişme Hakkı,
Her çocuk temel yaşama hakkına sahiptir. Devlet, çocuğun yaşamını ve
gelişmesini güvence altına almakla yükümlüdür.
Çocuk, mümkün olan en üst düzeyde sağlık ve tıbbi bakım standardına ulaşma
hakkına sahiptir. Devletler, temel ve koruyucu sağlık bakımı, halk sağlığı
eğitimi ve bebek ölümlerinin azaltılması konularına önem verecek, bu amaca
yönelik uluslararası işbirliğini teşvik edecek ve etkin sağlık
hizmetlerinden yoksun tek bir çocuk kalmaması için çaba göstereceklerdir.
Çocuk, sosyal sigorta dahil, sosyal güvenlik olanaklarından yararlanma
hakkına sahiptir.
Yaşama hakkı; çocukların yeterli yaşam standartlarına sahip olmaları ve
sağlık hizmetlerinden yararlanmalarıyla, gelişme hakkı; eğitim, bilgilenme,
oyun, boş zaman ve kültürel etkinliklere katılma, düşünce din ve vicdan
özgürlükleri ile yakından ilgilidir.
Yaşama hakkı; çocuğun gerek bedensel , gerekse zihinsel bakımdan tam
erginliğe ulaşmamış olması nedeniyle doğum sonrasında olduğu kadar doğum
öncesinde de uygun yasal korumayı içeren özel güvence ve koruma gereksinimi
olduğunu vurgular (UNICEF 1998 : 88 ).
Anayasamızın 5., 17., 19. ve 56. maddeleri yaşama, kişisel güvenlik ve
gelişme ile ilgilidir. Özellikle 17. maddesinde "herkes yaşama, maddi ve
manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir" denilmektedir.
Öte yandan; Türk Ceza Kanununun 453, 468, 469. maddeleri; hamileyken
bebeğini düşüren ve yeni doğan bebeğini öldüren anneye verilecek cezalara
ilişkindir. Yine Nüfus Planlaması Hakkındaki Kanunun 5. ve 6. maddeleri,
kürtaj ve kürtaj iznine ilişkindir. Bu anlamda Türk Hukukunda doğum öncesine
ilişkin esasları bulmak olanaklıdır.
Ülkemizdeki çocukların yaşatılması ve geliştirilmesine ilişkin gelişmelere
bakacak olursak:
1960'lı yıllarda binde 208 olan bebek ölüm hızı bağışıklama çalışmalarının
yaygınlaştırılması, ishal ve ateşli hastalıklar nedeni ile ölümlerin
önlenmesine yönelik çalışmalar sonucu önemli oranda bir düşüş sağlanmıştır.
Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından 1998 yılında
yapılan Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (TNSA ) sonuçlarına göre; bir
yaş altı bebek ölüm hızı binde 42.7, beş yaş altı çocuk ölüm hızı ise binde
52.1'dir. Kırsal kesimlerle kentsel yerleşim alanları arasında ise % 50'den
fazla fark bulunmaktadır.
Ülkemizde gebe kadınların % 32.5'i doğum öncesi bakım almamakta, % 26.7'si
evde hijyen olmayan koşullarda ve doğumların %19.4'ü sağlık personeli
olmadan gerçekleştirilmektedir.
Doğum öncesi, doğum ve sonrası bakım hizmetlerinin sınırlılığı, ücretsiz
sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılamamış olması yetersiz ve dengesiz
beslenme, hizmet talebinin düşüklüğü ve hizmet sunumundaki yetersizlikler,
salıksız çevre şartları ile ailenin eğitim düzeylerinin düşüklüğü bebek ve
çocuk ölümlerinin başlıca nedenleridir (UNICEF 2000 : 4 ).
Hemem hemen her gün medyada hastanelerde rehin kalan çocuklar veya zamanında
müdahalede bulunulmaması nedeni ile ölen çocuklara rastlamak olanaklıdır. Bu
anlamda; önemli gelişmeler sağlanmasına rağmen çocukların yaşatılmasına
yönelik önemli eksikliklerin bulunduğu söylenilebilir.
Çocuk, eğitim hakkına sahiptir. Devletin görevi, ilköğretimin zorunlu ve
parasız olmasını sağlamak, her çocuğun yararlanabileceği değişik ortaöğretim
kanallarını teşvik etmek ve yeteneklerine göre herkesi yüksek öğrenim
imkanlarına kavuşturmaktır. Okul disiplini, çocuğun haklarına ve
saygınlığına uyumlu olmalıdır.
Eğitim; çocuğun kişiliğinin, becerilerinin zihinsel ve fiziksel
yeteneklerinin mümkün olduğunca geliştirilmesini hedefleyecektir. Eğitim,
çocuğu, özgür bir toplumda faal bir yetişkin yaşam için hazırlayacak;
anne-babasına, kültürel kimliğine, kendi dili ve değerleriyle başkalarının
kültürel kimliklerine ve değerlerine saygıyı geliştirecektir
Özürlü çocuk, saygınlık içinde eksiksiz ve onurlu bir yaşantı sürdürmek için
özel bakım, eğitim ve kurs görme, mümkün olan en üst düzeyde özgüvene ve
sosyal bütünleşmeye kavuşma hakkına sahiptir.
İlköğretim ve Eğitim Kanununun 2. maddesinde; "ilköğretim, öğrenim çağında
bulunan kız ve erkek çocuklar için mecburi, Devlet okullarında parasızdır"
denilmektedir.
Gelişme hakkına ilişkin olarak temel gösterge eğitim olanaklarıdır.
19988-1999 öğretim yılında okul öncesi eğitimde okullaşma oranı % 10.2,
ilköğretimde okullaşma oranı % 92. 8 olarak gerçekleşmiştir.
Okul öncesi eğitim ve ilköğretimin ikinci basamağında özellikle kız
çocukları için okullaşma açısından istenilen düzeye ulaşılamamıştır. Kız
çocuklardan yarısı, erkek çocukların dörtte biri ilköğretim birinci
basamağından sonra öğrenime devam edememektedir.
Kesin olarak bilinmemekle birlikte ülkemizde 7.5 milyon özürlü birey vardır
ve bunların da 3 milyonunun çocuk olduğu tahmin dilmektedir.
Milli Eğitim Bakanlığınca Özel Eğitime gereksinimi olan, görme işitme,
ortopedik ve zihinsel engelli çocukların bir bölümüne genellikle kaynaştırma
sınıflarında hizmet verilmekte, normal eğitimden yararlanma olanağı olmayan
çocuklardan ancak %2'si özel eğitim öğretim olanaklarından yararlanmaktadır.
Öte yandan, üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklar da özel eğitim
hizmetlerinden yararlanamamaktadır.
Yukarıda da görüldüğü gibi ülkemizde çocukların geliştirilmesi yönünde de
hizmetlerde önemli eksiklikler vardır.
5- İsim, Vatandaşlık ve Kimliğin Korunması Hakkı
Çocuk, doğuştan itibaren bir isim alma hakkına sahiptir. Ayrıca, çocuk,
vatandaşlık edinme, ana-babasını mümkün olduğu ölçüde tanıyıp bilme ve onlar
tarafından bakılma hakkına sahiptir.Devlet, çocuğun kimliğini korumakla,
eğer gerekiyorsa bu kimliğin temel öğelerini yeniden oluşturmakla
yükümlüdür.
Anayasamız, Türk Ceza Kanunun, Nüfus Kanunu, Medeni Kanun, Türk Vatandaşlığı
Kanununda konu hakkında düzenlemeler yer almaktadır.
Ülkemizde çocukların; doğumdan en geç bir ay sonra bir isim verilerek nüfus
kütüğüne kayıt ettirilmesi, böylelikle vatandaş olması sağlanmakta, evlilik
birliği içinde doğan çocuk babanın, evlilik dışında doğan çocuk annesinin
soy adını alır, çocuklar öncelikle anne babası tarafından yetiştirilme
hakkına sahiptirler ve bu anne ve babaya görev olarak verilmiştir.
6- Çocuğun Anne Babası Yanında Yaşama Hakkı ve Evlat Edinme
Ana-baba, çocuğun yetişmesinde ortak ve birinci elden sorumluluk
taşımaktadır. Devlet, çocuk yetiştirme alanında gerekli desteği ana-babaya
sağlayacaktır.
Çocuğun yüksek yararına aykırılığı belirlenmediği sürece, çocuk, kendi
ana-babası ile birlikte yaşama hakkına sahiptir. Ayrıca, çocuk anasından ve
babasından veya bunların herhangi birinden ayrılmışsa, ayrıldığı kişilerle
temas, çocuğun hakkıdır.
Her çocuk; fiziksel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve sosyal gelişmesi açısından
yeterli yaşam standardına ulaşma hakkına sahiptir. Çocuğun yeterli bir yaşam
standardına sahip olmasını sağlamak, en başta ana-babanın sorumluluğudur.
Devletin görevi bu sorumluluğun yerine getirilmesine olanak tanıyacak
koşulları yaratmaktır. Devletin sorumluluk alanı, ana-babalara ve
çocuklarına maddi yardım yapılmasını da kapsayabilir.
Devlet, çocuğu, ana-babanın ya da çocuğun bakımından sorumlu başka kişilerin
her türlü kötü muamelesinden koruyacak, çocuk suistimalini önleyecek ve bu
tür davranışlara maruz kalan çocukların tedavisini amaçlayan sosyal
programlar hazırlayacaktır.
Devlet, aile ortamından yoksun çocuğu özel olarak korumak, bu tür durumlarda
uygun alternatif aile bulmak ya da kurumlar aracılığı ile çocuğun bakımını
sağlamakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğün yerine getirilmesi doğrultusundaki
çabalarda, çocuğun kültürel kimliğine gerekli dikkat gösterilecektir.
Çocuk, evlat edinmenin tanındığı ve/veya serbest bırakıldığı ülkelerde, bu
uygulama yalnızca çocuğun yüksek yararına olacak şekilde, konunun uzmanı
yetkililerin izniyle ve çocuk için gerekli güvenceler sağladıktan sonra
gerçekleştirilebilecektir.
Anayasamızın 41. maddesinde ailenin Türk toplumunun temeli olduğu, Devlet,
ailenin özellikle çocuğun ve annenin korunması için gerekli önlemleri alır
ve teşkilati kurulacağını belirtmektedir.
Medeni Kanunun 335. maddesinde "ergin olmayan çocuk anne babasını velayeti
altındadır. Yasal sebep olmadıkça velayet ana babadan alınmaz"
denilmektedir. 336. maddesinde velayet haklarını evlilik içinde birlikte
kullanacakları, boşanmaları durumunda hakimin kararına, ölüm durumunda sağ
kalan eşe ait olacağını belirlemiştir. 339. maddesinde ana babanı çocuğun
bakımı ve eğitimi konusunda onun menfaatlerini göz önünde tutarak kararlar
alabileceğini ve uygulayacağını, anne babanın çocuğun düşüncesini
alacaklarını, çocuğun anne babasının sözünü dinlemekle yükümlü olduğunu, ve
çocuğun ana babasını rızası dışında evi terk edemeyeceğine ilişkin esasları
içermektedir.
Yine Medeni Kanunun 346. maddesi çocuğun yararı ve gelişmesi tehlikeye
düştüğü taktirde anne babanın buna çözüm bulamaması yada çocuğun manen terk
edilmiş olması durumunda hakimin çocuğun korunması için uygun önlemleri
alacağı, 347. maddesinde bu durumdaki çocuğun bir kuruma veya aile yanına
yerleştirilebileceği yer almaktadır.
Medeni Kanunun 348. maddesi yukarıda sayılan önlemlerden sonuç alınamaması
veya yeterli ilgi göstermeyerek ileri derecede ihmal etmesi veya ana babanın
deneyimsiz, hasta, özürlü olması gibi nedenlerle velayet görevini gereğince
yerine getirememesi durumunda hakim velayetin kaldırılması kararını
verebilir. Velayet ana babanın her ikisinden alınmışsa çocuğa bir vasi tayin
edilir. Kararda aksi belirtilmedikçe velayetin kaldırılması mevcut ve
doğacak bütün çocukları kapsar. 350. maddede ise velayet kaldırılmış olsa
bile ana babanın çocuğun bakım ve eğitim giderlerini karşılama
yükümlülükleri devam eder. 351. maddesi ise velayetin kaldırılmasını
gerektiren koşullar ortadan kalkmış ise hakim resen yada ana babanın istemi
üzerine geri verir (Resmi Gazete : 48-49 ).
Evlat Edinme Medeni Kanun yer alan hükümler doğrultusunda
gerçekleştirilmektedir. Medeni Kanunun 305-320. maddeler arasında evlat
edinmeye ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Genel olarak; çocuğun evlat
edinilebilmesi için evlat edinen tarafından bir yıl bakılmış olması, evlat
edinenin 30 yaşını bitirmiş, evli olmayanların da tek başına evlat
edinilebileceği, evli olanların en az beş yıldır evli olmaları, evlat
edinilenle edinecek arasında en az 18 yaş fark olması, evlat edinilenin ve
varsa velisinin iznin alınması, bebeklerin doğumdan altı haftalık oluncaya
kadar evlat edinilemeyeceği, çocuğun evlat edinenin mirasçısı olduğuna
ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.
Ağırlıklı olarak, yoksulluk ve aile içi yoğun ihmal ve istismarları yaşayan
çocuklara hizmet götürmekle sorumlu olan SHÇEK'in çocuğa yönelik temel
politikası; öncelikle ailenin desteklenerek çocukların aile içinde
bakılmasının sağlanması yönündedir. SHÇEK'in çocuklara yönelik hizmetleri
tedavi edici boyutta yoğunlaşmıştır. Kurum, 2001 verilerine göre; toplam
13.183 çocuğu ayni nakdi yardımlardan yararlandırmakta yine 2001 yılında
380, günümüze kadar 6.645 çocuk SHÇEK tarafından evlat edindirilmiş, 80
çocuk koruyucu aile yanına yerleştirilmiştir. 385'i gönüllü, 195'i ücretli
olmak üzere toplam 580 çocuk koruyucu aile hizmetinden
yararlandırılmaktadır.
SHÇEK 2001 verilerine göre; Kuruma bağlı 82 Çocuk yuvasında 8.688, 103
yetiştirme yurdunda 9.857, toplam 18.545 korunmaya muhtaç çocuğa kurum
bakımı hizmeti verilmektedir. Bu çocukların korunma altına alınış
nedenlerine bakıldığında; %47'si sosyo-ekonomik nedenler, % 20'si ihmal ve
istismar, %10.3 ensest, % 10 terk, % 7 cinsel istismar, % 2'si anne ve
babasının ölümü , % 3.7 diğer nedenlerle korunma altına alınmıştır.
SHÇEK'in görev alanlarından biri de sokakta yaşayan ve çalışan çocuklara
hizmet götürmektir. Ülke genelinde 24 sokak çocukları rehabilitasyon merkezi
oluşturulmuş olup, sokakta çalışan ve yaşayan çocuklara genel olarak,
barınma, beslenme, giyim, meslek edindirme, serbest zaman etkinlikleri,
ailelerine sosyal yardım hizmetleri vermektedir. Günümüze kadar yaklaşık
10.000 sokak çocuğuna hizmet verilmiştir.
SHÇEK dışında bazı sivil toplum örgütleri ve belediyeler de merkezler
oluşturmuşlardır. Ancak istenilen oranda bu çocuklara ulaşılamamıştır.
DPT Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Öncesinde Sosyal Sektörlerde
gelişmelere ( 2000 : 34) ilişkin yayınında; "Sayıları 500 binin üzerinde
olduğu tahmin edilen bakım ve korunmaya muhtaç çocukların bakım ve korunma
ihtiyaçlarının karşılanması konusunda istenilen ölçekte bir gelişme
sağlanamamıştır"denilmektedir. Gerçekten de Güç Koşullardaki Çocuklara
hizmet vermekle sorumlu olan SHÇEK yukarıda Kurum kayıtlarından alınan
verilere göre yaklaşık 50.000 çocuğa hizmet götürdüğü gerçeğinden hareketle,
her on korunmaya muhtaç çocuktan sadece birine ulaşılabilmektedir.
7-Korunma Hakkı
Çocuk, sağlığı, eğitimi ve gelişmesi açısından tehlike teşkil eden işlere
karşı korunma hakkına sahiptir. Devlet, işe kabul için asgari bir yaş
sınırını belirlemek ve çalışma koşullarını düzenlemek zorundadır.
Sözleşmede çocuğun ekonomik sömürüden ve tehlikeli işlerden, eğitimine zarar
verecek işlerden, çocuğun sağlığı yada bedensel, zihinsel, ruhsal,ahlaksal
ve toplumsal gelişmesi için zararlı olan işlerde çalıştırılmasının
engellenmesini, işe başlama için asgari yaşın zorunlu eğitimin bittiği
yaştan düşük olmaması her durumda 15 yaştan yukarı olmasını öngörmektedir (UNICEF
1998:427).
Çalışan çocuklara ilişkin hukuksal düzenlemelerden "Çocuğun Tanımı"
bölümünde ele alınanlara ek olarak; Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kanununun 9.
ve 10. maddelerinde çırak olabilmek için çocuğun 14 yaşını bitirmiş olması,
durumuna uygun ve tehlikeli işlerde çalıştırılamayacakları, Umumi Hıfsısıha
Kanununun 173., 174.,176.,179.maddelerinde,12 yaşından küçük çocukların
fabrika ve benzeri yerlerde, 16 yaşından küçüklerin saat 20.00'den sonra,18
yaşından küçüklerin bar, pavyon gibi yerlerde çalıştırılmaları
yasaklanmıştır. Bunun yanısıra pek çok kanun ve uluslar arası sözleşmede
çalışan çocuklara ilişkin düzenlemeler vardır (SHÇEK-UNICEF : 2000 : 25 ).
Yukarıda yer alan düzenlemeler Ülkemizde kırdan kente göç, gelir
dağılımındaki dengesizlikler, zorunlu eğitim olanaklarından yararlanamama,
mesleki eğitim hizmetlerinin yetersizliği, asgari çalışma yaşındaki yasal
farklılıklar, aile destek sistemlerinin geliştirilmemiş olması gibi
nedenlerle, çocuk işçiliği, sokakta çalışan çocuklar ve sokak çocuklar
sorunu artan bir şekilde önemini korumaktadır.
12-14 yaş grubunda çalışan erkek çocukların oranı % 31'e, kız çocukların
oranı %33'e yaklaşırken, bu oran 15-19 yaş grubu erkek çocuklarda % 56.8'e,
kız çocuklarda ise %45.1'e ulaşmaktadır ( UNICEF 2000:7 ).
Çocukların çoğunluğu, sağlıksız ortamlarda, ağır işlerde, düşük ücretle,
uzun sürelerde ve sosyal güvenlik olanaklarından yararlanmadan
çalışmaktadırlar. Sokakta çalışan çocuklar sokakta yaşamaya başlama riski
taşıdığından çalışan çocuklar arasında en fazla risk altındaki grubu
oluşturmaktadır.
Mülteci durumunda olan ya da mülteci statüsüne alınmak isteyen çocuklara
özel koruma sağlanacaktır. Devlet, çocuklara bu anlamda koruma ve yardım
sağlayan yetkili kuruluşlarla işbirliği yapmakla yükümlüdür.
Mülteci çocuklara ilişkin özel hukuksal bir düzenleme olmamakla birlikte,
Anayasanın eşitlikçi ilkelerinin mülteciler için de geçerli olduğunu
söylemek olanaklıdır. Ayrıca 29.08.1961 tarih ve 359 sayılı yasa ile
onaylanmış Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi ve
1967 Protokolünün 3.,4.,7.,ve 22.maddelerinde mültecilerin bulundukları
ülkelerin kendi vatandaşlarına tanıdığı haklardan yararlanmalarına ilişkin
esasları içermektedir.
Çocukların uyuşturucu ve psikotrop madde kullanımından; bu tür maddelerin
üretimine ve kaçakçılığına alet olmaktan korunma hakları vardır.
Anayasamızın 58. maddesi çocuk ve gençlerin alkol , kumar, uyuşturucu gibi
kötü alışkanlıklardan korunması için gerekli önlemlerin alınmasına
ilişkindir. Türk Ceza Kanununun 403. maddesi uyuşturucu maddeleri ruhsatsız
veya ruhsata aykırı olarak üretenlere 574. maddesi ise 18 yaşın
altındakilere bu maddeyi sağlayanlara verilecek ceza ile ilgilidir. Polis
Vazife ve Selahiyetleri Kanununun 12. maddesi, 18 yaşından küçüklerin bar,
meyhane gibi yerlere girmeleri yanlarında veli veya vasileri olsa bile
yasaklanmıştır. Umumi Hıfzısıhha Kanununun 166.maddesi, 18 yaşından küçük
çocuklara içki, tütün mamullerinin satılması veya verilmesi yasaklanmıştır.
Kanunlarla yasaklanmış olsa bile uyuşturucu maddelerin özellikle ÜST TED
deki ailelerin çocuklarında, tiner ve baly gibi uçucu madde bağımlılığının
sokakta yaşayan çocuklar arasında kullanıldığı ve etkili önlemler alınmaz
ise gelecekte önemli oranlara ulaşabileceğini tahmin etmek olanaklıdır.
Devlet, fuhuş ve pornografi dahil, çocuğu cinsel sömürü ve suiistimalden
koruyacaktır.Çocukların, satışa kaçırmaya ve fuhşa konu olmalarını önlemek
üzere her tür çabayı göstermek Devletin görevidir.
Türk Ceza Kanununun 414 ile 418. maddeleri arasında, 15 yaşını bitirmemiş
çocuğa tecavüzde bulunan saldırgana verilecek cezalara ilişkin esaslar yer
almaktadır. 421. maddesi kadınları sözle rahatsız edenlere (laf atanlara ),
423., , 430.,431,435., 436. maddelerinde 15 yaşından küçük bir kızın evlenme
vaadiyle kaçırılması, reşit olmayan kız çocuğunun evlenme amacı ile
kaçırılması, çocuğun 12 yaşından küçük olması, 15 yaşından küçük bir kız
çocuğunun fuhuşa teşvik edilmesi, failin veli veya vasi olması, 21 yaşını
bitirmeyenlerin fuhuşa zorlanmaları durumunda verilecek cezalar yer
almaktadır.445. maddesi çocuğun gizlenmesi ve başka bir çocuğun onun
haklarından yararlanmasının sağlanması, 446.maddesi veli veya vasisi
tarafından çocuğun terk edilmesine ilişkin cezalar üzerinde durulmuştur.
Genel Kadınlar ve Genelevlere İlişkin Tüzüğün 18.maddesinde fuhuşa
sürüklenen veya bu tehlikeye maruz bırakılanların korunma altına alınması
yönünde gerekli tedbirlerin alınmasını,62.maddesinde 21 yaşından küçük
kadınların genelevlere kabullünün yasak olduğu, 18 yaşından küçük ve resmi
elbise taşıyan küçüklerin genelevlere alınmayacağı yer almaktadır.
Hiçbir çocuk, işkenceye, zalimce davranışlara ya da cezaya, yasa dışı
tutuklamaya tabi tutulmayacak ve keyfi biçimde özgürlüğünden yoksun
bırakılmayacaktır. 18 yaşından küçük olanlara, idam cezası verilmeyeceği
gibi salıverilme koşulu bulunmayan ömür boyu hapis cezası da
verilmeyecektir. Özgürlüğünden yoksun bırakılan herhangi bir çocuk, kendi
yüksek yararı aksine gerektirmedikçe yetişkinlerden ayrı tutulacaktır.
Gözetim altında tutulan çocuğa hukuki ve diğer gerekli yardımlar sağlanacak,
çocuk ailesi ile temas edebilecektir.
Ceza-i ehliyete ilişkin hukuksal düzenlemeler "Çocuğun Tanımı" bölümünde
verilmiştir. Anayasamızın 17/3 maddesinde, "Kimseye işkence ve eziyet
yapılamaz; kimseye haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya ve muameleye tabii
tutulamaz" denmektedir.
Çocuk Mahkemeleri Kuruluş, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanunun
6/1 maddesinde, "15 yaşını bitirmeyen küçükler tarafından işlenen ve genel
mahkemelerin görevine giren suçlarla ilgili davalara çocuk mahkemelerinde
bakılır" denilmektedir. Kanunun 10. maddesi hakimin alabileceği tedbir
kararlarıyla, 15.maddesi tedbir kararlarının 18 yaşında son bulacağına,
36.maddesi çocukların cezalarını çocuk ıslahevinde veya çocuk ceza evinde
çektirileceği, küçük tutuklu ve hükümlülerin yetişkinlerden ayrı
tutulacaklarına ve 40.maddesi çocukların işledikleri suçlar hakkında yayın
yapılamayacağına ilişkindir.
Bunların yanısıra Ceza Muhakemeleri Kanununda, Türk Ceza Kanununda, 647
Sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun ve değişik tüzük ve yönetmeliklerde
çocukların yargılanmasına, cezalandırılmasına, tutukluluk ve
hükümlülüklerine ilişkin düzenlemeler vardır.Çoğu da Çocuk Hakları
Sözleşmesi ile paralel haklar getirmektedir.
Çocuklar, ceza-i ehliyet 12 yaşında sahip olmakta, 12-15 yaş arası çocuk
mahkemelerince, 15-18 yaş arası yetişkinlere ait mahkemelerce yargılanacağı
ifade edilmiştir. Ancak ülke genelinde; Ankara'da 2, İstanbul'da 2, İzmir ve
Trabzon'da birer toplam 6 çocuk mahkemesi vardır.
Ceza Mahkemelerinde, 1998 yılı itibari ile 11-14 yaş grubunda toplam 19.642
çocuk, 15-17 yaş grubunda 76.989 çocuk toplam 96.631çocuk
yargılanmıştır.Çocukların en çok işledikleri suç % 60.8'i hırsızlıktır.Çocuk
mahkemelerinde verilen kararların %50.9'nu mahkumiyet, %24.3'de birleştirme,
%13.7'de beraat, %7'de ortadan kaldırma, %3.6'da görevsizlik, % 0.5 'i dava
düşme kararı verilmiştir. 1998 yılında hakkında dava açılan 6054 çocuktan
4101'i (11-17 yaş grubu) çocuk hürriyeti bağlayıcı ceza almıştır ( T.C.
Hükümeti- UNICEF 2001-2005 İşbirliği Programı 2000 : 266-271 ).
Çocuklar ıslahevleri,tutukevleri ve yetişkinlere ait cezaevlerinin sübyan
koğuşlarında kalmaktadır. En dezavantajlı grup sübyan koğuşlarında kalan
çocuklardır. Hükümlülükleri süresince tretman programları uygulanmaktadır.
Ancak, "kurumlarda görevli personelin büyük bir kısmı çocukların yeniden
eğitilerek toplumla bütünleşmesini sağlayacak çalışmaları
gerçekleştirebilecek nicelik ve niteliğe sahip değildir" ( T.C. Hükümeti-
UNICEF 2001-2005 İşbirliği Programı 2000 : 288 ).
Hukuksal bağlamda, yasalara aykırı iş yapan çocuk, saygınlık ve değer
anlayışını geliştiren, yaş durumunu gözeten ve toplumla yeniden
bütünleşmesini hedefleyen tarzda muamele görme hakkına sahip olduğu kabul
edilmekle birlikte uygulamada sorunlar yaşanmakta olduğunu söylemek
olanaklıdır.. Çocuğa, savunması için hukuki yardım sağlanmakta ancak kurum
bakımı ortamında zarar görmesi engellenememektedir.
Taraf Devletler, 15 yaşından küçük çocukların çatışmalara katılmamalarını
sağlamak için mümkün olan her türlü önlemi alacaklardır. 15 yaşından küçük
hiç bir çocuk askere alınmayacaktır. Devletler, ayrıca silahlı çatışmaların
etkilediği çocuklara, ilgili uluslararası yasada belirtilen şekillerde
koruma ve bakım sağlayacaklardır.
Devlet, silahlı çatışma, işkence, ihmal, kötü muamele ve sömürü mağduru
çocukların sağlıklarına kavuşturulmaları ve toplumla bütünleşmelerini
sağlama amacıyla uygun önlemleri almakla yükümlüdür.
Askerlik Kanununun askerlik çağının başlangıcını 21 yaş olarak kabul
edilmiş, 18 yaşında gönüllü olarak asker olunabileceği yer almıştır.
8-Katılma Hakkı
Çocuk, görüşlerini serbestçe ifade etme, kendisini ilgilendiren herhangi bir
konu ya da işlem sırasında görüşlerinin dikkate alınmasını isteme hakkına
sahiptir.
Çocuklar, başkalarıyla bir araya gelme, dernek kurma ve kurulu derneklere
katılma hakkına sahiptir.
Anayasanın 24., 25., 26.,ve 27. maddeleri düşünce, vicdan, din ve ifade
özgürlüğüne ilişkindir. Milli Eğitim Temel Kanununun 12. maddesinde, "Türk
milli eğitiminde laiklik esastır. Din kültürü ve ahlak öğretimi, ilköğretim
ve ortaöğretim okullarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır"
denilerek kendi içinde çelişkiler yaşanmaktadır.
Dernek kurma konusuna gelince; Anayasanın 33. ve 34. maddesinde izin
almaksızın herkesin dernek kurabileceği ve silahsız toplantı ve gösteriler
yapabileceği yer almaktadır. Dernekler Kanununun 4., 16., 57.maddelerine
göre; dernek kurabilmek veya derneğe üye olabilmek için 18 yaşını tamamlamak
gerektiği, çocukların klüplerdeki etkinliklere katılabilmeleri için bile
veli veya vasilerinin izin almaları gerektiği belirtilmektedir.
Gerek hukuksal düzenlemelerde gerekse uygulamada çocukların kendileri ile
ilgili konularda görüşlerinin alınmadığı, daha çok veli ve vasilerinin
görüşlerinin önemsendiği bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır.
4-SONUÇ VE ÖNERİLER
1. Ülkemizde, 1997 Yılı Nüfus Tespiti sonuçlarına göre yapılan geçici
projeksiyonlara göre 2000 yılında çocuk yaş grubu olarak belirlenen 0 - 18
yaş arası nüfusun 25.1 milyona ulaştığı, bu yaş grubunun toplam nüfusa
oranının ise % 38.4 olduğu tahmin edilmektedir.
2. Farklı kuruluşlar tarafından çocuklara hizmetler götürülmektedir. Yerel
yönetimler bu hizmetlere yeteri kadar katılmamakta ve bu kuruluşlar arasında
yeterli işbirliği bulunmamaktadır. Çocuk haklarının, Sözleşmede ön görülen
ilke ve standartlarda sağlanabilmesi için Türk Hukukundaki çocuğa ilişkin
hukuki düzenlemelerin Sözleşmeye uyumunun sağlanmasına, uygulaması,
izlenmesi ve koordinasyonu sağlamaya yönelik sektörler arası işbirliğinin
artırılmasına ve çocuk konusundaki tüm verilerin toplandığı bir bilgi ağına
gereksimin duyulmaktadır ( UNICEF 2000: 4 ).
3. Yukarı da ayrıntılı olarak ele alınan Türk Hukuk Sisteminde, çocuk
haklarına bakıldığında; bazı eksik ve çelişkiler yaşanmakla birlikte asıl
sorunun uygulamada yaşandığı ortadadır. Uygulamaya yön verecek etkili
önlemlerin alınmalıdır.
4. Toplumsal sorunların sonucu ortaya çıkan güç koşullardaki çocuklar veya
korunmaya muhtaç çocuklar sorunun; önemli bir boyutu SHÇEK'i ilgilendirmekte
ancak diğer sektörlerle etkili işbirliğini gerektirmektedir.
5. DPT Sekizinci beş Yıllık Kalkınma Planı Çocuk Özel İhtisas Komisyonu
Raporunda ( 2001: 41), "korunmaya muhtaç çocuklara götürülecek hizmetlerin
yerine getirilmesi geniş bir kamusal iş bölümü ve dayanışma ile mümkündür.
Korunmaya muhtaçlık olgusu içinde ekonomik nedenler daha ağırlıklı
olduğundan, gelir bölüşümünün bozulduğu dönemlerde, bu sorun daha da
ağırlaşmaktadır. Sosyal güvenlik programlarının tüm nüfusu kapsamaması,
işsizliğin yaygın olması, kadının eğitimi ve toplumsal statüsünün yeterince
gelişmemiş olması bu sorunu daha da büyütmektedir. Bir başka deyişle, ülkede
yaşam kalitesinin geliştirilmesi ile yakından ilgilidir"denilmektedir.
6. Yoksulluk çocuğun ailesinden koparılmasına gerekçe olmamalıdır.
7. Eğitim yoksulluğun sona erdirilmesi , için bir anahtardır. Özellikle,
risk grubunda yer alan çocuklara ve ailelerine yönelik
koruyucu-önleyici-geliştirici-eğitici programların oluşturulması
gerekmektedir.
8. Ülkemizde sosyal güvenlik ağı mutlaka genişletilmelidir.
9. Güç koşullardaki çocuklar verilecek hizmetler, bilimsel bilgi ile
desteklenmeli, personelin eğitimine özel önem verilmeli, hataların
yapılmaması için süpervizyon sistemi oluşturulmalıdır.
10. Çocuk Hakları Sözleşmesi öncelikle çocukla doğrudan ilgili sektörlere
giderek toplumun tüm kesimlerine anlatılmalı, öğretilmeli ve uygulamaya
geçirilmesi yönünde duyarlılık yaratılarak süreç içinde tam anlamıyla
uygulamaya dönüştürülmesi sağlanmalıdır.
11. Sosyal Hizmet Uzmanları çocukla doğrudan ilgili alanlarda görev almaları
nedeni ile mutlaka çocuk hakları ve Sözleşme hakkında bilgi sahibi olmalı,
uygulamaya aktarılmasına aktif roller üstlenmelidirler.
Sonuç olarak; Çocuk Hakları Sözleşmesinin ruhuna uygun olanakların çocuklara
sunulması, tüm insanlığın özellikle çocukla ilgili mesleklerin "ideali"
olmalıdır.
KAYNAKÇA
AKYÜZ, Emine." Cumhuriyet Döneminde Çocuk Hukukundaki Gelişmeler." B. ONUR
(Yayına Hazırlayan). "Cumhuriyet Ve Çocuk 2. Ulusal Çocuk Kültürü Kongresi,
( Yayına Hazırlayan), Ankara: A.Ü. Çocuk Kültürü Araştırma ve Uygulama
Merkezi Yayınları No :2. 1999 : 491-505
CILGA, İbrahim. "Türkiye'de Çocuk Hakları Çalışmaları. B. ONUR (Yayına
Hazırlayan ). "Cumhuriyet Ve Çocuk 2. Ulusal Çocuk Kültürü Kongresi, Ankara:
A.Ü. Çocuk Kültürü Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayınları No :2. 1999
:506-516
"Çocuk Hakları Sözleşmesi Türkiye Cumhuriyetinin İlgili Yasaları Ve Mevzuatı
(İkinci Taslak ) Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu-UNICEF , Ankara
:2000
"Dünya Çocuklarının Durumu 2002", UNICEF, 2002
