|
|
|
 |
Çocukların geleceği için
İş
Başmüfettişi ve Sosyal Hizmet Uzmanı
Doğan KESKİN |
Yurtlarda çocuklarla
doğrudan birlikte olan personelin taşeron firmalar aracılığıyla bulunması
her zaman sorun yaratır. Yurtlar, gönüllülerin ve sivil toplum
kuruluşlarının denetimine açılmalı
Malatya çocuk bakım yurdunda yaşanan olayların tekrar yaşanmaması
için alınması gereken önlemler konusunda söylenebilecek çok şey var. Bu tür
olayların altında yatan temel sorunun, öncelikle sistemden kaynaklandığını
söylemek hatalı değil. Bu bağlamda, bu tür kurumların yerinden yönetilmesi
anlayışıyla yeniden örgütlenmesi gerektiği de ileri sürülebilir. Ancak,
ister merkezden isterse yerinden yönetilsin esas dikkat edilmesi gereken,
hizmetin standartları yüksek profesyonel elemanlarla ve çağdaş eğitim
yaklaşımlarına uygun olarak çeşitlendirilmesi, sistemde var olan evlat
edindirme ve koruyucu aile uygulamalarının daha etkin olarak hayata
geçirilmesi olmalıdır. Ayrıca, hangi tür yaklaşımla hizmet verilirse
verilsin profesyonel kadroların takım ruhuyla çalışabilmesine olanak
sağlayacak objektif görevlendirme usulleri geliştirilmelidir. Hizmet
üretiminde, kurumsal denetim kadar toplumsal denetim mekanizmaları da yer
almalıdır.
Hizmetin yürütümünde yöneticiden çocuklarla bire bir ilişki içinde
olan öğretmene, anne-bakıcılara kadar tüm personelin hizmetin kalitesini
yükseltebilecek şekilde etkileşim içine girebilecekleri bir yönetim
anlayışına sahip olmaları sağlanabilmeli, katı hiyerarşik yönetim
yaklaşımlarından uzaklaşılabilmelidir. Bu söylemi devam ettirmek mümkün
olmakla birlikte son olayda dikkat çeken iki noktaya derinleşerek değinmek
istiyorum. Bunlardan biri çocuklarla doğrudan ilişki içinde bulunan öğretmen
ile anne-bakıcıların istihdam edilme biçimleri diğeri ise, hizmetin
denetlenme modelidir.
İstihdam taşeronlara bırakılıyor
Çalışma yaşamında uzun denebilecek süredir var olan alt işverenlik
(taşeronluk) müessesesi nispeten daha yakın bir süredir kamuya ait hizmet
kurumlarında da yer almıştır. Alt işverenlik (taşeronluk), İş Kanunu'ndaki
tanımıyla bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine
ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin
gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu
iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte
çalıştıran diğer işverene denilmekte olup, bu işveren ile iş aldığı işveren
arasında kurulan ilişki, asıl işveren-alt işveren ilişkisi olarak
adlandırılmaktadır.
Görüleceği üzere alt işverenlik (taşeronluk) ilişkisi,
yardımcı işlerde bir anlamda gerekli olup olmadığına bakılmaksızın uygun
görülürken, asıl işin bir bölümünde gündeme geldiğinde, mutlaka işin veya
işletmenin gereği olarak duyulan ihtiyaç üzerine veya teknolojik nedenlerle
uzmanlık gerektirmesi halinde kurulacaktır. Bu tanımı çocuk bakım yuvalarına
veya yurtlarına uyguladığımızda, elbette, temizlik, yemek, ulaşım hizmetleri
için alt işverenlik uygulamasından yararlanmak olanaklı olabilecektir.
Burada işin veya işletmenin gerekliliği veya teknolojik nedenlerle uzmanlık
aranmayabilecektir. Ancak gördürülecek iş, açık veya kapalı niyetlerle
çocukların bakımından sorumlu anne-bakıcılık, öğretmenlik görevleri ise, bu
görevler, kurumda yürütülen asıl işlerdendir. Böyle olunca da, görevin alt
işverenlere verilebilmesi için işin niteliğinden kaynaklanan bir gereklilik
aranacağı gibi, alt işveren tarafından istihdam edilmesi gerekenlerin de
işin niteliği ile bağdaşacak vasıfta olmaları gerekecektir. Başka bir
söyleyişle, kurumun standart kadrosu içinde var olan öğretmenler,
anne-bakıcılar yetmiyorsa veya vasıfları yetersiz bulunuyorsa, bu durumda
daha vasıflı elemanların çalıştırılabilmesi için alt işverenliğe
başvurulması beklenmelidir.
Personelin niteliği önemli
Halbuki uygulamada tam da bu noktada olması gerekenden
uzaklaşıldığı gözlenmektedir. Alt işveren ile kurulan ilişkide, genellikle
yardımcı hizmetlerin gördürülmesi için ilişki kuruluyor gibi yapılmakta ve
örneğin temizlik işçisi olarak istihdam edilen alt işveren işçilerine,
öğretmenlik, anne-bakıcılık gibi asıl hizmetler gördürülmektedir. Elbette
yardımcı hizmetlerde çalışacak işçilerde aranan vasıflar, çocukla kurulacak
öğretmen, anne-bakıcı ilişkisi için yeterli olamayacağından, bu elemanların
çocuklara eğitim dışı davranışlarla yaklaşması kaçınılmaz olacaktır. Kendi
çocuklarını bile kendince haklı ve hatta eğitmek amaçlı nedenlerle dövebilen
ebeveyn kimliğine sahip kişiler, çocuk bakımı açısından hiçbir formasyondan
geçirilmeden onlarca çocuğun bakımından sorumlu tutulduklarında,
başvurabilecekleri tek yolun, icabında öz çocuklarından esirgemedikleri
şiddet olması şaşırtıcı olmamalıdır.
Şiddet bir yana, çocukla doğrudan birlikte olan personelin, ucuz emek
anlayışıyla alt işveren (taşeron) aracılığıyla hizmete dahil edilmeleri
halinde olması gereken sıcak, yumuşak bir anlayışla hizmetin
sağlanabileceğini düşünmek elbette büyük iyimserlik gerektiriyor. Üstelik,
başta yapacakları işle ilgili vasıf aranmaksızın istihdam edilen ve öğretmen
veya anne-bakıcı olarak çalıştırılan bu kişilerin çocuk bakımı ve eğitimi
konusunda hizmet içi eğitime alınmaları, bu yönde duyarlı hale getirilmeleri
de söz konusu olmuyor. En azından bu tür programların kurum içi veya dışında
organize bir şekilde planlandığı görülemiyor.
Bu nedenle, eğer hizmet kurumlarında öğretmen ve anne-bakıcı
yetersizliğinden kaynaklanan hizmet açığının alt işverenlik kurularak
giderilmesi kaçınılmazsa, çalıştırılacakların çocuk bakımı konusunda
eğitilmiş, mesleki ehliyeti olan, uygun kişiliğe sahip elemanlar olmaları
şartı getirilmelidir. Kamu İhale Kanunu çerçevesinde düzenlenmiş hizmet
ihalelerine ilişkin yönetmelik incelendiğinde, vasıflı eleman istihdamına
ilişkin alt işverenlik ilişkisinin ne şekilde kurulacağına dair
düzenlemelerin var olduğu görülecektir. Bu tür kurumların, hizmetin içeriği
yönünden denetimleri de oldukça zor. Öncelikle, denetim merkezden
yürütülmekte. Merkezi teftiş kurulları, meslek donanımlı müfettiş istihdam
etmiş olsa da, genellikle kurum personelleri arasında meydana gelen disiplin
suçlarını soruşturduklarından veya ceza hukuku açısından ön inceleme
görevlerini yürüttüklerinden, kurumların hizmet kalitesini saptayabilme
pratiğine sahip değiller.
Müfettişler yetersiz kalır
Müfettişler, soruşturma tekniklerine yoğunlaştıklarından, hukuki
sonuçların hayata geçirilebilmesi için delil toplayarak çalıştıklarından,
bir anlamda hizmet görülürken gerçekleşen davranışların kanıtı niteliğini
taşıyabilecek hizmetin niteliği ve performansla ilgili kayıt sistemleri de
geliştirilip düzenli olarak uygulanmadığından, kurumda verilen hizmetin
kalitesini izleyebilme, performansı değerlendirebilme olanağına sahip
olamayabilirler. Üstelik, klasik bir yaklaşım olarak kurumda denetim için
müfettişin varlığı süresince davranışlar özelleşebileceğinden, ihbar
olmadıkça, şikâyet olmadıkça mesleki faaliyetler ile çocuklara olan
yaklaşımlardaki yetersizlikler, yanlışlıklar ve hatta suçların
gözlemlenebilmesi oldukça güç. Üstelik, şikâyet edebilecekleri kimselerle
daha sonra baş başa kalma riskini almanın da o yaştaki çocuklar için kolay
olduğu söylenemez.
Diğer taraftan, bu tür kurumlarda hizmeti verenlerle hizmeti
alanlar arasında yaşanan ilişkilerdeki tutum ve davranışların, mesleki
boyuttan ayrıldıkça, insan psikolojisinden, grup dinamiklerine,
geleneklerden göreneklere ve yerel özelliklere kadar pek çok kişisel ve
yöresel etkenle biçimleneceği düşünülecek olursa, yapılanların şiddet olduğu
algılanamayan bir ortamın doğma olasılığı da bulunmaktadır. Böyle bir
ortamda, merkezden programlanmış olağan bir denetimle bu tür ilişkilerin
saptanabilmesi tesadüflere bağlı kalacaktır. Bu nedenle, sık sık duyulduğu
gibi kurumun uzun bir süredir denetlenmediği yönündeki vurgulamalar sonuç
değiştirici bir anlam taşımamaktadır.
Kaldı ki, öğretmenlerin, anne-bakıcıların niteliklerini belirleyen
yönetmelik hükümlerine uygun olmadığı açık olmasına karşın, hizmet açığının
hem de en ucuza taşeronluk müessesesini devreye sokarak kapatılması
uygulaması merkezi yönetime ait bir politika olduğundan, merkezden planlanan
ve programlanan bir denetimle bürokratik işlemlerin dışında kalan insan
ilişkilerinin arka planındaki istenmeyen sonuçların engellenmesi zayıf bir
olasılık.
Farklı mekanizmalar
Ayrıca, sistemde merkezi denetim dışında özellikle verilen hizmetin
niteliğini, insani ilişkileri bir anlamda denetleyecek başka bir mekanizma
da bulunmuyor. Yöre insanlarının, sivil kuruluşların kendilerine bu tür
görevler çıkarma yaklaşımları da ya olmamakta ya da çok zayıf kalmakta. Bu
nedenle hizmet üreten kurumların, yerel yönetimlerin, sivil toplum
örgütlerinin, gönüllülerin denetimine açık bir hale getirilmesi ve
denetimin, salt merkezi denetime bırakılmaması uygun olacaktır. Verilen
hizmeti alanlara ulaştıran görevlilerin, olması gereken niteliklere uygun
olarak öncelikle doğrudan istihdam edilmesi yoluna gidilmesi; alt işveren
(taşeron) aracılığıyla istihdam edileceklerse, temizlik ihalesi ile istihdam
edilenlerin öğretmen ve anne-bakıcı olarak görevlendirilmeleri yerine,
ihalenin örneğin kız meslek lisesi çocuk gelişimi eğitimi bölümü mezunları
gibi vasıflı eleman istihdam edilecek şekilde planlanması ve uygulanması;
merkezi denetim örgütü müfettişlerinin bu tür olasılıkları dikkate alacak
şekilde donatılması ve duyarlı hale getirilmesi; ayrıca hizmet kurumlarının
yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının, gönüllülerin denetimine
açılması ve mümkün ise, farklı denetim mekanizmalarının sisteme kalıcı
olarak dahil edilmesi uygun olacaktır.
Bu yazı RADİKAL WEB
Sitesinde yayınlanmıştır.
|
|