|
|
|
 |
ÇOCUK HAKLARI VE ÜLKEMİZ ANLAYIŞI,
Turan AKYÜZ
|
Birleşmiş Milletler Andlaşmasında ilân
edilen ilkeler uyarınca insanlık ailesinin tüm üyelerinin, doğuştan
varlıklarına özgü bulunan haysiyetle birlikte eşit ve devredilemez haklara
sahip olmalarının tanınmasının, dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli
olduğunu düşünerek,
Birleşmiş Milletler halklarının, insanın temel haklarına ve bireyin, insan
olarak taşıdığı haysiyet ve değere olan kesin inançlarını Birleşmiş
Milletler Andlaşmasında bir kez daha doğrulamış olduklarını ve daha geniş
bir özgürlük ortamında toplumsal ilerleme ve daha iyi bir yaşam düzeyi
sağlama yolundaki kararlılıklarını hatırda tutarak,
Birleşmiş Milletlerin, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde ve
Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmelerinde herkesin, bu metinlerde yeralan
hak ve özgürlüklerden ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka
görüş, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğuştan veya başka durumdan
kaynaklanan ayırımlar dahil, hiçbir ayırım gözetilmeksizin yararlanma
hakkına sahip olduklarını benimsediklerini ve ilân ettiklerini kabul ederek,
Uluslararası İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde, Birleşmiş Milletlerin,
çocukların özel ilgi ve yardıma hakkı olduğunu ilân ettiğini anımsayarak,
Toplumun temel birimi olan ve tüm üyelerinin ve özellikle çocukların
gelişmeleri ve esenlikleri için doğal ortamı oluşturan ailenin toplum içinde
kendisinden beklenen sorumlulukları tam olarak yerine getirebilmesi için
gerekli koruma ve yardımı görmesinin zorunluluğuna inanmış olarak,
Çocuğun kişiliğinin tam ve uyumlu olarak gelişebilmesi için mutluluk, sevgi
ve anlayış havasının içindeki bir aile ortamında yetişmesinin gerekliliğini
kabul ederek,
Çocuğun toplumda bireysel bir yaşantı sürdürebilmesi için her yönüyle
hazırlanmasının ve Birleşmiş Milletler Andlaşmasında ilân edilen ülküler ve
özellikle barış, değerbilirlik, hoşgörü, özgürlük, eşitlik ve dayanışma
ruhuyla yetiştirilmesinin gerekliliğini gözönünde bulundurarak,
Çocuğa özel bir ilgi gösterme gerekliliğinin,1924 tarihli, Cenevre Çocuk
Hakları Bildirisi’nde ve 20 Kasım 1959 tarihinde Birleşmiş Milletler
Teşkilatı Genel Kurulunca kabul edilen Çocuk Hakları Bildirisi’nde
belirtildiğini ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde, Medeni ve Siyasi
Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nde (özellikle 23 ve 24’üncü maddelerinde) ve
Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’de
(özellikle 10’uncu maddesinde) ve çocukların esenliği ile ilgili uzman
kuruluşların ve uluslararası örgütlerin kurucu ve ilgili belgelerinde
tanındığını hatırda tutarak,
Çocuk Hakları Bildirisi’nde de belirtildiği gibi çocuğun gerek bedensel
gerek zihinsel bakımdan tam erginliğe ulaşmamış olması nedeniyle doğum
sonrasında olduğu kadar, doğum öncesinde de uygun yasal korumayı da içeren
özel güvence ve koruma gereksiniminin bulunduğunu hatırda tutarak,
Ulusal ve uluslararası düzeyde çocukları aile yanına yerleştirme ve evlât
edinmeye de özel atıfta bulunan Çocuğun Korunması ve Esenliğine İlişkin
Toplumsal ve Hukuksal İlkeler Bildirisi; Çocuk Mahkemelerinin Yönetimi
Hakkında Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları (Pekin Kuralları) ve
Acil Durumlarda ve Silâhlı Çatışma Halinde Kadınların ve Çocukların
Korunmasına İlişkin Bildirinin hükümlerini anımsayarak,
Dünyadaki ülkelerin tümünde çok güç koşullar altında yaşayan ve bu nedenle
özel bir ilgiye gereksinimi olan çocukların bulunduğu bilinci içinde,
Çocuğun korunması ve uyumlu gelişmesi bakımından her halkın kendine özgü
geleneklerinin ve kültürel değerlerinin taşıdığı önemi gözönünde tutarak,
Her ülkedeki, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki çocukların yaşama
koşullarının iyileştirilmesi için uluslararası işbirliğinin taşıdığı önemin
bilincinde olarak,
Bundan sonraki sayfalarda bulunan kurallar üzerinde anlaşmaya varmışlardır…
çocuk hakları sözleşmesine baktığımızda
Madde 1
Bu Sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken
yaşta reşit olma durumu hariç, onsekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.
Madde 2
Taraf Devletler, bu Sözleşme’de yazılı olan hakları kendi yetkileri altında
bulunan her çocuğa, kendilerinin, ana–babalarının veya yasal vasilerinin
sahip oldukları, ırk, renk, cinsiyet, dil, siyasal ya da başka düşünceler,
ulusal, etnik ve sosyal köken, mülkiyet, sakatlık, doğuş ve diğer statüler
nedeniyle hiçbir ayrım gözetmeksizin tanır ve taahhüt ederler.
Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının, yasal vasilerinin veya ailesinin
öteki üyelerinin durumları, faaliyetleri, açıklanan düşünceleri veya
inançları nedeniyle her türlü ayırıma veya cezaya tâbi tutulmasına karşı
etkili biçimde korunması için gerekli tüm uygun önlemi alırlar.
Madde 3
Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar
veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün
faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.
Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının, vasilerinin ya da kendisinden
hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de gözönünde tutarak,
esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla
tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar.
Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların,
hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik,sağlık, personel sayısı ve
uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan
ölçülere uymalarını taahhüt ederler.
Madde 4
Taraf Devletler, bu Sözleşme’de tanınan hakların uygulanması amacıyla
gereken her türlü yasal, idari ve diğer önlemleri alırlar. Ekonomik, sosyal
ve kültürel haklara ilişkin olarak, Taraf Devletler eldeki kaynaklarını
olabildiğince geniş tutarak, gerekirse uluslararası işbirliği çerçevesinde
bu tür önlemler alırlar
Madde 5
Taraf Devletler, bu Sözleşme’nin çocuğa tanıdığı haklar doğrultusunda
çocuğun yeteneklerinin geliştirilmesi ile uyumlu olarak, çocuğa yol gösterme
ve onu yönlendirme konusunda ana–babanın, yerel gelenekler öngörüyorsa uzak
aile veya topluluk üyelerinin, yasal vasilerinin veya çocuktan hukuken
sorumlu öteki kişilerin sorumluluklarına, haklarına ve ödevlerine saygı
gösterirler.
Madde 6
Taraf Devletler, her çocuğun temel yaşama hakkına sahip olduğunu kabul
ederler.
Taraf Devletler, çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için mümkün olan azami
çabayı gösterirler.
Madde 7
Çocuk doğumdan hemen sonra derhal nüfus kütüğüne kaydedilecek ve doğumdan
itibaren bir isim hakkına, bir vatandaşlık kazanma hakkına ve mümkün olduğu
ölçüde ana–babasını bilme ve onlar tarafından bakılma hakkına sahip
olacaktır.
Taraf Devletler, özellikle çocuğun tabiiyetsiz kalması sözkonusu olduğunda
kendi ulusal hukuklarına ve ilgili uluslararası belgeler çerçevesinde
üstlendikleri yükümlülüklerine uygun olarak bu hakların işlerlik kazanmasını
taahhüt ederler.
Madde 8
Taraf Devletler, yasanın tanıdığı şekliyle çocuğun kimliğini; tabiiyeti,
ismi ve aile bağları dahil, koruma hakkına saygı göstermeyi ve bu konuda
yasa dışı müdahalelerde bulunmamayı taahhüt ederler.
Çocuğun kimliğinin unsurlarının bazılarından veya tümünden yasaya aykırı
olarak yoksun bırakılması halinde, Taraf Devletler çocuğun kimliğine süratle
yeniden kavuşturulması amacıyla gerekli yardım ve korumada bulunurlar.
Madde 9
Yetkili makamlar uygulanabilir yasa ve usullere göre ve temyiz yolu açık
olarak, ayrılığın çocuğun yüksek yararına olduğu yolunda karar vermedikçe,
Taraf Devletler, çocuğun; ana–babasından, onların rızası dışında
ayrılmamasını güvence altına alırlar. Ancak, ana–babası tarafından çocuğun
kötü muameleye maruz bırakılması ya da ihmâl edilmesi durumlarında ya da
ana–babanın birbirinden ayrı yaşaması nedeniyle çocuğun ikametgâhının
belirlenmesi amacıyla karara varılması gerektiğinde, bu tür bir ayrılık
kararı verilebilir.
Bu maddenin birinci fıkrası uyarınca girişilen her işlemde, ilgili bütün
taraflara işleme katılma ve görüşlerini bildirme olanağı tanınır.
Taraf Devletler, ana–babasından veya bunlardan birinden ayrılmasına karar
verilen çocuğun, kendi yüksek yararına aykırı olmadıkça, anababanın ikisiyle
de düzenli bir biçimde kişisel ilişki kurma ve doğrudan görüşme hakkına
saygı gösterirler.
Böyle bir ayrılık, bir Taraf Devlet tarafından girişilen ve çocuğun
kendisinin ana veya babasının veya her ikisinin birden tutuklanmasını,
hapsini, sürgün, sınırdışı edilmesini veya ölümünü (ki buna devletin
gözetimi altında iken nedeni ne olursa olsun meydana gelen ölüm dahildir)
tevlit eden herhangi benzer bir işlem sonucu olmuşsa, bu Taraf Devlet, istek
üzerine ve çocuğun esenliğine zarar vermemek koşulu ile; ana–babaya, çocuğa
veya uygun olursa, ailenin bir başka üyesine, sözkonusu aile bireyinin ya da
bireylerinin bulunduğu yer hakkında gereken bilgiyi verecektir. Taraf
Devletler, böyle bir istemin başlı başına sunulmasının ilgili kişi veya
kişiler bakımından aleyhe hiç bir sonuç yaratmamasını ayrıca taahhüt
ederler.
Madde 10
9’uncu Maddenin 1’inci fıkrası uyarınca Taraf Devletlere düşen sorumluluğa
uygun olarak, çocuk veya ana–babası tarafından, ailenin birleşmesi
amaçlarıyla yapılan bir Taraf Devlet ülkesine girme ya da onu terketme
konusundaki her başvuru, Taraf Devletlerce olumlu, insani ve ivedi bir
tutumla ele alınacaktır. Taraf Devletler, bu tür bir başvuru yapılmasının
başvuru sahipleri veya aile üyeleri aleyhine sonuçlar yaratmamasını taahhüt
ederler.
Ana-babası, ayrı devletlerde oturan bir çocuk olağanüstü durumlar hariç, hem
ana hem de babası ile düzenli biçimde kişisel ilişkiler kurma ve doğrudan
görüşme hakkına sahiptir. Bu nedenle ve 9 uncu maddenin 1 inci fıkrasına
göre Taraf Devletlere düşen sorumluluğa uygun olarak, Taraf Devletler
çocuğun ve ana–babasının Taraf Devletlerin ülkeleri dahil herhangi bir
ülkeyi terketmeye ve kendi ülkelerine dönme hakkına saygı gösterirler.
Herhangi bir ülkeyi terketme hakkı, yalnızca yasada öngörüldüğü gibi ve
ulusal güvenliği, kamu düzenini, kamu sağlığı ve ahlak veya başkalarının hak
ve özgürlüklerini korumak amacı ile ve işbu Sözleşme ile tanınan öteki
haklarla bağdaştığı ölçüde kısıtlamalara konu olabilir.
Madde 11
Taraf Devletler, çocukların yasadışı yollarla ülke dışına çıkarılıp geri
döndürülmemesi halleriyle mücadele için önlemler alırlar.
Bu amaçla Taraf Devletler iki ya da çok taraflı anlaşmalar yapılmasını ya da
mevcut anlaşmalara katılmayı teşvik ederler.
Madde 12
Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini
ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu
görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen
gösterilmek suretiyle tanırlar.
Bu amaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada
çocuğun ya doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla
dinlenilmesi fırsatı,
Madde 13
Çocuk, düşüncesini özgürce açıklama hakkına sahiptir; bu hak, ülke
sınırlarına bağlı olmaksızın; yazılı, sözlü, basılı, sanatsal biçimde veya
çocuğun seçeceği başka bir araçla her türlü haber ve düşüncelerin
araştırılması, elde edilmesi ve verilmesi özgürlüğünü içerir.
Bu hakkın kullanılması yalnızca:
Başkasının haklarına ve itibarına saygı;
Milli güvenliğin, kamu düzeninin, kamu sağlığı ve ahlakın korunması
nedenleriyle ve kanun tarafından öngörülmek ve gerekli olmak kaydıyla
yapılan sınırlamalara konu olabilir. ulusal yasanın usule ilişkin
kurallarına uygun olarak çocuğa, özellikle sağlanacaktır.
Madde 14
Taraf Devletler, çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlükleri hakkına saygı
gösterirler.
Taraf Devletler, ana–babanın ve gerekiyorsa yasal vasilerin; çocuğun
yeteneklerinin gelişmesiyle bağdaşır biçimde haklarının kullanılmasında
çocuğa yol gösterme konusundaki hak ve ödevlerine, saygı gösterirler.
Bir kimsenin dinini ve inançlarını açıklama özgürlüğü kanunla öngörülmek ve
gerekli olmak kaydıyla yalnızca kamu güvenliği, düzeni, sağlık ya da ahlâki
ya da başkalarının temel hakları ve özgürlüklerini korumak gibi amaçlarla
sınırlandırılabilir.
Madde 15
Taraf Devletler, çocuğun dernek kurma ve barış içinde toplanma
özgürlüklerine ilişkin haklarını kabul ederler.
Bu hakların kullanılması, ancak yasayla zorunlu kılınan ve demokratik bir
toplumda gerekli olan ulusal güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni yararına
olarak ya da kamu sağlığı ve ahlâkın ya da başkalarının hak ve
özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla yapılan sınırlamalardan başkalarıyla
Madde 16
Hiçbir çocuğun özel yaşantısına, aile, konut ve iletişimine keyfi ya da
haksız bir biçimde müdahale yapılamayacağı gibi, onur ve itibarına da haksız
olarak saldırılamaz.
Çocuğun bu tür müdahale ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı
vardır. kısıtlandırılamaz
Madde 17
Taraf Devletler, kitle iletişim araçlarının önemini kabul ederek çocuğun;
özellikle toplumsal, ruhsal ve ahlâki esenliği ile bedensel ve zihinsel
sağlığını geliştirmeye yönelik çeşitli ulusal ve uluslararası kaynaklardan
bilgi ve belge edinmesini sağlarlar. Bu amaçla Taraf Devletler:
Kitle iletişim araçlarını çocuk bakımından toplumsal ve kültürel yararı olan
ve 29 uncu maddenin ruhuna uygun bilgi ve belgeyi yaymak için teşvik
ederler;
Çeşitli kültürel, ulusal ve uluslararası kaynaklardan gelen bu türde bilgi
ve belgelerin üretimi, değişimi ve yayımı amacıyla uluslararası işbirliğini
teşvik ederler;
Çocuk kitaplarının üretimini ve yayılmasını teşvik ederler;
Kitle iletişim araçlarını azınlık grubu veya bir yerli ahaliye mensup
çocukların dil gereksinimlerine özel önem göstermeleri konusunda teşvik
ederler;
13 ve 18’inci maddelerde yeralan kurallar gözönünde tutularak çocuğun
esenliğine zarar verebilecek bilgi ve belgelere karşı korunması için uygun
yönlendirici ilkeler geliştirilmesini teşvik ederler
Madde 18
Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesinde ve gelişmesinin sağlanmasında
ana–babanın birlikte sorumluluk taşıdıkları ilkesinin tanınması için her
türlü çabayı gösterirler. Çocuğun yetiştirilmesi ve geliştirilmesi
sorumluluğu ilk önce ana–babaya ya da durum gerektiriyorsa yasal vasilere
düşer. Bu kişiler herşeyden önce çocuğun yüksek yararını gözönünde tutarak
hareket ederler.
Bu Sözleşme’de belirtilen hakların güvence altına alınması ve geliştirilmesi
için Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesi konusundaki sorumluluklarını
kullanmada ana–baba ve yasal vasilerin durumlarına uygun yardım yapar ve
çocukların bakımı ile görevli kuruluşların, faaliyetlerin ve hizmetlerin
gelişmesini sağlarlar.
Taraf Devletler, çalışan ana–babanın, çocuk bakım hizmet ve tesislerinden,
çocuklarının da bu hizmet ve tesislerden yararlanma hakkını sağlamak için
uygun olan her türlü önlemi alırlar.
Madde 19
Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının ya da onlardan
yalnızca birinin, yasal vasi veya vasilerinin ya da bakımını üstlenen
herhangi bir kişinin yanında iken bedensel veya zihinsel saldırı, şiddet
veya suistimale, ihmal ya da ihmalkâr muameleye, ırza geçme dahil her türlü
istismar ve kötü muameleye karşı korunması için; yasal, idari, toplumsal,
eğitsel bütün önlemleri alırlar.
Bu tür koruyucu önlemler; burada tanımlanmış olan çocuklara kötü muamele
olaylarının önlenmesi, belirlenmesi, bildirilmesi, yetkili makama havale
edilmesi, soruşturulması, tedavisi ve izlenmesi için gerekli başkaca
yöntemleri ve uygun olduğu takdirde adliyenin işe el koyması olduğu kadar
durumun gereklerine göre çocuğa ve onun bakımını üstlenen kişilere, gereken
desteği sağlamak amacı ile sosyal programların düzenlenmesi için etkin
usulleri de içermelidir.
Madde 20
Geçici ve sürekli olarak aile çevresinden yoksun kalan veya kendi yararına
olarak bu ortamda bırakılması kabul edilmeyen her çocuk, Devletten özel
koruma ve yardım görme hakkına sahip olacaktır.
Taraf Devletler bu durumdaki bir çocuk için kendi ulusal yasalarına göre,
uygun olan bakımı sağlayacaklardır.
Bu tür bakım, başkaca benzerleri yanında. bakıcı aile yanına verme, İslâm
Hukukunda kefalet (kafalah), evlât edinme ya da gerekiyorsa çocuk bakımı
amacı güden uygun kuruluşlara yerleştirmeyi de içerir. Çözümler
düşünülürken, çocuğun yetiştirilmesinde sürekliliğin korunmasına ve çocuğun
etnik, dinsel, kültürel ve dil kimliğine gereken saygı gösterilecektir.
Türkiye’de çocuk nüfusunun eğitime ve iş gücüne katılımlarını inceleyebilmek
için öncelikle, “ülkemizde çocuk kime denmektedir?” bu kavramın açıklığa
kavuşturulması gerekmektedir. Medenî yasaya göre “18 yaşını doldurmakla
reşit olunur.”O hâlde medenî yasa 18 yaşından küçükleri çocuk olarak kabul
etmektedir. Ayrıca,Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeyi kabul eden Türkiye’de
reşit olma yaşı 18 olduğuna göre bu sözleşmeyle de 18 yaşına kadar her insan
çocuk olarak kabul edilmiştir.
Ayrıca, Anayasanın 50. maddesinde “Kimse yaşına, cinsiyetine ve gücüne uygun
olmayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile bedenî ve ruhî
yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar”
biçiminde ifade edilerek çocukları çalışma yaşamında koruyacak önlemlerin
alınmasına işaret etmektedir.
Türkiye’de İş Yasasının 67. maddesinde de çalışma yaşının 15 olarak
saptandığı görülmektedir. 15 yaşından küçük çocukların çalıştırılmaları
yasaktır. Ancak, yine aynı yasada “çocukların sağlık ve gelişmelerine okul
veya meslekî eğitim ve mesleğe yönelten programlarına devamlarına, yahut
öğrenimden yararlanma kabiliyetlerine zarar vermeyecek nitelikteki hafif
işlerde 13 yaşını doldurmuş çocukların çalıştırılmaları mümkündür”
denmektedir. Bu son ibareyle yasa koyucu her ne kadar çocuğu korumaya dönük
birtakım ilkeler benimsemişse de çalışma yaşını 13’e kadar düşürerek;
çocukların yeterli eğitimi almaksızın iş gücü olarak kullanımını
meşrulaştırmıştır. Böylece çocuğun gelişim ve eğitimindeki aile ve devletin
yükümlülüğünü azaltıp henüz gelişmekte olan çocuğun kendisine ağır bir
sorumluluk yüklenmiştir. Ayrıca, iş yasasına tabi olmayan işlerde Umumi
Hıfzısıhha Yasası çalışma yaşını 12 olarak belirlemiştir. Bu durumda
ülkemizde çocukların çalışma yaşı 12’ye kadar düşürülmüştür.
Yukarıda kısaca verilen yasalarda ve kabul edilen Çocuk Haklarına Dair
Sözleşmede Türkiye’de insanların 18 yaşına kadar çocuk kabul edildikleri,
ancak çalışma yaşının bazı durumlarda 12’ye kadar düşürüldüğü görülmektedir.
Ülkemizde yasalarca çocukları korumaya dönük birtakım koşullar belirlense de
çocukların çalışma yaşının 12’ye kadar düşürülmesi, onların ucuz iş gücü
olarak kullanılmasının kapılarının açılmasına neden olmuştur. Zorunlu
eğitimin sekiz yıla çıkarılması çocukların henüz gelişimlerini tamamlamadan
ve yeterli eğitimi almadan erken olarak iş gücüne katılmalarının önlenmesi
açısından önemli bir gelişmedir.
Ancak, 18.08.1997 tarih ve 4306 sayılı yasa ile 1997-1998 öğretim yılından
itibaren ilköğretimin, 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitime dönüştürülmesine
rağmen ilköğretimde okullaşma oranının henüz % 100’e çıkarılmadığı ve sağ
nüfusunun bir kısmının okul dışında kaldığı görülmektedir. DİE’nin 1997-1998
verilerine göre oluşturulan Tablo 1 incelendiğinde 1996-1997 öğretim yılında
ilkokul düzeyinde okullaşma oranı % 90.74; ortaokullarda % 64.47; lise ve
dengi okullarda ise % 50.89’dur.Söz konusu düzeylerdeki kızların okullaşma
oranlarına bakıldığında erkeklerden daha düşük olduğu görülmektedir.
1997-1998 öğretim yılında 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitime geçilmesiyle
7-14 yaş grubunda okullaşma oranının % 82.21, ortaöğretimde (lise ve dengi)
ise, % 50.03 olduğu görülmektedir(DİE, 1997-1998, s.87). Bu durumda
yasalarda 18 yaşına kadar çocuk kabul edilen bireylerin özellikle 15-18 yaş
grubunda, sadece % 50’si eğitimden yararlanmakta % 50’si okul dışında
kalmaktadır. Hatta okul dışında kalan ve yasal olmaması nedeniyle resmî
istatistiklere girmeyen zorunlu eğitim çağındaki pek çok çocuk enformel
sektörde çalışmaktadır. Baştaymaz tarafından yapılan(1990) bir araştırmada
da çalışma yaşına girmemiş, hatta zorunlu eğitimlerini tamamlamamış bir çok
çocuğun enformal sektörün yasal ve yasadışı faaliyetlerinde yer aldığı; bu
çocukların ucuz emek potansiyeli yanında henüz fiil ehliyetlerinin
bulunmaması, kaçma-saklanma gibi fiziksel ve kolay kandırılma gibi
psikolojik özellikleri nedeniyle yasadışı faaliyetlere kolayca itildiği
gözlenmiştir. Bu durum, çocukların temel ve meslekî eğitimlerini
tamamlayarak iş gücüne katılmaları için devletin, işçi-işveren
sendikalarının ve Sivil Toplum Örgütlerinin çocuklarımızın dolayısıyla da
ülkemizin geleceği bakımından ivedilikle önlem alması gerektiğinin bir
göstergesidir
http://www.toplumvesiyaset.com
yayındadır.
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|