Çocukları
yönlendirebilmek, onlara söz dinletebilmek bu bakımdan bir sanattır. Bilgi
olmadan sanat da olmaz. Önce öğrenilecektir
Çünkü daha önce bilinmesi gerekli bilgileri içermektedir. Bu bilgileri
öğrenmek ve de onları uygulamak lazımdır. Bilinmesi lazım gelen bilgiler
öğrenilmiş bile olsa, bunları uygulayabilmek için de irade, kararlılık ve
beceri gibi hünerler gerekecektir. İrade, kararlıklık, beceri vd ise her
insanda farklı farklı derecelerde kendisini gösterebilir. İşte bu sebeple bu
bilgilerin uygulanması beceri istediğinden çocuklara söz dinletebilmek de
bir sanat olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ünlü hikayelerden
birisi şöyledir: Meşhur ve bu konuların uzmanı bir eve gitmiş, orada yeri
gelmişken aile yaramaz, haylaz, söz dinlemez çocuklarından bahis ederek, yardım
istemişler, uzman çocuğu çağırmış ve onunla başlamış, çocuk durmadan soru
sormaktaymış, uzmanın kılığına, kıyafetine bakarak, bunlara ilişkin bilmek
bitmek tükenmek bilmeyen sorular sormuş, "bu kravatınız niçin mavi", "kulağınız
neden böyle ", "SİZ her zaman böyle mi konuşursunuz", "o çorabı nereden aldınızz"
vd. uzman her soruya gayet normal cevaplar vermiş, bir taraftan da aileye
dönerek 'kızmıyacaksınız, sükunetle çocuğu dinliyeceksiniz, onun anlıyabileceği
tarzda benim gibi cevaplar vereceksiniz" gibi tavsiyelerde bulunuyormuş, ama
çocuğun soruları birtürlü bitmek bilmiyormuş, uzman giderek kızmaya başlamış ve
çocuk yine "o nedir, bu nedir" deyince, kendini kaybedip bağırıp, çağırmış…
(Aziz Nesin: Şimdiki Çocuklar Harika)
Bu çok komik bir hikaye. Ama bundan kıssadan hisse almak lazımdır. İşte
çocukları yönlendirebilmek, onlara söz dinletebilmek bu bakımdan bir sanattır.
Bilgi olmadan sanat da olmaz. Önce öğrenilecektir sonra da beceri gerekecektir.
Beceri şüphesiz ki insanın yaradılışıyla da yakınen ilgilidir. Kimi insanlar
bazı konularda beceriklidirler, müzik, resim, marangozluk, güzel sanatlar vd
bunlardan bazılarıdır. Doğuştan getirilen özellikler olması lazımdır. Bu
insanın iradesi dışındaki bir olaydır. Lakin bilmesi gereken bilgileri öğrenmek
lazımdır. Sevinilecek durumdur ki çocuklara söz dinletebilmek, onları
yönlendirebilmek öyle zannedildiği kadar da muğlak değildir. Tabii istisnalar
olacaktır. Örneğin psikopatolojik bir yapı ortada var ise o zaman yönlendirme
güçleşecektir.
Bir takdirde de önce o ruhsal hastalığın tedavisi için çalışılacaktır.
Görüldüğü gibi ilim de çare daima aranmalıdır. Anne, baba, ebeveyn olmak
esasen çocuğun kadrini kıymetini bilmek yönünden de belli bir mertebedir.
Zaten çocuğu seven, onun kadrini kıymetini bilen insan da bu tür sanatı çabuk
kavrayabilecektir.
Yani çocukları yönlendirmek için tekniklerinden yararlanmak gerekmektedir. Her
zorluğun yanında bir de kolaylık vardır. Bu bilinmeli ve o kolaylık
aranmalıdır.
İnsanları yönlendirebilmenin zorluklarından birisi de onların kişiliklerinden
gelen bazı kusurların (defektlerin) de olabilmesindendir. "Hatasız kul olmaz"
sözü malumdur. İrsi faktörler de çok önemlidir. Psikososyal sağlığın
basamakları, aşamaları vardır. Bu aşamalarda çocuğun ailesi ve sosyal çevresi
tarafından iyi yetiştirilmesi gereklidir
Bütün ihtimamlara rağmen yine de insanlarda kıskançlık, haset, fesat,
çekememezlik, kendi menfaatine aşırı düşkünlük, nemelazımcılık, tembellik,
üşengeçlik gibi olumsuzluklar da görülebilmektedir. Çocuğu yönlendirme de nice
aileler, öğretmenler, okullar, toplumlar aciz kalmışlardır. Buna gençleri de
ekleyebiliriz. Gençlik dönemi de çocukluk dönemini takip eden bir çağdır.
Çocukluk İle erişkinlik arasında yer alan gençlik döneminde de bireyin
yönlendirilmesi daha da zordur.
Yönlendirilmede Niçin Aciz Kalınabilmektedir? Bireylerin yönlendirilmesi niçin
zordur?
1) bireylerin yaşlarına ve cinslerine göre psikososyal özellikleri ve başarılı
uyumlarının esasları bilinmezse,
2) onların yönlendirilmesiyle ilgili olarak bu kırk prensibe ters düşülürse,
elbette insanları yönlendirmek, ister çocuk, ister genç, ister erişkin, ister,
kadın veya erkek olsun, yaşlı olsun her neyse kolay olmayacaktır.
Bizce mesele bu iki ana noktada toplanabilmektedir. Her şeyin bir usulü,
yöntemi olması doğaldır. Yemek yapmanın, ziraatçiliğin, marangozluğun,
terziliğin, hekimliğin, mühendisliğin vd usûlü, bilgileri vardır. Bu usûle göre
hareket edildiğinde mesele kalmayacaktır. Zaten bir sorun çıkarsa bu çoğunlukla
yapılar hatalardan kaynaklanacaktır. Hata yapmak çok kötü birşeydir. Hertürlü
insani ilişkilerimizde, işlerimizde hata yapmamaya gayret göstermeliyiz. Hata
yapmamak zafer için yeterlidir. Bizce bu söz güzelce bir ressama yazdırılmalı ve
duvara aşılmalıdır "hata yapmamak başarı için yeter".
Yönlendirilmede niçin aciz kalınmaktadır. En kısa cevabı hatalar yapılmaktadır,
işte ondan dünyanın en vahşi hayvanlarını düşünelim, aslanlar, kaplanlar,
filler, timsar lar vd. Sirklerde görmekteyiz bu vahşi yaratıklar artık insanları
yemekten parçalamaktan vazgeçmişlerdir ve insanın emrine girmiştir. Sirkler bu
bakımdan ibretle hatırlanmalıdır. Oradaki aslan eğiticisi söz gelimi, aslanın
huyunu ilk önce öğrenmektedir. Aslan nasıl terbiye edilir bu konuda dersler
almaktadır ve neticede artık o aslanın bir nevi dilinden anlar hale
gelebilmektedir. Böylece de yırtıcı yaratık artık onu ısırmamaktadır. Ama aynı
aslan bir başkasını rahatlıkla yine parçalayabilmektedir.
Bunlar değerli okuyucularımız bize göre son derece ibret verici açıklamalardır.
Aslandan o bakıcı nasıl korunmaktadır. Aslanı tanıyarak, onu tahsil ederek, onun
huyuna, suyuna giderek, onu kızdırmayarak… Bunu öğrenen başarılı olmaktadır.
Bilmek çok önemlidir. Yönlendirmede aciz kalınmasın sebepleri işte bu kadar
aslında açık ve seçiktir.
Bazen de çocuğun yönlendirilmesi çok basite alındığından başarısılık
olabilmektedir. Beşyüz kilogramlık bir yükü kaldırabilmek için en az beşyüz
kilogramlık kuvvet harcamak lazımdır. Bundan az bir kuvvetle bu taşın
kaldırılabilmesi hayaldir. Bu da yönlendirmede aciz kalmanın sebepleri
arasındadır. Dünyanın en gelişmiş, en güçlü devletleri bile zaman zaman
gençlik sorunlarına yenik düşmüştür.
Denilebilir ki o devletler yönlendirme teknikleri bilmiyorlar mı vs. İşte öyle
bir an gelir ki artık teknik de kar etmez. Çünkü çok geç kalınmıştır. Tıpkı
koruyucu hekimlik hizmetlerini yerine getirmeyip de artık hastalık iyice
ilerledikten sonra bu tedbir almaya benzetilebilir. Eğer zamanında dişler
fırçalanırsa, usulüne uygun olarak ağız ve diş sağlığı korunursa elbette bu
alan da belli bir koruyuculuk sağlanabilir. Ancak bunlar hiç yapılmayıp da artık
diş iyice çürüyünce diş hekimine gidilirse, çoğunlukla olduğu gibi artık o
dişhekimi o dişi çekmekten başka bir iş yapamayacaktır. Dişhekimleri "biz bunca
yıl diş sağlığı ve koruması için tahsil yaptık, ama işimiz neredeyse diş çekmek
haline gelmiştir, çünkü bize insanlarımız iyice iş işten geçtikten sonra, diş
çürüyünce sonra gelmektedirler" diye çoğunlukla da yakınmaktadırlar. İşte
zamanında tedbirler alınmazsa o aslan misaline de dönebiliriz, aslan iyice
tanınmadan, aslandan korunmak için tedbirlerimiz tam olarak alınmadan onun
kafesine girersek, parçalanmak kaçınılmaz olabilecektir. Bunun için "öyle bir
zaman gelir ki artık yönlendirme de kar etmez" demekteyiz. Çok güçlü bazı
devletlerin bile gençlik sorunlarının altında kimi zamanlar ezildiğini bu
şekilde kısaca açıklayabiliriz.
Çocuklarımıza söz dinletebilmek, onları yarınlara iyi bir şekilde
hazırlıya-bilmek için yönlendirme tekniklerinin bile artık iş yapamıyacağı
zamanlan beklememeliyiz. Bu zaman çocuğun, gencin, bireyin saldırgan
davranışlara girmesi, aile huzurunu, birliğini beraberliğini tehdit etmesi, suça
karışması .gibi durumlar sergilemesiyle karakterize olabilir. Yine bu ahval ve
şeraitte bile yönlendirme teknikleri gerekecektir. Yalnız artık bununla
kalınmayacaktır. Psikiyatrik tedavi yöntemleri de çoktan işin içersine girmiş
bulunacaktır.
Sonuç: Koruyuculuk herşeyde olduğu gibi buradada esas alınmalıdır.
Yönlendirmede aciz kalınmasının en büyük nedenlerinden birisi çocukluk ve
gençlik dönemlerinde, hatta ileri yaşlarda kadınların menapoz döneminde
erkeklerin de antropoz dönemlerinde bu çağlara ilişkin davranış şekillerinin
bilinip bunlara güre davranılmamasıdır.
Yağmur yağdığı zaman herkes sokağa çıkarken şemsiyesini yanına almak
istiyecektir. Bu normalidir. Bir tedbirdir. Ancak bu buhran dönemlerinde olan
yakınları ile konuşurken birlikte yaşarken, yağmurlu havada elimize şemsiye
almamız gibi, o zamanda buhran dönemlerine has bilgileri öğrenmeliyiz. Ama
fedakarlığı biz yapmalıyız, çünkü o kimse söz gelimi bu saydığımız buhran
dönemlerindedir. İlişkileri sevk ve idare etmek buhran döneminde olmayan insana
daha çok yakışacaktır. Eğer ikisi de buhran dönemindeyse, o zaman bir üçüncü
kişi onlara yardım edecektir vs. Sonra bunca bu alanda uzman olmuş doktorlar
varken, illaki de ben yönlendireceğim diye zorlanmakta doğru değildir.
Bu yazı http://bebekkokusu.ekolay.net/
sitesinden alınmıştır.