|
|
|
|
|
1-3 Yaş Arası Çocuğun Psiko-Sosyal Gelişimi
Prof.Dr.Kemal Çakmaklı Bu yazımızda daha çok 1 yaşından 3 yaşa kadar olan çocuğun özellikleri ve uyum sorunları ele alınacak, anne ve babaların bu alanda yapması gerekenler üzerinde durulacaktır.
Bedensel gelişme itibariyle ilk aylarda tamamen aciz görülen çocuk giderek
kafasını tutmayı öğrenir. Daha sonra kollarını ve ayaklarını kontrol etmeyi
becerir. Bir kaptan su veya süt içmesini öğrenmiştir. Ayrıca eline geçen her
şeyin tadına bakmasına bayılır. Bu tadı beğenip beğenmediğine o anda karar
verebilir. Ayakları ve elleri üzerinde emekleyerek yetişemeyeceği yer yok
gibidir. Merdivenleri emekleyerek tırmanabilir. Koltuklan çıkıp inmekte usta
olmuştur. Evdeki konuşmalara o da kendi kelimeleriyle, sözgelimi "baba",
"anne", "hi", "hu" diye karışır.
12'nci ayın sonlarına doğru çocuğun dünya hakkındaki ilk düşünceleri
şekillenmeye başlar. Bu dünyanın güvenilir, emin bir yer olup olmadığını
düşünür. Bu alanda ilk izlenimlerini elde eder. Bu ileriki yıllarda devam
edecek olan gelişimleri için temelleri oluşturacaktır. Ne yazık ki,
çocukların psiko-sosyal gelişimlerinde çok önemli olan bu fırsatları kimi
aileler hiç iyi değerlendirememektedirler. hayat budur. Böylece dünya yaşamını sürdürecektir. Dünyamızın yaşının 5,5 milyar yıl tahmin edildiğini unutmamak gereklidir. Bunca yıldır bu yaşlı dünyamızdan nice insanlar gelmiş ve geçmişlerdir. Bunca asırlar aile ve çocuk refahı alanında pek çok bilimsel gerçekleri de ortaya çıkarmıştır. Bu bilimden ve bunca yılların tecrübelerinden yararlanmak (tabiatı, ilimi sevmek ve bilmek, benimsemek) mutluluğa giden gerçek yol olarak karşımızda durmaktadır.
Çocuğun hayatında ilk adımlarla birlikte (yürümeye başlama girişimleri) onun
için çok daha enerjik ve bağımsız bir devre başlamaktadır. O sonsuz gibi
gördüğü enerjisini ve fikirlerini artık fizik yetenekleriyle bağdaştırmayı
öğrenmeye başlamaktadır. Nispeten yumuşak başlı ve idaresi kolay olan
bebeğin yerini şüpheci, enerjik ve horoz gibi çalımlı bir çocuk alır. Fakat
büyüdükçe özellikle annesine olan gereksiniminin her yönden artacağı daima
hatırlanmalıdır. Annesine ve ona en çok bakan kimseye bağımlığını görmek
gerekir.
Çocuğun ilk adımlarını attığı bu devrede onun annesini kaybetmekten doğan
korkusunu -çünkü o böyle bir korkuyu daima yaşar- azalttığımız takdirde
çocuğun daha çabuk yürüyebilmesini sağlamış oluruz. Yürümenin annenin
yanında uzaklaşmak olmadığı, ne kadar yürüyerek anneden uzaklaşırsa
uzaklaşsın, annesinin daima onun yanında olacağı düşüncesinin ve inancının
onda bulunabilmesi çok mühimdir. Bunu anne çocuğuna hissettirebilmelidir.
Annenin çocuğuna bakışı, tebessümü, ona sevgi dolu yaklaşımı bunun için
çoğu zaman yeterli olacaktır. Ancak annenin bu konuda kararlı, tutarlı
olması çok mühimdir. Bir zaman değişik karakterde tavır ve davranışı
çocuğun yönlendirilmesinde istenilmeyen sonuçlar meydana getirebilecektir.
Çocuğun anne ve babaya ihtiyacının büyük olduğu devrede, çocuğu sık sık
evde yalnız bırakmak, onsuz seyahatlere çıkmak doğru değildir. Hatta
diyelim ki çocuğun ameliyat olması gerekti, mümkünse bu işi bile geciktirmek
daha hayırlı olacaktır. Çocuğun aile ilgisine büyük ihtiyacı vardır. Çocuk
ile anne baba arasında ayrılık olacaksa, ayrılığın çocuğun üzerinde büyük
iz bırakacağını bilmemiz, anlamamız ve hazırlıklı olmamız gerekmektedir.
Küçük, ehemmiyetsiz sayılabilecek zararları da hoşgörü ile karşılayabilmelidir. Bunun için en iyisi onun evin bir yerinde köşesi veya en iyisi odasının olmasıdır. Ev eşyalarına verebileceği zararları -kirletmek, sütünü dökmek, bardağı devirip kırılmasına sebep olmak vd. -düşünerek bu yönde de tedbir alınmalıdır. Ancak pek çok anne-baba ev temizliğine, tertibine, görünümüne çocuğun eğitiminden çok daha fazla ehemmiyet verir. Ev dağınık durmasın, eve gelenler pırıl pırıl görsün diye, her tarafı en nadide eşyalarla süslemek isterler. Çocuğun yaşayacağı oda ve yer de bunlar arasındadır. Sanki çocuk orada bir tablo gibi dursun istenir. Çocuğun burada sayılan büyüme özelliklerine uygun bir yaşantının temin edilebilmesi onun ileride kuvvetli fikir yapısına sahip başarılı bir kimse olmasında pek önemlidir. Hiçbir şey vardan yok olmaz, yoktan da var olmaz. Bu ünlü söz unutulmamalıdır. Başarısız, yeteneksiz nice büyüklerin psiko-sosyal anamnezinde ilk çocukluk yıllarının kötü yönlendirilmesinin rolü açıkça görülmektedir çoğu kez. Ancak tekrar belirtmek isteriz ki, küçüğün kendini ve başkalarını tehlikeye sokacak (hastalık, sakatlık vd.) onun başıboş bırakılması rehberlik ile hiç alâkalı değildir yapılmamalıdır. Rehberlik onu kendi haline itivermek değildir. Onu tanıyıp, onun psiko-sosyal gelişimlerini kolaylaştıracak yaklaşımlarda bulunmaktır. Bir de şu tehlike vardır: Eğer ebeveyn çocuk hareketlerini çok kısarsa, isteklerini elde etmek için mücadele etmek gereğine inanacak ve sonunda isteklerinin olması için anne-babayla mücadele ede ede, giderek asi olacak yahut anne-baba üzerinde bu yolla başarılı olamazsa kendisine olan tüm güvenini kaybederek kararsız bir çocuk haline gelecek ve atacağı her adımda anne ve babasının desteğini bekleyecektir. Yani korkacak, sinecek ve bir bakıma kendi iç dünyasında yenilgiye uğrayacaktır. Bir savaş olmasını arzu etmeyiz. Yenen de olmasın yenilen de. Çünkü savaş olunca eninde sonunda bir yenen ve bir de yenilen bulunur. Oysa savaş olmazsa, buna meydan verilmezse, böyle bir sorun da doğmaz. Öyle ise, buna dikkat etmek lazımdır. Savaş olur anne-baba hakim gelirse, çocuk yukarıda yazdığımız gibi sinecektir, anne-babanın daima desteğini arayacaktır vd. Eğer çocuk yenerse de, o zaman anne-babanın çocuk üzerinde esasen olması lâzım gelen otoritesi sarsılacak, daha önemlisi, çocuğun anne-baba imajı istenildiği gibi olmayacaktır. Över protection denilen üzerine fazla titreme halinde görülen tipik örnekler burada doğabilir, halkın şımarık çocuk dediği tip meydana çıkar. Doğru yol çocuğa ilk günlerde gösterilmiş olan şefkat ve dostluk yine aynı şekilde devam edecek olursa, çocuğun kendine ve dünyaya olan güveni her gün biraz daha artacaktır. İlk çocukluk yıllarının psiko-sosyal izlerinin bireyin yaşamı boyunca silinmez izler bıraktığı daima hatırlanmalıdır. Bir teyp bandı düşünelim ki, bu dolmaktadır ve sonra da dolan sesler duyulacaktır. Haliyle de işitilecektir. Banda senfonik müzik kaydetmişsek, oradan senfonik müzik dinleyeceğiz demektir. Onun yerine Klasik Türk musikisi dinlemeyi beklememeliyiz. Bu örnek çocuk için düşünüldüğünde belki biraz mübalağalı, fakat gerçeklerle doludur. Dünya yaşantısı, ekilenin biçildiği bir ortamdır. 1 yaşından 6 yaşma kadar çocuğun gelişiminde geçireceği en büyük bunalım dönemi olan "3 yaş bunalım dönemi" ilerleyen zamanda ayrı bir konu olarak ele alınıp anlatılacaktır. Bu devrede yani 1–6 yaş arasında çocuk bazı şeyleri kesin olarak öğrenmiş olur. 1) İnsanlara güvenebilirim veya güvenemem,
2) Yeni şeyleri denemem için bana izin verirler veya Bunlar çocukta bir hayat görüşüne varmasında önemli iki noktadır. İlerde kişiliğinin oluşmasında bu yargılarının büyük payı olacaktır. Çocuk burada insanlara güvenebilirim, iyiyi doğruyu güzeli seçtiğim takdirde insanlar o yolu seçmemde bana izin verirler gibi görüşlere varmış olması istenir. Burada normal psiko-sosyal yaşamdan bahis edilmektedir, birde patolojik psiko-sosyal yaşantı söz konusudur ki, o da tabii ayrı bir konudur. Örneğin insanlara güvenmenin getirdiği zararlar, iyi yolu seçenlere bu yolda çıkabilecek müşkülâtlar, kıskançlıklar, kötülüklerin iyileri engelleme mücadeleleri vd. Çocuk hayatın bu yönleriyle iyi bir şekilde mücadele edebilmesi için kâhil hale gelene kadar buralarda yazılmaya çalışılan psiko-sosyal gelişimlerini başarılı bir şekilde tamamlayabilmelidir. Ancak o sayede istenilmeyen psiko-sosyopatik kişi ve olaylara karşı kişilikli mücadeleler verebilir. Psiko-sosyal gelişimin sağlıklı olması bu konuda en büyük güvence olarak görülmeli ve bu konuya ailelerce olduğunca önem verilebilmelidir. Anne babanın çocuk hakkındaki değişik fikirleri -çocuğun normal özellikleri iyi bilip değerlendirememeleri- dengesini bulmaya çalışan çocuğun hareket şeklini geniş ölçüde etkiler. Ebeveyn çocukta normal gelişmenin bir sonucu olarak görülen değişiklikleri anlayamadıkları takdirde, onu belli bir devrede tutabilmek amacıyla beyhude ve başarısız bir mücadeleye girişirler. Büyüyen çocuğunun şahsında hâlâ onun bebeklik çağını hasretle anmaktan, çocuğun o dönemini övgü ile anmaktan kendini alamayan aileler çoktur. O zaman çocuk doğal olarak daima bebek kalmak isteyecektir, ailesinin sevgisini çekebilmek için buna gereksinim olduğunu keşfedecektir. Çocuğun bir yandan kendini idare etme arzusu ve işi varken bir de anne ve babasını idare etmeye çalışma gibi bir durumla karşı karşıya kalması talihsizlik olarak nitelendirilebilir. Oysa bu devrede çocuk hiçbir zaman anne ve babayı reddetmek istemez, giderek daha şuurlu olarak onların yardımlarına ihtiyacı olduğunu, onlarsız hayat olamayacağını anlar. Hem anne ve babanın yanında olma larını (onlardan ayrılmamayı) ister ve hem de bağımsızlığına halel gelmesin diye arzular. Kısaca 1–6 yaşın çocuğun karışık ve fırtınalı bir devresi olduğu bilinmeli, çocuğun tanınmasına ve bilimsel olarak yönlendirilmesine aile ve toplum refahı açılarından ehemmiyet verilmelidir. Bu çağda çocuk, yemek yemek, uyumak ve giyinmek gibi olaylara karşı sıkıntı duyar. Adeta biran önce büyümek gelişmek için çırpınır. Yemek, giyinmek ve uykuyu kendisini gerileten olgular gibi yorumlamak ister. Pek çok aile bu çağda çocuğuna iyi bir yemek eğitimi ve uyku eğitimi verebilmek için mücadele verir. Normal ve başarılı anne-baba ve çocuk ilişkilerinde bu konularda kendiliğinden bir düzene girer. Elinde yemek tabağıyla çocuğun peşinden tuvalete kadar giden anneler çok görülür. Keza çocuğa uyuması için neler neler yapılmaz ki... Sonuç şudur: Çocukların psiko-sosyal özellikleri ve başarılı uyumlarının esasları bilinmeli, aile çocuk münasebetleri böylece düzenlenmelidir. İlmin amacı kolaylıktır. Aile ve çocuk refahı alanındaki icatlardan da yararlanmak gereklidir. Amaç mutluluktur.
|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|