|
|
O günde yapabilecek ve zamanını
geçirecek bir şey bulamadı. Çok uzun zaman da olmuştu, çobanların yanına
gitmediği, Çobanlarının yanına gitmeye karar verdi, hayvanlarını güden üç
çobanları vardı. Alisofu köyü’nün karşısında bulunan ve devlete ait besihanenin
bulunduğu boğahane çevresinde büyük baş hayvanları ve küçük baş hayvanları
güdüyorlardı. Temmuz ayı olması nedeni ile gecede bu mera yerinde kalıyorlardı.
Sarıkamış’tan yaklaşık Dört km uzaklıktaydı. Sabahın serinliğinde yürüyerek
yaklaşık bir saate vardı
-“Selam aleyküm”
-Çobanlardan Hasan “Aleyküm selam,hoş geldin,uzun zamandır gelmiyordun,bizleri
unutun diye düşündük.”
-“Fırsatım olmadı,ama sizleri özledim.Diğer arkadaşlar nasıl?”
-“Hepimiz iyiyiz,artık dört kişi olduk. Sağ olsun baban yeni bir çoban daha
gönderdi. İşini çok iyi bilen çok değerli bir kişi” diye memnuiyetini belirtti.
Çobanlardan Hasan, 25 yaşındaydı. Sarıkamış’ın Hamamlı köyündendi. İlkokulu
bitirdiğinden itibaren çobanlık yapıyordu. 13 yıldır çobandı. Yeni evliydi. Çok
konuşurdu, işini iyi bildiğini babası söylerdi. İki yıldır çobanlarıydı. Remzi
ise 30 yaşında ve Hasan’la aynı köylülerdi. Dört çocuğu vardı. Servet ise
Alisofuluy’du. Oda 45 yaşlarındaydı. En kıdemli çobanlarıydı.
Yeni gelen çobanı Hasan’a sordu.
- “ Ne zamandır çalışıyor ?”
- “ bir haftadır. 55 yaşlarında Bozat Köyünden. Düğeleri ve tosunları otarıyor.
”
Bu konuşmalardan sonra, etrafı gezinti, etrafta oldukça fazla küçükbaş ve büyük
baş hayvanlar vardı. Güneşte etkili olmaya başlamıştı. Gölge yer aradı. Ama
etrafta tek bir ağaç yoktu.
-“Hasan ağabey gölge yok ne yapıyorsunuz bu sıcaklarda”
Hasan, “idare ediyoruz. Hep burada durmuyoruz. Bazen de soğuksu tarafına
gidiyoruz.”
O yeni çobanı merak ediyordu. “ ağabey yeni çobanın adı ne yanına gidecem.”
Hasan, “Servet ile Hamamlı düzündeler adı Mehmet”
Hemen bir km ötede tosunları ve düğeleri güden çobanları Servet ve Mehmet yanına
gitti.
—Servet, “Hoş geldin yeğen nerelerdesin.”
-“Sağ ol amca, Mehmet ağabey nerde?”
—Servet , “şimdi gelir. Su dolduruyor gözeden”
On beş dakika sonra 55 yaşından fazla görünen, yüzünde çizgileri derinliği çok
belirginleşmiş, saçları tamamen beyazlaşmış, orta boyda esmer tenli ve zayıf
görünümlü Çoban Mehmet göründü. Her iki elinde de su bidonu vardı.
-“Selam Aleyküm”
-Servet, “tanıdın mı bu delikanlıyı”
-Mehmet “tahmin ettim bahs etmiştin delikanlıdan.”
Mehmet, tok ses tonu ile uzun bir süre çobanlık işi hakkında konuştu. Çoban
Mehmet’in konuşmasından çok etkilenmişti. Kendi kendine gördüğü çobanlardan çok
farklı olduğunu düşündü. Ayrı bir havası vardı. O gün akşama kadar çobanların
yanında kaldı ve sürekli Mehmet çobanı izledi. Sanki tosunlar onu anlıyordu.
Normalde yaz sıcaklarında sürekli huysuzluk yapan tosunlar o gün hiç huysuzluk
yapmamıştı. İşini çok iyi bildiği görülmekteydi. Diğer çobanların da Mehmet
çobandan çok etkilendikleri, ona karşı saygı ve hayranlıklarını konuşmalarda
söylemişlerdi.
- “Mehmet abi nasıl gidiyor? Alıştın mı? Hasan, Servet ve Remzi ağabeylere”
-Mehmet, “yeğen hepsi işini iyi bilen saygılı kişiler. Saklamama gerek yok.
Fakat her üçü de kendi aralarında Kürtçe konuşuyor. Buna biraz alınıyorum. Ben
aslen Posofluyum. Bozat köyünde Posofdan geldik. Ahısa Türküyüz. Kürtçede hiç
bilmem ama bu kırolar Kürtçe konuştukları zaman sanki gıybetimi kırıyorlar gibi
düşünüyorum.”
Demesine kalmadan Servet konuşmaya başladı.
- “Mehmet ağabey hiç öyle bir şey olur mu,hiç farkına varmadık. Daha bir hafta
oldu. Keşke baştan uyarsaydın. Çok haklısın. Kusura bakma dikkat edeceğiz.”
-Mehmet, “ Takmayın, öylesine dedim. Biliyorum. Benimle ilgili ne
konuşabilirsiniz ki takıldım.”
- “ Babamdan duydum. Antep’ten komisyoncu aramış acilen hem koç, hem de tosun
istemiş. Galiba bir haftaya kalmaz Antep’e gidersiniz.”
-Servet, “yeğen sende gel.”
- “Aslında gelmek isterim. Bilmem babam götürür mü”
- Servet, “ babana Mehmet ağabey söylese kırmaz. Ağam Mehmet abiye karşı sevgisi
çok bir haftadır bunu hissettim”
- “ Servet ağabey alınmayım. Babam hepinizi çok sever bilirsin.”
- Servet, “ doğru söylüyorsun. Mehmet yaşça da bizden büyük,babana söylerse
kesin kırmaz.”
Mehmet, “söylerim yeğenimde gelsin diye,merak etmeyin.”
Bu konuşmadan çok mutlu olmuştu.Akşama doğru Sarıkamış’a döndü. Biraz
arkadaşları ile oyalandıktan sonra eve gitti. Eve gittiğinde babası da gelmişti.
- “ Baba bugün çobanların yanına gittim. Yeni çoban işe başlamış. Hiç
bahsetmedin. Harika bir insan sanki hayvanlarla konuşuyor. Diğerleri içinde iyi
olmuş.”
Babası, “Mehmet iyi bir çoban ve farklı değerli birisidir. Çok da gururludur.
İnşallah diğerleri ile iyi anlaşır.”
- “Çok iyi anlaşıyorlar. Onların hocası gibi, kendi aralarında Kürtçe konuşmaya
biraz alınmış gibi onu da Servet abiye şaka yolu söyledi. O da özür diledi. Baba
Mehmet Amca çok farklı bir insan bilirim sen birisini çalıştırınca iyi
araştırırsın. Ondan biraz bilgi versene merak ettim.”
-Babası, “ Mehmet’i uzun yıllardır bilirim. Yaşça benden biraz büyük. Yakın
akrabalarının çoğu Almanya’ya gitti. Hepsinin durumları çok da iyi,ona da
Almanya’da kabulü olmuştu gitmedi. Hanımı hasta galiba beş çocuğu var. Bir oğlu
ise özürlü. Çok çalışkan birisidir. Fazlada bir bilgim yok.”
Babasının Çoban Mehmet ile ilgili çok şey bildiğini his etmişti. Ancak söylemek
istemediğini anlamıştı. Fazlada bu konuda soru sormadı. Aradan bir hafta
geçmişti. Babası Antep’e hayvanları götürmek için kamyonları tutmuştu.
O akşam kamyonlar hazırdı.
-Babası, “Yarın soğuksuda hayvanlar yüklenecek gideceğiz. Seninde gelmeni
istiyorum. Hem de gezersin. Buradan sıkıldın”
Anlamıştı ki Mehmet abisi gitmesi için babasına söylemiş. Babasının Çoban
Mehmet’e ne kadar sevgisi ve saygısını olduğunu, anlamıştı.
Ertesi gün,sabah erkenden 6 kamyon tosun ve koç soğuksudan yüklendi. Yola
çıktılar Karakurt ,Erzurum geçtikten sonra Mutki köprüsünden Tunceli yoluna
girdiler. Bu yol 100 km stabilize yoldu. Beş saat sonra Tunceli’ye vardılar.
Uzun bir mola verildi. Sabaha karşı Antep’te hayvanların kalacağı ahırlara
vardılar. Oldukça yorulmuşlardı. Çobanlar ahırlarda hayvanların yanında kaldı.
Babası ile birlikte, daha önce ayrılmış ve şehrin en önemli otellerinden biri
olan Şeker Oteline gitmek için taksiye bindiler.
Antep’te 1979 yıllarda belirli günlerde canlı hayvan pazarı kurulurdu. Buradan
Ortadoğu ülkelerine ihraç yapılırdı. Pazara çıkmadan önce genelde hayvanları
akşamdan çok iyi beslemek gerekirdi. Çünkü Arap Tüccarlar, hayvanlar fazla
ağırlıklı olmaması için, öğleden sonra gelirlerdi. O akşam çobanlar normalden
fazla saman ve arpa karışımı yem vermeleri ve uzun yolculuk onları yormuştu.
Nöbetleşerek yattılar.
Sabah ezanı ile tekrar toklulara yemlerini verdiler. Suyu bol içirdiler.
Bismillah diyerek hayvan pazarına gidildi.
-Babası, “Akşam rahat ettiniz mi?”
Çobanların hepsi bir ağızdan, rahat ettiklerini belirterek, herhangi bir sorun
yaşamadıklarını söylediler.
Hayvan pazarında en erken satılan celeplerden oldu, kendi tokluları, iyide
kazanç yapıldı, satış sonrası hep birlikte lokantaya gittiler.
Lokanta babası,“Sizlerden Allah razı olsun. İyi bir alış veriş oldu. Antep’in
pasajları çoktur. Burada Suriye’den gelen elektrikli eşyalar ve kumaşlar vardır.
Hem aylığınızı, hem de çok emek verdiniz, size ikramiye verecem, akşama kadar
gidin ihtiyacınıza göre, çoluk çocuğunuza hediyelik eşya alın. Bol alışveriş
yapın bura çok ucuzdur. Sıkı pazarlık yapmayı unutmayın!”
Lokantadan sonra tüm çobanlar paralarını alarak alış veriş yapmaya gittiler.
Hepsi oldukça fazla alış veriş yapmıştı. Çoban Mehmet’in mutluğu her hali ile
belli ediyordu. Akşam ise otobüs ile Sarıkamış ’a hareket ettiler. Ertesi sabah
vardılar. Hayvanlar satıldığı için yeni hayvan alınana kadar çobanların hepsi
izinliydiler. Aradan bir hafta geçti, çoban Mehmet’i merak ediyordu.
Babasına sordu. “ Mehmet abiden haber varmı? Merak ettim.”
-Babası, haberim yok. Zaten az kaldı Digor’dan birkaç celep hayvan varmış. Gidip
alacam, yakında işe başlarlar.”
İki gün sonra Digor’dan celepler geldi. Çoban Mehmet hariç tüm çobanlar işinin
başındaydı.
Mehmet ağabey ise ani hastalanarak Kars Devlet Hastanesine kaldırılmıştı. Hemen
babası ile geçmiş olsuna yanına gittiler.
Felç geçirmişti, konuşamıyor ve hareket edemiyordu. Göz göze geldiler, bakışları
çok şey söyler gibiydi. Elini tutu sıkıca, hiç bırakmak istemedi. Bir daha en
sevdiği işini yapamayacaktı. O günü hiç unutmadı…
Babası ile Çoban Mehmet arasındaki sırrı hiçbir zaman öğrenemedi….
|
|