Mesleğini icra eden sosyal çalışmacıların adli
olaylarda özellikle 18 yaş altı çocuk ve gençlerle ilgili çeşitli istismar
ve ihmal davalarında bilirkişi olarak görevlendirilmeleri son yıllarda
Avrupa Birliği süreciyle birlikte davalara katılım şeklinde artarak
sürmektedir. Herhangi bir ihmal ve istismarın hukuki sürecine doğrudan
katılan meslek elemanı, genelde bir olayda mahkemece verilen dosya üzerinde
yapılan incelemeyle raporunu hazırlamaktadır. Dosya üzerinde incelemenin
yetersiz görülmesi durumunda mahkemeden mağdur/mağdure ve yakınlarıyla
birebir görüşmeler veya ikametgahlarında sosyal inceleme talep
edebilmektedir.
Çeşitli Davalar: Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesinde sıkça görülen damdan
ve balkondan düşme, dere ve göletlerde boğulma, merdivenlerden düşme,
elektrik çarpması, zehirlenme ve yanma gibi olaylarda çoğu zaman dosya
üzerinde yapılan incelemelerde anne ve babanın kusur oranı istenmekte,
bilirkişinin kasıtlı bir istismarı göremediği durumlarda olayın; çevrenin
yetersizlikleri, anne-ve babanın eğitim düzeyi, ailenin çok çocuklu olması,
yaşam tarzı ve gelenekleri, bölgenin imkanları ve yetersizlikleri gibi
nedenlerin tahliline dayanılarak kusur oranı olumlu veya olumsuz yönde
belirlenebilmektedir.
Cinsel Taciz Davaları : Cinsel taciz vakalarında olay esnasında veri ve
bilgi toplamanın, olayın aydınlatılmasında ki önemi oldukça büyüktür. Çoğu
zaman cinsel tacizin fiziksel belirtileri yoktur. Ancak bazı durumlarda
doktorlar tarafından muayenede bir takım belirtiler bulunabilir. Her durum
ve koşulda kesin olmamakla birlikte genelde, cinsel tacize uğramış çocuklar
ancak kendilerini güvencede hissettiklerinde başlarından geçen olayları
anlatırlar. Bir çocuk cinsel tacize uğradığında çocukta çoğu zaman rahatsız
edici duygular, düşünceler veya davranışlar gelişebilir. Ayrıca olay
esnasında tacize uğramış çocukların psikolog veya sosyal çalışmacı huzurunda
alınan ifadelerinde, çocuğun tavırları, hareketleri, yüz ifadesi ve
mimikleri kesin veriler vermemekle birlikte dikkatle değerlendirilebilir.
Olay esnasında sıcağı sıcağına alınan ifadeler ve elde edilen bulgular
üzerinden değerlendirme ve yorumlar yapılabilir. Her durum ve koşulda
kesinlik arz etmeyen genel açıklayıcı bilgiler ışığında olay günü tanıkların
beyanları ve mağdurun ifadeleri üzerinde değerlendirme yapılabilir. Olay
günü mağdurun/mağdurenin ifadesi alınırken özellikle bulundurulmuşsa tanık
psikoloğun, sosyal çalışmacının mağdur hakkında almış olduğu ilk ifadeler,
gözlemler(mağdurda olayla ilgili her hangi bir travmatik belirtinin
gözlemlenip gözlenmediği, mağdurun ses tonu, tavırları, tepkileri vb)
oldukça önemlidir. Ancak cinsel taciz vakalarında çoğu zaman olay anında
psikolog, çocuk gelişimcisi, sosyal çalışmacı, psikiyatrist vb. uzman
personelin bulundurulamaması nedeniyle sonradan dosya üzerinde
değerlendirmelerde mağdurun ilk ifadelerini alan kolluk görevlisi veya
çeşitli görevliler tarafından alınan ifadelerle sınırlı kalınmaktadır.
Olayla ilgili her hangi bir fiziksel belirti ve olgunun tespit edilmediği
bir çok cinsel taciz olayında, olay günü toplanan deliller ve uzman
kişilerce alınan ifadeler oldukça önem arz etmektedir. Aksi taktirde
fiziksel delil ve belirtilerin olmadığı benzer cinsel taciz durumlarında
olayın gerçekleşip gerçekleşmediği ya da mağdurun/mağdurenin doğru söyleyip
söylemediği yönünde olayla ilgili değerlendirme ve olasılık belirtmek
dışında kesin bir yargıya varmak pek de mümkün gözükmemektedir. Örneğin
geçen yıl ABD’de gerçekleşen ve medyadan takip edilen birden fazla çocuğa
cinsel taciz davalarında şarkıcı Michael JACKSON’a yöneltilen 10 ayrı
suçlamada, ifadeleri ve tartışmaları 14 hafta boyunca izleyen 12 kişilik
jüri heyetince, bir haftalık değerlendirmenin ardından sanık şarkıcının
delil yetersizliğinden 10 ayrı suçlamanın tümünden aklanması söz konusu
olabilmektedir. (Sabah Gazatesi,14.06.2005).
Cinsel taciz davalarına katılan bilirkişinin çocuklar hakkında bir çok
gelişim ve psikoloji kitaplarında mevcut temel bilgileri referans alması
kaçınılmazdır. Bu temel bilgiler kısaca şu şekilde özetlenebilir;
Beş yaş ve beş yaşın üstündeki çocuklarda, taciz uygulayan kişiyi
tanıyorlarsa bir karmaşa yaşamaları normaldir; her durum ve koşulda kesin
olmamakla birlikte bu tarz cinselliğin yanlış olduğunu bilmelerine rağmen,
cinsel tacizi uygulayan kişiye olan sevgi ve bağımlılıklarından dolayı
cinsel tacizi kimseye anlatmazlar. 3 yaş civarında cinsel merak artar.
Çocuklar annebabaları tuvalette ya da banyodayken içeri girmeye çalışır.
Bazen bir çocuğun birinin eteğini kaldırıp altına baktığını görebilirsiniz.
"Çocuklar nereden gelir?" gibi sorular başlar. Ana ve babalar çocuğa yapılan
açıklamaların onun merakını artıracağı korkusunu taşırlar. Ayrıca
öğrendiklerini uygulamaya kalkışacağından çekinirler. Asıl, yanıtlanmayan
sorular çocuğu daha meraklı ve araştırıcı olmaya iter. Anne ve babasının
odasına beklenmedik baskınlar vererek, anneyi ya da babayı banyoda
gözetleyerek kendince yanıtlar aramaya girişir ya da arkadaşlarından duyduğu
yalan yanlış bilgilerle yetinmek zorunda kalır.Çocukta cinsel ilgi okul
öncesi çağda en yoğundur. Okula başlamasıyla birlikte ilgi ve merakta bir
azalma gözlenir. Çocuk cinsel konulardan kaçar gibidir. Televizyonda bir
öpüşme görse gözlerini kapar, utanmış gibi davranır. Okulda kız çocuklarına
sokulmak yerine kaçar. Çevresi genişleyen çocuk, bedeninden başka ilgi
alanlarına yönelmiştir. Üst benlik gelişimi ile birlikte cinsel konuların
ayıp ve yasak olduklarını öğrenmiş, bilinçaltına itmiştir. Cinsel ilgileri
uykuya yatmış gibidir. Ancak bu ilgi ve merakın arada bir depreştiği de
olur.
Okul çağı çocuğun aile ortamından çıkıp, dış dünyaya açıldığı, toplumsal
çevreye karıştığı çağdır. İlkokul döneminin (6-11) bittiği, ergenliğin ilk
belirtilerinin başladığı dönemdir. Bu devrede çocuğun kişilik gelişimi
tamamlanır. Bekleyebilme ve engellere karşı koyma toleransı artar. Çocuğun
bu dönemde içinde olduğu okul çevresi ve eğitim çocuğun bakış açısını
genişletir, soyut kavramları kavramaya başlar. Kelime hazinesi genişler,
zenginleşir, çevresi tarafından ön plana geçer. Dünyası genişleyen çocuk
hayali kahramanlar yaratır. Çocuk çeteleri bu yaşta oluşur. Gruplar tek
cinsten meydana gelir, karşı cinse hor bakılır. Zayıfı ezme, lider olma
dürtüleri ortaya çıkar. Cinsel kimlik iyice belirlenmiştir, iyi ile doğruyu,
kötü ile yanlışı seçme yeteneği gelişmiştir. Somut düşünceden soyut
düşünceye geçer. Çocuk canlı ve hareketlidir. Oyunları evden çok dışarı
kaymıştır.
Ne varki çoğu zaman yukarıdaki temel bilgiler bilirkişi için karara varmada
yeterlilik arz etmemektedir. Bu durumda bilirkişinin çocuk hakkında; geçmiş
yaşantısı, ebeveyn ilişkisi, sosyo-ekonomik durum, aile ortamı, dil
gelişimi, kendini ifade edebilme, korkuları vb. verileri elde etmeye yönelik
bir uğraşa sürükleyecektir. Ancak bilirkişinin, elde edeceği verilerin
güvenirliliği de olayın gerçekleşme zaman aralığı ile yakından ilgilidir.
Örneğin her hangi bir fiziksel bulgu ve belirtinin olmadığı, olayın mağdurun
iddaaları ve görgü tanıklarının ifadesine göre şekillendiği bir cinsel taciz
olayında, olayın üstünden 7-8 ay gibi bir zamanın geçmesi neticesinde
bilirkişinin karar almada hayli zorlanabileceği muhakkaktır. Böylesi kritik
davalarda bilirkişinin çoğu zaman mahkemeye sunduğu raporlarında olay
hakkında kesin bir yargıya varamaması gayet doğaldır. Burada şunu da
belirtmek gerekir; verilen kararlarda her bilirkişinin dünya görüşü, bilgi
birikimi, sezileri, duygu, düşünceleri ve vicdanı kendine özgü olup, mevcut
veriler ışığında bir olayla ilgili kararlar farklılık arz edebilir. Örneğin
kesin delil ve verilerin olmadığı aynı olay üzerinde çalışan 2 bilirkişinin
birbirinden farklı kararlar verebilmesi de mümkün olabilir. Bu, bilirkişinin
olayı nerden ele aldığı veya nasıl baktığına göre değişir. Mahkeme bazı
durumlarda 2. bilirkişiden de görüş talebinde bulunabilir.
Alan pratiği ve deneyimi ışığında cinsel taciz vakalarında bilirkişi olarak
görev alan Sosyal Çalışmacıların pek çoğunun da bildiği aşağıda belirtilen
bazı hususları burada bir kez daha tekrar etmek faydalı olacaktır.
a) Olayın meydana geldiği tarih ile bilirkişi olarak görevlendirme tarihi
arasındaki zaman aralığına dikkat edilmesi,
b) Olayın üzerinden aylar geçmesi durumunda mağdurun/mağdurenin olay
esnasındaki ilk ifadeleri, toplanan veri ve delillerin dikkatlice analiz
edilmesi, ilk ifadelerin uzman personelce(sosyal çalışmacı, psikokolog,
çocuk gelişimcisi, psikiyatrist vb.) alınıp alınmadığına bakılması,
c) Mağdurun/mağdurenin ebeveynlerinin eğitim, sosyo-ekonomik ve psikolojik
durumlarıyla, mağdur/mağdureyle iletişimlerine dikkat edilmesi,
d) Mağdurun/mağdurenin yaşına göre içinde bulunduğu zihinsel, fiziksel ve
psikolojik gelişimsel döneminin titizlikle tahlil edilmesi,
e) Mağdur/mağdurenin dosyasında eksik görülen veri, bilgi ve belgelerin
tereddüt edilmeden mahkemeden talep edilerek teminine çalışılması,
f) İfadeler ve çocuk psikolojisi, tacizleriyle ilgili genel açıklayıcı
bilgiler doğrultusunda bir olay değerlendirildiğinde; kesin bir kanaate
varmada, olayla ilgili veri ve bulguların mağdurun/mağdurenin, tanıkların ve
sanığın ifadeleri ötesinde somut bir veri teşkil etmediği, olay üzerinnden
hayli zaman geçtiği durumlarda ve olay hakkında olasılıklar ve
değerlendirmeler dışında, dosya ve ifadeler kapsamında olay ele alındığında
mağdurun/mağdurenin tacize maruz kalıp kalmadığı hususunda kesin bir yargıya
varılamayacağı durumların söz konusu olabileceği,
g) Kanaate varmada acele edilmemesi, rapor teslimi konusunda mahkemenin
verdiği sürenin iyi değerlendirilmesi, verilecek kanaatin temelsiz
varsayımlar, asılsız değerlendirmeler içermemesi, olay bütünlüğünde
boşluklar oluşturmamasına dikkat edilmesi.
h) Raporda bilirkişiden talep edilen hususun doğru anlaşılması, tereddüt
edilen konularda dava hakimiyle rapor konusunda görüş paylaşılması;rapor
dilinin sade, anlaşılır, resmi bir uslüpla yazılması; raporda olayla alakası
olmayan ya da olayla alakalı uzun uzun teorik açıklamalardan kaçınılması;
olayın gelişimi, değerlendirme ve sonuçlandırmanın kısa ve öz olmasına
dikkat edilmesi,
i) Olayı ele almada ve tahlil etmede bilirkişi sosyal çalışmacının kendisini
bir psikiyatrist yerine koyarak kişilerin bilinçaltı analizleriyle
uğraşmaktan kaçınması, olay hakkında gerekli gördüğünde mahkemeden bir
psikiyatristin görevlendirilmesini de önermesi.
j) Mahkeme esnasında sanık ya da mağdur yakınlarından gelebilecek
yönlendirmeler, talepler ve beklentiler konusunda karşılıklı polemiğe
girmekten kaçınılması, sanık ya da mağdur yakınlarının sözlü beklentilerine
“mahkeme gerekli değerlendirmeyi yapıp en kısa zamanda makul kararı
verecektir” tarzında kısa cevaplarla karşılık verilmesi.