|
| Hızlı Erişim |
 |
|
|
|
|
|

ÇİNGENELERDEN HABERİNİZ VAR MI?

Ülkemizdeki halkların, milliyetlerin çeşitliliği ifade edilirken "yetmiş iki
buçuk millet" denir hep. "Buçuk" çingenelerdir. Niye onlar buçuktur? Bu
deyişi kullanan pek çok insan bunun cevabını bilmez bile. Öyle duymuştur
büyüklerinden, öyle kullanır.
Bu "buçuk" tanımlamasında açık bir şovenizm, bir aşağılama ve çingenelerin
ayrı bir kültür, ayrı bir kimlik olduğunu inkar vardır.
Onlar pistir, çalar, çırpar, ahlaksızdır... Öyle söylenir, öyle bilinir,
öyle bilinmesi istenir. Kağıthane'de gözlerden ırak bir arsada yaşayan genç
bir çingene kadın şöyle diyor; "Bize pis diyorlar, nasıl temiz olalım hergün
sizin çöplerinizi temizliyoruz. Bodrum'da süslü kokanalar yılda bir kez
yatlarla çöp toplamaya çıkıyorlar, yaza yaza bitiremiyorsunuz. Oysa biz
bütün yıl hep çöp toplarız. Hiç görmezsiniz bizi. Kel kuşları (kelaynak)
bilem korursunuz. Çingeneleri de korumaya alsanız ne olur ki?"
Diğer halklar gibi çok çeşitli olumlu gelenekleri var onların da. örneğin
konukları karşısındaki cömertlikleri bunlardan biridir. Ya da örneğin,
Çingenelerin oymak gelenekleri içinde topluluk, kocası ölen bir kadının
geçimini üstleniyor. Herkes günlük kazancından onun payını ayırıp veriyor.
Bunun gibi örnek bir toplumsal dayanışma hala onlar içinde yer yer
yaşayabiliyor..
***
Onların da bir tarihi var... Çingeneler de diğer pek çok halklar gibi
yüzyıllar boyunca göçler yaşamışlar, birbirinden yüzlerce, binlerce
kilometre uzaklıktaki halklarla aynı toprakları paylaşmışlar, birbirlerine
karışmışlardır. Araştırmalar çingenelerin ilk yurdu olarak Hindistan'ı
gösteriyor. 14. yüzyılda Balkanlara, 15. yüzyılda da Avrupa'ya yayılmışlar.
Çingenelerin Hindistan'dan göçlerinin bir noktasında iki kola ayrıldıkları
belirtilir. İlk kol, kuzeye yönelmiş, Kafkaslar, Karadeniz, Orta Avrupa,
Balkanlar hattını izlemişler. İkinci kol, Güneydoğu Anadolu, Irak, Suriye,
Filistin, Mısır hattını izler. Tabii bu boyuna süren bir yürüyüş, sürekli
bir göç değildir. Geçtikleri hemen her yerde topluluğun bir bölümü
kalmıştır.
İstanbul, Trakya çingeneleri birinci kolun, Maraş, Antep, Adana civarında
yaşayan çingeneler ise ikinci koldan göç edenlerin torunlarıdırlar.
Bir kısmı bugün yerleşik hayata geçmiştir. İstanbul'da, Kırklareli'nde
onların böyle yerleşik hayata geçtikleri semtleri görürüz. Hala göçebe
olanlar ise kalaycılıkla, çöp toplayıcılığıyla geçimlerini sağlamaktadırlar.
***
Varlar, hem de milyonlarca... İstatistiği rakamlara göre Avrupa'da toplam
olarak 7 milyon 101 bin 500 çingene yaşıyordu. Bu sayının yüzde 60'ı Balkan
ülkelerinde bulunuyor.
Çingenelerin ülkelere göre dağılımı da şöyle:
Romanya: 800 bin
Bulgaristan: 800 bin
Yugoslavya: 800 bin
Çekoslovakya: 600 bin
Macaristan: 500 bin
Türkiye: 500 bin-1.000.000 arası
İspanya: 500 bin
Rusyada: 260 bin
Fransa: 250 bin
500 bin rakamının Türkiye'deki çingenelerin gerçek rakamı yansıttığı
şüphelidir. Çünkü resmi bir kayıt yoktur. Ve sayılarının biraz daha fazla
olması kuvvetle muhtemeldir.
***
Varlığını kanıtlamak için inkar... Edirneli bir çingene bundan birkaç yıl
önce Cumhuriyet Dergi'de kendisiyle yapılan röportajda karşı karşıya
kaldıkları açmazı, zorluğu şöyle dile getiriyordu;
"Ezilmişiz, çünkü örgütlü topluluk değiliz biz. Sanki dünyanın bütün
namussuzluklarını biz yapıyormuşuz gibi muamele görmüşüz. Bizim halkımızı
yıldırmış bu aşağılanma. Bizim de bir dil yapımız var. Yaşama biçimimiz var.
Ama herşeyden önce insanız. İnsan olduğumuzu kabul ettirmek için,
çingeneliğimizi inkara kalkışmışız. Maddi gücümüz yok, eğitimimiz yok,
kültürümüzü değerlendiremiyoruz. Bir can derdine, bir boğaz derdine
düşmüşüz, öyle de gidiyoruz."
"İnsan olduğumuzu kabul ettirmek için, çingeneliğimizi inkara kalkışmışız";
işte onların gerçeği bu cümlede saklıdır. Çingeneysen insan değilsin, adam
yerine konulmazsın. Adam yerine konulmak için çingeneliğini inkar edeceksin.
Devlet onları yok saymakla kalmıyor, zararlı, tehlikeli görüyor.
1934 yılında çıkarılan İskan Kanunu'ndaki bir madde şöyle diyor;
"Madde 4- Türk kültürüne bağlı olmayan, anarşistler, göçebe çingeneler,
casuslar ve memleket dışına çıkartılmış olanlar Türkiye'ye 'muhacir' göçmen
olarak kabul edilmezler."
Bu kanun hala yürürlüktedir.
***
Çingeneler genelde kendilerine "çingene" denilmesini pek istemiyorlar. Daha
çok "roman" adını tercih ediyorlar. Herşeye rağmen göğsünü gere gere ben
çingeneyim diyenler tüm örgütsüzlüğüne, belki bilinçsizliğine rağmen egemen
kültüre karşı bir direnişi temsil ediyorlar. Roman adlandırılmasının
benimsenmesi ise bir yerde inkara bulunmuş yumuşak bir kılıf yerine geçiyor.
Rom çingenecede insan demek Roman bunun çoğulu oluyor. Bu adlandırmada da
çingenelerin yine "insan olduklarını" kanıtlama kaygısı ağır basıyor.
***
2. DÜNYA SAVAŞINDA ‘ÇİNGENE’ DRAMI
GAZ ODALARINDAKİ
BİLİNMEYEN ÇİNGENE GERÇEĞİ
"Almanya'da Hitler'in iktidar yılları çingenelerin en kara günleri oldu.
Alman diktatörünün Yahudiler için ateşlediği fırınların bacalarından çingene
dumanları da yükseldi.
Faşizm döneminde Almanya ve Avrupa'da yarım milyon çingene gaz odalarında
yakıldı veya 'tıbbi deneylerde kobay' olarak kullanıldı. Naziler yalnız
çingeneleri değil, üç kuşak ötesine kadar soyunda 'çingene' kanı taşıyanları
da imha ettiler.
16 Aralık 1942'de SS şefi Heinrich Himmer tarafından çıkartılan kararda
'çingenelerin topyekün imhası' emredildi. Çingeneler Auschwitz gibi imha ve
çalışma kamplarında, labaratuvarlarda öldürüldüler.
Faşist teorisyenler "bu çingeneler Avrupa'ya yabancı kanı taşıyorlar"
diyorlardı.
Almanya dışında Fransa'da 15 bin, Polonya'da 35 bin, Macaristan'da 28 bin,
Rusya'da 40 bin çingene Naziler tarafından topluca öldürüldü.
Çingenelerin Yahudiler kadar güçlü lobileri olmadığından, uğradıkları
katliamlar tarihin karanlık sayfaları arasında eriyip gitti."
(Çingeneler, Nazım Alpman, sayfa 101-102)
Yani kısacası, söylenmesi
gereken şu ki, onlar da bizim insanlarımız. Tüm diğer halkların sahip olduğu
veya olması gereken haklar, onlar için de geçerli. Onların güzellikleri de
ortaya çıkarılmayı bekliyor. Onlara insan muamelesi yapacak, onlara
dillerini, kültürlerini olumluluklarıyla geliştirecek imkanları sunacak bir
iklim oluşturmak tüm toplum ve kurumların görevidir.
İnsan
Hakları Derneği
Kdz Ereğli Şubesi

|
|