Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

 

 

COUNCIL OF INTERNATIONAL FELLOWSHIP CIF TÜRKİYE MESLEKİ VE KÜLTÜREL DEĞİŞİM PROGRAMI

28 Nisan- 27 Mayıs 2005

“Türkiye, kıtalar arasında köprüden çok öte”1
Tomasa Bañez, Sosyal Hizmet Uzmanı, Sosyal Çalışma Öğretim Üyesi, Zaragoza Üniversitesi, İspanya
 

 En zor kişisel ve mesleki deneyimlerimi yolculuklarda edindiğimi söyleyebilirim. Bu yüzden, Barselona’dan meslektaşlarım Emilia ve Gloria beni Türkiye’deki CIF Mesleki ve Kültürel Değişim Programına başvurmam konusunda yüreklendirdiklerinde hiç tereddüt etmedim. Bu örgütün diğer ülkelerde de programları olmasına rağmen, Türkiye’yi seçtim. Çünkü bu ülkeden egzotik görüntüler, dost canlısı insanları, zengin kültürel ve dini altyapısı ile söz edilir.

2005 yılında CIF Türkiye Programına katılmamla, bu Dernek, kişisel ve mesleki ilgilerimi; seyahat etmek ve farklı kültürel geçmişleri olan insanlarla tanışmak; sosyal hizmetlerle ilgili düşünceleri paylaşmak gibi, bütünleştirme fırsatı verdi. Program farklı ülkelerden sosyal hizmetler alanlarında çalışan meslek elemanlarına hem mesleki hem de sosyal etkinliklerle kişisel ve mesleki değişim olanakları sunmaktadır. Bu Program, Türk ev sahibi ailelerle yaşamak, sosyal etkinlikler ve sosyal Hizmetler alanındaki kuruluşların ziyaret edilmesini kapsamaktadır. 2005 yılında düzenlenen CIF Türkiye Mesleki ve Kültürel değişim programına katılan 5 sosyal hizmet uzmanıydık; Avusturya’dan Helga, Yeni Zellanda’dan Mary, İsveç’ten Ann Christine, İskoçya’dan Tracey ve İspanya’dan ben Tomasa.

Program hakkında konuşmak gerekirse, sosyal hizmet kurumlarını ziyaret etmenin ilginç olduğu konusunda hepimiz fikir birliği içinde olsak da, SHU’larının mesleki uygulamalarını daha yakından gözlememize imkan tanıyacak daha az kurum ziyareti olması daha faydalı olacaktır. Türk misafirperverliğinin iyi örnekleri olarak ev sahibi aileler bize karşı çok nazik ve dostça davrandılar.

Programın mesleki bölümü bana Türkiye’nin sosyal politikası, farklı hedef gruplara ve müracaatçılara sunulan sosyal Hizmetler, sosyal çalışma ve sosyal çalışma eğitimi konusunda bakış kazandırdı. İstanbul’da Boğaziçi Üniversite’sinde buluştuğumuz Sosyal Politika Forumu üyeleri Türkiye’de sosyal politika konusunda daha fazla bilgi sundular. Sosyal hizmet kuruluşlarına yaptığımız ziyaretlerle sosyal hizmetlerin nasıl sunulduğunu ve sosyal hizmet uzmanlarının mesleki aktivitelerini nasıl gerçekleştirdiklerini keşfetme fırsatı bulduk. Bu makalenin amacı Türkiye’de sosyal politika ve sosyal hizmetlerin durumunun derinliğine analiz edilmesi olmamakla birlikte, okurlarla bazı izlenimlerimi paylaşmak istiyorum.







Gözleyebildiğim kadarıyla Türkiye’de gerçek bir sosyal politika ve bir sosyal hizmet sistemi bulunmuyor, bunun nedeni ülkenin bunu mali olarak karşılayamayacak durumda olması değil fakat – başka pek çok ülkede olduğu gibi- politikacıların çoğunluğunun sosyal politika ve sosyal hizmetlerin ülke için gerekli olmadığını düşünmeleridir. Onların neoliberal yaklaşımlarına göre ekonomik gelişme herkes için ilerde iş olanakları yaratacaktır. Çalışamayanlar için ( yaşlılar, özürlü bireyler veya çocuklar gibi) geleneksel destek sistemi, asıl olarak geniş aile, fakat aynı zamanda İslam dininin gerektirdiği sosyal yardımlar ( Ramazan süresince kurulan iftar çadırları, Kurban bayramında yoksullara yiyecek dağıtılması gibi) gereken uygun hizmeti sağlayacaktır. Fakat Türkiye ekonomisindeki zorluklar ve güneydoğu’dan göçle gelenler nedeniyle işsizlik artmaktadır.

Çalışanların yalnızca %45’I emeklilik ve sağlık güvencesine sahiptir ve geniş aileden gelen destek kapasitesi de azalmaktadır. Bu durumla başa çıkmak için Sosyal Politika Forumu Türkiye Hükümetinden insanların sosyal ihtiyaçlarının karşılanması ve ülkenin sosyal ve siyasi istikrarının ağlanması için gerçek bir sosyal politika uygulanmasını talep etmişlerdir.

Sosyal hizmetlerin ve yardımların ulusal hükümete bağlı olan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından sunulduğu bilgisi verildi. Ayrıca yerel yönetimler de sosyal yardımlar sunmaktadır. Sosyal yardım insanların temel ihtiyaçlarının karşılanmasını ve yoksullukla mücadele edilmesini amaçlamaktadır. Bu yardım sosyal güvenlik kapsamında olmayan yaşlılara ve özürlü bireylere ve çocuklu yoksul ailelere sunulmaktadır. Verilen yardım miktarı oldukça azdır (aylık olarak yaklaşık 90 Avro) bu yardım geniş ailenin sağladığı bakımı desteklemek için oluşturulmuştur ve politikacılar para desteği alan insanların iş aramaktan vazgeçeceklerini düşünmektedirler. İnsanlar çoğunlukla bu desteği sağlık harcamaları ve çocukların eğitim harcamaları için kullanmaktadırlar, çünkü sağlık ve eğitim sistemi bu ihtiyaçları herkes için karşılamamaktadır. Sosyal Politika Forumu üyesi olan uzmanların görüşüne göre gerçek bir sosyal yardım sistemi, mevcut sosyal yardım araçlarına ek olarak, iş bulamayan veya durumu nedeniyle çalışamayan kişiler için “asgari gelir desteği” sağlamayı kapsamalıdır. Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği bu durumu iyileştirmek için yetkililere düşük gelirli insanların yaşadıkları bölgelerde toplum merkezleri kurulmasını önermiştir.

Sosyal hizmet uzmanları kadınları ve çocukları güçlendirmek için ellerinden gelen en iyi şekilde çaba göstermektedirler. İnsan hakları alanında ve mesleki eğitime ilişkin kurslar düzenleyerek. Fakat zamanlarının çoğunda sosyal güvenlik kapsamında olmayan yaşlılara, özürlü bireylere ve çocukları olan yoksul ailelere sosyal yardım dağıtmaktadırlar.(çoğunlukla mali yardım).Bu durum yalnızca ihtiyaç sahiplerinin başvurularının artması yüzünden değil, aynı zamanda bürokrasi, yerel ve merkezi yetkililer arasındaki koordinasyon eksikliğinden de kaynaklanmaktadır.

Bu sosyal yardımın dağıtımının daha mesleki ve nesnel olması için ölçütlerin geliştirilmesinin gerektiği bilgisi de verildi. Örneğin, bu sosyal yardımların dağıtımında muhtarlar ihtiyaç sahibi ailelerin belirlenmesinde onlara ihtiyaç durumunu gösterir belgeler vererek önemli rol oynamaktadırlar. Bu gelişme sosyal yardım sistemine dâhil olan sosyal hizmet uzmanlarının ileri eğitimler almalarını ve sistemin işlemesi için daha fazla mesleki sorumluluk üstlenmelerini gerektirmektedir.

1999 yılında yaşanan depremden sonra sosyal hizmet uzmanları mağdurlara sunulan insani yardımlar nedeniyle daha fazla tanınmışlardır. Genel olarak, sosyal hizmet sisteminde çeşitli karşıtlıklar gördüğümü söyleyebilirim. Meslek elemanlarının aile planlaması, kadın hakları, istismar edilen çocukların rehabilitasyonu, madde bağımlısı gençlere ve işkence mağdurlarına yönelik ilginç ve verimli projeler yürüttükleri kuruluşları ziyaret ettik.

Fakat kapasite üzerinde ve kalan özürlü bireylerin ihtiyaçlarının karşılanamadığı rehabilitasyon merkezlerini de ziyaret ettik. Bu kuruluşlarda bakım altında olan çocukların çoğunluğu onlara bakma imkânı olmayan yoksul ailelerden gelmekteydi.

Özürlü bireylerle ilgili olarak bu kuruluşlarda uzmanlaşmış Hizmetler yoktu ve yeterli yetişmiş personel eksikliği nedeniyle gönüllüler temel ihtiyaçların karşılanmasını sağlıyorlardı. Beni en çok şaşırtan ise sivil toplum kuruluşlarının çok az olmasıydı. Türkiye’den daha güç koşullarda bulunan başka ülkeleri de (Örneğin Nikaragua) ziyaret etmiştim, fakat oralarda insanlar yoksulluk ve yetersiz sosyal Hizmetlerle uğraşmak için kendileri sivil toplum kuruluşlarında örgütlenmişlerdi.
Bu tür kuruluşlar hükümeti gerçek bir sosyal politika uygulanması ve sosyal hizmet sistemini geliştirmesi için zorlayabilirler. Aynı zamanda bazı hizmetlerin veya projelerin oluşturulması ve sürdürülmesi için araç olabilirler. 1980 yılında yaşanan hükümet darbesinden sonra politik hakların kaybedilmesi nedeniyle insanların toplumda daha görünür bir rol üstlenmekten çekindikleri de belirtildi.

Kişisel keşiflerimden söz edecek olursam, diğer katılımcılarla, SHACD üyeleriyle ve evsahibi ailelerle düşünce ve deneyimlerimi paylaştım. Ayrıca, Türkiye ve Türkiye insanları hakkında önceden edindiğim bilgilerimi geliştirdim. Bir sosyal hizmet uzmanı olarak sosyal değişmenin ne kadar zor ve yavaş olduğunu biliyorum. Pek çok Türk insanı gibi, Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyelik sürecinin Türkiye’de dışlanan insanların durumlarının yalnızca yasalarda değil ama uygulamada değişmesini sağlayacağının umuyorum. Şimdi ülkenin kültürel ve sosyal çeşitliliğinin ve aynı zamanda karşıtlıklarının ve çelişkileri hakkında da bilgi sahibiyim.

Gloria Rubiol (2004) gibi ben de, bu çelişkilerin giderilebileceğini ve Türkiye’nin kıtalar arasında yalnızca coğrafi bir köprü değil, halen olduğu gibi, Batı ve Doğu toplumları arasında kültürel ve dini bir köprü olmasını umuyorum.

Son olarak, benim olumlu mesleki ve kişisel deneyimlerimin sosyal hizmet uzmanlarını bu uluslararası değişim programına katılmaları için teşvik edeceğini umuyorum.

Kaynaklar

Bugra, Ayse and Keyder, Calgar, 2003, New poverty and the changing welfare regime in Turkey, Ankara, United Nations Development Programme, available on Internet: http://www.undp.org.tr/

Rubiol, Gloria, 2004, Turquía, entre Occidente y el Islam. Una historia contemporánea. Barcelona, Ediciones Viena.
   

 



Bize Ulaşın