|
|
 |
COUNCIL OF INTERNATIONAL
FELLOWSHIP
CIF İSKOÇYA MESLEKİ VE KÜLTÜREL DEĞİŞİM PROGRAMI
29 Nisan –11 Haziran 2005
Nesrin Cansever |
İÇİNDEKİLER
GİRİŞ
KATILIMCI HAKKINDA
İSKOÇYA: ÖZGÜRLÜKLER ÜLKESİ
SİYASİ YAPI:
• Avrupa Birliği:
• İskoç Parlamentosu:
• Yerel Otoriteler (Hükümetler):
• Özel (Bağımsız) Sektör:
SOSYO-EKONOMİK-KÜLTÜREL YAPI:
COĞRAFİ YAPI:
İSKOÇYA’DAN GÖRÜNEN TÜRKİYE:
2005 CIF İSKOÇYA PROGRAMI
PROGRAM İÇERİĞİ
İSKOÇ SOSYAL HİZMET YAPISI
DEĞERLENDİRME: 1
GİRİŞ
Uluslararası Dostluk Konseyi (Council of International Fellowship) olarak
bilinen ve yaklaşık 50 yılı aşkın süredir faaliyet göstermekte olan
organizasyon ilk olarak; sosyal hizmet alanında çalışan personelin mesleki
bilgi, beceri ve deneyimlerinin artırılmasını ve yeni bir bakış açısı
kazandırılmasını amaçlamaktadır. Bu bakış açısı kimi zaman uygulamada
yapılan hataların düzeltilmesine katkıda bulunduğu gibi doğruların da
pekiştirilmesini sağlamakta, kimi zaman ülkeler arasındaki siyasal, ekonomik
ve sosyo-kültürel farklılıkların kuruluşların yapılanmasına nasıl bir etkide
bulunduğunu açıklamakta, kimi zamansa verilen hizmetin olumlu ve olumsuz
yanlarının –hiç olmazsa- sorgulanmasına yardımcı olmaktadır.
İkinci olarak; farklı kültürlerden insanları ortak bir yarar etrafında
birleştirerek karşılıklı olarak eğer var ise önyargıların yıkılması, diğer
ülke katılımcılarının kendilerini ifade etmelerinin sağlanması kısaca;
dostluğa hizmet amaçlanmaktadır.
Bu makale 29.04.2005-11.06.2005 tarihleri arasında İskoçya’da düzenlenen
personel değişim programı hakkında rapor niteliği taşımaktadır. Makale ile
katılımcı hakkında verilecek kısa bilginin ardından sırasıyla genel olarak
İskoçya’nın tanıtımı yapıldıktan sonra özelde programın içeriği ve
deneyimler paylaşılacak ve değerlendirmeye ulaşılmaya çalışılacaktır.
KATILIMCI HAKKINDA
1976 İstanbul doğumlu olan Nesrin CANSEVER; ilk ve orta öğrenimini
İstanbul’da tamamladıktan sonra lise öğrenimine Bolu Sağlık Meslek Lisesi
Hemşirelik Bölümü’nde devam etmiştir. Haziran 1995’de mezun olduktan sonra
bir yıl kadar Özel Ortadoğu Hastanesi acil servis ve ameliyathane biriminde
hemşire olarak çalışmıştır. 02.09.1996-03.01.2002 yılları arasında
Başbakanlık SHÇEK Metin Sabancı Spastik Çocuklar Merkezi’de görev yapmıştır.
Aynı dönemde Anadolu Üniversitesi AÖF Hemşirelik Bölümü’ne devam etmiştir.
Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Avrupa
Topluluğu Programı ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olan katılımcı halen Başbakanlık SHÇEK
Seyranbağları Huzurevi ve Yaşlı Bakım Rehabilitasyon Merkezi’nde hemşire
olarak çalışmaktadır.
İSKOÇYA: Özgürlükler Ülkesi
Ülke vatandaşlarının bazıları için bağımsızlık tarihlerinin olmayışı; daha
açık bir ifadeyle: “Hiç tutsak olmadık ki; bağımsızlığımızı kutlayalım”
sözünün taşıdığı anlam başlıktaki tanıma yansımıştır. Ada devleti
olmalarından kaynaklanan doğal güvenlik şemsiyesinin yanı sıra tarih boyunca
Birleşik Krallık adıyla yürütülen politikalar sayesinde Kıta Avrupa’sının
sorunlarından uzak durmayı başarmışlardır. I ve II. Dünya Savaşları’ndan
ekonomik zararla çıkan fakat kendi topraklarında herhangi bir yabancı gücün
işgali ile karşılaşmayan ülke vatandaşları için Kraliçe İskoçya’nın da
kraliçesidir ve egemenliği kısıtlayıcı bir faktör olarak görülmemektedir!
(İrlanda’nın aksine)
Ulusal bir ordu bulunmayan ülkede zorunlu askerlik hizmeti yoktur ve
profesyonel meslek esasına dayalıdır. Ülkede kolluk kuvveti yok denilecek
kadar azdır. Devletin temsil edildiği resmi binalar dışındaki kuvvet
mensuplarının silah taşıma yasağı bulunmaktadır.
Siyasi Yapı:
Birleşik Krallık adı altında İngiltere ve İskoçya iki ayrı devlet
statüsündedirler. Hükümet yapısı 4 ayaklıdır:
• Avrupa Birliği:
Brüksel-Strasburg’daki AB Parlamentosu’nun planlama, tarım, balıkçılık,
taşımacılık konularında izlenecek politikalarında etkili olmak üzere 8
milletvekili görevlidir.
Birleşik Krallık: Merkezi ekonomi, savunma, dış politika konularında
Birleşik Krallık Parlamentosu’na bağlıdır ve 71 milletvekili karar
mekanizmasında rol almak üzere görevli kılınmıştır.
• İskoç Parlamentosu:
129 milletvekili bulunan parlamentoda eğitim, iskan, adalet, kültür ve
sosyal hizmet meseleleri ile ilgili kararlar alınmaktadır. Parlamento
işçi-liberal koalisyonundan oluşmaktadır. Sosyal hizmet uzmanları sosyal
hizmet konuları ile ilgili alanlarda görevlendirilmek üzere direkt olarak
istihdam edilmemektedir. Fakat tüm merkezi politikalar, sosyal hizmet
konuları, bütün birimlerin ve organizasyonların bu alanlarla ilgili
çalışmaları İskoç Yönetimi tarafından izlenmekte ve denetlenmektedir. İskoç
Yönetimi içinde konularında uzman pek çok meslek elemanı bulunmaktadır. Son
zamanlarda parlamentonun gündemini oluşturan temel konular yoksulluk,
ilaç-alkol kullanımı, yetersiz sağlık kayıtları, entegre halk taşımacılığı,
anti-sosyal davranışlar, ekonomik rejenerasyon ve parlamento binasının
maliyeti ile ilgilidir. (Yeni Parlamento’nun bir kısmı kullanıma açılmış
olmasına rağmen inşaat çalışmaları halen devam etmektedir.)
• Yerel Otoriteler (Hükümetler):
32 yerel otorite (konsey) bulunmaktadır. Okul, kütüphane, park-bahçeler,
temizlik, iskan işlemlerinin bir kısmı, sağlık, polis, itfaiye hizmetleri
alanlarında direkt hizmet sağlamaktadır. Götürdükleri hizmet şekline bakarak
Türkiye’deki belediyeleri karşılayan, fakat daha kapsamlı bir yapı
düşünülebilir.
• Özel (Bağımsız) Sektör:
Gönüllü organizasyonu, kar amacı olmayan özel organizasyonlar pek çok hizmet
sağlamaktadır. Örneğin; yerel küçük ölçekli toplum projeleri (genellikle
yerel otoritelerce finanse edilmektedir), büyük ulusal yardımlar,
radyo-televizyon reklamları vs.
Sosyo-Ekonomik-Kültürel Yapı:
Merkez Bölgesi denilen Glasgow ve Edinburgh endüstri ve istihdam alanında en
gelişmiş bölgeyi oluşturmaktadır. Geleneksel endüstri kolları olan gemi
yapımı, çelik üretimi ve kömür madenciliği gibi tarım sektörü ve balıkçılık
da dünya teknolojik gelişimiyle eş zamanlı olarak; 70-80’lerde yerini
elektronik ve hizmet sektörüne bırakmaya başlamıştır. İklim koşullarının
sonucunda sebze ve meyve üretimi çoğunlukla seralar yardımı ile
yapılmaktadır. Viski imalatının -çok sert olması dolayısıyla tüketim oranı
daha azdır- ekonomide ve özellikle ihracattaki payı geniştir. Hayvancılık
alanında küçükbaş hayvancılığın geniş yer tuttuğu göze çarpmaktadır. Kuzey
bölgelere doğru uzandığınızda Highland Cows olarak adlandırılan kısa boylu,
şaşkın ve komik görünüşlü inek türüne rastlamanız mümkündür.
Toplam 5 milyonluk nüfusun %48’ini yaşlılar oluşturmaktadır. Tıp alanındaki
hızlı gelişmeler sonucunda ortalama ömür süresinin uzaması ve hayat
standartlarının yüksekliği gelecek 30 yıl içinde yaşlı nüfus oranının
%75’lere kadar tırmanacağı beklentisini doğurmaktadır. Nüfus yoğunluğu
ekonomiye doğru orantılı olarak Glasgow ve Edinburgh’ta fazladır. Nüfusun
geri kalanı kuzey batı-güney doğu kıyı kesiminde toplanmıştır. Dağlık orta
ve kuzey bölgelerde nüfus seyrektir. Ekonomik anlamda orta sınıfın geniş yer
tuttuğu ülkede, hızlı kentleşme ve aile yapısının bozulmaya başlaması
nedeniyle büyük yoksulluk alanları ile zengin sınıf aynı yerleşim bölgesinde
bir arada yaşayabilmektedir. İçki kullanma yaşı 18 olarak belirlenirken 17
yaş ortalama evlilik yaşı ve 16 yaş ise ortalama ilk gebelik yaşı olarak
açıklanmaktadır. Boşanma oranı da oldukça yüksektir.
Nüfusun hemen hemen yarısının yaşlı ve üretim faktörleri dışında kaldığı
gerçektir. Buna çocuk nüfusun da eklenmesiyle tüketici konumunda
bulunanların sayısı artmaktadır. Avrupa Birliği üyesi diğer ülkelerdeki
işsizlik sorununa paralel olarak İskoçya’nın bazı şehirleri de aynı
problemle karşı karşıyadır. İşsizlik sorununun doğal sonucu olan insanların
milliyetçiliğe yönelişi yine Kıta Avrupa’sı ile eş zamanlı olarak sağın
güçlenmeye başlamasıyla kendisini hissettirmektedir. Dünyanın dört bir
yanına ucuz iş gücü ihraç eden Çin; ülkenin pek çok alanda vasıflı-vasıfsız
eleman ihtiyacını karşıladığı gibi nüfusun homojen karakterini de
değiştirmektedir. Çin’in yanında Pakistan, Afganistan ve Afrika’dan gelen
göçmenlerin sayısı da fazladır.
Halkın büyük çoğunluğu “Protestan”dır. İskoç kültürünün önemli parçasını
oluşturan kale ve kilise mimarisi oldukça gelişmiştir. Gerek mimari gerekse
müzik, edebiyat, dans gibi geleneksel kültür dalları, çağdaşları lehine
gerilemekte ve bugün için her ikisi bir arada yaşatılmaktadır. Geleneksel
müzikleri “bagpipes” denilen Karadeniz Bölgesi’ndeki tulum benzeri bir çalgı
ile yapılmaktadır. Düğün ve festivallerde erkekler yerel giysileri olan
“kilt” adı verilen bir etek giymektedirler. Kendi ana dilleri olan İskoçca
İngilizce’den çok farklı ve öğrenmesi zor olduğundan genellikle
bilinmemektedir.
Coğrafi Yapı:
Genellikle engebeli olan yer şekillerinin arasında, geniş düzlükler de
bulunan ülkenin en yüksek noktası 2000m.’dir. Bahar ve yaz aylarının
yağmurlu, kış aylarının ise zaman zaman iki metreyi bulan kar örtüsü altında
geçmesi doğal bitki örtüsünün çam ormanları olmasına yol açmaktadır. Yüksek
yerlere çıkıldıkça yıpranmış, cılız ağaçlar ve ot toplulukları göze
çarpmaktadır. Su kaynakları açısından doğanın oldukça cömert davrandığı
ülkede güneş sadece yüzünü göstermekle yetinmektedir. Aydınlanma süresi yaz
aylarında 16-18 saat olmasına rağmen sıcaklık ortalama 17-18 derece
olmaktadır ki; bu durum orta kuşak insanı için haziranda üşümek anlamına
gelmektedir. Yaz döneminde gün ışığında uykuya dalmak ve gece 03:30’da
uyanıp zamanı şaşırmış kuşların seslerini dinlemek ayrıcalık sayılabilir. Ne
var ki; kış ayları tam tersine hayata karanlıkta uyanıp gün ışığının mesai
saatleri içinde hızla tüketildiği sıkıcı bir dönemden ibarettir.
İskoçya’dan Görünen Türkiye:
Sizinle tanışan üç İskoç’tan ikisinin sorduğu klasik sorularla bu bölüme
başlamak doğru olacaktır. İlk olarak halkın çoğunluğunun Müslüman olup
olmadığı sorulmaktadır. Kimileriyse daha da öteye gitmekte ve İran İslam’ı
ile bir bağlantı kurmaktadır. Bu soruya Türkiye’nin siyasi yapısı vs.
açıklanarak cevap verilmiştir. İlginç olansa pek çoğu birkaç kez Türkiye’de
bulunmuş olan insanlardaki hafıza zayıflığıdır. Gördükleri ve
güneyi-kuzeyi-doğusuyla her yerini belki bir Türk’ten bile daha iyi
gezdikleri bir ülke hakkındaki bu soru, bilinçli bir algılayamama sorunu mu
yaşadıkları sorusunu doğurmaktadır. Diğer soru ise Türkiye’nin Orta Doğu
ülkesi olup olmadığı ile ilgilidir. Bu sorunun da Türkiye’yi Avrupa
Birliği’ne dahil etmek istemeyen gruplarca bilinçli politika oluşturmak
adına ortaya atıldığını varsaymak yanlış olmayacaktır.
Türkiye’nin ciddi bir imaj sorunu olduğu açıktır. Düşüncelerinden dolayı
yalnızca karşı tarafı suçlamaksa haksızlık olacaktır. Perth Şehir
Kütüphanesi’nde Türkiye ile ilgili kitap bulmaya çalıştığınızda 1980’lerden
kalma, kapak resminde başında sarık benzeri bir şapka ile gülümseyen birinin
bulunduğu tek bir kitapla karşılaşmak ve içeriğinin yetersiz ve yazarının da
yabancı olması üzücüdür. Türkiye’yi en iyi bir Türk anlatabilecek iken ve
tarihi, kültürel ve doğal güzellikler açısından böylesine zengin topraklar
üzerinde yaşarken ülkenin tanıtımının yeterince yapılamıyor olması da ayrıca
üzüntü kaynağıdır.
Türkiye ziyaretleri sırasında özellikle esnafın pazarlama faaliyetlerinin
İskoç turistleri fazlasıyla memnun ettiği yüzlerindeki korku ifadesinden
kolayca anlaşılmaktadır. Türk halkının yeterince İngilizce bilmemesini de
tatillerde yaşadıkları sorunlardan birisi olarak göstermişlerdir. Buna
karşın kendilerine İngilizce’nin dünyanın yalnızca %8’i tarafından günlük
dilde konuşulduğu, evrensel dil unvanını diplomasi ve iletişim dili olması
dolayısıyla kazandığı ifade edilmiş; ülkelerin ana dillerine dönmeye
başladıkları hatırlatılarak, gelecek otuz yıl içinde pek çok ülkede tatil
yapmak istiyorlarsa dil öğrenmeye başlamaları tavsiye edilmiştir. Çünkü
nasılsa her ülkede İngilizce konuşuluyor diye ikinci bir dil öğrenmeye gerek
duymamaktadırlar.
Genel olarak Türk insanı sıcakkanlı ve arkadaşça şeklinde tanımlanmaktadır.
Türkçe öğrenilmesi çok zor bir dil (pek çoğu için zorluk açısından Çince’den
sonra ikinci sırada) olarak görülmektedir. Aynı şekilde Türk yemekleri
hazırlanması çok zor fakat kimilerince Çin yemeklerinden sonra dünyanın en
lezzetli ikinci yemeğidir.
2005 CIF İSKOÇYA PROGRAMI
CIF İskoçya Programı’nın 29.04.2005/11.06.2005 tarihleri arasında yedi ülke
katılımıyla gerçekleştirilmesi planlanmış; fakat Gana vatandaşı olan
katılımcının vize talebi reddedildiğinden altı katılımcı ile
gerçekleştirilmiştir. Diğer katılımcılar Litvanya (2 SHU ilaç-alkol
kullanımı alanında), Finlandiya (1 SHU yetişkin bakımı, huzurevleri
alanında), Avusturya (1 SHU kadına uygulanan şiddet alanında), Kırgızistan
(1 SHU çocukları koruma, sokak çocukları alanında) vatandaşlarıdır.
Giriş bölümünde değinilen genel amaçların yanı sıra özelde amaç; Avrupa
Birliği üyesi bir ülkede sosyal hizmetlerin yapılanmasını ve bu yapı içinde
sağlık sisteminin konumunu görmek, yaşlı bakım ve rehabilitasyonu ve
Cerebral Palys’li (CP) çocuklarla ilgili yapılan çalışmaları gözlemlemek
olarak belirlenmiştir. Bu doğrultuda İskoçya yetkilileri tarafından
beklentilere uygun hazırlanmaya çalışılan program; kurumların
yapılanmasından kaynaklanan hemşirelik alanındaki veri sıkıntısı dışında
bilgi sunumunu sağlamıştır.
Program İçeriği
İskoçya’ya 29.04.2005 saat 16:00’da (TSİ) varılacağı başvuru sürecinde CIF
İskoçya Koordinatörü Catriona Joss’a bildirilmiştir. Edinburgh havaalanında
bir önceki koordinatör Iain Cameron karşılama görevini yerine getirmiş ve
ailenin evine kadar refakat etmiştir. Başvuru sürecinde CIF İskoçya
yetkilileri program ve misafir edecek aileler ile ilgili ayrıntılı bilgi
vermiş, ülkeye giriş işlemlerini kolaylaştırmak amacıyla yetkili makamlara
sunmak üzere resmi bir mektup göndermişlerdir.
Program profesyonel anlamda 01.05.2005 tarihinde İskoçya ve program planı
hakkında verilen genel bilgi ve program süresince kalınacak şehirlerin
tanıtımı yapıldıktan sonra başlamıştır. Altı gün süren oryantasyon haftası
içinde İskoçya sosyal hizmet yapısı, evlat edinme işlemleri, yaşlı
hizmetleri, diğer bakanlıklarla olan ilişkiler hakkında bilgi verilmiştir.
Aynı zamanda İskoçya Parlamentosu, İskoç Yönetimi, Perth Polis Merkezi,
sosyal hizmet alanında eğitim veren bazı kuruluşlar, Dundee Çocukları Koruma
Merkezi ziyaret edilmiştir. Oryantasyon haftasının ardından tüm katılımcılar
inceleme yapacakları şehirlere gitmişlerdir. Kalan süre, hafta sonları ve
cuma günü boş bırakılacak şekilde program sorumluları ile fikir
alış-verişinde bulunularak planlanmıştır. Programın yarısı sona erdiğinde
ara değerlendirme yapılmış, katılımcıların düşünceleri varsa yeni talepleri
üzerinde konuşulmuş, katılımcıların kendi ülkelerini tanıtmaları
istenmiştir. Bu tanıtım katılımcılar tarafından genel olarak ülkelerin
turistik tanıtımı şeklinde yapılmıştır. Türkiye ile ilgili olarak ayrıca
Türkiye’de sosyal hizmetlerin yapısı, bütçe kaynakları, kuruluşların tür ve
sayıları, başvuru koşulları ve çalışma sistemi hakkında ek bir sunum
yapılmıştır.
Programın son günü CIF İskoçya koordinatörü, program sorumluları ve
katılımcılar ile birlikte genel bir değerlendirme yapılmış, eleştiriler ve
öneriler paylaşılmış, program sertifikaları verilmiştir. Sertifika
Töreni’nde Perth Yerel Otoritesi en üst düzeyde temsil edilmiş, ayrıca CIF
personeli ve aileler de törende hazır bulunmuşlardır.
Bu bilgilerin ardından İskoçya’da sosyal hizmetlerin yapılanması, ziyaret
edilen kuruluşlar ve çalışma şekilleri hakkında detaylı bilgi verilecektir.
İSKOÇ SOSYAL HİZMET YAPISI
Ülkedeki sosyal hizmet çalışmaları yerel otoritelere bağlı olarak
yürütülmektedir. Hiyerarşik yapıda merkezi hükümete bağlılık yasaların
kabulü ve bütçe temini konusundadır. Bütçe öncelikle Birleşik Krallık
Parlamentosu’nda değerlendirilmekte, ardından İskoçya Parlamentosu’na
gelmekte, buradan yerel otoritelere aktarılmaktadır. Bütçe yerel otoriteler
arasında nüfus, ihtiyaçlar, sorunlar vs. kriterler göz önünde tutularak
adaletli şekilde dağıtılmaktadır. Bütçenin büyük miktarı parlamento
tarafından sağlanmaktadır. Ulusal sigortalar kapsamında sosyal hizmetten
yararlanan kişiler, yerel otorite içindeki finans birimi tarafından
belirlenen miktarı ödemektedir. Bu miktar sigorta priminin yüksekliğine göre
değişmektedir. Ödeyemeyecek durumda olan kişilere bazı şartlarla yine finans
birimi tarafından kredi kullandırılmakta veya tüm masraflar Türkiye’de
olduğu gibi devlet tarafından karşılanmaktadır.
İskoçya’da toplam 32 yerel otorite bulunmaktadır. Glasgow gibi nüfus ve
yüzölçümü açısından büyük şehirlerde birden fazla yerel otorite
bulunabilmektedir. Buna karşın kuzey bölgelerdeki, nüfusun çok seyrek olduğu
yerlerde ise birkaç şehir aynı yerel otoriteye bağlı olabilmektedir. Yerel
otoriteler yetkili oldukları alanlarda -sağlık ve sosyal hizmet alanları da
bunlara dahildir- bölge halkına direkt hizmet götürmekle sorumludurlar.
Perth’te; Perth&Kinross Council adıyla bir yerel otorite görev yapmaktadır.
Bu şehirde kurulan sosyal hizmet teşkilatı kendi ifadeleriyle İskoçya’nın en
karışık sistemidir.
Yaşlılık alanında; huzurevleri (residential home), Türkiye’deki
rehabilitasyon merkezlerinin verdiği hizmeti veren nursing home, toplum
hastaneleri, gündüz bakım evleri, mental hastalıklar için özel kuruluşlar
bulunmaktadır. Bu kuruluşlara hizmetten yararlanacak kişinin ihtiyaçları
doğrultusunda kabul yapılabildiği gibi kuruluşların kendi içinde de tutarlı
bir sirkülasyon sağlanmaktadır. Buna göre huzurevine kabul edilen bir yaşlı,
zaman içinde, sağlık sorunlarının çözümünde, daha fazla bakıma ihtiyaç
duyarsa gidilecek adres nursing home olarak belirlenmektedir. Sonraki
aşamada hastane bakımı gerekirse geçici süreyle veya ömür boyu kalmak üzere
toplum hastanelerine gönderilmektedir. Klasik anlamda teşhis ve tedaviye
yönelik hastanelerden yararlanma geçici süreyle olmaktadır. Yani iyileşme
sağlandıktan sonra taburcu edilmektedirler.
Huzurevleri ve nursing home’da kapasite genellikle 40 kişi olarak
belirlenmiştir. Bu sayı bazı kuruluşlarda en fazla 60’a kadar çıkmaktadır.
Nursing home’da kalan yaşlılarda Alzheimer ve Demans hastalıklarına sıklıkla
rastlanmaktadır. Bu yaşlılar 40 kişilik kuruluşlarda bile hastalıklarına
göre ayrı birimlerde kalmaktadırlar.
Huzurevlerinde profesyoneller diğer bir deyişle meslek sahipleri tam gün
çalışmamaktadır. Tüm görevler konularında eğitim görmüş personeller
tarafından yerine getirilmektedir. Ciddi sağlık problemleri ile
karşılaşıldığında ambulans çağrılmakta, doktor, hemşire, sosyal hizmet
uzmanı, psikolog, fizyoterapist vs. günlük rutin ziyaretlerle veya ihtiyaç
halinde çağrıldıklarında kuruluşa gitmektedirler.. Doktor ve hemşirelerin
asıl görev yeri hastanelerdir ve huzurevi talep ettiği takdirde
görevlendirme yapılmaktadır. Huzurevlerindeki rutin ilaç takipleri
diğerlerine göre daha fazla eğitim sahibi olan personellerce yapılmaktadır.
Gün içinde yaşlıların kullanacakları ilaçlar ise eczacılar tarafından
hazırlanmaktadır.
Nursing home adı verilen kuruluşlarda ise hemşireler çalışmaktadır.
Aldıkları eğitim derecesine göre üç ayrı hemşire grubu bulunmaktadır. Bu
ayrım eğitimin süresi ve içeriğine göre yapılmaktadır. Sonuçta yönetimde,
tedavi hizmetlerinin devamında ya da rutin takiplerle beslenme alanında
çalışmaktadırlar. Nursing home’larda ayrıca yaşlıların fiziksel
ihtiyaçlarının karşılanmasıyla görevli bakıcı personeller bulunmaktadır.
Evde bakım sistemi yaygındır. Yine günlük rutin ziyaretler yardımıyla
yaşlının ihtiyaçları belirlenmekte ve verilecek hizmet planlanmaktadır.
Temizlik, alış-veriş, gezi gibi hizmetler bu planlara dahildir. Ev ya da
kuruluş bakımında en büyük yardımcıları kuşkusuz çok iyi işleyen alarm
sistemleridir. Uyarı alındığı anda yaşlı ile iletişim kurulmaya çalışılmakta
ve aynı zamanda bakımdan sorumlu bir kişi yaşlıya yönlendirilmektedir.
Gündüz bakım evleri yaşlının evinden alınıp kuruluşa getirilmesi dahil olmak
üzere spor, beslenme, banyo, kuaför, el sanatları, geziler vs. pek çok
hizmet vermektedir. Sayıları çok fazla olan bu bakım evleri her semt ya da
mahallede bulunmaktadır. Böylece müracaatçı kolay bir şekilde ulaşmaktadır.
Kısaca bu kuruluşların dağılımında da lokal planlama göze çarpmaktadır.
Mental hastalıklarla ilgili yaşlılar konusunda uzman bir ekip görev
yapmaktadır. Bu ekipte doktor, hemşire, sosyal hizmet uzmanı, psikolog,
fizyoterapist yer almaktadır. Ekip üyeleri sırayla kendi uzmanlık
alanlarıyla ilgili olarak yaşlının evini ziyaret etmekte, aileye hastalık ve
başa çıkma yolları hakkında eğitim vermekte; uygun kuruluş, hastane veya ev
bakımını planlayıp uygulamaktadırlar.
Çocuk hizmetleri alanında yasal çerçeveyi 1995 yılında kabul edilen Children
(Scotland) Act oluşturmaktadır. Ayrıca evlat edinme konusunda 1996 yılında
hazırlanmış bir yönetmelik bulunmaktadır. Alanda yerel otorite tarafından
verilen sosyal hizmetin yanı sıra, gönüllü organizasyonlar ve özel sektör de
hizmete katkı sağlamaktadır. Çocuklara verilen bakımın adı ve süresi
değişmektedir. Buna göre özürlü grupların herhangi bir nedenle aile
ilgilenemeyeceği için kısa süreli (2-3 hafta kadar) olarak bakımı (respite
care), sınırlı zaman diliminde bakım (temporary care), yaş, davranış gibi
kriterlere göre belirlenen özel gruplara sunulan bakım (specialist care),
ana babaya ait sorumlulukların aile ya da yerel otoritede kaldığı, çocukluk
çağını kapsayan bakım (long-term care), çocuğun ana babaya ait tüm
sorumluluklarının mahkeme yoluyla devredildiği evlat edinme şeklinde sunulan
bakım (adoptıve care) vardır. Bu bakım türleri direkt kişiler tarafından da
sağlanmaktadır. Evlat edinmede bireylerin izleyeceği 10 adım bulunmaktadır:
Soruşturma
Toplantılara katılım (evlat edinme hakkında)
Ev ziyareti
Başvurunun tamamlanması
Yasal denetim
Ev çalışması
Eğitim grupları (bakım hakkında ve yaşanabilecek sorunlarla ilgili)
Sağlık taraması
Evlat edinme jürisinin görüşünün alınması
Kuruluş kararı (6 aylık süre zarfında)
Evlat edinecek kişide alt yaş sınırı 25’tir ve sigara kullanımı evlat
edinmeye engel sayılmaktadır. Çocuğun bireye geçici süreyle tesliminden
başlayarak evlat edinme işlemine kadar olan bakım türlerinde birey ya da
ailenin çocuğa davranışları sosyal hizmet uzmanları ve psikologlar
tarafından çocukla görüşme yoluyla incelenmektedir.
Çocuklarla ilgili diğer bakım türü Türkiye’deki şekliyle kuruluş çatısı
altında gerçekleştirilen bakımdır.
Çocukları koruma programı kapsamında nörolog, psikiyatrist ve özel eğitim
sahibi polisler ile birlikte ekip çalışması yürüten sosyal hizmet uzmanları
polis merkezlerinde de görevlidirler. Dundee Çocukları Koruma Merkezi’nde
çocuk istismarı alanında kullanılan süreç başvuru (istismar edildiği iddia
edilen çocukla ilgili duyum bazen yeterli olmaktadır), konunun tartışılması,
soruşturmanın planlanması, aile ve çocukla görüşme, sağlık muayenesi, veri
toplama ve ilk değerlendirme, aile ve çocuktan tekrar bilgi alma ve sonuçta
harekete geçme aşamalarını içermektedir. Harekete geçme aşamasında acil
koruma kararı, konuyla ilgili hazırlanacak rapor ve ardından duruma göre
destek-koruma amaçlı müdahale için uzun vadeli aileden ayırma yoluna
başvurulmaktadır.
Cerebral Palsy’li çocuklara hizmet veren merkezin olanakları geniştir.
Türkiye’de bu standartları yakalayan Metin Sabancı Spastik Çocuklar Merkezi
ile benzer çalışmaların yapıldığı merkezde fizyoterapi, hidroterapi, müzik
terapisi, el sanatları atölyeleri bulunmaktadır.
İskoçya gelişmiş gönüllülük sistemi sayesinde kuruluşların personel açığını
kolaylıkla kapatabilmektedir. Gateway denilen kuruluşun çatısı altında,
gönüllü organizasyonları planlanmaktadır. Gönüllü hizmet vermek isteyen
bireyler kuruluşa başvurarak eğitimleri, kişisel yetenekleri hakkında bilgi
vermekte, hizmetin yeri-zamanı vs. planlanmaktadır. Bu hizmet yaşlının
hastaneye götürülmesi dahil günlük hayatta ihtiyaç duyduğu ev
temizliği,çamaşır, banyo,alış-veriş gibi pek çok alanı kapsamaktadır.
Sağlık sistemi, öncelikle kuruluşlara başvuru yolunun kişilere açıklanması
gereğini yerine getirmektedir. Bu amaçla aile hekimliği çatısı altında pek
çok hekim faaliyet göstermektedir. Ayrıca hastanelerin iş yükünün gereksiz
yere artırılmasını engellemek ve kaynak kullanımını en aza indirmek amacıyla
yerel, küçük hastaneler kurulmuştur. İhtiyaç duyulan basit laboratuar
tahlilleri, şeker-tansiyon takipleri gibi hizmetler bu hastanelerde
verilmektedir. Eğer hastanın şikayetlerine bu hastaneler çözüm bulamazsa
kişilerin hangi hastanenin hangi birimine gidecekleri de burada çalışanlar
tarafından belirlenmektedir.
DEĞERLENDİRME:
Programın son günü genel bir değerlendirme toplantısı yapılmıştır. Bu
toplantıda gerek sosyal hizmetler gerekse İskoç kültürü ve CIF programı
hakkında izlenimler, eleştiri ve övgüler paylaşılmıştır.
Öncelikle söylenmesi gereken sosyal hizmet yapısının komplike oluşudur. Bu
duruma bir de Türkiye’yi aratmayacak düzeydeki bürokratik işlemler
eklendiğinde, kendi ifadeleriyle bazen kendilerinin bile anlayamadığı bir
yapı ortaya çıkmaktadır. Gelecekte Türkiye için planlanan yapının; aynı
kuruluş içinde farklı bakanlıklara bağlanma ya da yerel otorite-bakanlık
sistemi düşünüldüğünde benzer sorunlar yaşanması sürpriz olmayacaktır.
Bürokrasinin diğer bir zararı, tüm meslek dallarının günün büyük kısmını
doküman işleriyle geçirmeleri noktasında ortaya çıkmaktadır. Oysa hizmet
alan grubun özellikleri göz önüne alındığında beklenen tek şeyin daha fazla
ilgi olduğu açıktır.
Diğer bir eleştiri hizmetten yararlanacak kişilere sunulan seçme hakkının
sağlıklı uygulanmadığı noktasında getirilmiştir. Başka bir deyişle; her
birey ev veya kuruluş bakımı arasında seçim yapma hakkına sahiptir. Ne var
ki; bu hakkın koşulsuz tanınması sonucunda örneğin evin içerisinde mutfağın
yerini bile hatırlayamayacak kadar unutkan olan bir yaşlı yalnız başına
yaşayabilmektedir. Sağlıklı karar verme yetisine sahip olmayan bir yaşlının
seçimi konusunda dikkatli davranmak gerektiği belirtilmiştir. Konuyla ilgili
açıklamada yetkililer, yasal gereklilik ifadesini kullanmışlardır. Yasa
yapıcıların hayati tehlike içeren bir durumu göz ardı etmeyecekleri
varsayılırsa, geriye uluslararası alanda korunan insan haklarının, yasal
düzenlemelere yansıması kalacaktır. İnsan haklarının yatay etkisi denilen,
hakların günlük hayatın her alanına girmesi insan ilişkilerini bitirmekte,
uzun vadede aile bağlarını koparmakta ve yasaların kişiler aleyhine
düzenlemeler yapmalarına sebep olabilmektedir.
İskoçya’da yetişkin kabul edilme yaşının 16 olarak belirlenmiş olması
ilginçtir. Çünkü tüm uluslararası sözleşmelerde bu yaş 18 olarak kabul
edilmekte, tıp alanında ise bir grup tarafından 25’e kadar çıkarılabileceği
savunulmaktadır. Çocuklar 16 yaşına geldiğinde genellikle aile yanından
ayrılmaktadır. Bu durum kültürlerinin bir parçası olarak aile tarafından
desteklendiği gibi çocuk tarafından da talep edilmektedir. Ortalama evlilik
ve çocuk sahibi olma yaşı düşüktür. Erken yaşta birden fazla çocuk sahibi
olmaktadırlar. Nüfusun hızla yaşlanmasına karşı izlenen bilinçli bir
politika mı sorusunun cevabı net değildir.
İskoçya gönüllü organizasyonu mükemmele yakın bir sistem görünümündedir.
Bütçeye artı yük getirmeden alanda çalışacak iş gücü açığı
kapatılabilmektedir. Fakat sistem teorik olarak iyi kurulmuş olmasına rağmen
pratikte ciddi aksaklıklar göze çarpmaktadır. Bir organizasyon içinde,
gerekli olan gönüllülerin iki katı görev aldığında verilen hizmetin
sorumlusu tespit edilememekte bazen organizasyon amacından sapabilmektedir.
Örneğin; 12 yaşlıya gündüz bakım evindeki 6 saatlik zamanları içinde 7
gönüllünün refakat etmesi daha önce söz edilen maddi kazancın yemek, kahve
vs. harcamaları sonucunda anlamsızlaşmasına sebep olmaktadır.
Halen üzerinde çalışılan “21. yüzyılda Sosyal Hizmetler” projesinin amacı;
sosyal hizmetlerin amaç ve rolünü açıklamak, güçlü ve ilerlemeye açık yapı
ve denetim mekanizması kurmak, kısıtlı sosyal hizmet kaynaklarının en iyi
şekilde kullanımını sağlamak, güçlü liderlik ve yönetim yapısı oluşturmak ve
açık, anlaşılır, temiz hizmet sunmak, yetenekli-kendinden emin iş gücü
geliştirmek ve yasaları modernize etmek olarak belirlenmiştir. Bu amaçlara
ulaşmada sosyal hizmetlerin rolü, alanda çalışanların rolleri,
yönetim-liderlik, performans geliştirme, hizmet dağıtımına özel önem
vermektedirler. Ayrıca eğitim kalitesini arttırmak, yönetici seçiminde
liyakate uymak, gerekli olan örgütsel yapıyı desteklemek ve sonuç alınabilir
uygulamalarla kolaylaştırmak amaçlanmaktadır. Bu proje alanda çalışan herkes
tarafından desteklenmektedir. Bugünü değerlendiren ve geleceği planlayan
proje tamamlandığında sorunların azalacağı ümit edilmektedir.
Projede çalışanların da şikayetçi oldukları sorunlardan birisi sürekli
toplantı halinde olunmasıdır. Bu toplantılar da bazen günün önemli bölümünü
kapsamaktadır. Asıl sorunsa bazen yan yana iki toplantı salonunda
bulunanların diğerinde konuşulanları bilmemesi ve yine bazen aynı konuda
çelişkili kararların ortaya çıkmasıdır.
Türkiye hakkındaki eleştirilerde kuruluş sayısının nüfusa oranla az olduğuna
değinmişlerdir. Bu durum kendilerine kapasitelerin çok yüksek olması ve
ülkenin geleneksel yapısını korumasıyla açıklanmıştır. Bu geleneksel yapının
yaşlının aile içinde bakılmasını veya çocukların belli bir yaşa kadar
büyükannelerce büyütülmesi sonucunu doğurduğu dile getirilmiştir. Bunun
yanında hızlı kentleşme ve endüstrileşme sonucunda geniş aile yapısının
kaybolması, kadının iş hayatına girmesi, yaşlının aile içindeki geleneksel
konumunu yitirmesi gibi sebeplerle huzurevi ihtiyacının giderek arttığı da
belirtilmiştir.
İskoçya gözlemlerine dayanılarak Türkiye’de ev bakımı uygulamasının
başlatılabileceği düşünülmektedir. Şu anda Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik
Fakültesi’nin yatağa bağımlı hastalar için evde sağlık hizmeti verilmesiyle
ilgili proje çalışmaları olduğu bilinmektedir. Ayrıca respite care denilen,
özürlüler ve yaşlılar alanında uygulanan geçici bakım şekli uygulamaya
geçirilebilir. Bakıma muhtaç kişilere geçici hizmet vermek yoluyla ailelere
nefes alabilecekleri zamanlar yaratılabilir. Örneğin; özürlü bir çocuk
annenin rahatsızlanması halinde zor durumda kalabilmekte, çocuğun sağlık
problemleri arttığı takdirde uzman gözetimine ihtiyaç duyabilmekte veya hiç
olmazsa yaz aylarında tatil yapmak isteyebilmektedir. Diğer yandan bu
uygulamanın aile ile çocuk-yaşlı arasındaki ilişkilere etkisi ne olacaktır
sorusu akla gelebilir. Aile sorumluluk duygusu olmadan yaşamanın rahatlığına
alışabilir ve önce süre uzatımı sonra da kalıcı bakım talep edebilir.
Çalışan ailelerin gündüz saatlerinde karşılaştıkları bakım sorununu çözmenin
en iyi yolu ise gündüz bakım evleri sayısını arttırmak olarak görünmektedir.
Türkiye’deki kuruluşlarda kapasite azaltılmalı, huzurevleri ve
rehabilitasyon merkezleri ayrılmalıdır. Huzurevi yaşlısı için rehabilitasyon
birimindeki yaşlıları görmek, ayrıca sık sık ölümlerle karşılaşmak yaşama
isteğini azaltıcı etkide bulunmaktadır. Zaten hayatlarını birlikte
geçirdikleri arkadaşlarının sırayla ölümüne şahit olan ve kendi ifadeleriyle
sıralarını bekleyen yaşlılara her gün bu gerçeği hatırlatmak gereksizdir.
Diğer yandan Alzheimer hastası olan bir yaşlının da sessiz, sakin ve güvenli
bir ortama ihtiyacı vardır ve kendisiyle aynı sorunu yaşayan insanlarla bir
arada olması gerektiği düşünülmektedir. Özellikle huzurevlerinde odalar tek
kişilik olmalı ve odalarda mutlaka banyo-tuvalet bulunmalıdır. Çünkü
birbiriyle tamamen farklı sosyo-kültürel-ekonomik koşullara sahip yaşlıların
karşılıklı olarak davranışlarını gereksiz bulmaları ve tartışmaları
kaçınılmazdır.
Sonuç olarak İskoçya veya Türkiye dünyanın neresi olursa olsun insanlar ve
hayatın her döneminde ihtiyaç duydukları bakım hemen hemen aynı. Aslında tüm
yazılanlar Türkiye’de sosyal hizmetler çatısı altında çalışan pek çok
kişinin sıklıkla dile getirdikleri ve yukarıda da anlatılan sistemi tekrar
kaleme almaktan öteye gitmemektedir. Başlangıç olarak yapılması gereken
herkesin consensus sağladığı konularda bile adım atılmasına engel olan
taşların kaldırılması olacaktır.
|
|