Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 


Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org



CHP KURULTAYI'NIN ARDINDAN ( 31 ocak 2005)
Can Küçükali (ckucukali@e-kolay.net)

CHP nin olağanüstü kurultayı geride kaldı. Bu kurultayı baştan sona izledim ve herkes gibi çeşitli sonuçlara vardım. Bu sonuçları dile getirirken aslında asıl yapmak istediğim medyanın kurultaya ve CHP ye genel olarak bakışlarını yansıtmaktır. Bu bakış önemle incelenmeyi gerektiriyor, çünkü hiçbir şekilde çeşitlilik göstermiyor ve tek bir noktada kesişiyor. Bu ortak nokta ise CHP nin miyadını doldurduğu yönünde bir görüştür. 

 

Öncelikle Mustafa Sarıgül'ün partiye eklemlenme sürecini ve bu sürecin basında yer alışını iyi gözlemlemek gerekiyor. O dönem Sarıgül, bir kurtarıcı gibi lanse edilmiş ve medyadan tam destek almıştı. Elbette burada sözünü ettiğimiz medya, birkaç küçük çaplı muhalif yayını kapsamayan sermaye sözcüsü ve ajitatörü medyadır. Zira, bu önermeyi doğrulamak için kurultay sırasında medyaya yüklenen Baykal' a cevap olarak sarfedilen sözleri hatırlamak yeterlidir. Baykal'ın feryadına karşın Sarıgül medyayı savunmuş ve 'hepsi mi yanlış yazıyor' şeklinde bir söylemi olmuştu. Dolayısıyla Sarıgül'ü ABD ve Türkiye burjuvazisi ekseninde düşünmek ve medyayı da bu eksen dışında bırakmamak gerekiyor. 

Ama maalesef her zaman işler istenildiği gibi gitmiyor. Burada da görülen manzara budur. Sarıgül'ün hızlı bir şekilde deşifre edilmesi ve kendisinin de deşifre edilmeye elverişli bir zeminde bulunması, CHP nin hızlı toparlanışına ve hızlı bir tasfiye girişimine uygun ortam yaratmıştır. Tabi bu süreçte CHP nin sahip olduğu birikimden kaynaklanan doğru ve yerinde manevrası da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu gelişmeler doğrultusunda Sarıgül eliyle etkisizleştirilmek ve sermaye partisinin yedeği haline getirilmek istenen CHP nin ( CHP nin geniş halk kitlelerine ulaşabilen ve buna uygun siyaset yapabilen bir parti olduğunu söylemek doğru olmasa bile, Türkiye'de işlerini AKP eliyle yürüten sermayenin çıkarlarını kısmen de olsa sekteye uğratması ve ulus devlet çıkarları doğrultusundaki politikasıyı sürdürmekte ısrar etmesi nedeniyle) istenilen düzleme getirilememesi, aslında yeni olmayan ama bir süreliğine yedekte bekletilen 'CHP nin artık işlevsizleştiği' argümanına yeniden sarılma gerekliliğini doğurmuştur. 

CHP nin halkın siyasetini ne derece yaptığı aslına bakılırsa bu gündemin konusu değildir. Çünkü tartışma bu noktada sürdürüldüğünde halkın siyasetini yapmanın tam olarak hangi şartları gerektirdiği sorusu devreye girer ve kafa karmaşasına sebep olur. Nitekim eğer halkın siyasetinden kasıt, sermayenin öngördüğü ve bazı akademik çevrelerin/medyanın onayladığı gibi popülist söylemler kullanarak ülkeyi neoliberalizmin kucağına bırakmak ve sömürüye yeşil ışık yakmak ise, elbette CHP bu konuda üzerine düşen görevleri tam olarak yerine getiremediği için yok olmaya mahkumdur. Ne var ki halkın siyasetini yapmak, CHP nin gittiği doğrultunun daha da radikal ve net bir biçimini savunmayı gerektiriyorsa, CHP yi yerden yere vurmanın bu noktada fazla bir anlamı yoktur. 

Tartışmayı bu zeminde tutmak isteyen ve buradan hareketle CHP ye yüklenenlerin, alternatif olarak CHP den daha radikal bir sol istemi içinde olduklarını düşünmek gerçekçi olmazdı. Kurultayla birlikte etkisini yitiren Sarıgül ve ekibinin ardından partiyi toptan yıpratmaya yönelik eleştirilerde asıl ulaşılmak istenen hedef, Avrupa solu gibi artık hiçbir etkinliği kalmamış ve hatta düzenle işbirliği içine girmiş bir 'sözde solun' Türkiye'deki ayağını oluşturabilmektir. Bu proje içerisinde ulusal çıkarları korumaktan söz eden ve zayıf da olsa özelleştirmeler konusunda kimi zaman karşı duruşlar sergileyen bir partinin yerinin olması mümkün değildir. 

Bu durumda sosyalist sol için kurultayı ve gelinen sonucu basit bir rezalet tablosu olarak nitelendirmek, hem sığ hem de istenilen bir bakış açısına saplanıp kalmak anlamına gelmektedir. Dolayısıyla her konuda daha analitik ve toplumcu bir çizgi sahibi olan muhalif basının da bu konuda sermaye çevreleriyle aynı türden bir söyleme sahip olması, ileride insanların karşısına çıkartılacak 'sözde sol' oluşumların ikilem yaratmalarına sebep olabilir. Asıl korkutucu olan ise, halkçı söylemlerle halkın çıkarına olmayan politikaların yapılmasının artık oldukça basit ve etkili hale gelmesidir. Bu ise, bir ülkenin toptan etkisiz hale getirilmesine sebebiyet verebilir. Yoksa sosyal demokrat olduğunu söyleyen partilerin daha 'sosyal' olmayı başaramadıkları ve gerçekten kitlelere yayılan etkili bir muhalefeti örgütleyemedikleri, bilinen bir gerçektir. 

 

 

 


 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.