|

Sitemizin Yazarları
|
ÇEMİŞKEZEK(!) HUZUREVİ MÜDÜRÜ İKEN (8 )
Şadiye DÖNÜMCÜ
Sitemiz Yazarı
YAŞA YAŞA, GÖR
TEMAŞA
Vakti zamanında
birileri tarafından söylenmişse de, o kişi çoktan unutularak dilden dile,
kulaktan kulağa yayılarak söylene gelen atasözlerinden yaşlılık dönemine
ilişkin olanlarından çok “Yaşa yaşa, gör temaşa”yı severim.
Çemişkezek(!)
Huzurevinde; “İnsanlar, yaşlanınca kadar ki ömür sürecinde, iyi yada
kötü gerçek şeyler görür. Hiç düşünülmeyen, umulmayan, beklenmedik
durumlarla karşılaşırlar.” anlamına gelen “Yaşa yaşa, gör temaşa”
atasözünü sıkça kullanmamı –yaşım engel olmadı- gerektiren bir çok olay
yaşadım, insan tanıdım.
-
Yaşayan üç eşi ve
sekiz çocuğuna mal varlığını koklamalarına bile izin vermeyip, tümünü
başka kadınlarla yeyip bitiren, kalça kemiği kırılınca kendisiyle
ilgilenilmediğinden yakınan yaşlı,
-
Oda arkadaşının
kendisine ait eşyaları aldığını herkese anlatıp, hatta bazı eşyalarını
onun eşyalarının arasına koyup ardından yönetime ihbarda bulunup,
suçüstü yaptırarak tek başına odada kalmak isteyen, oyunu bozulduğunda
yönetime saldırganlaşan yaşlı,
-
Yemekhanedeki
masalara koyduğumuz tuzluğu kullanarak tansiyonunun yükselmesine neden
olduğumuz için dava açacağını söyleyen yaşlı,
-
Giydiklerini kendine
yakıştıran hep şık ve bakımlı gezen kattaki arkadaşını yaşlılık aylığı
dışında geliri olmadığından hareketle ahlaksızlıkla suçlayan yaşlı,
-
Tapusu kendine ait
eve, zamanında çok çile çektirdiği eşi tarafından kabul edilmediği için
huzurevindeki bir yaşlıya satmağa kalkan yaşlı,
-
Sabah hediye
ettiğiniz diş fırçasını ziyaretine gelen dört aylık -torun çocuğu-
bebeğe dişlerini fırçalamasını hediye eden yaşlı,
-
Ücretini herkesin
kendisinin karşılayacağı öğlen yemeği etkinliğinde garsonlara bahşiş
amaçlı para vermemek için direnen, ertesi gün torununa ‘O’ Km. araba
alan yaşlı,
-
Sessiz çoğunluğa
dahil, kibar, duyarlı diye nitelendirdiğiniz, geçmiş vukuatlarını
tesadüfen öğrendiğinizde sizi –gerçekten- ürküten yaşlı,
-
Tüm gün sigara içtiği
odayı havalandırmaya kalkıştığınızda asla hiçbir yerde duyamayacağınız
küfürleri tüm şirinliğiyle size, yakınlarınıza gönderen yaşlı,
-
”Pamuk Dede “
adı takılan, ancak banyo yaptırmaya kalkıştığınızda adının yumruklarının
gücü yüzünden “Demir Dede “ olarak değiştirilmesi gereken yaşlı,
-
Amerika’daki oğlunun,
annesini evde bırakıp, huzurevinde kaldığını öğrenmesinden korkan yaşlı,
-
Oda arkadaşının
yediği meyve kabuğu çöp tenekesinin dışına düştüğü için bastonuyla
kafasını yaran “düzensizlik ve pislik üstadı” yaşlı,
-
Gereksinimi olmadığı
sürece kimseyle iletişim kurmayan, kendi dünyasında yaşayan ancak başı
ağrısa herkese dünyayı dar eden yaşlı,
-
Dış görünümüyle
başlangıçta karşısındakine itici gelen, tanıdıktan sonra
yardımseverliği- dayanışmacılığıyla sevilen, bir fazla sözcük
kullanmamak için çaba harcayan, geçmişine ilişkin bilgi vermeyen
yaşlı,
-
Sigara içen astım
hastası oda arkadaşına “içme şu mereti“ dediğinde “astımıma
iyi geliyor” yanıtına inanan ve önüne gelene “sen de sigara iç,
iyileşirsin! diyen iyiliksever yaşlı,
-
90 yaşında kalça
kırığı ameliyatı olan ablasının bakımını üstlenen 82 yaşındaki erkek
yaşlıyı,
-
Paranoid kişilik
yapısındaki kızına ve onu her dem kollayan eşine tahammül edemeyip
huzurevine yerleşen, arada bir ziyaretlerine gittiğinde dezenfekte
edilmekten bıkan, kendinin para makinesi olarak algılanmasına isyan eden
yaşlı,
-
İşitme engelli
torununu her sabah evinden alıp, okuluna götürüp, akşam tekrar almaya
gitmekten yüksünmeyen yaşlı,
-
Herkese müdahale
edebileceğini düşünen asker emeklisi yaşlı,
-
Kaldığı iki kişilik
odanın yüzde doksanını işgal eden, hiç bir yüzeyde boş yer bırakmayıp
eşyayla-yazıyla dolduran ancak oda arkadaşının bastonuna tahammül
edemeyen yaşlı,
-
Çocuklarından
habersiz huzurevine yerleşen, bunu öğrenen oğlu “Baba, ele güne
mahcup oluyoruz. Huzurevinden ayrıl, bizde kal!” dediği için kayıt
sildirip, oğlunun evinde yarım saat bile kalamadan kuruluşa geri
döndüğünde “kurt kocayınca, köpeğin maskarası olurmuş!” diyen
yaşlı,
-
Askerlik dönüşü
evlendiği eşiyle güllük gülistanlık yaşayıp-giderken, kendilerine
sığınan dul baldızıyla birlik olan eşinin kendini boşamasını engellemek
için –hiç te yadsınamayacak miktardaki- mal varlıklarını peyderpey
satarak karşılığını ayrı yaşadığı eşine yediren, 65 yaşında
akrabalarının vereceği harçlığa talim eden ardından ücretsiz olarak
huzurevine gelen yaşlı,
-
İnsanın toplum içinde
sahip olduğu güç ve statünün önemine inanan, geniş sosyal çevresini,
yaşa bağlı sağlık sorunları nedeniyle daraltan, güçsüz ve hasta –ölüme
yakın- halini, çocukları dahil kimsenin görmemesi gerektiğini düşünen
yaşlı,
-
Çocuklarının özlemine
dayanamayan, bozuk ilişkiyi onarma amacıyla devreye giren
meslektaşımıza “eşek kocamakla tavla başı olmaz “ (Anlayışsız
kişi ne kadar yaşlanırsa yaşlansın, baş olacak, buyruk verecek, sözü
dinlenecek olgunluğa ulaşmaz) atasözüyle öz eleştirisini yapan yaşlı,
-
Eşinin ölümünden
sonra dokuz çocuğunun evinde sırayla ikişer hafta kalan, damadının
önerisiyle geldiği huzurevindeki ilk günün ertesi kahvaltı sonrası kat
uzmanına “Zehir verseniz yerim. Kimseye minnet duymayayım yeter ki!”
diyen yaşlı, “Boş ver be yaşı başı!
“Boş ve be yaşı
başı!
gönlün ne kadar
şık sen ondan haber ver?..
şöyle atıp koyu
grileri-siyahları sabahtan,
sarı bir kaşkol
atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver?
koyma bir kenara
yüreğini, aç kapılarını,
gelene geçene yol
verme girsin diye içeri ama
gömme başını
toprağa bir çift güzel göz uğruna
Bilirim yine
yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda
ama aklını
kaybedecek kadar bir aşk varsa avuçlarında,
bırak aksın
yollarına.
yağ geç, yık geç,
kimse inanmazsa inanmasın.
sen inan
yüreğine,
hem ona geçmezse
kime geçer sözün?..
büyü büyü...
bak ellerin
ayakların kocaman.
aklında maşallah
yerinde,
e ne diye
tutarsın yüreğini uçmasın diye.
akıllı ol,
yüreğin gelir peşinden,
boş ver yaşı
başı,
aşk var mı aşk,
sen ondan haber ver?
takılmışsın
yüzündeki gözündeki çizgilere,
o çizgilerin
yüreğine neler kazıdığını düşün,
atmak mı
istiyorsun, kendini bir dereye soğuk bir kış günü.
öl gitsin...
parayı pulu
savurup,
bir balıkçı
köyünde balık tutmak mı istediğin.
savrul gitsin...
Boş ver be yaşı
başı,
kim tutar seni
kim,
kendi yüreğinden
başka kim?..
Aklını al da öyle
git,
ister bir duvara,
ister bir odaya, ister kura bayıra vur da git.
Dert etme
ellerini, onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine.
O biri de gelir
gerçekten istediğin oysa,
seveceksen ve
öleceksen uğruna...
yaşa be, yaşa da
öyle git, gireceksen toprağa...
Yaş 70e gelse
bile, hayat daha bitmemiş,
Sen mi
biteceksin?
Çekeceksen bile
bayrağı,
Yaşadım ulan
dibine kadar diyemiycek misin?
CAN YÜCEL
*
Şiir için teşekkürler
sevgili meslektaşım: ÖZGE ÖZGÜR.
-
Huzurevinde her
şeyden habersiz bir kadın yaşlımıza platonik aşk duyan yaşlının konuyu
bana açtığında “ Vücut kocar, gönül karımaz (kocamaz) “ diyen
yaşlı,
-
Psikolog
arkadaşımızın her defasında tutarlı ifadeler kullanarak “Bazı
yaşlıların kendisini idareye şikayet ederek, huzurevinden attırmak”
istediklerine ilişkin paranoyasını, böyle bir şeyin olamayacağı
defalarca söyleyerek zaman içinde azalttığı, bu kez zemin+2inci katta
kaldığı halde “Bir alt katta aynı hizadaki odada kalan yaşlının, her
akşam camı tıklatarak kendisine ait eşya ve giysileri almak”
istediklerine ilişkin paranoyaya kapılan yaşlı,
-
İTÜ mezunu bir
mühendis olarak ülkemizde ve yurt dışında büyük mesleki başarılara imza
atmış, emeklilik sendromunun üzerine, eşini yitirmesiyle birlikte yas
sendromu da eklenince, alkolle samimiyetini arttıran, girdiği şeker
koması sonucu bacağı kesilen, tekerlekli sandalyesiyle banyo hariç her
türlü işini yapabilmek için bedenini zorlayan yaşlı,
-
Kuruluş dışında
aldığı alkolün etkisiyle, aralarında o gün kuruluşa kabulü yapılan
yaşlının da bulunduğu bir grup yaşlıya -inanmayacaklarına olan inançla-;
“İdareden haber geldi. Evlenmek isteyen yaşlıların idareye gidip,
isimlerini yazdıracakmış. Yazılanlar en yakın zamanda evlendirilecekmiş!”
diye şaka yapıp, yeni yaşlının sosyal servise ismini yazdırmaya
gitmesiyle olay ortaya çıkınca çok utanan yaşlı,
-
Her hafta oynadıkları
‘spor toto’dan kazanacakları parayla yapacaklarının hayalini
kuran iki kafadar oda arkadaşının sükut-u hayale uğradıkça “bu artık
son olsun” deyip vazgeçemeyen yaşlıları,
-
Sohbet anında “Bu
devletin hiç aklı yok. Bizim gibi işe yaramazları boş yere besliyorlar.
Hepimizin ağzına dayayacaklar hortumu, verecekler gazı, ölüp gidicez.
Boş yere yaşıyoz. Ölme vaktimiz çoktan geldi, geçti” diyen
ancak başı ağrıdığında ödü kopan yaşlı,
-
Yaz sıcağında bile ‘cereyan
olur da hastalanırım’ diye gömleğnin düğmelerini açmayan yaşlı,
-
Çapkınlıklarına
dayanamaz hale gelince ayrı yaşamaya başlayan ardından oğlunun yanına
Almanya’ya giden, dönüşte de aynı ilde başka bir huzurevine yerleşen
eşini 28 yıl aradan sonra kendisine geri dönmeye ikna etmeye çabaları
çerçevesinde her hafta çiçek gönderen, beni de aracı yapmak isteyen
yaşlı,
-
Annesini terk ettiği
için yıllardır kendini affetmeyen kızına eşinden boşanması aşamasında
mali destek olmasıyla tekrar kazanınca “iyi ki boşandı:bu sayede
kızıma kavuştum” diyen yaşlı,
-
“Anadan üryan
soyup, ekmek aradılar!” diyen yaşlı,
-
Doğup büyüdüğü
toprakları, Bulgaristan’ı özlediğini her fırsatta dile getiren yaşlı,
-
Oğlu tarafından günde
iki kez ziyaret edilerek her türlü gereksinimi karşılanan, her
gelişinde -küs olduğu- gelinini oğluna kötüleyen yaşlı,
-
Uzun yıllar özel bir
okulda yönetici sekreter olarak çalışmış, son derece zarif,
ilişkilerinde ölçülü, tüm personelin sevdiği bir insan iken, hızla
ilerleyen alzheimer hastalığı nedeniyle kabalaşan, küfürbaz olan,
saldırgan hale gelen, yaşamında baskıladığı şeyleri su yüzüne çıkan, bu
haliyle içimizi acıtan yaşlı,
-
Yaşamında uzak-yakın
çevresindeki herkesle sorun yaşayan, memnuniyetsiz – ve dolayısıyla
mutsuz- , insanlara güvensiz, tekerlekli sandalye kullandığından diğer
yaşlılardan destek görmesine karşın bir teşekkürü bile çok gören
yaşlı,
-
Evlenmek amacıyla
geldiği huzurevinde beklentisinin gerçekleşemeyeceğini anlayınca,
şansını başka bir huzurevinde denemek için nakil isteyen yaşlı,
-
Ticarette kazandığı
paranın keyfini(!) çıkarıp, geleceğini düşünmeyen “Evladım unutma
atalarımızın sözünü: “ ‘Gençlikte taş taşı, kocalıkta ye aşı.’
Ben dinlemedim büyüklerimizi, bak sonuç; huzurevi.” diyen yaşlı,
-
Yeni tanıştığı her
insanla tokalaştıktan hemen sonra el falına bakan yaşlı,
-
Ayrıldıklarında
annelerinden yana tavır aldıkları için affetmediği oğullarına ders
vermek için –hiç de ihtiyacı olmadığı halde- her yıl nafaka arttırma
davası açan yaşlı,
-
İmam nikahı
kıydırarak ev tutan ancak huzurevinde kalmağa devam eden – gelişmelerden
habersiz olduğumuz- çiftin, erkeğin kadının bankadaki parasını yemesi
yüzünden çıkan kavga sonucu karakolluk olunca “yetişin, beni
kurtarın! “diyerek, bizleri arayan yaşlıları,
-
Oğlundan fiziki
şiddet gören, torunundan ekonomik şiddet gören, ‘ölmüş aslanlara,
tavşanlar bile saldırır’ diyen yaşlı,
-
Anne-babası çok
küçükten ölünce, Keçiören’deki yuvaya yerleştirilen, evlendirildiği
eşinden ‘namus(!)’ sorunu nedeniyle ayrılan -ancak boşanmayan-,
huzurevindekileri ‘bunak-sakat’ olarak niteleyen, kendisi dahil
herkesle küs olan yaşlı,
-
12 yaşında pencereden
düşerek tekerlekli sandalyeye bağımlı kalan, kendi işini kendi
görebilen, kavgacı kişiliğine karşın ‘acıma’ duygusuyla
çevresindekilerden destek gören, hata yaptığını anladığında “hadi,
çay içelim!” diyerek özür dileyen yaşlı,
-
Votkayı, gazoz-meyve
suyu ile karıştırarak huzurevine getiren, gördüğümde “Vallahi,
serinliyeyim diye aldım. İçinde alkol filan yok!” diyen yaşlı,
-
“Tapon kadını bana
kakaladılar!” diyen demanslı yaşlıyı
ve daha nicelerini
tanıdıkça “Yaşa
yaşa, gör temaşa Şado” dedim kendi kendime.
Yıllar sonra Mina
Urgan’ın “Bir Dinazorun Anıları” kitabının “Yaşlılık ve Ölüm”
bölümünde yer alan:
“O Japon filminde
olduğu gibi,
Onu kucağına
alıp, sevgiyle ölüme taşıyacak
Bir oğul
bulunmadığından,
Yaşlı kadın elini
tutmuş ölümün.
Uslu bir çocuk
gibi
Tırmanıyor dağın
doruğuna
Ak saçlarına kar
yağarken.....”
şiiri okuduğumda da,
şimdi bu bölümü yazarken de aynı şeyleri düşündüm:
Bir oğul / kız çocuğu
olarak;
karlı saçlarıyla dağın doruklarına çıkarak yıldızlara karışacak olanları
sevgiyle kucağımıza alıp, –ölümün değil bizim- elimizi tutmalarını
sağladığım(ız) için şanslı olduğumuzu düşündüm.

|
|