YAŞLILIK ALANINI
SEVDİM.
Çemişkezek huzurevi
erkek yaşlı bloğu mobilyalarını yenileme hedefimizi gerçekleştirmeye
yönelik harcadığımız çok yönlü çabaların ürünü olan demirbaş ödeneğini
sağladık. Yaşlı odası gardrop modelini bile foksiyonel olması için biz
çizmiştik.
Yeni gardroba çivi
Mobilyalar geldi.
Keyifliyiz. Yenileri odalara yerleştirirken, tüm oda elden geçiyor. İlk
önce koridor başındaki dört kişilik odayı düzenlemiştik. İlerideki
odalarda düzenlemeyi sürdürüyoruz. Tak-tuk sesleri duyduk. Anlayamadık.
Ses o dört kişilik odadan geliyordu. İnanılmaz! Yaşlı, (adı İsa olsun)
o kadar kısa süre içerisinde nereden bulduysa, kocaman bir keserle,
10-15 cm. uzunluğundaki bir çiviyi dolabın yan dış yüzeyine yarıya kadar
çakmıştı. Sinir kat sayım ses desibelimi yükseltti; “İnsaf, İsa Amca”
dediğimde, son derece sakin” Ne var! Paltomu asçam” yanıtını
aldım.
Hamiş:
Giysiler dolap içine değil, dışına asılır(mış)
Eski yatağını arayan
yaşlı
Erkek bloğunun
mobilyalarını yenileyebilmiştik ama, eskimiş pamuk yatak şiltelerini
yenileyemiyoruz. Televizyonda anneler günü kutlama etkinliğimize
ilişkin haberi izleyen annesini yeni kaybeden bir hanım, bizimle
iletişime geçti. Yüklü bir miktar para bağışlayacağını söyleyince, nakdi
değil, elli beş adet yaylı yatak almasını istedik. Aldı, üstelik yatak
örtüsü, yastık, nevresim takımları ile birlikte. Tontinilerimiz ‘yepyeni
yataklarda yatacak’ diye mutluyuz. Gönüllümüz için küçük bir tören
yapacağımız gün, yenileri de sermiştik. Ertesi sabah yaşlının (adı
Hüseyin olsun) biri odama geldi. “Hayrola Hüseyin Amca!”
soruma aldığım yanıt:“ Ben o yeni yatakta yatamam. Çok rahattır,
iyidir belki ama ben yatamayacağım.N’olur bana eski yatağımı verin!”
dedi. Şaşırdım. Yaşlının yalvararak bakan gözleri. “Eskiydi,
kirliydi, ergonomik değildi!” dememi engelledi. Depoya kaldırdığımız
yatakların arasından kendi yatağını buldu, onu kullandı.
Yaşlımızın biri tüm
giysilerini çarşafının üzerine koyar, öyle yatardı. Nedenini
açıklamıştı: “Çobandım. Rahatsız yerlerde yatmağa alışkınım. Düzgün
yatakta rahat edemiyorum.”
Hamiş:
1-‘Rahat’ kavramı görelidir.
2-
Yeniye alışmak zordur.
“Kuşlar
açlıktan ölmesin, sayemde!”
Sosyal hizmet
kuruluşlarında yemekhaneden odalara ekmek çıkarılmasının önlenebildiğine
ben şahit olmadım. Çemişkezek Huzurevinde de aldığımız tüm polisiye (!)
önlemler yetersiz kalıyordu. Genellikle kadın yaşlıların çantalarına,
erkekler de ceplerine koyuyordu. Avcılık geçmişi olan bir yaşlımızın
(adı Yaşar olsun) kata ekmek çıkardığından sabıkalıydı(!) Bir gün
Yaşar Amca. bana suç üstü yakalandı: “Yemek için almıyorum. Gelin de
n”aptığımı göstereyim!” deyince, kata çıktık. Meğer, Çemişkezek
semalarının tüm kuşlarını Yaşar Amca, odasının penceresinden
besliyormuş. Ekmek konulacak saati bilen kuşlar çevrede fır döner,
onu beklerlermiş. Bana “ Bakın, hiç bir işe yaramıyorsam da bu
dünyada, bir sürü kuşun ölmemesini sağlıyorum hiç değilse” dediğinde
kendimi kötü hissettim.
Yaşar Amca için
kuşlar, kuşlar için Yaşar Amca önemliydi. Anlaştık. Ekmekleri yangın
merdivenine koyacaktı. Böylece alt kattaki yaşlı odası pencereleri
kirlenmeyecek, kuşlar da ölmeyecekti.
Hamiş:
İnsan, işe
yaramalı.
“Lütfen tuvalet
yakınında bir oda”
Huzurevindeki yaşlı
odaları lavaboluydu, Banyo ve tuvaletler ortak kullanımlıydı. Katta
odalarda uzun bacaklı “L” şeklindeki uzun bir koridora
sıralanmıştı, tuvaletler koridorun sonundaydı.
Odama gelen kadın
yaşlımız (adı Hüsniye olsun) söze “maruzatım var!” başladı.
Koridor başındaki tek kişilik odada kalıyordu. Yaşlılıkta insanın
tuvaletle samimiyeti çok artıyor ya! Tutmayan, ağrıyan ayaklarıyla
kilometrelerce(!) yol gidip, tuvalet ihtiyacını karşılayıp, odasına
döndüğünde bitap düştüğünü, özellikle geceleri çok zorlandığını söyleyen
yaşlı, tuvalete yakın bir odaya yerleştirilmeyi talep ediyordu.
Bu insani talebi
epeyce zorlanarak gerçekleştirebildiğimizde, yaşlımızın mutluluğu
görülmeğe değerdi. Bu konudan tüm yaşlılar muzdaripti, ancak
yapabileceğim bir şey yoktu. Huzurevi mimarisi odalara tuvalet-banyo
eklenmesine cevaz vermiyordu.
Odalardaki tuvalet
eksikliğini, bazı kadın-erkek yaşlılarımız özel yöntemlerle çözdükleri
malumumuz ise de, engelleyemiyorduk. Bir sabah bahçeyi dolaşırken,
yaşlı odası kaynaklı “çıktı” sağanağına yakalanınca, eve gidip
üstümü değiştirmiştim.
Yemek beğendirmek
zordur yaşlıya!
Yaklaşık üç yüz
kişiye verilen beslenme hizmeti veriyorduk. Farklı beğenilere sahip bu
denli çok insanı mutlu etmek güç elbette. Pırasa zeytinyağlı piştiğinde
“aaaa, pırasa kıymalı olur!” der bir grup yaşlı. Kıymalı
piştiğinde de diğerleri “aaaa, niye zeytinyağlı değil! der
diğerleri.
Patates bu gün
garnitür, iki gün sonra ana malzeme olarak kullanıldığında: “her gün
patates yemeği çıkıyor” denir. Sulu köfte yaparsınız, vay niye kuru
değil? Sütlü tatlı sevmeyip, hamur tatlısı seven o öğün mutsuz olur.
Yaşlı beslenmesinde çorba özel öneme haizdir. Huzurevinde hafta yedi, en
az çorba beştir. Yaşlıya yararlıdır, içine ekmek doğrayarak yemesi
kolaydır, besleyicidir, işletmecilik açısından da üçüncü kap maliyeti
düşüktür. Diyetisyen arkadaş çorba nedeniyle ne çok laf işitirdi
yaşlılardan.
Toplu yemek pişirmede yemek kalitesini tutturmak önemlidir. Bazen ufak
talihsizlikler olurdu yemekle pişerken. Yaşlıların, -özellikle akşam ve
hafta sonu- yemek kalitesine ilişkin yakınmaları bitmezdi.
Diyabetik yaşlı
tatlı yemesini engelleyemezsin!
Çok sevdiği ve de
hakkıyla pişirilerek sunulan ‘ankara tava’ yemeğini pazar öğle
yemeğinde yiyen yaşlımız aşçıya “Bu gün günlerden ne? diye
sormuş. “Pazar” yanıtını alınca, “Ben biliyorum da, siz
şaşırdınız herhalde diye düşündüm. Yemek çok güzeldi de! “ demiş.
Personel arasında espri olmuştu, yemek kötüyse “Bu gün Pazar mı?”
denirdi. Olaya idareci cephesinden baktığınızda bu acizlikti: ancak her
zaman istediğiniz gibi –aldığınız tüm önlemlere karşın-
olmayabiliyordu, bazı şeyler.
Yemekhanede yemek
öncesi yoğurt, salata, cacık, komposto,tatlı ve zeytinyağlılar masalara
servis edilir, sıcak yemekler yaşlı yerine oturduğunda servis edilirdi.
Yaşlıların yemekhanede oturacağı yer sabit olduğundan, diyetlilerin
servisi de yerlerine hazırlanırdı. Diyabetik yaşlı, kendine tatlı
yerine yoğurt konduğundan mutsuz olur, diğer masadaki tatlıyı alıp,
yerdi. Tatlısı yenen yaşlı olay çıkarır, tatlıyı yiyenin de şekeri
yükselirdi. Hemşirelerin konuya ilişkin çırpınmaları işe yaramazdı.
Hamiş:
Yaşlının kendi kaderini tayin etme hakkı vardır.
“Bir kez özel olmak
istiyorum!”
Özel bakım
bölümündeki yaşlılarımız yemeklerini kattaki yemek salonunda yada
odalarında yerlerdi. Diğer katlardaki rahatsızlığı olan bazı yaşlılara
da hemşire – doktor önerisiyle sürekli/süreli olarak odalarına yemek
servisi yapılırdı. Biz çalışanlar; yaşlıların mobilizasyonlarını
arttırmak ve sosyalleşmelerini sağlamak için yemekhaneye gelmelerinden
yana olduğumuz için oda servislik yaşlı sayısını yüksek tutmamaya
çalışırdık. Sağlıklı kadın yaşlımız (adı Müzeher olsun) odasına servis
yaptırtmayı başaramayınca, hemşire arkadaşı bana şikayete geldi. Konudan
haberdarım, “olmaz” landım. “Lütfen, hiç değilse bir kez”
dedi. Sonuç: bir hafta odasına yemek servisi yapıldı. Kendini ‘özel’
hissedip, mutlu oldu.
Hamiş:
Hizmette sınır yoktur.
Yaşlılarımız bir yıl
daha yaşlanmasını kutluyoruz
Yeni yıl kutlama
programımız doğrultusunda, hevesle hazırlık yapıyoruz. Bir yaşlı
yakınının yemekhane için aldığı süsler yetmedi. Arşiv çalışmasında
boşa çıkan eski karton dosyalara, folyo paket kağıtları yapıştırarak
süs amaçlı mobiller, evlerimizden getirdiğimiz artık malzemelerle
döngel, kumaşlarla fiyonklar yaptık. Soba yaldızıyla çam yapraklarını
boyadık. Maaile balon şişirdik Fon kağıdı ve pamuklarla, yeni yıl
dileklerimizi yazdık. Teknisyen arkadaşların demir çubukları
eğip-bükerek yuvarlak hale getirdi. Biz de pamukla doldurarak süsledik:
noel çelengi oldu. Yaşlılar; balon şişiren müdür, çam ağacı süsleyen
hemşire, çiçek boyayan psikolog, kedi merdiveni katlayan sosyal hizmet
uzmanı, rafya kıvıran memur, ilaç kutusu paketleyen doktor, hemşire
görmekten şaşkın.
Folyoyla
paketleyip, rafya bağladığımız boş ilaç kutuları çam ağacımızı daha şık
kılmıştı. 30. Aralık mesai bitimi süsleyip, ışıklandırdığımız çam
ağacını huzurevi girişine yerleştirdik. Sabah geldiğimizde küçük
hediye paketlerini göremedik ağaçta. Yaşlılar merakla açtıkları
paketlerde bir şey bulamayınca, mutsuz olmuşlar.
Yemekhane süslenip,
bolca ışıklandırılarak “panayır” yerine dönmüştü. Müzik
yayımı keyiflerini arttırmıştı. Yaşlılar hareketlilikten hoşnut,
bizleri izliyorlardı.
Personel Fadıl Noel
Baba oldu!
Günler önceden
kadın / erkek her bir yaşlı için değeri küçük bir sürü hediyenin
bulunduğu küçük torbalar hazırlamıştık. Noel Baba dağıtacaktı
hediyeleri. Yaşlı yakınının aldığı kırmızı kumaştan terzimiz Noel
Baba giysisini hazırlamıştı. Terzimiz şeker çuvalından iki grevci
gömleği dikmiş, birinin üzerine kırmızı yağlı boya ile “hoş geldin
yeni yıl” diğerine de “güle güle eski yıl” yazılmıştı.
Emekliliği gelmiş, tombik, sevimli personelimizi (adı Fadıl olsun)
Noel Baba yapmak için iknada zorlandık. “Maske- pamuk
sakal- bıyık –kostümle seni kimse tanımaz!” dememize kandı sonunda.
Grevci gömleklerini de doktor ve uman arkadaş giydi.
Saat 10 sularında,
hediye paketlerinin doldurulduğu çuvalı sırtlayan “Noel Baba + eski
yıl + yeni yıl” ve bu kumpanyaya eşlik etmek isteyen -ben dahil-
tüm personelle birlikte, fizyoterapist arkadaşın boynundaki pilli
radyodan yükselen müziğe bağıra bağıra eşlik ederek -yada çocuk yeni yıl
şarkıları söyleyerek- katlarda hediye dağıtmış, yaşlılarımıza kırmızı
kurdeleli mavi boncuklar takmıştık.
Hisseli Çemişkezek
kumpanyası turnede
Huzurevi bangır
bangır çalan müzikle inliyordu. Biz personel, –adeta- çocukluğumuza
dönmüştük. Şaşkınlığını atabilen yaşlılardan kumpanyamıza katılanlar
oldu. Herkes çok mutluydu. Keyfimiz sürmeliydi. Turneye çıktık. Hızını
alamayan kumpanya, huzurevinin yanındaki Kreş’e gittiğinde yemek
esnasındaki çocukların şaşkınlığı görülmeğe değerdi.
Öğle tatilinde de
maaile, huzurevi yakınındaki -kızlarımın da okuduğu- ilkokula gittik.
Noel Baba’nın dağıtması için aldığım kağıtlı şekerlerin çocuklara
sunulması –fırlatılması diyemedim- esnasında neredeyse okul yıkılıyordu.
Bizler de şeker uğruna küçük afacan güruhu tarafından ezile yazdık.
Tantana, noel babamızın ayakkabısının tekini kaybetmesine neden
olunca kuruluşa taksiyle dönmek zorunda kaldık.
Huzurevinin tüm
kadın çalışanları aşçı yada garson
Personele
vereceğimiz yeni yıl hediyesini de örgütlemiştik. Psikolog
arkadaşımızın eşinin sağladığı bardaklardan hediye ettiğimiz bir kadın
personelin söylediği” hayatımda ilk kez yeni yıl hediyesi alıyorum”
cümlesi, anlamlıydı.
Akşam menümüz
superdi, çok da zengin. Kuruluştaki tüm hatun personel katkı verecekti,
ordövr tabağında yer alacak mezelerin yapımına. Mutfak çalışanları ana
yemekleri yapacaktı. Yaklaşık yirmi çeşit meze olacaktı, tümü
yapıldığında. 31’i sabahı mutfakta mesai yapan personel sayısı
azımsanmayacak kadar çoktu. Arkadaşların tümü aşçı-garsondu neredeyse.
Ben bir güm önce yoğun çalışmıştım. O gün de sıkça mutfağa
girip-çıktığımızdan sarımsak, kızarmış yağ kokuyorduk tümümüz.
Getirdiğim yedek giysilerle üzerime sinen kokuyu yok edebilmiştim ama,
saçlarım kokuyor olmalıydı.
Akşam üzeri yarımşar
saat aralıkla hem bizim bakanımız, hem de Ana Muhalefet Partisi
Başkanı gelecekti. O saate kadar kuruluşta tüm hazırlıklarımız bitmişti:
son anda yapılacaklar hariç.
Yaşlıları sünnet
ettirmedik!
Bakanımızı
karşılamak üzere biz huzurevi bahçesinde bekliyoruz. Karşılayıcılar
arasında yakalarında kırmızı kurdeleli mavi boncuklar bulunan
yaşlılarımız da var. Makam arabası bahçeye girerken, kırmızı kurdeleli
mavi boncuklu yaşlılar. bakanımızın dikkatini çekmiş. Ana kapı
girişinde Noel Baba, bakanımıza da boncuk taktı. O arada kulağıma
eğilen bakanımız: “yaşlıları sünnet ettirdiniz zannettim!”
deyince ben kendimi tutamayıp, yüksek perdeden bir kahkaha atarak
gülmeğe başladım. Başta Genel Müdürümüz ve İl Müdürümüz olmak üzere
kimse anlayamamış kahkahamın nedenini ve sadece Bakan’la ikimizi
gülmesini. Konu, peyder pey öğrenildikçe, dalga dalga gülme sesleri
yükseldi topluluktan.
‘Mavi boncuk’, Çemişkezek
Huzurevi klasiği oldu. Her özel günde değişik renklerde kurdeleler
hazırladık, ucu boncuklu. Ancak, kırmızı renk kullanmadık hiç.
Aç bıraktığımız
yaşlı bizi şikayet etti
Bakanımızı
uğurladık. Bahçede, gelmek üzere olan Ana Muhalefet Partisi Başkanını
bekliyoruz. Kalabalık. Basın mensupları ordusu. Ev sahibi olarak,
başkanı arabadan inerken karşılamalıyım. Zor bela arabaya ulaşabildim.
Yaşlılar çay
salonunda bekliyor konuğumuzu. Başkan, kalabalık yüzünden inemiyor,
araçtan. Çok uzun boylu bir milletvekili, ikimizi kollarıyla yaptığı
çeperin içine aldı. Korumaların oluşturduğu güvenlik koridoru içinde
ilerliyoruz. Yaşlının biri yolumuzu kesti ve Başkan’a hitaben: “Bizi
aç bırakıyorlar burada, Başbakan’ım!“ dedi. Tüm olgunluğu ile
Başkan: “Sen üzülme, hallederiz!” dedi.
Tam da o esnada
yemekhane önüne gelmiştik. Kapı görünce ‘yaşlılar içeridedir”
düşüncesiyle o yana yönlendi. Kapalı olan kapının camından üzerinde muz
dahil meyve sepeti, ordövr tabağı, kola şişeleri, salatalar bulunan
yemek masalarını gördü. Bana dönerek: “İşiniz çok zor, arkadaşım!”
dedi. Eşi de “Bir huzurevinde böylesine şık yeni yıl
masası olacağına, gözlerimle görmezsem inanmazdım!” dedi.
Başkan, mikrofondan
yaşlılara seslenirken, korumaları da getirdiği hediyeleri dağıtıyordu.
Bu esnada -sosyal hizmet kuruluşu teamüllerine uygun- arbede
yaşandı elbette.
Yalan söyleyen müdür
Yaşlının kimi “Başbakanım”
diyor, kimi ben “Sizin partidenim” diyor ama, başka bir parti
adı söyleyerek. Kimi, onun yaptığı icraatın tam tersi bir konu için
teşekkür ediyor. Derken demanslı bir yaşlı “Beni gözlerimden ameliyat
ettir, bunlar benle ilgilenmiyorlar!” dilek / yakınmasında
bulununca, Özel Kalem Müdürü isim almaya yeltendiğinde “Yaşlının
SSK’lı olduğunu, geçen hafta hastaneye götürüldüğünü, yapılacak bir şey
olmadığının söylendiğini” sessizce ilettim. Yaşlı benim gerçeği
aktaracağımın bilincinde olarak “yalan söylüyor, dinleme onu! “
diye bağırıyordu.
Ve yeni yıl yemeği
Konuklarımız
gittikten sonra, artık sabırlarının son noktasına gelen yaşlılarımızı
yemekhaneye aldık. Tontinilere müzik eşliğinde servis yapılıyor.
Masalarda sıcak yemekleri koyacak yer yok. Yaşlılar şaşkın: “hangisini
yemeli acaba önce” diye. Kalabilen personel eşlik ediyor
yaşlılara. O gün çok uzun sürdü yemek faslı.
Yaşlının biri “Ne
bu böyle, kargacık burgacık yemek! dedi. Başka biri “Teşekkür
ederim. Bana eski günlerimi hatırlattınız!” dedi. Ne diyelim, yaşlı
‘veli nimet’imiz! Ne derse haklıdır.
Gece 21.00’de
kuruyemişlerini, 23.00’de meyvelerini dağıttık. Sonra da evimize
gittik.
Yorgunluktan
uyuyamadım. Ancak yaşlılık alanını sevmeye başladığıma inandım o gece.
Sosyal hizmet
alanlarından yaşlılık alanı, çoğu meslektaşımız için çekici değildir.
Hele ki mesleğe yeni başlanılan yıllarda. Ben de itici bulurdum.
Meğer yaşlılık
alanı, sessiz ve derinden sevdirirmiş kendini.
HAMİŞ yerine :
“Yaşlılık alanı
virüs gibidir.
Kanına girdiği
sosyal hizmet uzmanı iflah olmaz! ”
der-mi-şim.