|

“Hadi kalk kızım
okuluna geç kalacaksın, saat altıyı geçiyor.” Yarım yamalak uykulu halimle
her sabah anne ve babamdan duyduğum bu okşayıcı ve sevecen cümle, sabahın
karanlığında henüz uykumun tadına varamadığım bir anda söylendiğinden
okulumdan ve derslerden nefret eder oldum. Hiçbir zaman anlayamadım okula
kanlıkta gitmenin nedenini, anlayamayacağım da.
Sevgili büyüklerim
sizler işlerinizi yetiştiremiyorsunuz diye yerinize bizleri hazırlamak için
mi bu kadar sıkı ve çok çalıştırıyorsunuz. Ya da bizleri de kendinize mi
benzetmek istiyorsunuz.
Ben oyun oynamaya
doymadım daha. Parklar, bahçeler istiyorum. Oyuncakları çok olsun, sallanmak
için sıra beklemeyeceğim salıncaklar istiyorum. Beni kuşların yanına
çıkartsın, özgürlüğü hissettirsin bana. Kır çiçeklerinden kraliçelere
yakışır taçlar yapayım kendime, papatya falı açayım çocuk aşkımla.
Sevgili öğretmenim seni
çok mu çok seviyorum. Biliyorum sen de bizi çok seviyorsun. Ama nedense
seninki paramparça bir sevgi, çünkü samimi olamıyorsunuz. Bu sene hep aynı
eteğinizi giyindiniz, ayakkabılarınız da aynı. Her ne kadar ben 3 yıldır
aynı önlüğümü giyiniyorsam da siz benden farklısınız. Siz ışıksınız.
Bazen aklıma okula
gitmeyen akranlarım gelir. Bunları zaman zaman sokaklarda görürüm. Kimi
insanları tartıyor, kimi ayakkabı boyuyor, kimi de kağıt mendil satıyor.
Babamdan sanayide ağır işlerde çalışan çocukların olduğunu da duymuştum.
Arabaları tamir eden çocuklar varmış. Onlar hiç oyun oynamazlar mı acaba!
Kazandıkları paralarla yalnız ekmek mi alırlar? Elma şekeri, pamuk şeker
alamazlar mı ki? Bayramda yeni ayakkabı giymişler midir? Her halde onlar da
işe gitmek için bizden daha erken uyanıyorlardır. Onlara ustaları emir
vermiştir, saat 6 da dükkanın önünde olacaksın, yoksa atarım seni haa….
Soğuk kış gününde henüz
kalfanın ve ustanın gelmediği ve kapıları açılmamış dükkanın önünde beklemek
hiç de iyi olmasa gerek. Ağzının buharı ile üşüyen ellerini ısıtmak için
verdiğin uğraşı tahmin edebiliyorum.
Sevgili işçi arkadaş,
sabahın alaca karanlığında yan taraftaki dükkanın köşesinde iki büklüm yere
kıvrılmış vaziyette yatan da bizim gibi çocuk olsa gerek. Onun evi, annesi,
babası da yoktur herhalde. Olsa idi evinde yatardı. Onun ağzından buhar da
çıkmıyor. Anlaşılan nefesi de üşümüş.
Sevgili büyüklerim biz
hep böyleyiz, kimimiz ak kimimiz kara, kimimiz de insan gibi bir şeyiz. EĞER
SEVERSENİZ BİZLERİ DAHA GÜZEL BİR DÜNYADA YAŞATIRIZ SİZLERİ. CENNETİNİZ DE
CEHENNEMİNİZ DE BİZ OLURUZ.


|