|
|
|
|
Dünya halkları açısından kötü geçmiş bir yıldan yeni bir yıla
girerken dünyanın sosyal-ekonomik panoraması üzerine neler
söylenebilir. Elbette çok şey. Her bireyin değerlendirmesi; kendi
yaşadıkları, beklentileri, kaybettikleri, özlemleri ve her şeyin
ötesinde kendi yaşamının olanaklarıyla ve deneyimleriyle
değerlendireceği bir yıl üzerine söylenebilecekler sayfalarca
sürebilir. Ya da her sistemin, ülkenin, uluslararası şirketlerin,
silah tüccarlarının, insan hakları örgütlerinin, eğitim sektörünün,
ticaretin, insan kaçakçılarının, müzisyenlerin, tarım sektörünün
yani aklınıza gelebilecek ve yeryüzünde yaşayan, yaşamaya çalışan
her kesimin kendince bir beklentisi vardır diyebiliriz yeni bir
yılda!
Bütün bunların yanında insancıl bir duyarlılığa sahip tüm insan
gruplarının belki de birleştikleri tek ortak nokta: yeni bir yılın;
adalet, barış, sevgi, paylaşım ve kardeşlik yılı olması gerektiği
temennisidir. Hiç kuşkusuz savaşların yaşanmadığı, hatta doğal
afetlerin insanları öldüremeyeği, çocukların açlıktan ölmediği,
insanların sığınmacı ve mülteci konumunda doğdukları topraklardan
kopmak zorunda kalmadıkları, evsizlerin bulunmadığı kısaca insanın
insanı sömürmediği, doğayı yok etmediği bir dünya özlemi üzerine bir
yeni yıl beklentisini paylaşmanın hemen hemen herkesin ortak kabulü
olduğu da bir gerçek...
Umarız yeni bir yılda insan kanı dökülmeden, bir gün göçüp
gideceğimiz şu yeryüzünde en güzel günlerimizi yaşarız.
Çocuklarımızdan emanet aldığımız dünyayı, yine çocuklarımıza onurlu
bir şekilde bırakmak için çalışırız. Hal böyleyken yeni bir yıl
üzerine ufak bir değerlendirme yapmanın zamanı da geldi gibi. 2012
Şizofren bir yıl olabilir mi? İnsani gelişim göstergelerine
baktığımızda sessizce bunun olabileceğini düşünebiliriz. Neden mi?
Nedeni çok basit. Çünkü 2011 yılı savaşlarla, yoksullukla, doğal
afetlerle sarılı çağ yanındaki bir yıl gibi geçti. Sosyal sorunların
yoğun yaşandığı bir yılın vereceği tepki ya da bir sonraki yıla
bırakacağı "miras" davranış bozukluklarıyla örülü olabilir.
*
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının 1960 verilerinde Dünya
nüfusunun zirvedeki %20'sinin, tabandaki %20'den 30 kat daha zengin
olduğu belirtiliyordu. 1991 verilerinde ise zirvedeki aynı grup 61
kat daha zengindi. 1997 Birleşmiş Milletler Kalkınma Proğramının
İnsani Gelişim Raporunda, dünya zenginlerinden İngilizlerin
çocuklarının beşte biri, yaşlı insanların dörtte biri yoksulluk
içindedir, deniyor. Ve daha birçok sosyal sorun sıralanıyor.
1998'deki rapordaki bilgilere göre bir milyar insan en temel
ihtiyaçlarını bile karşılayamıyor. Raporda dünyanın en zengin 225
kişisinin kişisel servetlerinin %4'ünden azı dünyanın bütün
yoksullarına yeterli beslenme koşullarını sağlamaya, tıp ve eğitim
hizmetlerini götürmeye yetiyordu, denmektedir. Örneğin Türkiye
açısından yoksulluk verileri UNICEF'in 2000 yılında yayınlanan
raporunda da Türkiye'nin %14.2'sinin yoksulluk sınırı altında
yaşadığını gösteriyordu. Töre ve namus cinayetlerinin artan sayısı
ise dudak uçuklatmaya yetiyor.
Aslında 2011 yılında da değişen bir şey yok! İnsani gelişim
göstergeleri toplumsal eşitsizlik göstergeleriyle dolu.*
Uluslararası Göç Örgütü: Avrupa'da yılda 120 bin çocuk ve genç kızın
seks sektörüne kurban edildiğini sakınmadan söylüyor. Birleşmiş
Milletler kaynakları yeryüzünde 30 milyonu aşkın insanın sığınmacı
konumda olduğunu ifade ediyor. Dünyada 300 milyon çocuk, çalışma
yaşamında çocuk haklarını ihlal edercesine çalıştırılıyor. Yalnızca
Latin Amerika'da 100 milyon çocuğun sokaklarda yaşadığı artık
bilinen bir sosyal gerçek. Avrupa vatandaşlarının 3 milyonu evsiz,
20 milyonu işsiz ve 30 milyonu da yoksulluk sınırının altında hayat
mücadelesi veriyor. Dünyanın diğer bölgeleri ise sosyal
eşitsizlikleri daha bir derinden yaşıyor. Dünyanın adaletsiz,
barışsız, güçlü ekonomik şirketlerin dünyası olduğu muhakkak.
2011'de bütün Ortadoğu yolları asfalt değil kanla döşeliydi
sanki...*
Küreselleşme, yoksullaşma, terör, sosyal güvenlik sorunları, insan
hakları ihlalleri, şiddet, nükleer tehdit, HIV, dünyanın çözmesi
gereken sorunlar, yani 21. yüzyıl insanlığının.
20. yüzyılın ortalarından itibaren yaygın bir kabul gören refah
devleti ya da sosyal devlet "yurttaş" üzerine kurulu bir devlet
biçimiydi. 21. yüzyılda yurttaşın yerini "bireyin" aldığı
dillendirilen bir teori. Artık sosyal güvenlik sistemlerinin tüm
yurttaşlar için gittikçe büyüyen bir sosyal hizmetler ağını ayakta
tutmak amacıyla ödenen vergileri sorgulayanlar, yurttaşın yerine
bireyi tercih ediyorlar. Sosyal devletin işlevlerinin kısıtlandığı
bu teorinin zeminini oluşturuyor.
21. yüzyıl insan hakları felsefesini kurumsallaştırmadığı, sosyal
adaleti inşa etmediği sürece, sosyal sorunlar yüzyılı olacak,
dünyanın birçok bölgesine B(rezilya) tarzı bir yaşam biçimi
yayılacaktır...
2012'de Dünyanın Türkiye'nin panoraması ne olacak? Onu da yaşayıp
göreceğiz... |
|
|
|
BİZE YAZIN
Sosyal Hizmet Uzmanı
Web Sitesi
E-Posta :
sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com
|
|
|
|