|
|
|
|
|
Boşanma hiç kuşkusuz, çocukların başına gelebilecek en sarsıcı olaylardan birisi ve potansiyel olarak onların gelişmelerini ciddi bir biçimde etkileyecek bir dizi değişikliği de beraberinde getirmektedir. “Potansiyel bir durumdur, çünkü boşanmış bir ailenin bireyi olarak yaşamak kaçınılmaz olarak çocuklara zarar veren bir durum değildir. Önemli olan anne ve babanın evlliliklerinin sona ermesini nasıl karşıladıkları, boşanmadan sonra hayatlarını ve ilişkilerini nasıl sürdükleri ve çocukları ile ilgilenmeye devam etmeleridir. 1 yılda 1 milyondan fazla çocuk, anne baba boşanması ya da ayrılığı yaşamaktadır. Boşanmaya karşı çocukların tepkilerinin varlığının farkında oluşun artmasıyla, 1960’lardan bu konu üzerine bir çok araştrıma yapılmıştır.
1975’ten bu yana boşanmalar yılda 1milyonu aştı. Bugün yapılan iki evlilikten biri boşanma ile sonuçlanacak
·
1983’te doğan
çocukların %45’nin anne babası boşanacak. %35’inin anne babası tekrar
evlenecek, %20’sinin anne ya da babası ikinci eşinden de ayrılacak.
·
Evliliklerin
yarısı ilk 7 yıl içerisinde sona eriyor. Buna göre 1980’lerde doğmuş
çocukların aşağı yukarı üçte biri 18 yaşına gelmeden tek ebeveynli bir evde
yaşayacak.
Bu istatistiksel veriler boşanmanın ciddi bir sosyal sorun
olduğunu şüphe götürmez bir tarzda kanıtlamaktadır. Ancak boşanmayı iyi ya
da kötünün karşıtlığı olarak görmek çok basit bir yaklaşım olur.
Boşanma ile ilgili düşündürücü gerçeklerin ve anne babası
boşanmış çocukların gelişimle ilgili ve psikolojik sorunlar yaşamak
açısından diğer çocuklardan daha fazla risk altında olduğuna dair artan
verilerin ışığı altında, giderek daha fazla çift aileyi dağıtmanın doğru
olup olmayacağını sorğulamaktadır. Bazıları, en azından çocuklar büyüyüp
evden ayrılana kadar, kişisel isteklerini bir kenara atıp evliliği
sürdürmeyi düşünebilir. Boşanmayı karşı tarafın istediği durumlarda, eşler
karşı tarafın önüne istatistikleri koyarak, karşı tarafta suçluluk duyguları
uyandırıp, fikrini değiştirmeyi deneyebilir. Araştırma sonuçları
göstermiştir ki; sadece çocukların iyiliği için birarada kalmanın çok nadir
işe yaradığıdır. Bazen, birarada kalmak, çocuklara, anlaşamayan eşlerin
boşanmasından daha çok zarar verebilmektedir. Kasıtlı sessiz kalmalardan,
sürekli bağrış çağrışlardan, fiziksel şiddet göstermeye kadar çeşitli
anlaşmazlık tezahürlerine şahit olmuş çocuklar, boşanmış aile çocuklarından
daha uyumsuzdur. Kısacası, bazen, bir evlilik sorununu çözmenin tek yolu
evliliği sona erdirmek olabilir.
Günümüzde evliliklerin sona ermesi sık rastlanır bir olay
olduğu için, bir çok çocuk- çok küçük olanlar hariç- boşannma kelimesini
bilmektedirler. Eğer evliliğniz bir süredir gergin ve mutsuzsa,
çocuklarınızın birşeylerin yolunda gitmediğinin farkında olmaları büyük bir
olasılıktır. Kavganın-özellikle fiziksel şiddet ve alkolizm- bol olduğu
ailelerde, çocuklar farkında olmadan, anne babalarının ruhsal durumlarını
okumayı öğrenirler. Kızgın ya da mutsuz bir ebeveyne yaklaşmak için en doğru
zamanı çeşitli ayrıntılardan yola çıkarak bulabilirler. Aynı şekilde ne
zaman ortada olmamaları gerektiğini de bilirler. Boşanma hakkında az çok
birşeyler bilmek ve sürekli anne-babanın kavgasına tanık olmak bile birçok
çocuğu anne babasının ayrılıyor ya da boşanıyor olduğu haberine hazırlamaz.
Olay patladığı zaman, ki bu çoğu kez anne ya da babanın evden ayrılması ile
kanıtlanır, bir çok çocuk gerçekten sarsılır. Eğer çocuk anne ve babasının
kavgalarından uzak tutulmuşsa daha da büyük bir şok yaşar. İstismar eden
biri bile olsa, bir ebevynden ayrı olmak çocukları dehşete düşürür.
Çocuğun aileyi terketmiş olan ebevyni özlemesi doğaldır. Ebeveynin ayrılmış
olması çocukların bağlılık duygularını yoketmez.
Amato ve Keith (1991) boşanmış ailelerin çocuklarıyla ilgili
yapılan 92 çalışmanın metaanalizini yapmışlardır. Boşanma sırasında çocuğun
yaşının, çocuğun psikolojik ve sosyal uyum ve anne-baba ile ilişkilerine
üzerine en anlamlı etki eden faktör olduğunu saptamışlardır. Her çocuğun
gelişim hızı aynı olmasa da, aynı yaş grubundaki çocuklar benzer özellikler
taşır. Ailenin dağılması, aynı yetişkinlerde olduğu gibi, çocuklarda da bir
çok değişik duygusal tepkiye yol açar. Çocuklar bu duyguları ilerideki
yaşamlarının çeşitli aşamalarında tekrar tekrar yaşayabilirler. İçinde
bulundukları yaşa göre bazı duygular öne çıkar, diğerleri geri planda kalıp
ileriki yaşlarda tekrar yoğunluk kazanır.
Okul öncesi yaşlar
Okul öncesi çocukların
ebeveyn boşanmasına tepkileri
·
Regresyon
·
Emesyonel
gereksinimlerde artma
·
Bağımlılık,
Clinging (yapışkanlık, yetişkinin eteklerinin dibinden ayrılmama)
·
Artmış
Agresyon
·
Korku,
üzüntü, kızgınlık olarak gözlenebilmektedir.
Klinik çalışmalarda genel olarak okul öncesi dönemdeki
çocukların akut yas dönemimi yaşantılarının benzer olduğu belirtilmektedir.
Gelişimsel evreye bağlı olarak 3 özgün faktör
zedelenebilirliği (vulnerability) belirlediğine işaret edilmektedir (Roseby,
1985):
Kısa Dönemdeki (Akut )
Etkiler
Okul öncesi çocukların bilişsel, gelişimsel sınırlılıkları ve
duygusal immaturiteleri sebebiyle, boşanmaya tepkileri abartılı olmaktadır.
Wallersteib ve Kelly (1980b) okul öncesi çocukların boşanmanın akut
dönemdeki kriz etkilerine oldukça duyarlı olduklarına dikkat çekmişlerdir.
Bu semptomlar bu yaş çocuklarının olaylara immatur yaklaşımları, fantazi ile
gerçeği ayırtetmede güçlükleri, bakım ve korunma için anne-babaya muhtaç ve
bağımlı oluşlarının farkında oluşlarıyla ilişkilidir. Erkekler babanın
gidişini kızlara oranla daha az tolore etmektedirler. Bu çalışmada ayrılık
sonrasında 1 yıl sonra yapılan değerlendirmede bu çocukların çoğunda;
regresyon, agresyon ve korkunun kaybolduğu gözlenmiştir. Eğer bu bulgular
devam ediyorsa, bu durum boşanmanın kendisinden başka faktörlere bağlıydı.
Bunlar: devam eden ebevenyn çatışması ve yetersiz anne-baba işlevlerinin
olmasıydı. Bu durum çalışmadki 34 çocuğun yarısında gözlenmekteydi. Bu durum
; çok küçük çocuklarda boşanma kararı ve erken yas evresinde kriz
tepkilerinin normal olabileceğini düşündürmektedir. Wallerstein ve Kelly:
ebeveyn çocuk ilişkisinin kalitesinin boşanmayı takiben ilk yılda küçük
çocuğun durumla başa çıkabilmesinin en önemli belirleyicisi olduğu sonucuna
vardılar.
Davranışsal Tepkiler
·
Regresyon
·
Artmış
Agresyon
·Klinik çalışmalarda okul öncesi çocukların çoğunun, anne ve babasının
ayrılmasına ve boşanmasına, gelişimlerinde tamamladıkları bir aşamaya geri
dönerek tepki gösterir. Bu kısa vadede (bir kaç ay) normal sayılabilir.
Çocuklara zor durumlardan kaçarak, kontrolü elinde tuttukları, zihinsel
olarak emin ve rahatlatıcı bir yere sığınma imkanı verir. Bu davranışaların
1 yıl sonrasında iyileşmeye başladığı belirtilmektedir (Hetherington ve ark
1978).
Tipik gerileme davranışları parmak emme, yatağı ıslatma,
tutturmalar, anne ve babaya vurma, anne babaya aşırı düşkünlük gösterme ve
eskiden sevilen bir oyuncuğa yada nesneye tekrar bağlanmaktır.
Çocuklar, anne ve babalarının evliliğinin sona ermesine
duydukları öfkeyi, yaşlarına, kişilik özelliklerine ve ailenin durumuna göre
değişen şekillerde ifade ederler. Çoğu çocuk, özellikle erkek çocuklar sık
sık kavga ederek, anne ve babaya, öğretmenlerine ve onlarla ilgilenen diğer
kişilere bağırarak ve kırıp dökerek öfkelerini açığa vurular. Kalter ve
Rembars’ın çalışmalarında (1981): bu yaş grubu için agresyonu diğer yaş
gruplarına göre düşük bulmuştur. Wallerstein ve Kelly (1975) Odipal
dönemdeki okul öncesi çocukların daha agresif ve bağımlılık gösterdiklerini
belirtmektedir.
Duygusal Tepkiler
Wallerstein ve Kelly (1975) boşanma veya ayrılma kararını
açıklandığı erken yas evresindeki 2.5-6 yaş arasındaki küçük çocukların
emosyonel tepkileri başlıca:
·
Korku,
anksiyete ve üzüntü
·
İrritabilite
·
Akut
separasyon anksiyetesi
·
Uyku
Problemleri
·
Bilişsel
konfüzyon
·
Otoerotik
aktiviteler (masturbasyon)
Bütün çocuklar anne ve babalarının ayrılmasından ve ailenin
dağılmasından sonra korkuya kapılırlar. Okul öncesi çocukları daha çok,
birlikte yaşadıkları evde kalan ebeveyninde kendini terk edip gitmesinden,
giden ebeveyn tarafından eskisi kadar sevilmemekten, yiyecek ya da yatacak
yer bulamamaktan korkarlar. Bu korkularını ağlamak, ebeveynden başka kimse
ile kalmayı reddetmek veya ebeveyni göz önünden ayırmamak şeklinde ortaya
çıkar.
Bu dönemde çocuklar yaşadıklarına bir anlam verebilmek için
fantazilere ve masallardaki büyülü olaylara sığınabilirler. Doğadaki
olayların merkezinin kendileri olduklarını inandıkları için ebeveynin
gidişinin kendisinin suçu olduğunu düşünürler. Hayallerinde, anne babanın
hiç ayrılmadığını kurar, reddedilme ve kaybetme duyguları ile başa
çıkabilmek için türlü şeyler uydururlar.
Çocuklar anne babanın ayrılma kararı konusunda söz hakkına
sahip değillerdir. Ancak suçluluk duygusu bu konuda onların da rolü olduğu
düşüncesine yol açar. Bu duygunun nedeni kendilerinin dünyanın merkezi
olduklarına inanmaları ve bu yüzden her şeyin nedeninin kendileri olduğunu
düşünmeleridir. Eğer daha uslu olsalardı, okulda daha iyi notlar alsalardı,
gizlice babalarının gitmelerini istemeselerdi, annelerine geçen gece karşı
gelmeselerdi vb. gibi nedenlerle her şeye kendilerinin sebep olduğunu
düşünürler. Hatta durumu düzeltmenin de kendilerine bağlı olduğuna
inanırlar.
Anne ve babanın boşanmasının üzerinden yıllar geçse de, hatta
onlar ikinci kez evlenmiş olsalar bile bir çok çocuk hala onları bir araya
getirme hayalleri kurar, bazen anne ve babalar çocuklarına yanlış sinyaller
vererek, onların boş yere umutlanmasına yol açarlar.
Okul öncesi yaşlardaki çocukların çoğu cansız nesneleri insan
gibi düşünür ve anne ve babanın onları her türlü şeyden koruyabileceğine
inanır. Dolayısıyla en büyük korkuları, onları koruyan bu kişileri
kaybetmektir. Bir ebeveynin evden ayrılması bu korkunun gerçeğe
dönüşmesidir. Bir ebeveyn gittiğine göre, diğeri de her an gidebilir diye
düşünürler. Zaman ve mesafe kavramları tam olarak gelişmemiş olduğu için,
onlara göre, bir ebeveynin her sabah işe gitmesi ile başka bir şehirde
yaşaması arasında bir fark yoktur. Ayrıca aynı örneklem grubdaki daha büyük
çocuklarına oranla daha akut ve büyük tepkiler gösterdiklerine işaret
etmişlerdir. Okul öncesi erkek çocukların, aynı yaş grubu kız çocuklarına
oranla boşanmadan daha fazla etkilendikleri ifade edilmektedir. Okul öncesi
çocujklarda boşanmanın akut etkileri bir yılllık sürede genellikle
düzelmektedir.
Uzun Dönemdeki Etkiler
(Long-term Effects)
Wallerstein (1984), erken dönemdeki bulguların aksine, 10
yıllık takip çalışmalarında: küçük çocukların daha büyük çocuklara oranla
anlamlı derecede daha az emosyonel problem yaşadıklarını saptamıştır.
Araştırmacı bunu o dönemde yaşananları küçük çocukların anımsayamamları ile
ilişkili olarak değerlendirmiştir.
Erkek çocukların Cinsiyet
Özdeşimi
Yapılan ilk çalışmalarda (Biller 1970, Westman 1970):
cinsiyet özdeşimi ve bozulmuş güven ve otonomiyi araştırmak amacıyla
araştırmalar yapmışlar. Psikoseksüel gelişimin odipal evresinde boşanma
yaşayan erkek çocukların, 3 yaş öncesi ebeveyn boşanması yaşayan erkek
çocuklara oranla daha fazla agresif davranışlar gösterdiklerini
saptamışlardır.
Santrock (1970) yaptığı çalışmada 0-2yaş, 3-5 yaş ve 6-9
yaşlarında boşanma veya ayrılık yaşamış 11 yaşındaki çocukları çalışmasına
almış: erken yaşlarda boşanma yaşayan çocukların daha düşük derecede
agresyon gösterdiklerini bildirmiştir.
Psikoanalitik alnda çalışan araştırmacılar vr klinisyenler
baba-yokluğu çalışmalarında tipik olarak altını çizdikleri; ödipal evrede
artmış agresyonu erkekliği telafi ile açıklamaktadırlar (Gardner 1977).
Kızların Cinsiyet Davranışı
Kalter ve Rembar (1981) 3-5 yaşlarında ebeveyn ayrılığı veya
boşanmış ergen kızlarla yaptıkları çalışmada; bu kızların arkadaşlarına
karşı daha fazla agresyon gösterdiklerini, aynı yaş grubundaki erkeklere
oranla daha fazla akademik problemler yaşadığı gözlenmiştir. Araştrımacılar:
bu kızların ödipal dönemde yaşadıkları boşanmaya karşı öfkeyi internalize
ederek puberteye kadar taşıdıklarını ileri sürmektedirle.
Hetherington (1972): 13-17 yaşındaintakt, dul ve boşanmış
aile kızlarıyla yaptığı çalışmada: boşanmış ailelerdeki kız çocukalrının dul
ailesi kız çocuklarına oranla daha fazla heteroseksüel patern ve düşük
benlik sayısı saptamıştır. 5 yaşından önce ebeveyn boşanması yaşamış kızlar,
5 yaşından sonra ebeveyn boşanması yaşayan kızlara oranla; daha fazla
erkeklerel uygunsuz ilişkiye girdikleri, daha fazla baştan çıkarıcı
davrandıkları, daha erken ve daha sık flörte ve cinsel ilişkiye başladıkları
görülmüştür. Baba yokluğu açısından bakıldığında Hetherington kızların
ödipal dönemde bir erkek ebeveyni kaybının etkilerini ergenlik döneminde
gösterdiklerini ileri sürmiştir. Baba yokluğu, kızların erkeklerle
etkileşimlerini etkişlediğini iddia etmiştir.
Davranışsal ve akademik
etkiler
Kalter ve Rembar (1981) ‘e göre anne-bba ayrılığını ödipal
dönemde yaşamış, anlamlı derecede daha yüksek derecede okul davranış
problemleri yaşadıklarını bulmuştur. Araştırmacılar ödipal dönemde ayrılık
ve ya boşanma yaşayan erkek çocukların agresyonlarını latans döneme
taşadıklarını ileri sürmektedirler.
Blachcberd ve Biller (1977): baba yokluğu yaşayan ekek
çocukların okul başarılarını araştırmasında: 5 yaş öncesi ebeveyn boşanması
yaşayan latans yaşı erkek çocukların anlamlı derecede daha sık okul
başarısızlığı yaşadıklarını saptamıştrı.
Çoğu baba sevgi doludur ve çocuklarının hayatında olumlu bir
rol oynar. Bbalar evden ayrıldıkları zaman çocuklarını her karşılarında
görebilecekleri güçlü erkek modelinden mahrum etmiş olurlar. Dhası erkek
çocuklar sorumluluk, başarı, babalık, diğe insanlarla geçinmek, karşı cinsle
ilişki kurmak ve saldırgan huylarını kontrol etmek gibi konularda uygun
erkek davranışlarını öğrenmek için belki de hayatlarının en güvenilir
öğretmenini kaybetmiş olurlar.
Babasız evlerde büyüyen erkek çocukların daha az rekabetçi,
sporla daha az ilgili, başkalarına bağımlı ve daha saldırgan oldukları
araştırmalarda saptanmıştır. Okulda da başarısız olmaları ve otoriteye
başkaldırmaları olasıdır. Eğer baba, erkek çocuk okul öncesi dönemdeyken
ayrılırsa, çocuğun cinsel kimliği konusunda da aklı karışır.
Babasız büyüyen kız çocuklar ise karşı cinsle ilişki kurmakta
zorlanırlar. Bazıları yaşlarına göre çok uyanmıştır. Bunun nedeni, babaları
ile olması beklendiği gibi cinsellik dışı yollarla bir erkeğin ilgisini
çekme egesersizleri yapma fırsatı bulamamış olmalarıdır. Yaşça küçük kızlar
hayallerinde bir baba yaratıp, onunla kendilerini avutur ve gerçeğin soğuk
yüzünden kaçarlar. Babaları tarafından ihmal edilen kız çocukların,
mutluluğu, erkekleri mutlu etmekle ölçmeleri çok üzücüdür.
Araştırma sonuçları çatışmalar sonucu yıpranmış bir ailede
yaşayan çocukların, boşanmış ailelere oranla daha fazla problemler
yaşadığıdır. 1965-1979 arasında boşanma oranları hızlı artış göstermiştir.
1970’in sonlarında veya 80’lerin başında doğan %40-50 arası çocuk boşanma
deneyimi yaşayacaklarrı tahmin edilmektedir ve bunlar yaklaşık 5 yıl boyunca
tek ebeveyn evlerde yaşayacaklardır. Boşanmış annelerin %75’i , babaların
%80’i tekrar evleneceğinden, ikinci bir boşanma riski de artmaktadır
(Hetherington, 1989).
Sonuçta çocuklar bir geçiş gösterirler: orijinal aileden tek
ebeveynli aileye, genellikle anne ile, eger yeni bir evlilik olursa yeni
aileye ve yeni ebeveyne ve sıklıkla yeni kardeşlere uyum sağlamakla yüzyüze
kalır.
Boşanmada annenin velayetindeki erkek çocukta özel sorunlar
oluşmuştur. Tersine, tekrar evlenme ergenlik öncesi kızlar için özel
problemler doğurmuştur. Tekrar evlenmeyi takiben ikinci yılda, anne ile kız
çocuğu rasındaki çatışmalar yüksekti. Tekrar evlenmenin olduğu kızlarda,
intakt ve evlenme olmayan boşanmış aile kızlara oranla daha fazla talepkar,
daha hostil, ve baskı altında ve daha az sevecen oluyorlardı. Davranışaları
zamanla iyileşirken, aileleriyle aralarındaki zıtlaşma ve distruptif
davranışlar devam ediyordu.
Üvey babaya yakınlaşma ilişkilerinde problemler özellikle kız
çocuklarında yaşanıyordu. Bunun birinci sebebi boşanmanın fırtınalı
döneminde anne-kız arasında oluşan olumlu ilişkinin yeniden evlenme ile
bozulması olabilir. Boşanma sonrasında anneler kızlarına daha fazla
bağımsızlık, otorite, ve karar verme sorumluluğu veriyorlar (boşanma öncesi
yaşantıya oranla). Bu sonuçta eşitlikçi ve ortak destek ilişkisine dönüşüyor
(en azından ergenlik öncesi kızlarda). Sonuçta; ergenlik öncesi kızlar,
annelerinnin yeniden evlenmesine gücenebilmekte ve üvey baba onun bu ilşkisi
için tehdat oluşturabiilmektedir. Üvey baba üvey kızını kontrol altında
tutmak için iyi ebevyn olmak yerine, yogun duygusal katılıktan kaçınan nazik
yabancı rolü alabilir. Küçük ve daha büyük çocuklar üvey babayı sonuçta
sıcaklıkla kabullenirler fakat 9-15 yaşlarındakiler direnç göstermeye devam
ederler çünkü bağımsızlıkları için mücadele etmek sebebiyle, çünkü güçlü
seksüel arzuları nedeniyle biyolojik olmayan babayı tehdit olarak
görmelerinden dolayıdır.
Hetherington (1989) yeniden evlenmenin sıkıntılı dönemlerinde
kardeşlerin olmasının tampon ya da destekleyici olup olmayacağını
sorgulamıştır. Yeniden evlenmiş ailelerin çocuklarında ambivalans, hostil,
düşmancıl ilişkiler boşanmamış ailelre göre daha sıktır. Daha da ötesi
kardeş kıskançlığı, agresyon ve alaka kurmama, antisosyal davranışların
artmasında önemli rol oynar. Bu tarz erkeklerde kızlara oranla daha sıktır.
Kardeş ilişkileri zamanla iyileşirken, yinede boşanmış yeniden evlenmiş
grupta diğer iki grupa oranla (intakt, boşanmış yeniden evlenmemiş) dah
fazla bozukluk kalır.
EBEVEYN BOŞANMASI VE ÇOCUĞU TEPKİSİ
Latans Yaşı Çocuklar
Gelişimin latans döneminde sosyal farkındalık ve kendiin
farkındalık önemli ölçüde artar. Erken latans döneminde boşanmayı yaşayan
çocuklar kızgınlıklarının farkına varabilirler fakat sadakat ve korku
hisleriyle bunları göstermede başarısız olabilirler. Yani sadakat ve
kızgınlık (anger and loyalty) arasında çatışma yaşar. Latans yaşı çocuğu
giden ebeveyni kendni reddi gibi algılayabilir. Latans yaşı aile
dinamiklerine aktif olarak katılır. Hess ve Camara (1979) ve Coeper ve ark
(1983) : bu çocukların düşük benlik saygısı, depresyon, bozulmuş davranış ve
okul başarısızlığı, izlosyon göstermeye daha yatkın olduğunu
belirtmektedirler.
Okul öncesi çocuklardaki gibi kızlar erkeklere oranla daha
fazla davranış problemleri gösterirler. Bba ayrılığı olan latans çağı erkek
çocukları, cinsiyet özdeşiminde bozukluklara yatkındır.
Kısa Dönemdeki Tepkiler
Davranışsal Tepkiler
Bir kaç çalışmada latans dönemi populasyonda; erkeklerin
(tıpkı okul öncesi çocuklar gibi) kızlara oranla daha fazla kızgınlık ve
stres gösterdiklerini tanımlamıştır. Çoğu erkek çocuk kızgınlıklarını;
öğretmenleri ve arkadaşları üzerine kaydırabilmektedir. Bazı çocuklar ise
direkt ve açık olarak “babanın ayrılıp gitmesinden” annelerini
suçlamaktadır. Santrock yaptığı çalışmada (1979) latans dönemi erkek
çocuklar; okul öncesi çocuklara oranla boşanma sonrası daha fazla aresyon
göstermektedir. Bu agresyonları aile dışındaki kişilere de kayabilmektedir.
Hess ve Camara; boşanmanın kendisinden ziyade aile
çatışmalarının agresyon seviyesini daha güvenilir yordadığını saptamıştır.
Wallerstein ve Kelly (1980b): erkeklerin kızlara oranla daha fazla agresyon
gösterdiklerini bulmuştur.
Emosyonel Tepkiler
6-8 yaşındaki çocuklar fantazi veya inkar ile üzüntü ve
yaslarını geçiremezler (Wallerstein & Kelly 1980b). Regresyon gözlenebilir.
Agresyon genellikle velayet üzerinde olan anneye yönelir. Diğer ebeveyn
aktif olarak yardımcı olmasa bile tipik olarak çocuklar ikisini de sadık
kalır.
Sonuç olarak: hem okul başarısında hemde arkadaş
ilişkilerinde azalma; geç latans dönemi çocukların yarısında gözlenir. 1 yıl
içinde bu problemlerin çoğu düzelir.
Aile ilişkileri
Wallerstein ve Kelly (1980b) ve Adams (1982): boşanma ve
ayrılık yaşayan ergenlerin aile ilişkileri dışında tipik olarak destek
ararlar. Bu ergenlerin gelişimsel olarak bireyselleşmeye hazırlanmasıyla
ilişkilidir. Buna karşın latans yaşı çoukları gelişimsel olarak aileden
bireyselleşmeye hazır değildir ve bu nedenle destek arayışı aile ile
sınırlıdır. Bu nedenle aileyi barıştırma gayretleri içinde olabilirler.
Okul başarısı
Hetherington, Camara ve Fatherman (1981); ebeveyn yokluğu ve
akademik başarının araştırıldığı 58 çalışmayı analizlerinde; tek ebeveynli
ailelerin çocuklarının daha düşük notlar aldıklarını bildirmektedirler.
Bbanın elvirişli olduğu durumlarda erkek çocukların notlarının daha iyi
olduğu saptanmıştır. Şunu akılda tutmak önemlidir: Babanın olmadığı evde,
anne otoriteyi güç kullanarak erkek çocuğun agresyonunun bastırmaya
çalıştığı belirtilmektedir (Hetherington ve ark.1978).
Uzun Dönem Etkileri
Wallerstein ve Kelly (1980b): 5 yıllık takip ettikleri: 9-12
yaş erkek çocuklarında yaptığı araştırmda boşanma kararı veya erken yas
evresinde kızgınlık yaşayan grubun, kızgınlığının daha da arttığnı
belirtmektedir. Bunların davranım bozukluğu belirtileri ; öfke patlamaları,
anne-bbaya karşı gelme, suç işleme, okul başarısızlığı ve okuldan kaçma gibi
sorunları daha sık gösterdiği yolundaydı. Karar aşamasında yogun kızgınlık
yaşamış grup en fazla acting-out yaşıyordu. Akut evrede anne-babalarını
suçluyor, ardısıra kendilerini ailelerinden yalıtıyor, geri çekiyorlardı.
Walter ve Ramber (1981): latans döneminde boşanmayı yaşamış
erkek çocukların ergenlik döneminde okul başarısızlığı ev okuldan kaçma
olaylarını sık yaşadıkları, oysa bu dönemdeki kızların okul problemleri az
gösterdikleri yolundaydı. Kurdek ve Berg (1983): latans döneminde boşanma
yaşamış çocukları 10 yıllık takiplerinde, kızların erkeklere oranla anlamlı
derecede daha iyi uyum sağladığını belirlemiştir. Kızlar erkeklere oranla
boşanmayı daha kabullenici oluyor, babayla temasın kaybına daha az olumsuz
tepki gösteriyorlardı. Uyum sağlamanın boşanan eşler arasındaki çatışmanın
derecesi ile ilişkili olduğunu saptamışlardır.
Hetherington (1972): okul öncesi ve klatans döneminde
boşanmayı yaşamış kızları ergenlik dönemlerinde değerlendirmiş: okul öncesi
yıllarda boşanmayı yaşamış kızlarda heteroseksüel davranışları daha ciddi
bulmuşturr (erkeklerle etkileşimde artmış anksiyete ve baştançıkarıcılık).
Kızgınlığı ergenliğe taşınmış kızların bir grubunda; artmış cinsel aktivite
ve rastgele cinsel ilişkiye girme oranı fazlaydı.
ERGENLER
Sağlıklı, bütünleşmiş kimliğin gelişmesi için aileye
bağımlılığın yavaş yavaş azalması gereklidir. Kazanılacak otonomi
ergen-ebevyn ilişkisinin natürüne bağlıdır. Ergenlerde otonomi 3 alanda
gelişir: emosyonlar, davranışlar ve değerler (values) (Douvan &Adelson,
1966). Emosyonel otonomi; bireyin yakınlaşma ve sevgi hislerini ev dışındaki
birileriyle de doyurmaya başlamasıyla başlar. Davranışsal otonomi, kişisel
davranışaları hakkında karar verme sorumluluğunu alır. Değerlerin
otonomisinde; yanlış ve doğruyu algılama ve yaşam stilini belirlemeye
başlar. Otonomi için mücadele hem ergen hem aileler için zor anlardır.
Otonominin başarılı olarak gerçekleştirilmesi boşanmış aile ergenlerinde zor
olabilir. ABD’de 10-18 yaşında 14 milyon ergen tek ebeveynle yaşamaktadır
(1983, Select Commitie on childen). ABD’de her 4 çocuktan biri tek ebevyn
ile yaşarken; 16 yaşına ulaştıklarında beyazların 1/3’ü, siyahların 2/3’ü
boşanma nedeniyle yaşamalrının bir döneminde tek ebevyn ile yaşamak zorunda
kalmıştır (Bumpass &Rindfuss 1979).
Kısa Dönemdeki Etkiler
Davranışsal Tepkiler
Peterson yaptığı çalışmada (1982): babası yok olan
erkeklerin, intakt ailelere oranla daha geleneksel erkeklik sergilediklerini
belirledi. Santrock (1977) boşanmış ailelerdeki 10-12 yaşındaki subjelerde;
intakt ailelere oranla anlamlı derecede daha maskuline, itiatsiz, agresif ve
riskli davranışalarda bulunduklarıydı.
Wallerstein & Kelly (1980b) ve Schwartzberg (1980) ergenlerde
yaptıkları çalışmalarda ebveyn boşanmasına iki farklı yolla tepki
gösteriyorlardı. Birinci grup regresif davranışlar gösteriyor, kendinden
daha küçük çocuklarla zaman geçiriyorlardı. Okul başadevamı ve başarısında
düşmeler, zihinleriyle bu konuyla aşırı meşgul etmeleriyle ilişkiliydi.
İkinci grup: Bağımlılık gereksinimlerini transfer ediyor, hazır olmaslar
bile bağımsız olmaya çalışıyorlardı. Bunun sonucu erkelrde antisosyal
davranış ve suça yönelik davranışlar gelişiyordu. Kızlarda ise arkadaşlarına
bağımlılık ve cinsel ilşkiye erken gibi davranışlar sergileniyordu.
Ebeveyn boşanmasının ergen kızların seksüel davranışlarına
etki ettiğini bildiren başka çalışmalarda vardır (Hainline & Feig 1978,
Hetherington ve ark 1979a): Bu kızların flörte daha erken başladıkları, daha
fazla cinsel aktivitede bulundukları, erken yaşta evlendikleri ve büyük
olasılıkla evlilik öncesi gebe kaldıklarıydı.
Emosyonel Tepkiler
Araştırma ve klinik bildiriler: ebeveyn boşanmasına
ergenlerin ciddi emosyonel tepkiler gösterdiklerine işaret etmktedirler.
Wallerstein ve Kelly’nin (1980b): 21 kişilik ergen grubunda, çoğunu karar
aşamasında kızgınlık ve yas yaşadıklarını belirtmektedir. Bunların 1/3’ü
kendini ailelerdrinden duygusal olarak yalıtarak tepki göstermişlerdir. Bu
ergenler ailelerinden erken ayrılmaya meyilli olmaktadır.
Bazı ergenler stratejik olarak aileden kendisini çekmekte,
böylece daha az kızgınlık duymakta ve çabuk uyum sağlamaktadırlar.
Okul Davranışları ve
Başarısı
Bir çok çalışmada boşanmış ailelerdeki ergenlerin daha düşük
akademik ve bilişsel performans gösterdiklerini saptamıştır (Allison
&Furstenberg 1989, rosenthal & Hansen 1980). Tek ebeveynli evlerde denetim
eksikliği nedeniyle, okula gitmeme ve kaçma davranışları artmaktadır (Brown
1980).
Uzun Dönemdeki Etkileri
Boşanmanın Kuşaklar Arası
Geçişi
Bir kaç çalışmada ebeveynleri boşanmış ailelerin bireylerin
evliliklerinin boşanma ile sonuçlanma olasılığı daha yüksektir (Ganog,
Coleman & Brown 1981).
BOŞANMANIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Beş ve sekiz yaş arası
Çocuklar beş yaşına geldiklerinde duygularını ve saldırganlık
gibi bazı dürtülerini kısmen de olsa kontrol edebilmeyi öğrenmiş olurlar.
Kişilikleri yavaş yavaş yerine oturmaya başladığı için dünyaya ve
çevrelerine büyük ilgi duyarlar. Bu kritik döneme gelen anne baba ayrılığı
ya da boşanma, çocukların sağlıklı gelişimine sekte vurabilir. Hala sınırlı
anlama kapasitelerine rağmen boşanmanın ne anlama geldiğini düşünebilirler
ve evden ayrılan ebeveynin fiziksel boşluğunu kuvvetle hissederler. "Bana
kim bakacak? Bana ne olacak?" gibi sorulara somut cevaplar isterler ve anne
ve babalarını barıştırmak için çeşitli yollar denerler. Her ikisine de
derinden bağlılık duyarlar.
Dokuz ve On iki yaşlar
arası
Bu yaş grubundaki çocuklar genellikle, anne babanın
ayrılmasını ya da boşanmasını daha iyi kabullenirler, ancak yaşamlarına
yansıyan sonuçları nedeniyle onlara öfke duyabilirler. Yinede ayrılan
ebeveyne özlem duyarlar. Eğer bu ebeveynin cinsiyeti, kendi cinsiyetleri ile
aynı ise bu özlem daha da şiddetlidir. Eski eşine öfke duyan anne ve babalar
da bu yaş grubundaki çocuklarına daha çok içlerini dökerler. Bu yanlıştır.
Bu yaşlardaki çocuklar için rol modelleri önemlidir. Anne ve
babalarını, akrabalarını, arkadaşlarını, öğretmenlerini ve onların gözünde
değeri olan diğer insanları izleyerek paylaşma, liderlik, arkadaşlık kurma
ve olaylara olumlu yaklaşma gibi becerilerini geliştirirler.
Çocuklarınızın boşanmanıza uyum sağlamalarına yardım etmek
için atacağınız ilk adım yapmanız gereken şeylerin bilincine varmaktır:
·
Ailenizin
kendine özgü koşulları içerisinde ayrı yaşama ve boşanmanın ne anlama
geldiğini çocuklarınızın anlamalarını sağlamak.
·
Çocuklarınıza, yaşlarına uygun biçimde, boşanmanın onları nasıl
etkileyeceğini somutu ifadelerle açıklamak
·
Çocuklarınızı
her zaman sevileceklerine ve en iyi şekilde bakılacaklarına inandırmak ve bu
yönde davranmak.
·
Çocuklarınızı
diğer ebeveyn ile mutlu ve sıcak bir ilişjki sürdürmek için cesaretlendirmek
ve bunun için elinizden geleni yapmak
·
Eski eşinizle
ilişkiyi mümkün olduğu kadar sorunsuz sürdürmek. Bu mümkün değilse,
sorunlları çocuklara yansıtmamak.
·
Çocuklarla
ilgili konularda eski eşinizle işbirliği yapmak.
·
Çocuklarınızın sizin için yeri doldurulamaz ve değerli varlıklar olduğunu
hissetmelerini sağlamak.
· Hayatlarındaki başka insanlardan ve uzmanlardan yardım ve rehberlik istemeleri için çocuklarınıza yardım etmek.
|
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
. |
|