SOSYAL ÇALIŞMA DÜŞÜNCESİNİN GELİŞMESİNİN ÖNÜNDEKİ TEMEL
ENGELLER VE TARİHSEL KOŞULLARI BİLMEMEK ÜZERİNE BİRKAÇ ARGÜMAN…
SHU.SHU Aziz ŞEKER*
(Sitemiz Yazarı)
Sosyal çalışmanın yalnız Türkiye’de değil bütün dünyada yeniden
tartışıldığı bir dönemin içinden sürüklenip geçmekteyiz. Geride ham hayallere
eşlik eden hayal kırıklıkları, acılar, duraksız umutlar, ayyaş tükenilmişlikler,
köşesine çekilmiş bayat hayatlar, uğursuz kabuslar, ütopyasız karanlıklar,
kurşunlanmış yoksulluklar ve yaşamı hiçleyen ne varsa… Görüyoruz ki, sosyal
çalışma düşüncesinin yetersiz örgülendiği Türkiye’de bu tartışma daha ziyade bir
bunalım; kimlik erozyonu şeklinde tezahür etmektedir. Peki yaşanan tüm bu
olumsuzluklar karşısında yapılması gereken nedir? Kime ya da kimlere ne gibi
görevler düşmektedir? Somut koşullara bakıldığında sosyal çalışmanın karşı
karşıya kaldığı bunalımlara-tehlikelere karşı yanıt verme konusunda üç tür
müdahale tarzı olduğu ya da benimsendiği söylenebilir. Birincisi, olanı muhafaza
etmek için sessizleşmektir; yani tortuyla övünüp sosyolojik manada
tilkileşmektir. İkincisi bir sosyal çalışma geleneğinin olabilirliğini tartışıp
gelenekten ilerisi için stratejik yollar çıkarmayı görev edinmektir. Üçüncüsü
ise gelenek diye tanımlanan sosyal çalışmanın geçmişini sorgulamadan onu
simgesel pratik olarak algılayıp ortodoks-muhafazakar bir yapıyı da episteme
anlamında her şeye rağmen korumaktır. Bilinir ki, bu doğmatiktir. Ve bir fasit
daireden öte değildir. Ne ki, çoğunluk bu kalıpları daha kabul edilebilir
karşılamaktadır… Ben ikincisiyle sosyal çalışma düşüncesinin daha iyi yeniden
tanımlanabileceğine inanmaktayım. Kuşkusuz ikincisinde daha samimi bir hareket
söz konusu…
21. yüzyılda sosyal çalışma güçsüz bir gerileyiş, tükeniş içinde. Nedeni; her ne
kadar birtakım küresel hesaplar olsa da, Türkiye’de sosyal çalışmanın demokrasi
idealini meslek unsurlarına bir norm olarak sunamamış olmasını da kritik etmek
gerekmektedir. Yine etik (evrensel değerler) sorumluluktan sosyal çalışmanın
istemeyerek de olsa uzak durması bir diğer neden olarak açıklanabilir.
21. yüzyılın ön kötümser yıllarında sosyal çalışma disiplininin ve mesleğinin
belleğine girip onun baronlarıyla, rantiyeleriyle hesaplaşma zamanı gelmiştir ve
geçmektedir de… Sosyal çalışmanın genç kuşakları bu can alıcı hesaplaşmayı bir
kararlılıkla yapmalıdır; cesaret ve bilgi bu kararlılığı besleyen ana dayanaklar
olacaktır. Tarih mahkemesi bu görevi onlardan beklemektedir.
Sosyal çalışma yüzyılımızda hangi anlamda bir gerçeklik buluyor? Sosyal
çalışmayı diğer sosyal disiplinlerden ayıran neydi? Diğer disiplinlerden
bilimsel olarak ayrıldığını ifade edenler olacaktır. Bunların geçerli nedenleri
de vardır. Bir örnekle onların biraz daha paydamıza eleştirel yaklaşmalarını
sağlayabiliriz. Bir sosyal olgu (şiddet olsun) sunalım; sosyolog, sosyal
çalışmacı ve psikolog diye üç meslek elemanına… Sonuça çoğunluk olarak belirli
bir saflaşmayı temsilen aynı çözüm yollarından geçilerek ulaşılmış olacaktır.
Çünkü her taraf kendince hazır / benzer sınırları içice geçmiş yanıtlar
sunacaklardır. İnanılsın ki, 21. yüzyılda bu benzersizlik hat safhadadır. O
zaman sosyal çalışmanın çıkarması gereken ders nedir? Bu benzeme olayı bir
fırsattır sosyal çalışmanın özgürlükçü - radikal bir tutum takınması için de.
Sosyal çalışma referansını tarihten alırsa bu bağlantıyı kurabilir. Ve bir
perspektif inşa edilebilir. Yoksa düne hayır diyen bugün o düne rahatlıkla evet
diyebilecektir. Yani ikinci bir hayır… Sosyal çalışmanın anlamını yitirdiğini
ise bu tipte kategoriler ancak söyleyebilir.
Sosyal çalışma gelir eşitsizliğini artırıcı bir düzenin meşrûiyetini yadsıyarak
/ reddederek 21. yüzyıla tutunabilme şansına sahip olabilir, zorunlu olan da
budur çünkü, inisyatif üstünlüğü bu şekilde sosyal çalışmaya geçebilir. Sosyal
çalışma içeriği, koşulsuz tavır almayı gerektirir. Bunu kullanmak gerekmektedir.
Sosyal çalışmanın diyalektik gelişmesi toplumsal / ekonomik eşitsizliğin ortadan
kaldırılmasını hedefler; değişimi insan özne olabildiği müddetçe yaşam
koşullarının iyileştirilmesine yönelik dinamizme edebilir. Sosyal çalışma
ideallerine uygun uygulamalardır bu süreçler. Sosyal çalışmanın diğer
mesleklerden en önemli farkı toplumsal örgütlenmeyi bir üst alanda ortak amaç
olarak görmüş olmasıdır. Özellikle son yıllarda insan haklarında üçüncü kuşak
diye nitelendirilen hakların gündeme gelmesine ve farklı taleplerin
karşılanmasına yönelik mücadele tarzlarına sosyal çalışma bütünsel olarak bakar.
Sosyal çalışma parçalı kimlikler / toplumsal gruplar / mesleklerin istemlerini
sosyal adalet temelinde yurttaşlık öngörüsüyle kabul eder. Özde farklılığın
talebini eşitliğin ve özgürlüğün talebi olarak algılar…
Ezilenin / sömürülenin / dışlananın hakkını aramak sosyal çalışmanın 21.
yüzyıldaki misyonudur. Bu çaba sosyal çalışmayı var edecektir. Sosyal çalışmanın
olmazsa olmaz koşulu budur. Sosyal çalışma kimliğini ancak bu şekilde
tanımlayabilir. Nesnel temeli olmayan söylemlerle ya da ayakları yere basmayan
bilimsel sanılan üretimlerle değil…
*shuaziz@gmail.com
