|
|
BİR İKTİDAR KURMA ARACI OLARAK SOSYAL
HİZMETİN HİÇLEŞMESİ
Sosyal Hizmet Uzmanı Aziz ŞEKER
Sitemiz Yazarı
Sosyal hizmet, sosyal denetim sistemiyle; genelde
sosyal-ekonomik engellilik karşısında yaşam olanaklarından mahrum bırakılan
insan kitleleri üzerinde 19. yüzyılın sonlarından beri “sosyo-iktidar” kuran
bir disiplin pratiğidir. Buna rağmen her dem, sömürü / adaletsiz paylaşım
karşısında bir “direniş” aralığından işler, sosyal özneleşme adına…
Yaşadığımız şu yıllarda bir yenileşme ile çağın dayattığı “neoliberal”
gerçekliğe karşı sinikleşmemek için “sosyal politika içinde dokulanışına”
bir ivme kazandırmak gerekmektedir.
Günümüzde, sosyal hizmeti “sıradanlaştırma”, amacı taşıyan ve de toplumsal
sorunları gidermeye dönük sosyal çalışmaları, yurttaşların zorunlu talepleri
arasında görmeyen büyük bir politik güç grubu söz konusu. Ne yazık ki,
Türkiye’de bu algılayış farklı meslek ve disiplinlere göre de bir dürüst
duruştan hareket edilerek değil, hatta provokatif bir çıkış olarak da
algılanmamakta…
Sosyal hizmetin, sosyal hukuk devleti ve çağdaş yaşam tarzı için
gerekliliğini anlama yetisine sahip olmayan yapıdaki “slogan” vari her
insanlık dışı haykırış, neoliberalizmin silahşörlerince desteklenmekte ve
hatta tetiklenmektedir.
Öte yandan, Türkiye’de sosyal hizmetin bir meslek / disiplin dalı kimliği
altında değil de, hizmet üretimi ve sunumu şeklinde “uhrevileştiren”
ideolojik bir sosyal / siyasal güç grubunun da etkisinin arttığını
görmekteyiz. Sosyal hizmetin bir çerçeve içine sokulduğu, sınırlarıyla
oynandığı, özgün ve yaratıcı yanından vazgeçilmesi gerektiği üzerinde sanki
daha çok uzlaşılır oldu gibi. Ki, sosyal hizmetin, doğasına ve değerlerine
hakaret etmeye çalışan, açık toplum “insanları” yoluyla ötekileştirilmesine
rastlamamak da olanaksız gibi...
Sosyal hizmet “aykırılığı” gören ve yaşatandır. Ötekilerin dilidir.
Ötekilerin yaşadıkları sosyal sorunların çözüm yoludur. Ötekilerin konut,
beslenme, sağlık, eğitim, sosyal güvenlik sorunudur. Ne ki, sosyal hizmetin
tek başına bir anlam ifade etmediğini de biliyoruz. Çünkü sosyal hizmet
ancak sosyal hukuk devleti pratiği ile varlık bulabilir. Unutmadan sosyal
hizmeti pratiğe aktaran demokratik sosyal hukuk devletini benimseyen sosyal
hizmet uygulayıcılarının duruşları da iktidar için her zaman sorun olarak
görülür.
Son tahlilde Çağa yanıt verebilecek yeterlilikte bir uygulama disiplini
olabilmek için bir arayış geliştirme; “kimliklendirme” uğraşısı artık söz
konusu edilmelidir. Bu ise işlediği zaman “etkinlik gösteren” bir
tanımlamayı zorunlu kılar; dolayısıyla yeniden kodlanmaya gereksinim olduğu
bir şıkkı. Hegemonik yapı içindeki rolünü ancak bu şekilde görebilir ve de
bütünleştiriciliğini artırabilir.
Sosyal hizmet, sosyal denetim sistemiyle; genelde sosyal-ekonomik engellilik
karşısında yaşam olanaklarından mahrum bırakılan insan kitleleri üzerinde
19. yüzyılın sonlarından beri “sosyo-iktidar” kuran bir disiplin pratiğidir.
Buna rağmen her dem sömürü / adaletsiz paylaşım karşısında bir “direniş”
aralığından işler; sosyal özneleşme adına… Yaşadığımız şu yıllarda bir
yenileşme ile çağın dayattığı “neoliberal” gerçekliğe karşı sinikleşmemek
için “sosyal politika içinde dokulanışına” bir ivme kazandırmak
gerekmektedir. Böylece ancak sosyal hizmet, var oluşuna bir süreklilik
kazandırabilir ve yaşayan toplumsalda sosyal hizmet toplumsal bir temelde
şekillenebilir. Bu nedenle diyebiliriz ki, “başka bir sosyal hizmet
mümkündür!” tıpkı “başka bir dünyanın mümkün olduğu kadar!”
|