Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

  “BİR GÜL BAHÇESİNDE DİNLENDİM SENİN SAYENDE”

      SHU Selim ISSIZADA


 “Yaşamak: birer birer Ve hep beraber
ipekli bir kumaş dokur gibi…
hep bir ağızdan sevinçli bir destan okur gibi
yaşamak…” Nazım Hikmet
 Kalbi bedeninden etmiş eli kanlı bir soytarıdır artık düşlerden ağıp gelen yaşamı da hiçleyen  zaman… Tarih hep halk düşmanı, hep kan deryası…bundandır ütopyasını yitirmiş gibi insanlık. Bir solukta tüketilmiş özgürlük. Bir solukta tüketilmiş sevgi ve aşka dair ne varsa yaşadıklarımızda…
Öldürmekten sevgisiz demokrasiler türetiyor, ölmekten onur duyuyor büyük insanlık. Yaşayanlar ağrılı bir ezgide hep dağınık, hep yenik. Duyguları infaz edilmiş. İnsanlık bu yüzden başını önüne eğmiş. Dünya bu yüzden katillerin, militarize edilmiş iktidarların, ağlayan anaların, yurtsuz mültecilerin, yetim kalmış çocukların dünyası… Kefensiz kaç ölü var tarihin koynunda; kaç katliam gecesi, kaç soykırım hikayesi var? Bilinmiyor. Kim bağışlayacak insanın insana yaptığı bu zülümü? Duyulmuyor...
Yüzünü yitirdiğimiz insanlık değerleri umutlarımıza mezar oluyor, kanlı teninde çırpınsak da tarihin ve yine yazılmayan ölümler kalıyor yeni tarihler yazmak adına. Yoksa tarih dilsiz midir? Kekeme midir? Çocuklar hâlâ savaşırken, üşürken bir düşte yüzleri, öldürülürken bilmem hangi ülkelerin kanlı bıçaklı deryalarında… tarih nedir?
Ve insanlara, çocuklara yapılan her kötülüğe inat, Nazım’ın ayak izleridir gezinir durur dünya haritasında, insanlık her defasında bir savaş çığlığıyla uyansa da: “Kapıları çalan benim / kapıları birer birer. Gözünüze görünemem / göze görünmez ölüler. Hiroşima’da öleli / oluyor bir on yıl kadar. Yedi yaşında bir kızım, / büyümez ölü çocuklar. Saçlarım tutuştu önce, gözlerim yandı kavruldu / Bir avuç kül oluverdim, / külüm havaya savruldu. / Benim sizden kendim için / hiçbir şey istediğim yok. / Şeker bile yiyemez ki / kâat gibi yanan çocuk. / Çalıyorum kapınızı, / teyze, amca, bir imza ver. / Çocuklar öldürülmesin / şeker de yiyebilsinler.”
Ya savaşta ölür ya da açlıktan günümüzde çocuklar Nazım! Oysa daha yaşadığın o yıllarda sen demiyor muydun dünyayı çocuklara verelim “hiç değilse bir günlüğüne” oynasınlar “hiç değilse bir günlüğüne doysunlar…”diye.
Sen gittin 3 Haziran 1963 günü sırrı bilinmez bir karanlığa, çocuklar da mutsuz hâlâ. Akdeniz gibi gülümsemiyorlar. Hangi coğrafyayı sorarsan sor, çocuklar mutsuzlar, gülümsemiyorlar işte!..
İnsanlar bir sevgisizliğe doğru çekiliyorlar Nazım. Sonra unutmadan ne diyordu  hani sen ölmeden birkaç hafta önce sana mektubu ulaşan dostun Yaşar Kemal?: “Yaşayan her yaratık, ekmek, su, uyku kadar bir şeye daha gerek duyar, o da sevgiye…” İnsanlar neden birbirlerini öldürüyorlar ki? Sevgisizlikten mi olsa gerek Nazım… Uyu şimdi sen yüzyıllar kadar, çok sevdiğin memleketinden uzaklarda Novodeviçya isimli bir Rus mezarlığında. Çok acı çektin. Topraklarında dahi ölmek için büyük bir özlem duyduğun Vatanın, yazdığın sıcak ve uzak sevda şiirleriyle yanıp tutuştu. Sen ise hep bekledin, “bir gül bahçesinde dinlendim senin sayende” diyerek sevginin.
Unutulmadın Nazım unutulmadın!.. Çocukların öldürüldüğü, demokrasi adına kıyımların yapıldığı, açlıktan, bakımsızlıktan, gıdasızlıktan her gün binlerce insanın öldüğü bu sevgisiz dünyada…
Evet şiir gibi sevdiğin o güzel şehrinde “yumuşacık kararırken ortalık” seviyoruz seni. Türkiye’den selam olsun sana. Biz yine umutlardan alıyoruz balımızı Nazım…

 


 

 


 


Bize Ulaşın