Stres düzeyini kısmen toplumların belirlediğini belirten uzmanlar,
"Bireysellik ile rekabete en fazla değer veren kültürler en fazla stresi
yaşıyor. Stresin en düşük düzeyde olduğu ve kanserin en az görüldüğü
kültürler ise insanların birbirleri ile sıkı bağları olan, destekleyici,
sevecen ilişkilerin en çok görüldüğü ve yaşlıların aktif rollerini
sürdürdüğü toplumlar" diye kaydetti.
Öfkeniz nefrete dönüşmeden ifade edin
Hissedildiği anda dile getirildiğinde, öfkenin kötü olmadığını ifade eden
uzmanlar, duygusal gereksinimlerimizle ilgilenmezsek, hastalığa zemin
hazırlanmış olunacağını açıkladı. Uzmanlar, kendileri ve yakın çevreleri
ile barışık olan mutlu kişilerin, diğerlerine kıyasla nadir olarak ciddi
hastalıklara yakalandığını vurguladı.
Dünyadaki uzmanların strese bakışı
- Leo Buscaglia, sabahları, eşi tarafından sevgiyle uğurlanan
erkeklerin (sigorta şirketlerinin yaptığı araştırmalara göre) daha az
araba kazası yaptığını söylüyor. Bu erkeklerin ortalama yaşam süreleri
diğerlerine oranla daha fazla bulundu.
- L.F.Berkman ve S.L.Syme 4 bin 725 yetişkin üzerinde uzun süreli
yaptıkları araştırmada kişilerin evliliklerinin durumunu, toplumsal
etkinliklere katılımlarını, sigara alışkanlıklarını, aşırı kilolarını ve
daha önceki sağlık sorunlarını inceledi. Toplumsal ilişkileri zayıf ya da
kopuk olanların ölüm oranlarının diğerlerine kıyasla iki buçuk misli
yüksek olduğunu saptadılar. Evcil hayvanları olanların da kalp
krizlerinden sonra daha uzun yaşadığını belirlediler.
- Stresli ve hiperaktif özellikleri yoğun olan kişilerde kalp
hastalıklarının fazla olduğu, kalp krizinden ölümünün de 5 misli fazla
olduğu saptanmaktadır.
- Finlandiya’dan Dr. Thomas Kamarck zihinsel stresin kan damarı
lejyonlarını, damar sertliğini ve kolesterol seviyesini artırdığını
gösteren araştırmalar yayınladı.
- Ohio Üniversitesi’nden Dr Fred Cornhill ve Murina Levesque, sevgi ve
ilgi gören farelerin aşırı kolesterol içeren yiyeceklerle beslendiklerinde
bile kalp krizi risklerinin yüzde elli az olduğunu buldular.
- Dr. Herbert Benson, sağlıklı bir kolesterol düzeyinin stresle başa
çıkabilme ile doğrudan ilişkili olduğunu gösterdi.
- Meditasyon ve egzersiz yaparak; hırslı, başarıya odaklı kişilere bu
davranışlarından vazgeçmeden kalp krizini önlemeyi öğretebiliriz.
- Düzenli meditasyon yapan kişiler üzerinde yapılan araştırmalar, bu
kişilerin fizyolojik yaşlarının kronolojik yaşlarından çok daha genç
olduğunu gösterdi. İlk koşul insanların bedenlerine ve zihinlerini bakacak
kadar kendilerini sevmelerini sağlamaktır.
- San Francisco’sun Mount Zion Hastanesi’nden Powell ve Thoresen, kalp
ameliyatı sonrasında hastalarda öfkeli sabırsızlığı ve başkalarına karşı
düşmanlık duygularını sevgiye dönüştürerek enfarktüs oranını yarıya
indirmeyi başardılar.
- Kalp krizi ve beyin kanaması geçiren deneklerin, depresyonu
yenemedikleri takdirde 6 ay içinde ölme riskinin 3 kat fazla olduğu da
aynı araştırmada vurgulandı.
- Bostonlu Dr. Bernard Fox, örneğin depresif insanların iki katı oranda
kansere yakalandığını tespit etti. Birinde lösemi olan tek yumurta
ikizleri incelendiğinde hasta olanların hastalıktan önce ağır bir
depresyon içinde oldukları veya ağır bir kayıp yaşadıkları, sağlıklı ikiz
kardeşlerinde ise böyle bir durum olmadığı görüldü.
- Arnold Hutschnecker Yaşama Azmi’nde şöyle diyor: "Depresyon ölüme kısmen
teslim olmaktır ve öyle anlaşılıyor ki kanser umutsuzluğun hücre düzeyinde
yaşanmasıdır." - Kanser ile içe atılan duygular arasındaki ilişkinin
bilimsel temele dayandırılması, bundan otuz yıl önce Dr. M Kissen, sigara
içen bir grup üzerinde inceleme yaparak akciğer kanseri olanlarla başka
hastalıkları bulunanları kıyasladığı zaman mümkün oldu. Kissen, kişilik
testlerine bakarak kanser hastalarında, duygularını ifade edecek yerlerin
daha az olduğunu ve bir insanın duyguları ne kadar çok bastırılmış ise,
sigaradan kansere yakalanma riskinin o kadar çok olduğunu gördü.
- Ev kadınları genel nüfusa kıyasla yüzde 54 ve çalışan kadınlara kıyasla
da yüzde 57 daha fazla kansere yakalanıyorlar. Neden rolün kendisi değil,
kendini kapana kısılmış hissetme duygusudur. Ev kadınlığı rolünden duyulan
hoşnutsuzluk gibi basit bir neden de olabilir. (Eğer bu rol o kadına
doyurucu gelmiyorsa) Oregon Üniversitesi’nden Dr. William Morton bu
sonuçları yayımlayınca, pekçok araştırmacı mutfakta kanserojen bir madde
var sanarak araştırmalar yaptı. Pekçok Amerikan mutfağında kanserojen
maddeler bulanabilir ama ücretli hizmetçilerin, iki mutfakta çalıştıkları
halde, ev kadınlarından daha az kansere yakalandıkları görülüyor. Ev
kadınındaki yüksek kanser riskinin onun kendini kapana kısılmış hissetmesi
ve arzuladığı hayatı değil, bir rolü yaşıyor olmasından kaynaklanabileceği
pek düşünülmüyor.
- Bir ilişkinin sona erdiğini kabul etmek zor. Bu yüzden gerçekten de
boşanmış kişilerde kanser, kalp hastalıkları, zatürree, yüksek tansiyon ve
kaza ölümleri oranı evli, bekar ya da eşi ölenlere kıyasla daha yüksek.
Aynı zamanda evli erkeklerde bekar erkeklerde görüldüğünün üçte biri
oranında kanser vakası görülüyor ve evli erkekler bekarların üç katı,
fazla sigara içseler bile kanser oranı bekarlarla aynı oluyor.
- Meslek hayatında yaşanan düşüşler de yaygın olarak kötü huylu kanserlere
yol açıyor. Napolyon Bonapart, Ulysses S Grant, William Howard Taft ve
Hubert Humphrey’m ölümcül kanserlerinde yaşamlarındaki yenilgilerin
etkileri gözleniyor.
- Selye, iyileşme oranı son derece düşük bir kanser türü olan bağ dokusu
kanserine yakalandı ve buna son derece sıra dışı bir tepki gösterdi:
"Öleceğimden kesinlikle emindim, bu yüzden kendi kendime, şöyle dedim:
’Bak, bu senin başına gelebilecek en kötü şey ve bu konuda izleyebileceğin
iki yol var, ya ortalıkta sırasını bekleyen zavallı bir ölüm mahkumu gibi
dolaşıp bir yıl içinde eriyip gidersin ya da kalan yaşamına elinden
geldiği kadar çok şey sığdırmaya çalışırsın. İkincisini seçtim, çünkü ben
mücadeleciydim, kanser de benim hayatımdaki en büyük kavgayı simgeliyordu
ve başardım.’
- Minnesotalı biyokimyacı Dr. W. Frey, üzüntü gözyaşları ile mutluluk
gözyaşları birbirleriyle ilişkilerini ayırt etti. Ağlamak: Gözyaşlarının
Sırrı isimli kitabında ilginç örnekler veriyor. ’Soğan soyarken oluşan
gözyaşı ile duygusal gözyaşlarının protein yapıları farklı... Duygusal
gözyaşları yüksek protein içeriyor. Stres sonucu oluşan zararlı maddeler
gözyaşı ile dışarı atılıyor. Gözyaşları bastırıldığında veya ağlamaya
karşı negatif bir tutum varsa asıl sorun orda başlıyor. Böyle kişilerde
mide, bağırsak hastalıkları daha yüksek oranda bulunuyor.’
- Sevebilmek için korkuları, ıstırabı ve umutsuzluğu yenmek gerekir. Pek
çok insanın kafasının içinde bir yaşam boyu birikmiş öfkeler dolanıp durur
ve her anımsandıklarında yeni streslere neden olur. Bu öfkelerle dürüstçe
yüzleşmek şarttır. Onlardan kurtulmak için hem kendinizi hem de
korktuğunuz, kızdığınız kişileri affetmeniz gerekir. Affetmezseniz, kendi
kendinizin düşmanı haline gelirsiniz.
KAYNAK:
http://www.ailem.com