|
|
“Özel” bir hastanede 3 hafta önce
endoskopi için bugün saat 11:00'a randevu aldım. Randevuya 10 dakika önce gelmem
istendi, bunun yanında endoskopiden bir gün önce saat 20:00'dan sonra yemek
yememem gerektiği, randevu günü ise su içmemem gerektiği soylendi. Buraya kadar
her şey normal endoskopi için randevu alan her hastaya yapılan uygulamalar.
Fakat randevu günü gelip çattığında söylendiği üzere 10 dakika önce Endoskopi
Ünitesinin önünde hazır bulunduğumda Genel Cerrahtan muayene olmak için fiş
kesmem gerektiği söylendi, "randevum var muayene" olmayacağım dahiliye uzmanı
yönlendirdi" dememe rağmen fiş kesmem gerektiği söylendi. Saat 11:00 olduğunda
saat 09:00'a endoskopi randevusu alan hastanın henüz endoskopiye alınmadığını
öğrenince şaşırdım. O zaman benim endoskopim de sarkacaktı. Bekleyiş başladı,
tabii açlık ve susuzluk da...
Saat 09:00'a randevu alan hasta saat 12:30 sularında aç ve susuz bir biçimde
endoskopiye alındı. Saat 13:30 sularında endoskopiden çıktı. Ben beklemekteyim
“1,5 saatlik sarkmadan bir şey çıkmaz” diyerek sekretere endoskopiye girmem
gerektiğini söyledim. Sekreter “biraz bekleyin alacağız efendim”den başka bir
şey söylemedi, " 3 saattir bekliyorum" dediğimde böyle bir şey olamaz fiş kesme
saatiniz belli" dediğinde saat 11:00'a randevu aldığımı belirttim. Cevap daha
şaşırtıcıydı "haa evet siz randevu alıp gelmiştiniz” oldu... Saat 14:00
olduğunda açlık ve susuzluktan ne yapacağımı şaşırmış bir biçimde 'beni
endoskopiye ne zaman alacaksınız' dan başka kelimeler çıkamadı ağzımdan...
Yetkili kişi endoskopi aletinin sterilizasyonu olduğunu yarım saat beklemem
gerektiğini söylediğinde bir şok daha yaşadım. Beklemek üstelik randevu aldığım
halde beklemek gücüme gidiyordu. Fakat randevu verenlerin randevulu hasta
olduğumdan ya haberleri yoktu ya da haberleri yokmuş gibi davranıyorlardı.
Her ne kadar "özel" hastanede olsa sonuçta hastalara hizmet verdiğinden bu
konuyu bir hasta olarak Hasta Hakları Birimi'ne bildirme gereği hissedip
Danışma'ya doğru aç, susuz, bitkin ve kızgın bir biçimde varıp "Hasta Hakları
Birimi"nin yerini sorabildim. Danışmadaki personel "ne birimi halkla ilişkiler"
mi dediğinde Hasta Hakları Birimi olmadığını üzülerek fark ettim. Danışmadaki
personel bir şikayetiniz varsa "dilek ve şikayet kutusu"na atınız dedi
şaşırarak, galiba ilk defa bir "hasta" hakkını aramış ve "hasta hakları"
birimini sormuştu.
Orhan Veli’nin “bilmezdim şarkıların bu kadar kifayetsiz olduğunu bu derde
düşmeden önce” dizesini “bilmezdim haklarımın olmadığını hasta olmadan önce”ye
çevirerek kağıdı katlayıp “dilek ve şikayet” kutusuna attım.
Ardından koridora giderken. "hasta" mı yoksa "müşteri" mi olduğumu sorgulamaya
başladım aç, susuz bir biçimde. Hastane 5 yıldızlı otel konforunda dizayn
edilmişti. Endoskopi randevum olmasaydı, yemek ve su yasaklanmamış olsaydı "bal
dök yala" deyimini kullanabilirdim hastane için... Çevreme baktığımda koca koca
televizyonlarda "Hastanemizin uzman hekimlerinin" boy boy fotograflarının
döndüğü, en büyük ve kaliteli hastane olduğu reklamlarını gördüm. Memnuniyetimiz
için her olanak sağlanmıştı. Fakat ne duvarda, ne yerde, ne tavanda (o ruh
haliyle her yeri inceledim) "Hasta Hakları"yla ilgili ne bir poster, ne bir
afiş, ne bir duyuru vardı. Ki olmasını beklemek de sadece aç ve susuz kalmış
birinin saflığı olurdu. Fakat olamazdı ben bu binada ne kadar aç ve susuz
bırakılmış ve bekletilmiş olsam da, her yere fark ücreti ödemiş olsam da bir
HASTAydım, MÜŞTERİ değildim. Hastaneye gelme amacım hizmetlerden ve güleryüzden
memnun kalıp evime huzur içinde gitmek değildi. Her hasta gibi tetkiklerimi,
teşhisimi, tanımı ve tedavimi almaya gelmiştim. Bundan doğan bir çok haklara
sahiptim. Fakat hasta haklarının hiç bir yerinde randevudan 3 saat geçmesine
rağmen aç, susuz bir biçimde bırakılıp güleryüzlü bir biçimde "bekleyiniz sizin
de sıranız gelecek, sizi de alacağız, sizi sona bıraktık efendim" denilip
yapılan tetkiklerin bir "lütuf" gibi gösterilmesi hakkına rastlamamıştım.
Endoskopiye girdiğimde bağırıp çağıracak ve “bu böyle olmaz” türünden
serzenişlerde bulunmayı planlamıştım fakat benim bekletilmemi ve haklarımın
ihlalinin bütün sorumluluğunu hekim ve yeni deyimle hekimdışı personele
yüklemeyi sağlık sisteminde çalışmam durumunda sistemin hekimdışı personeli!
olacak biri olarak ya da açlığın vermiş olduğu tükenmişlikle haksızlık olarak
gördüm. Sağlık sisteminin çökmesini bu iki kişi sağlamamıştı, hastanede hasta
hakları biriminin olmayışından da onlar sorumlu değildi, bir dokunsam onların da
türlü haksızlıklara uğradığını dinleyecektim belki de… O yüzden endoskopinin
selahiyetini sağlamak için susmaya karar verdim.
Ardından endoskopi vakti geldi çattı, ne hemşire, ne de doktor randevuyu 4 saat
geciktirip beklettikleri için açıklama yapma gereği hissetmeden en az konuşan
hasta ünvanını bana vererek aralarında şakalaşmaya başlayıp güler yüzlü hizmet
anlayışına devam ettiler. Bilerek ya da bilmeyerek işlerini yapıyorlardı bu
sistemde maalesef “müşteri memnuniyeti”.. Sessizliğimi bozup "açlıktan
konuşamıyorum" dediğimde ise yaptığım sitemi espri olarak algılayarak güler
yüzlü hizmete devam ettiler. Tetkikten önce güler yüzlü hizmetten başka ne
bilgilendirilmiş onam ne de bilgilendirilmemiş onam ya da bir yere usul yerini
bulsun diye bir imza atma faslı olmadı. Direk güler yüzle endoskopi başladı.
Uzandığım yerde ben de gülmeye başladım. Doktor "yakında bu makinaların tetkik
anında hastanın zihnini okuyan tipleri çıkacak, böylece neden güldüğünü anlarız"
deyip güleryüzlü hizmete devam etti.
Acaba zihni okuyan makine olsaydı ve ; sağlıkta yıkımın başladığı ve maalesef
bittiği, hasta diye bir tabirin kalmadığı yerine "müşteri"nin başladığı, hasta
haklarının yerini "müşteri memnuniyetine" bıraktığı, doktor ve zaten komik bir
terim olan hekimdışı personelin müşterinin memnuniyetini en üst düzeyde tutmak
için didindiği, hasta hakları olmayan bir yerde hekim ve hekimdışı personel
haklarının da olmayacağını ekrana aktarsaydı hala gülmeye devam edecek miydi ?
Maalesef Sağlıkta Yıkımı ne hastalar ne de hekimler ne de hekimdışı! personel
durdurabildi. Ama her yıkım yeni bir derlenişin habercisidir. Hastanın sadece
"hasta", hekimin sadece "hekim" ve hekimdışı personelin ekip elemanı ve ekibin
ayrılmaz bir parçası olduğu yeni bir sağlık sisteminin kuruluşu ve sağlanması
için haklarımıza yeniden sahip çıkmanın tam zamanıdır diye düşündüm aç, susuz,
yorgun, üzgün ama gelecekten umutlu halimle…
NOT: Sedyede aklımdan geçip beni buruk bir gülümsemeye sürükleyen çağrışımlar;
"hasta hakları" - "müşteri memnuniyeti"; sağlıkta yıkım", SSGSSS,
"bilgilendirme" , "ticarethane", "hastane" ," ve en son açlığımdan dolayı
"kestane" …
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|