|
|
Sosyal disiplinler içinde, uygulamadan
ve toplumsalla olan etkileşiminden dolayı anlamlı bir rolü olan sosyal hizmet,
toplumsal değişime kapalı gruplar tarafından da tehlike olarak
tartışılabilmektedir. Sosyal hizmetin doğası gereği, düşünce sistematiğinden
dolayı Türkiye’de sosyal disiplinlerin büyük kısmının toplumsal gerçekle
yüzleşmemesine de dikkat çekiyor. İşte kendisi bu yüzleşmenin tam da ortasında.
Bu özelliğiyle tedirgin edici bir yöne sahip.
Net bir gerçek var ki, sosyal hizmet seçkin bir meslek.
Çünkü, ‘aydınlanma, eşitlik, özgürlük, insan hakları’ parametreleri onun olmazsa
olmaz nitelikleri. Ve sosyal hizmet toplumsal değişme / laiklikle özdeş bir
meslek. Böyle de olmak zorunda. Böyle olduğu için hep tetikte…
Sosyal hizmet kitlesel bilinci taşıdığı ölçüde ve sosyal adalete dayalı bir
düzenin sosyal önemi için çabaladıkça, dolayısıyla toplumsal muhalefetin öznesi
olmaya çalıştıkça, küreselleşme süreci, Batıda bu misyonu yüklenenlerin aleyhine
gelişebilir.
Sosyal hizmet, demokratik rejimin en olağan pratiğidir.
21. yüzyıla da imza atmaya çalışan egemen olan, sosyal hizmeti
lağvetmeye çalışıyor. Türkiye’de sosyal disiplinlerde; geleneksel-ataerkil
durağanlığı kanıksamış ve sürdüren geniş bir kesim var. Sosyal hizmet de o yöne
doğru kayıyor. Kaydırılmaya çalışılıyor. Ne ki, sosyal hizmet çağın en insancıl
güzel sesidir, ütopyadan sonra.
Sosyal hizmette, çevreye olanak tanımamak gerekiyor. Çevrenin
algısı yereldir. Evsenseli gözetmez; gözetse de zorunsal kalır. Bir olanaklar
alanı oluşturmaz. Evrensellik sosyal hizmete etki eden bir yönsemededir her dem.
Evrensellik, “kültürler arası sosyal hizmete” önem verdiği oranda da mutlak
belirleyiciliğini sürdürmelidir.
Sosyal hizmetin kavranışı, Batı’da; Endüstri devrimiyle
‘sosyal’ benimsenişini kanıksatmıştır. Türkiye’de eksik kalmış, hep tartışma
konusu olmuştur. Ki, modernizm çoğu çevrelerce ‘despotizm’ olarak görülmüştür.
Toplumsalın boşa alınmayacak geniş bir kitlesi tarafından da. Dolayısıyla sosyal
hizmet ve modern meslekler de… Bu reddedişe konu olabilmektedirler.
Türkiye Modernizminin kimliğini içselleştiren, sosyal hizmet,
ancak toplumsal değişmenin somutta oluşturamadığı sosyal devlet
parametrelerinden dolayı, değişmenin çelişkilerini de içinde barındırarak
çağdaşlığın taşıyıcılığı olmaya çalışmıştır.
Sosyal hizmet, ulus devletin birçok aktöründen
farklı olarak; tarihsel, hukuksal, ekonomik, siyasal, sosyal olgu niteliğini
içselleştiren bir bütünsel oluşumdur. Her ne değin, ‘burjuva’ temellendirmesiyle
arka planını inşa etse de, yapması / davranması gereken ‘pasif’ bir direnç
değil. Evrenselliği gözeten bir kavranışı dışa sunmalıdır. Toplum dönüşümünde
sosyal ‘aktif’ bir duruş sergileyerek ancak önemini sergileyebilir. Yoksa sosyal
bilim tarihinden sosyolojinin transkripsiyonuna yaslanarak / önemseyerek bir
varlık gösteremeyeceği gibi, marjinalleştirilir ve tehlike olarak
görüntülenebilir.
Sosyal hizmet, önce kendi tavrına, kendi
dürüstlüğüne inanmalı; hem de teslimiyetsiz. Sosyal hizmet derken; sosyal hizmet
ölmesin! Ve sosyal hizmet, dünyanın toplumsal sorunları karşısında, etik bir
kaygıyı hep ön planda tutsun. Ki, yerele yönelerek değişme değil de statükoya
hizmet etmesi sonucu oluşan otoritaryenliğini de bir kenara bıraksın.
Sosyal hizmet, bir zorunluluk olarak evrenselliği içsel kılmalıdır… Böyle kabul
görmelidir.
|