|
|

20 yıl sonra yeniden: Beyaz
eylemler
Prof. Dr. Şükrü Hatun
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı
sukruhatun@gmail.com
Bunca gürültü, bunca toplumdan,
insanlardan ama en çok da çocuklardan uzak konuşmalar, bunca kibirli bakan(lar)ın,
yöneticilerin demeçleri, televizyon konuşmaları, her gece milyonlarca
insanın ruhunu, kalbini esir alan TV dizileri arasında duyulacak mı, duyulsa
bile ne anlama geldiği bilinebilecek mi, yani biraz olsun kulak kabartılacak
mı bilmiyorum ama hekimler ve sağlık çalışanları 1 Mart'dan itibaren adında
"beyaz" olan bir dizi eyleme başladılar. Eylemleri "Artık yeter" seslenişi
ile duyuran Türk Tabipleri Birliğine göre "AKP Hükümeti "dönüşüm" programı
ile sağlıkta yıkıma devam ediyor. Yoğun Bakım ünitelerinde bebeklerimiz,
immunglobulin bulamadığı için insanlarımız ölüyor. IMF emriyle çıkarılan
paket fiyat ve ilaç sınırlandırmalarından halkımız mağdur ediliyor. Dört
yılı aşkın süredir uyguladıkları politikalarla sağlık sisteminin hiçbir
sorununu çözmeyi başaramayanlar gene o bildik eski senaryoyu hayata
geçirmeye çalışıyorlar. Sağlık sitemindeki bütün sorunların sorumlusu olarak
sağlık çalışanlarını gösteriyorlar". Bugün yani 1 Mart günü ülkemizin bir
çok sağlık ocağında- belki önündeki caddenin adı Nusret Fişek olan Adıyaman
Tut Sağlık Ocağında da- binlerce sağlık çalışanı "Sağlık Ocaklarımıza sahip
Çıkıyoruz" mesajını vermek için toplandı. Yani adı hekimlik, sağlık
hizmetleri topluma daha yakın olsun, "sosyalize" olsun diye Nusret Fişek
tarafından konan, milyonlarca insanın yıllarca ücretsiz okullara çocuklarını
götürür gibi, kendi evlerine girer gibi tasasız gittikleri sağlık ocaklarına
sahip çıkmak için artık eylem yapmak gerekiyor. Bense peki sağlık
ocaklarının yerine aile hekimliği sistemini getirecekler anladım ama ya o
içlerinde kadınlara en yakın insanların yani köy ebelerinin oturduğu sağlık
evlerini ne yapacaklar sorusuyla meşgulüm; yani bu ülkenin bin bir köyüne,
mezrasına dağılmış 40 yıllık sağlık evlerine nasıl kıyacaklar sorusunun
acısıyla kıvranıyorum örneğin şu resimdeki ebe hanımı düşünüp. Yani birinci
basamak sağlık hizmetlerini de piyasa ekonomisine göre düzenlemek-tahrip
etmek de diyebiliriz- için tamamen kopya edilmiş aile hekimliği sistemini
getirmek isteyenler bu ülkenin uzmanlarınca tasarlanmış sağlık ocaklarının
temelindeki "Parasız hizmet,Entegre hizmet, Ekip hizmeti, Nüfusa orantılı
hizmet, Koruyucu sağlık hizmetine öncelik ve önem, Gezici hizmet, Personelin
sürekli eğitimi, Toplum katılımı, Sevk sistemi, Tam gün çalışma"
ilkelerinin, değerlerin yerine ne koyacaklar acaba? Bu sorunun cevabını
herkes artık gündelik yaşamından biliyor ama ben yine söylemek isterim:
Bütün bunların yerine bireysel çıkarı tahripkar bir biçimde öne çıkaran
hekimlik anlayışını koyacaklar yalnızca. Yani artık sağlık ocakları
olmayacak, yani artık hastalarına çıkarsız, tasasız yani sahip olmak için
değil olmak için bakan hekimler ama en çok da varlıkları ile oraları
herkesin evi yapan hemşireler, ebeler olmayacak.
Yakında öğrendim ki "Nostalji" sözcüğü ilk
kez 22 Haziran 1688'de Johannes Hofer isimli bir tıp öğrencisi tarafından
dağlarından uzak kalan İsviçreli askerlerin hastalığını tanımlamak için
kullanılmış; yani nostos ("dönmek") sözcüğü algos ("acı") ile
birleştirilmiş. Ben de bir taraftan beyaz eylemlere elimden geldiğince
katılmak için heyecan duyarken öte yandan İsviçreli askerler gibi Nostalji
duyuyorum. Öncelikle bundan 24 yıl önce Adıyaman'da derme çatma bir binada
ebeler, hemşireler, sağlık memurları, şöförler, hizmetlilerle birlikte
sağlık ocağı bölgesinde bebek ölüm hızını binde 200'den (evet yanlış
duymadınız binde 200'den) binde 140'a düşürmek için çalıştığımız günlere
dönmek istiyorum. Bana "doktorum" diye seslenen, belindeki fıtığa aldırmadan
aşı kaplarını sevinçle kaldıran Sağlık memuru Zeki Kaya'yı özlüyorum. Yani
ben aslında çok üzgünüm bütün bu yapılanlar örneğin sağlık ocaklarına aşı
götürürken Nemrut dağı yolunda geçirdiği trafik kazasında ölen Adıyaman 2
Nolu Sağlık Ocağı sağlık memuru Zeki Kaya'nın ruhunu da inciteceği için.
Ama esas
bundan 20 yıl kadar önce 23 Ekim 1998'de Ankara'da Etlik Kasalar mevkiinde
başlayan ilk beyaz yürüyüşü hatırlayıp, o yürüyüşün nedeni olan sorunların
neredeyse aynen sürüyor olmasından (Pratisyen Hekimin Adı Yok, İnsan
Sağlığından Tasarruf Yapılamaz, Hükümet Hekimlerin Sesine Kulak Verecek Mi?
Hekimlik Onurunu Geri Alacağız gibi sloganlar taşınmıştı bu yürüyüşte
üzgünüm. Yani aslında üzgün olmaktan çok kızgınım. Biz bu yürüyüşü o zamanın
Sosyal Güvenlik Bakanı "Hekimler paraya doymuyor" dediği için, bunu
hekimliğe hakaret olarak düşündüğümüz için yapmıştık; şimdi ise sağlık
hizmetlerinin her aşamasını parayla ölçen bir sistem hepimize dayatıldığı ve
aslında bunu yapanların hekimlerin eskisi gibi sesinin çıkmayacağını
düşünerek buna cesaret ettikleri için çok üzgün ve kızgınım. O yürüyüşe
şimdi yok edilmeye çalışılan sağlık ocaklarını kuran ve bundan 17 yıl önce
yitirdiğimiz hocamız Nusret Fişek de katılmış ve şöyle demişti: "Ben eskiden
beri konuşmaya, doğru görüşleri anlatmanın önemine inanarak bir yaşam
sürdürdüm. Ama şimdi görüyorum ki Hükümetleri rahatsız edecek eylemler
yapmazsak taleplerimize kimse bize kulak vermiyor".
Ben her şeye rağmen sağlık-para, hekimlik-para ilişkisinin geçimsiz bir
ilişki olduğuna yani parayla nasıl aşk satın alınamazsa hekimliğin de satın
alınamayacağına inanan binlerce hekim olduğuna ve onların Nusret Fişek'ın
ilk beyaz yürüyüşte söylediği söze kulak vereceğine inanıyorum.Yani aslında
sevgili hekim arkadaşlar bir kez daha "beyaz" ı savunmak için ne kadar
gerekiyorsa o kadar öne çıkmamız gerekiyor. Yani kimse istiyor diye değil,
yani kimse bizi zorladığı için değil, yani yaşamayı, yani hekim olmayı
ciddiye aldığımız için öne çıkmalıyız diye düşünüyorum. Ne dersiniz? Yani
var mısınız bir kez daha?
|
|