Çiçeklerimin
açtığını görmek, sabah çoğu kez kendimi zorlayarak dudağıma hafif bir ruj
sürmek, günlük gazetemi okumadan ekinde verilen çengel bulmacayı çözmek, 10
numara şişlerle torunlarıma kaşkol, bere örmek, haftada bir bankadan emekli
arkadaşlarımla..
Ben;
yaşlılığın her canlı için döllenme ile başlayıp ölüme kadar devam eden
biyolojik bir süreç olduğunu biliyorum.
Bence; yaşlılık bile insandan insana değişiyor. Yaşam biçimi, hastalıklar ve
kişilik özellikleri vb. gibi etmenler nedeniyle.
Sağlık alanındaki gelişmeler ve bilinç düzeyi insan ömrünü uzattı. Annemi 63
yaşında kaybettiğimizde "eee artık
yaşlılık, doğal" demiştik. Şimdi ne kadar genç diyoruz o yaşta
birini kaybettiğimizde.
Yaşlanma insan vücudunda bir sürü değişikliğe yol açıyor. Ama her yaşlı,
aynı değil. Yani herkesin yaşlılığı birbirinden farklı, bazı ortak
özellikler dışında.
Ben artık 71 yaşındayım
Yaşlanma sürecindeki bir insan olarak; fiziksel ve zihinsel olarak bazı
gerilemelerimin olduğunu, ayrıca sosyal ve psikolojik yönden de artık eskisi
gibi olmadığımın farkındayım.
Bu gerilemelerimi fark edip, kabul ettiğimde
-ki çok da kolay olmadı- kişilik yapımın değiştiğini,
çevremdekilerin beni algılayışlarında değişiklik olduğunu gördüm.
Yaşım ilerledikçe, bende, fiziksel ve ruh sağlığımın bozulacağı endişesi
ortaya çıktı.
Kendimde ve çevremdeki yaşıtlarımda birilerine bağımlı olma, fiziksel
yetersizlik, ekonomik güçlük, oluşan ufak-tefek günlük sorunları çözememe
kaygısını gözlüyorum. En çok da beni / bizi dışlanma korkusu etkiliyor
galiba.
Stresle başa çıkmak
Stresle başa çıkmak her yaş ve dönem için zor ama, galiba en çok da yaşlılar
için zor.
Yani stres ve yalnızlık yaşlanma
sürecinde önemli bir sorun.
İnsanlarla ilişki kurmak, sürdürmek ve yeni uğraşılar edinmek her geçen gün
zorlaşıyor benim için. Oysa, yaşamımı sürdürmek için bunun çok önemli
olduğunu biliyorum.
Artık eskisi kadar üretken değilim. Bu işlevimden uzaklaştığımın
farkındayım. İşe yaramayan bir insanmışım gibime geliyor.
Yeni durumlara uyum sağlamakta zorluk çekiyorum. Bazı zihinsel işlevlerimin
gerilediğini fark etmek beni üzüyor.
Bağımlılık beni kabuğuma çekiyor
Dün akşam ne yediğimi unutuyorum ama ilk memuriyet yıllarıma denk düşen bazı
olayları, kızımın bebeklik günlerini çok iyi hatırlıyorum.
Yani yakın geçmişimi hatırlamakta zorluk çekiyorum ama, uzak geçmişimi çok
net hatırlayabiliyorum bir uyaran aldığımda.
En çok da her hangi bir konuda başkalarının yardımına /desteğine gereksinim
duymak beni etkiliyor.
Artık hastaneye yalnız gidemiyorum, marketten yapabildiğim alışverişi evime
tek başına taşıyamıyorum, çoğu kez faturaları bile bankaya yatırmaları için
komşumdan destek istiyorum.
Bu ve benzeri bağımlılıklarım beni kabuğuma çekilmeye zorluyor.
Bazen -çoğu kez mi demeli acaba-
yalnızlığıma gömüldüğümü hissediyorum.
Kapı çalsa, telefon çalsa
Çalan her telefon yüreğimi hoplatıyor, arayanım soranım var diye. Kızımın
biri her gün saat 10 da arar, "Anne ne
yapıyorsun" diye. Diğeri yurt dışında haftada bir arar.
Geçenlerde düşündüm ki hep yakınıyorum
"oram, buram ağrıyor" diye. Ahbaplarım, emekli grubundaki
arkadaşlarım da arıyor sıkça ama bana yetmiyor galiba.
Çalan her kapı zili beni mutlu ediyor. Apartman görevlisinin geleceği
saatleri bile iple çekiyorum kapıda bir-iki laf ederim diye.
Eşimle kavgalarımı bile özlüyorum
Eşimi dokuz yıl önce kaybettim. Beraberken bazen tartışırdık, ufacık
sorunlar yüzünden. İnan o lüzumsuz tartışmaları bile özlüyorum.
Evin içinde bir nefesti, konuşulacak paylaşılacak hatta tartışılacak bir
nefes. Birlikte gezmeğe giderdik, yürüyüş yapardık... Onu öyle çok özlüyorum
ki!
Akranlarımın ölüm haberini aldığımda çok etkileniyorum. Yakınlarımı
kaybetmek de beni çok üzüyor. Ama bir genç ölümünü öğrendiğimde,
"Allah sıralı ölüm versin!"
diyorum elbette.
Gündüz içim geçiyor, gece...
Artık uykuda geçirdiğim süre o kadar azaldı ki! Gün boyu sıkça içim geçiyor,
kuş uykusu anlayacağın.
Çoğu kez daldığımı bile fark etmiyorum. Gece TV'deki haberler sırasında
uyuklayan ben, yatağıma geçtiğimde bir türlü sabah olmuyor... Hoş sabah olsa
ne olacak! Yapacak çok işim mi var sanki!
Uyku düzenim bozuk anlayacağınız. Doktor ilaç verdi arada bir alıyorum ama ,
çok ta bir şey değiştirmiyor mu ne?
Dinlenmek istiyorum
Konuşacak birilerini bulduğumda bir süre sonra karşımdakinin beni
dinlemediğini fark etmek beni üzüyor.
Galiba hep geçmişten söz ediyorum, ya da daha önce anlattığım bir şeyi
farkında olmadan yeniden anlatıyorum.
Torunum kaç kez "tamam anneannecim,
biliyorum ben bu olayın nasıl sonuçlandığını" dedi. Ahhh beni
birazcık anlayabilse! Benim artık eskisi kadar çok yeni yaşantım olmuyor
ki...
Unutkanlık, duygusallık
Bazen banka defterimi koyduğum yeri unutuyorum, bazen temizliğe gelen
yardımcımın adını. En önemlisi de ilaçlarımı alıp almadığımı.
Kızım beni "gerçeklerden kaçmak"
ile suçluyor! Hadi suçluyor demeyeyim de uyarıyor diyelim. "Ayaklarım
ağrıyor" dediğimde, "anne ağrıyacak
elbette, artık 18 yaşındaki halin gibi olamazsın, yaşlılığı kabul et"
diyor.
Duyarlı bir insandım gençliğimde, ama şimdi çok duygusalım. Çok doğal olan
bir söz / davranış bile beni çok üzüyor. Kafama takacak o denli çok şey
buluyorum ki...
Bazen "depresyon mu geçiriyorum acaba?"
diye düşünüyorum. Ama akranlarımdan da aynı yakınmaları dinliyorum. Onlarda
benim gibi endişeli.
Aslında yapacak şeyler de var
Hala bir çok şeyden zevk almak için nedenim var.
Çiçeklerimin açtığını görmek, sabah çoğu kez kendimi zorlayarak dudağıma
hafif bir ruj sürmek, günlük gazetemi okumadan ekinde verilen çengel
bulmacayı çözmek, 10 numara şişlerle torunlarıma kaşkol, bere örmek, haftada
bir bankadan emekli arkadaşlarımla konken oynamak, yılda 10 gün bankanın
emekli devresinden yararlanarak Sığacık'a
kampa gitmek, komşumun baktığı torununa o çok sevdiği kekimden yaparak
yediğini seyretmek, ayda bir lise arkadaşlarımla devlet tiyatrosuna gitmek
bana iyi geliyor.
Ama galiba yetmiyor.....
Kendimi yararsız buluyorum hep. Çocuklarıma yardımcı olamıyorum diye. Hoş
sağ olsunlar onların benim sağlıklı olmam dışında bir beklentileri yok
ama....
Aman ne süslüydüm!
Eskiden ilgi ve istek duyduğum konular artık benim için önemini yitirdi.
Aman ne süslü bir kadındım. Sürekli çok şık olmak isterdim. Artık temiz bir
şey giymek dışında giyim merakım kalmadı.
Kızım bazen "Her geldiğimde üzerinde aynı
şey var. Diğerlerini niye giymiyorsun?" diyor.
"İçimden gelmiyor, ne yapayım! Hem kim
görüyor ki?" dediğimde de kızıyor bana.
Evimizde sofra düzenine çok özen gösterilirdi eskiden. Artık çoğu kez
tepside yiyorum yemeğimi. Ama birileri geldiğinde yine eski özeni
gösteriyorum elbette.
Arkadaşım Şehrazat gibi değilim de
Toplumun genel akışından kopmuş bir varlık
olarak görüyorum kendimi çoğu kez.
Oysa ben yaşamım boyunca kendimle barışık bir insandım. Son yıllarda giderek
kendime mi küsüyorum ne!
Huysuz, çevresindekileri huzursuz kılan, sürekli isteyen, sürekli
maddi-manevi almak isteyen bir insan değilim.
Arkadaşım Şehrazat gibi değilim en azından. O oğlunun her gün ziyaretine
gelmesini istiyor, başı ağrısa dünya yıkılıyor zannedip, çevresindekileri
harekete geçiriyor, telefonla kebapçıdan pide getirtebilecek yada gidip
yiyebilecekken oğluna "canım pide istiyor"
diyor.
Her Pazar torunlarının öğle yemeğine gelmesini istiyor filan. Ben öyle
değilim en azından.
Korkularım ve gücüm
Evet; her geçen gün fiziksel ve ruhsal olarak geriliyorum. Kendime olan
güvenim azalıyor, bazı korkular -en çok da
düşüp bir yerimi kırmak- yaşıyorum. Daha bir karamsar insan
oluyorum ama.
Kendimde gözlediğim bazı değişimleri inkar etmiyorum. Ben artık bir günde
tüm evi temizleyemem ama bir gün salonu, bir gün banyoyu temizleyebilirim.
Yani elden ayaktan düşmedim.
Artık nelere gücüm yeteceğini, nelere yetmeyeceğini biliyorum. Ve en
önemlisi kabul ediyorum belli konulardaki güç kaybımı.
Şık Devrek bastonum
Karşıdan karşıya geçerken yardım istemeyi öğrendim. Damadımın hediyesi o çok
şık Devrek bastonunu artık yanımda taşırken eskisi gibi utanmıyorum.
Banyo yapacağım zaman komşuyu çağırıyorum eve. Olur da düşer kalırsam birisi
olsun evde diye.
Ama yalnızlığı hiç sevmiyorum. Artı ilgi ve sevgiye hiç itirazım yok.
Yaptığım o güzelim zeytinyağlı enginarı kızım ve torunumla birlikte yemek,
paylaşmak istiyorum ama, onlar geldiğinde torunum yüksek sesle müzik
dinlediğinde de tahammül edemiyor içimden
"gidip, evinde dinlesin" diyorum.
Hala önemliyim
Yönetilmekten hiç hoşlanmıyorum. Aslında benim iyiliğime olan ev içi bir
düzenleme önerisi geldiğinde, hemen direnç gösteriyorum.
Kendi yaşamımı idame ettiremeyeceğim günleri düşündüğümde, bu halimden
yakınmamaya çalışıyorum. Başkalarına bağımlı olarak yaşam sürdürmek
düşüncesi beni ürkütüyor.
Yaşlandıkça daha bir ihtiyatlı oldum. Özellikle para konusunda. Geçim
sıkıntım yok şanslı bir yaşlıyım. Ama hep
"parasız kalırsam" kaygısı yaşıyorum.
Çocuklarım, torunlarım ve yakınlarım için
"hala önemliyim" biliyorum ama galiba bazen bu da bana yetmiyor.
Bakılmak
Gelecekte "bakılmama" gibi bir
sorunum olmayacağını biliyorum. Nasıl olsa bir bakıcı / refakatçi bulunur
ama... Yine de zaman zaman bunalıma
giriyorum işte.
Artı eksi yönleriyle yaşlılık bu işte.....
Sosyal dünyadan yavaş yavaş
geri çekilme sürecinin adına
yaşlılık denmiş......(ŞD/BA)
* Şadiye Dönümcü, sosyal hizmet
uzmanı
** Bu yazı bir üniversite
öğrencisinin hazırladığı " yaşlı yaşlılığı anlatıyor" ödevi için yaptığı
bant kayıtlarının çözümü ile ortaya çıkmıştır.