Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 


BELLEK VE TOPLUM
Ramazan ALTUNÖZ
Sosyal Hizmet Uzmanı
didadi@mynet.com


İnsanlık bugüne kadar bir belleği olduğunu fark ederek gelebilmiştir. Doğanın en zayıf varlığından en güçlü varlığı haline gelmesi sürecine etki eden zeka ve düşüncenin yanına belleği bir temel taş olarak koymak gerekir. Bellek diğer adıyla hafıza deyince aklımıza neler gelmez ki! Bilim, sanat, edebiyat, felsefe, siyaset, din, İlkellik, modernlik, kültür... ve bu kavramlara ait olan literatür ve tarih.

Bir toplumu toplum yapan diğer toplumlardan ayıran öğeler ona has olan özellikleridir. Bunları toplumsal kimlik ve yaşam felsefesini temsil eden dil, inanç, kültür, adet, gelenek görenek vb. öğeler olarak sıralayabiliriz. Bunların hepsi yaşantı, deneyim, birikim ve hafıza temelinde gelişir. Bir insanın, bir toplumun hayatta kalması, kendini geliştirmesi ve medeniyet oluşturup onun bir parçası olabilmesi hafızayla olur. Hafıza canlı ve dinamik kalabilmek için literatür ve tarihi kullanır.

Kişi veya toplum istediği kadar güçlü, zeki, büyük, yaratıcı, üretken ve zengin olsun mutlaka bir öğrenme süreci ve belleğe ihtiyacı vardır. Belleği olmayanlar veya belleği olupta yok gibi davrananlar her şeyini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmanın yanı sıra başkasının elinde bir araç veya kukla olmaktan öteye gidemez. Uygarlık tarihinde önde ve kalıcı, yaşanan süreçte de güçlü ve gelişmiş olmak iyi bir belleğe bağlıdır.

Birçok ünlü psikoloji bilim adamı belleği kısa ve uzun süreli olarak ayırır. Kimisi de bunlara ek olarak duygusal bellek kavramını ortaya koyar. Hafıza, tarama, depolama ve arabul geriye getir sisteminden oluşur. Diğer bir değişle çevrenin ve yaşantıların taranması, algılanması bunların işlenip depolanması ve gerektiğinde açığa çıkarılması sürecidir. Toplumsal bellek daha çok uzun süreli belleği temsil eder. Çünkü içinde sanata, antropolojiye, siyasete, hukuka, ekonomiye vb birçok alana dair bir tarihi bir literatürü, yani bir toplumun yaşamsal sistemini barındırır. Bütün bunlar ışığında ülkemizin toplumumuzun, komşularımızın nasıl bir belleğe sahip olduğunu ve bunun hayatımıza ne tür etkileri olduğunu anlamaya çalışalım.

Gerek günümüz ve yakın tarih gerekse uzun süreli tarih sürecinde Türk toplumunun yanı sıra Ortadoğu halklarının büyük çoğunluğu siyaset sanatı açısından zayıf kalmıştır. Çünkü literatür ve tarihi önemsememişlerdir. Diğer bir değişle toplumsal belleklerine ve tarihlerine ihanet etmişlerdir.

Yüzyıllardır yanyana duran ve kendi aralarında ciddi bir sorun yaşamayan Türkler, Araplar, Yunanlılar, Kürtler ve İranlılar nedense son yüzyıla gelindiğinde birden bire birbirlerine düşman kesilmişlerdir. Birbirlerinin azılı düşmanı gibi davranıp bütçelerinin büyük çoğunluğunu silaha yani savunma sanayine ayırmışlardır. Tabiki bu durum Avrupa ve ABD’nin ekmeğine yağ sürmüştür. Çünkü Ortadoğuda ABD nin uydusu olan İsrail devleti dışında gelişmiş silah üretebilen başka bir ülke yoktur. Böylelikle birbirine düşman ettirilen ülkeler silahlarını ABD ve Avrupa ülkelerinden büyük paralarla almak durumunda kalmaktadırlar. Eğitime, bilime, kültüre ve kalkınmaya ayırmaları gereken bütçeyi yaratılan sanal korku ve düşmanlık duygularından dolayı kendi elleriyle batılılara vermek durumunda kalan Türkiye, Yunanistan ve diğer orta doğu ülkeleri bir türlü akıllanmamaktadır. Ve bu durumu sorgulama ve anlama yerine hepsi birden içgüdüsel bir davranış biçimiyle düşman davranışını sergilemeye devam etmektedirler. Bunun sonucunda sahip olduğu kaynakları batılılara peşkeş çeken buna karşın kendi halkları varlık içinde yokluk çeken bir Türkiye ve Yunanistan oluşmuştur. Araplar ve Farslar bir süre daha petrolün nimetlerinden faydalanmaya devam edecektir. Fakat yine Ortadoğu petrollerinin büyük çoğunluğunu batılılar tarafından zorla veya siyasi oyunlarla ele geçirildiğini ve aslan payının onların olduğunu aşikar olmuştur.

Oysa geçmişe baktığımızda sözkonusu milletler yani Araplar, Türkler, Yunanlılar ve Farslar dünyanın en gelişmiş medeniyetlerini kuran ve yaşamın her anlamında batılı toplumlardan kat kat önde olan uluslardı. Batılılar bilimsel yönde ilerleyip sanayilerini kurduktan sonra yapabilecekleri tek şey bunu nasıl kullanabileceklerine bakmaktı. Önce kaba gücü denediler ve bütün Afrika kıtasını köleleştirip bütün yer altı ve yerüstü zenginliklerine el koydular. Sonra yine silah zoruyla misyonunu tamamlamış Osmanlı imparatorluğuna saldırdılar. Osmanlı imparatorluğunu yıkabilmeleri için din ve etnik kimlik kartlarını oynamak yetti. Silah zoruyla tamamlayamadıkları işgali etnik kimlik(milliyetçilik) ve dini ön plana çıkarmak suretiyle tamamlamışlardır. Ve bu süreci yaklaşık yüzeli yıllık bir sürece yayarak gerçekleştirebilmişlerdir.

Osmanlı imparatorluğu ile Avusturya-Macaristan imparatorluklarının yıkılmasıyla irili ufaklı birçok ulus devlet ortaya çıkmıştır. Bunların çoğu bilimsel yönden gelişmemiş ve sanayilerini kuramamış ülkelerdir. Aynı zamanda bu ülkeler muzaazzam yer altı ve yer üstü kaynaklara sahip olan zengin bir coğrafyaya sahipler. Bunun için batılı ülkeler açısından her zaman bir tehlike arzetmektedirler. Bu ülkelerden bir veya birkaçının sahip olduğu doğal kaynak ve tarihsel zenginliği bilimsel kalkınmayla birleştirip güçlü olabilme olasılığı durumu ABD ve gelişmiş batı ülkelerinin en büyük korkusudur. Bunu çok iyi bilen bu ülkeler ellerindeki din ve etnik kimlik kartını 150 yıldan beri hala oynamakta ve milliyetçilik akımıyla ortaya çıkan devletleri elleriyle kukla gibi oynatmaktadırlar. Bunun en son halkası ve kurbanı maalesef Kürtlerdir.

Saltanatlarını tehdit eden bu korkunun bir önlemi olarak gelişmiş ülkeler yüzyıllarca kardeş kardeş yaşayan ulusları din düşmanlığı ve aşırı milliyetçilik zehiriyle birbirine düşürmüş ve düşman etmiştir. Bunun sonucunda da yazının başında vurguladığımız gibi bu ülkeler eğitim, kültür, sanat, bilim ve kalkınmaya ayıracakları para ve zamanı düşman olmaya yani silaha, savaşa ayırmışlardır. Ve ayırmaya devam etmektedirler. Çünkü oyun devam ediyor. Çünkü halklarının yüzde seksen doksan oranında Amerika ve batı Avrupa karşıtı olan ülkelerin yöneticileri maalesef sözkonusu ülkelerle işbirliği içindedirler. Başta Türkiye, Yunanistan ve birçok Ortadoğu ülkesinin mevcut yönetimleri bilimsel kalkınma ve sosyal refah açısından kendi ülkelerin önündeki en büyük engeldir. Çünkü mevcut yönetimler ABD ve gelişmiş Avrupa ülkelerinin kuklası ve komisyoncusu durumundadırlar.

Dünyanın ilk ve en büyük medeniyetlerini kuran, dünyanın en verimli topraklarına sahip, dünyanın en zengin kaynaklarına sahip, dünyanın en zengin tarih ve kültürüne sahip, dünyadaki ilk Rönesans ve reform hareketlerinin yaşandığı coğrafyanın insanları elbette aptal değildir. Yani Yunan medeniyetini, Sümerler medeniyetini, Babil medeniyetini ve daha birçok medeniyeti kuran; ibni-sina, ibni Haldunu, Mevlana, Ömer Hayyam ve Ataürkü yetiştiren bu coğrafya beyin gücü açısından da emin olun çok zengindir. Ve elbette bir gün bu oyunu bozacaklardır. Bunu yapabilmeleri için toplumsal ve tarihsel belleklerine bakabilmeyi ve kendileriyle yüzleşmeyi başarmaları gerekir. Bunu yapabilmeleri için gerçek düşmanlarını tanımaları ve onlarla işbirliği yapmaktan vazgeçmeleri gerekir. Bunun için hem kendilerini hem ABD ve gelişmiş batı ülkelerini iyi tanımaları gerekir

Sonsöz olarak Türkiye, Yunanistan ve diğer orta doğu ülkeleri eski ihtişamlarını kazanabilmek istiyorlarsa artık kendi belleklerini çalıştırmaları ve kendi geçmişleriyle yüzleşmelidir. Amerika ve sanayileşmiş diğer ülkelerin yozlaşmış boyundurluğundan kurtulup; kaynaklarını, zamanını ve enerjisini savaşa silaha değil kardeşliğe, barışa, eğitime, sanata, sosyal refaha ve bilimsel kalkınmaya kullanmalıdır.

 


               Bize Ulaşın

Google
 

 

 

UYARI! ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.