Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 


BEDENİN KADAR İNSANSIN

Hasan KAYA/ Sitemiz Yazarı
haskaya58@yahoo.com


    Taksimden tünele doğru yürürken, İstiklal Caddesi her zamanki gibi olabildiğine kalabalık yürümek adeta imkansız. Karşı Sanat Galerisinin merdivenlerinden çıkarken ağır ağır, daha kapıda karşılıyor sizi barutun ağır, genzi yakan kokusu. İlk resimde irkiliyorsunuz, masum bir çocuk sesleniyor size tek ayak üstünde "Normal arkadaşlarım gibi, çocuk olmak isterdim" ne demek istiyor diye düşünürken, sözlerde değil bakışlarda yakalıyorsunuz cevabı. Bu Dünyada gerçekten güzeldir çocuk olmak Ama Afrika'da, Irak'ta, Filistin'de, Beyrut'ta v.b. değil.

      Adları başka, yaşları başka, kaderleri hep aynı. Kimi tarlaya giderken, kimi dağda oynarken, basıvermiş mayına, bedenler parça, bedenler yasta. Kimbilir ne hayalleri vardı, evlenip yuva kuracak nurtopu gibi çocukları olacaktı. Nerden bileceklerdi dağlarda papatyalar yerine mayın yetiştiğini. Kekik kokuları yerine, barut koktuğunu kırların.
    
       "Ölüm hep bana,bana mı düşer usta" aç kalmış, susuz kalmış. Bir gün olsun küsmemiş hayata ve yönetenlere. Birileri ayağında kundura ile yakalarken şöhreti, Urfa lı Ahmet amca , protez bacağına giymiş Mahmutpaşa işi siyah potini. Acep şöyle mi söylenmeli o meşhur türkü "Protezinde kundura, yar gelir duradura ".
"Korku kaplıyor içimi. Çok kötü bir his. Siz bilemez hissedemezsiniz....."diyor bir başkası, Hissedebilseydik, çığlık çığlığa haykırırken, sesine ses vermez miydik. Kalkıp beyaz ekranın başından yarana merhem olmaya gelmez miydik.
Çoğu davara giderken kaybetmiş, kolu-bacağı ile birlikte umutlarını. Bilmezdim; kuzu , koyun, keçi otlatmanın dünyanın en tehlikeli işi olduğunu.
Artık bedenin kadar insansın. Bacak yok, kol yok. Beden yarım, beden eksik. Herhangi bir uzvunu kaybedince, değişiyor bakışlar. Kimi acıyor, kimisi de; Kim bilir ne günah işlemiştir de bu hale gelmiştir diyor. Nerden bilsinler ki tek suçunun güvenmek olduğunu.

       İşe hasret, aşa hasret, sevgiye hasret üstüne üstelik "Gözlerim kör oldu. Karanlık oldu....."şimdi bir de ışığa hasret. Güzel bir gün görmedi gözler. Ama gördü, yanan tarlaları , boşaltılan köyleri. Duydu bebelerin ağlamalarını, anaların ağıtlarını "Kör olasın demiyorum, kör olmada gör beni.
Dağlarında, mayınlar yerine, papatyalar yeşermeli. Barut kokusu yerine, kekik kokmalı kırlar. Anaların ağıtları yerine, sevda türküleri söylenmeli. Acının yerine mutluluğun resmini çekmeli fotoğraf makineleri. Resmin önünde değil, içinde olmalı

        Not:Bu yazı Karşı Sanat Galerisinde 18 Mart-1 nisan 2006 tarihleri arasında açılmış olan “Başkasının Acısına Bakmak/ Mayın 2” sergisinden etkilenerek yazılmıştır. Ben de ortopedik engelli bireyim, sadece insanların doğuştan, kaza sonucu değil acımasız bir şekilde de engelli olabiliyor hem de Bir hiç uğruna. bu sergi beni çok etkilemişti, Kara Mayınlarının ne kadar korkunç boyutta insanları etkilediğini yakından görmek, beni adeta şok etti, Bu amansız tehlikeye karşı her kes muhakkak bir şeyler yapmalı.

(Bu yazı http://www.toplumvesiyaset.com/  yayınlanmaktadır) 
 

 


               Bize Ulaşın

Google
 

 

 

UYARI! ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.