|
|
Taksimden tünele doğru
yürürken, İstiklal Caddesi her zamanki gibi olabildiğine kalabalık yürümek
adeta imkansız. Karşı Sanat Galerisinin merdivenlerinden çıkarken ağır ağır,
daha kapıda karşılıyor sizi barutun ağır, genzi yakan kokusu. İlk resimde
irkiliyorsunuz, masum bir çocuk sesleniyor size tek ayak üstünde "Normal
arkadaşlarım gibi, çocuk olmak isterdim" ne demek istiyor diye düşünürken,
sözlerde değil bakışlarda yakalıyorsunuz cevabı. Bu Dünyada gerçekten
güzeldir çocuk olmak Ama Afrika'da, Irak'ta, Filistin'de, Beyrut'ta v.b.
değil.
Adları başka, yaşları başka, kaderleri hep aynı.
Kimi tarlaya giderken, kimi dağda oynarken, basıvermiş mayına, bedenler
parça, bedenler yasta. Kimbilir ne hayalleri vardı, evlenip yuva kuracak
nurtopu gibi çocukları olacaktı. Nerden bileceklerdi dağlarda papatyalar
yerine mayın yetiştiğini. Kekik kokuları yerine, barut koktuğunu kırların.
"Ölüm hep bana,bana mı düşer usta" aç
kalmış, susuz kalmış. Bir gün olsun küsmemiş hayata ve yönetenlere. Birileri
ayağında kundura ile yakalarken şöhreti, Urfa lı Ahmet amca , protez
bacağına giymiş Mahmutpaşa işi siyah potini. Acep şöyle mi söylenmeli o
meşhur türkü "Protezinde kundura, yar gelir duradura ".
"Korku kaplıyor içimi. Çok kötü bir his. Siz bilemez
hissedemezsiniz....."diyor bir başkası, Hissedebilseydik, çığlık çığlığa
haykırırken, sesine ses vermez miydik. Kalkıp beyaz ekranın başından yarana
merhem olmaya gelmez miydik.
Çoğu davara giderken kaybetmiş, kolu-bacağı ile birlikte umutlarını.
Bilmezdim; kuzu , koyun, keçi otlatmanın dünyanın en tehlikeli işi olduğunu.
Artık bedenin kadar insansın. Bacak yok, kol yok. Beden yarım, beden eksik.
Herhangi bir uzvunu kaybedince, değişiyor bakışlar. Kimi acıyor, kimisi de;
Kim bilir ne günah işlemiştir de bu hale gelmiştir diyor. Nerden bilsinler
ki tek suçunun güvenmek olduğunu.
İşe hasret, aşa hasret, sevgiye hasret
üstüne üstelik "Gözlerim kör oldu. Karanlık oldu....."şimdi bir de ışığa
hasret. Güzel bir gün görmedi gözler. Ama gördü, yanan tarlaları ,
boşaltılan köyleri. Duydu bebelerin ağlamalarını, anaların ağıtlarını "Kör
olasın demiyorum, kör olmada gör beni.
Dağlarında, mayınlar yerine, papatyalar yeşermeli. Barut kokusu yerine,
kekik kokmalı kırlar. Anaların ağıtları yerine, sevda türküleri söylenmeli.
Acının yerine mutluluğun resmini çekmeli fotoğraf makineleri. Resmin önünde
değil, içinde olmalı
Not:Bu yazı Karşı Sanat Galerisinde
18 Mart-1 nisan 2006 tarihleri arasında açılmış olan “Başkasının Acısına
Bakmak/ Mayın 2” sergisinden etkilenerek yazılmıştır. Ben de ortopedik
engelli bireyim, sadece insanların doğuştan, kaza sonucu değil acımasız bir
şekilde de engelli olabiliyor hem de Bir hiç uğruna. bu sergi beni çok
etkilemişti, Kara Mayınlarının ne kadar korkunç boyutta insanları
etkilediğini yakından görmek, beni adeta şok etti, Bu amansız tehlikeye
karşı her kes muhakkak bir şeyler yapmalı.
(Bu yazı
http://www.toplumvesiyaset.com/ yayınlanmaktadır)
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|