Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

l

BASİT ŞEYLER

Sabancı Ünv.Toplumsal ve Siyasal Bilimler öğrencisi
Can KÜÇÜKALİ


Geçmişten günümüze kadar olan süreçte insanlık gelişimini hep kendi mücadelesine borçlu oldu. En zor şartlardan günümüze kadar sürekli savaşarak geldi ve başarılarını da bu savaşım sonucu elde etti. Bu savaşımı insan kimi zaman kendine kimi zaman da dış faktörlere karsı verdi. Kazanımlar ise hep küçükten büyüğe doğru sıralandı. Küçük kazanımlar yeri geldiğinde büyük toplumsal değişimlere sebep oldu. Yine de gelişim tamamlanmadı ve hep pozitif yönde olmadı. Bazen insanlık kazandığı hakları kaybetti ve kimi zamanda sahip olduğu değerleri gerektiği şekilde koruyamadı ve daha zararlı olan yenileriyle değiştirdi. Her ne olursa olsun toplumların zaman içerisinde pozitif yönde gelişeceklerine karsı inancımızı korumaktan başka yapacak bir şeyimiz yok. Bu inancımız ise kaynağını insanlık tarihinin kendisinden alıyor.

Bugün toplumun elde ettiği kazanımların bir çoğunu toplumcu düşüncelere borçluyuz. Bir ideoloji olarak 'sosyalizm' öğretisinden çıkarılacak dersler sanıldığından daha fazladır. Bir çokları tarafından iddia edildiğinin aksine sosyalizm, insanlığa 'en azından' vizyon olarak baskı ve zulüm değil, eşit-özgürlük ve toplumsal adalet vaad etmiş, bu yolda da elinden geldiğince yürümüştür. Tabi elinden geldiğince yürümekten kasıt, 'sistemin kapasitesinin bu kadar olduğu' değil, sistemin bu kadar yürümesine izin verildiğidir. Yukarıda da bahsedildiği gibi değişim hep pozitif yönde olmadığından ötürü, bugün geçmişte kazanılan bir çok olumlu hak ve özgürlükleri kaybeder duruma gelmiş bulunmaktayız.

Konuya ülkemiz açısından bakıldığında ise gördüğümüz daha karanlık bir tablodur. Ülke hakkında başkalarının analizleri doğrultusunda değil, kendi gözlem ve çözümlemeleriyle yorum yapanlar için görünen gerçek, açlık, issizlik ve anti-demokratik uygulamalardır. Çalışanlar, daha 1871'de Paris Komünü ile elde edilen haklarından çoktan taviz vermeye başlamış, adeta yasamak için yasar hale gelmişlerdir. Bir çokları sadece sendika üyesi oldukları gerekçesiyle isten çıkarılmakta, kadın emeği halen artı sömürüye maruz kalmakta ve kimi isçiler sigortasız çalışmaktadırlar. Üstelik bilinçsiz ve dolayısıyla konumundan habersiz çalışan insanların oranı, ortaya ülkenin nerede olduğu ve nereye doğru gitmekte olduğu hakkında fikir vermektedir. İnsanların sürekli yanlış bilgilendirilmeleri ya da bilgilendirilmemeleri ise sorunun çözümüne giden yolu tıkamaktadır. Yine ülkenin gelişiminde en önemli unsurlardan biri olan muhalif basının bu denli cilizlastirilmasi, çelişkilerinin boyutunu bir kez daha gözler önüne sermektedir. 

 

Ülke gerçekleri konusunda sayfalarca durum analizi yapılabilir, üzerinde konuşulabilir. Bu noktada yüzümüzü sosyalistlere dönüp nerede olduklarına bakarsak, pozitif gelişim umudumuzun ne aşamada olduğunu da belirlemiş oluruz. Çünkü sosyalistler hayata bakışları, direnişleri ve toplumsal bilinçleriyle her zaman insanlığın aranan unsurları olmuşlardır. Çalışmaları her zaman öğretici ve aydınlatıcı, bireysel yaşamları ise her zaman diğerlerine örnek olacak niteliktedir. Kendilerine karsı yapılan tüm saldırılara karşın toplumcular dünden bugüne mücadeleyi göğüslemişlerdir ve yılmadan, sadece 'daha iyi bir toplumun mümkün olabileceği inancı' ile hareket etmişlerdir.

Üzücü olan sudur ki toplumdaki bu unsurlar, gerekenden çok daha azdır ve toplumun geneline bakıldığında değişime ve halk demokrasisine olan inancın büyük anlamda yitirildiği görülmektedir. Halk, halk olmanın bilincinde değildir. Bireysel bazda mücadele hakimdir ve bunun böyle olması telkin edilmektedir. Halkın refahı için mücadele edenler rahatlıkla başka bir safin unsurlarıymış gibi gösterilebilmekte ve radikal unsurlar kolaylıkla etkisiz hale getirilebilmektedir. İnsanlardaki bu algılayış ve tepkisizlik zaman içinde oluşarak oturduğu için, bu durumun kısa bir süre içerisinde kökten değişimini beklemek, hayalcilikten başka bir şey değildir. Bu durumda eylemde radikalizmin su an ki anlamı nedir? Bu sorunun cevabi yanıtını günümüz koşulları içerisinde bulmaktadır: hiçbir şey yapmamak. Büyük değişimlerden ve bunların koşullarından bahsetmek ama bu uğurda hiç bir şey yapmamak, yapamamak.


O halde sosyalistler daha 'iyi' bir toplumu hedefliyorlarsa, günlük hayatin içinde de yerlerini almalıdırlar. Bugünün küçümsenen mücadeleleri, yarinki mücadelelerin tetikleyici faktörleri haline gelecektir. Kendi içine kapanmak ve iddialı hedeflerden bahsetmek yerine, daha gerçekleştirilebilir hedefler için mücadele etmek ve mücadele hattını genişleterek halkın genelini kapsamak yapılması gerekendir. Bu savın doğruluğunun kanıtı, 'ülkenin özgün koşulları içerisinde' yatmaktadır. Bunu yadsıyanların neler yapabildikleri ise yine günlük hayatta görülmektedir. O halde artık basit şeylerden konuşmanın ve onlar için savaş vermenin vakti gelmiştir.

 


 


Bize Ulaşın