l
BASİT ŞEYLER
Sabancı Ünv.Toplumsal ve Siyasal Bilimler öğrencisi
Can KÜÇÜKALİ
Geçmişten günümüze kadar olan süreçte insanlık gelişimini hep kendi
mücadelesine borçlu oldu. En zor şartlardan günümüze kadar sürekli savaşarak
geldi ve başarılarını da bu savaşım sonucu elde etti. Bu savaşımı insan kimi
zaman kendine kimi zaman da dış faktörlere karsı verdi. Kazanımlar ise hep
küçükten büyüğe doğru sıralandı. Küçük kazanımlar yeri geldiğinde büyük
toplumsal değişimlere sebep oldu. Yine de gelişim tamamlanmadı ve hep
pozitif yönde olmadı. Bazen insanlık kazandığı hakları kaybetti ve kimi
zamanda sahip olduğu değerleri gerektiği şekilde koruyamadı ve daha zararlı
olan yenileriyle değiştirdi. Her ne olursa olsun toplumların zaman
içerisinde pozitif yönde gelişeceklerine karsı inancımızı korumaktan başka
yapacak bir şeyimiz yok. Bu inancımız ise kaynağını insanlık tarihinin
kendisinden alıyor.
Bugün toplumun elde ettiği kazanımların bir çoğunu toplumcu düşüncelere
borçluyuz. Bir ideoloji olarak 'sosyalizm' öğretisinden çıkarılacak dersler
sanıldığından daha fazladır. Bir çokları tarafından iddia edildiğinin aksine
sosyalizm, insanlığa 'en azından' vizyon olarak baskı ve zulüm değil,
eşit-özgürlük ve toplumsal adalet vaad etmiş, bu yolda da elinden geldiğince
yürümüştür. Tabi elinden geldiğince yürümekten kasıt, 'sistemin
kapasitesinin bu kadar olduğu' değil, sistemin bu kadar yürümesine izin
verildiğidir. Yukarıda da bahsedildiği gibi değişim hep pozitif yönde
olmadığından ötürü, bugün geçmişte kazanılan bir çok olumlu hak ve
özgürlükleri kaybeder duruma gelmiş bulunmaktayız.
Konuya ülkemiz açısından bakıldığında ise gördüğümüz daha karanlık bir
tablodur. Ülke hakkında başkalarının analizleri doğrultusunda değil, kendi
gözlem ve çözümlemeleriyle yorum yapanlar için görünen gerçek, açlık,
issizlik ve anti-demokratik uygulamalardır. Çalışanlar, daha 1871'de Paris
Komünü ile elde edilen haklarından çoktan taviz vermeye başlamış, adeta
yasamak için yasar hale gelmişlerdir. Bir çokları sadece sendika üyesi
oldukları gerekçesiyle isten çıkarılmakta, kadın emeği halen artı sömürüye
maruz kalmakta ve kimi isçiler sigortasız çalışmaktadırlar. Üstelik
bilinçsiz ve dolayısıyla konumundan habersiz çalışan insanların oranı,
ortaya ülkenin nerede olduğu ve nereye doğru gitmekte olduğu hakkında fikir
vermektedir. İnsanların sürekli yanlış bilgilendirilmeleri ya da
bilgilendirilmemeleri ise sorunun çözümüne giden yolu tıkamaktadır. Yine
ülkenin gelişiminde en önemli unsurlardan biri olan muhalif basının bu denli
cilizlastirilmasi, çelişkilerinin boyutunu bir kez daha gözler önüne
sermektedir.
Ülke
gerçekleri konusunda sayfalarca durum analizi yapılabilir, üzerinde
konuşulabilir. Bu noktada yüzümüzü sosyalistlere dönüp nerede olduklarına
bakarsak, pozitif gelişim umudumuzun ne aşamada olduğunu da belirlemiş
oluruz. Çünkü sosyalistler hayata bakışları, direnişleri ve toplumsal
bilinçleriyle her zaman insanlığın aranan unsurları olmuşlardır. Çalışmaları
her zaman öğretici ve aydınlatıcı, bireysel yaşamları ise her zaman
diğerlerine örnek olacak niteliktedir. Kendilerine karsı yapılan tüm
saldırılara karşın toplumcular dünden bugüne mücadeleyi göğüslemişlerdir ve
yılmadan, sadece 'daha iyi bir toplumun mümkün olabileceği inancı' ile
hareket etmişlerdir.
Üzücü olan sudur ki toplumdaki bu unsurlar, gerekenden çok daha azdır ve
toplumun geneline bakıldığında değişime ve halk demokrasisine olan inancın
büyük anlamda yitirildiği görülmektedir. Halk, halk olmanın bilincinde
değildir. Bireysel bazda mücadele hakimdir ve bunun böyle olması telkin
edilmektedir. Halkın refahı için mücadele edenler rahatlıkla başka bir safin
unsurlarıymış gibi gösterilebilmekte ve radikal unsurlar kolaylıkla etkisiz
hale getirilebilmektedir. İnsanlardaki bu algılayış ve tepkisizlik zaman
içinde oluşarak oturduğu için, bu durumun kısa bir süre içerisinde kökten
değişimini beklemek, hayalcilikten başka bir şey değildir. Bu durumda
eylemde radikalizmin su an ki anlamı nedir? Bu sorunun cevabi yanıtını
günümüz koşulları içerisinde bulmaktadır: hiçbir şey yapmamak. Büyük
değişimlerden ve bunların koşullarından bahsetmek ama bu uğurda hiç bir şey
yapmamak, yapamamak.
O
halde sosyalistler daha 'iyi' bir toplumu hedefliyorlarsa, günlük hayatin
içinde de yerlerini almalıdırlar. Bugünün küçümsenen mücadeleleri, yarinki
mücadelelerin tetikleyici faktörleri haline gelecektir. Kendi içine kapanmak
ve iddialı hedeflerden bahsetmek yerine, daha gerçekleştirilebilir hedefler
için mücadele etmek ve mücadele hattını genişleterek halkın genelini
kapsamak yapılması gerekendir. Bu savın doğruluğunun kanıtı, 'ülkenin özgün
koşulları içerisinde' yatmaktadır. Bunu yadsıyanların neler yapabildikleri
ise yine günlük hayatta görülmektedir. O halde artık basit şeylerden
konuşmanın ve onlar için savaş vermenin vakti gelmiştir.