|
|
PENCERENİN ARKASINDAKİ BABAANNEM
Özlem BOĞOÇLU
(Sosyal Hizmet Uzman)
Yazarımızın
yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
ozlem.alper1@mynet.com
ulaştırabilirsiniz.
Huzurevinde çalışmaya başlamadan önce huzurevinde
kalan yaşlıların mutsuz olduklarını, hayatlarından memnun olmadıklarını
düşünürdüm.
Huzurevine çocukları tarafından bir anlamda zorla yerleştirildiklerini,
çocuklarıyla aralarındaki ilişkinin bozuk olduğunu, huzurevinde kalmaktan
dolayı çocuklarına karşı öfkeli olduklarını varsayardım.
Huzurevinde yoğun bir yalnızlık duygusunun olduğunu, yaşlıların içlerine
kapandıklarını, vakitlerinin çoğunu odalarında geçirdiklerini, kurumda
minimum düzeyde faaliyet yapıldığını ve yaşlıların bu faaliyetlere
katılmadıklarını düşünürdüm.
Bunun yanı sıra huzurevlerinde yaşlıların ihtiyaçlarının düşük düzeyde
karşılandığını, kaynakların çok az, hizmetlerin yetersiz olduğunu ve
yaşlıların da sürekli kurumdan şikâyetçi olduklarını düşünmüştüm.
Dört yüz elli civarında yaşlının yaşadığı bir huzurevinde çalışmaya
başlamıştım. Burada huzurevinde kalan yaşlı hakkında gözlemleyerek ve hatta
içinde yaşayarak pek çok şey öğrendim. Daha önceki düşüncelerimin tamamen
olmasa bile bir düzeyde değiştiğini gördüm.
Huzurevinde çok canlı bir atmosfer vardı. Bu canlı atmosferi yaşlılar ve
huzurevi çalışanları birlikte oluşturmuştu. Biz çalışanlar gibi yeni gelen
yaşlı da bu ortama çok çabuk dâhil oluyordu. Hangi yaşlının üç yıl önce,
hangisinin bir ay önce kuruma geldiğini anlamak kolay değildi.
Yaşlıların huzurevlerinde kalma nedenleri birbirinden farklıdır. Maddi
zorluklar, yalnızlık, aileleri ile birlikte yaşayamama, psikolojik ve sosyal
sorunlar, fiziksel ihtiyaçlarını karşılamakta yaşadıkları zorluklar,
düşkünlük vb. sebeplerle yaşlılar huzurevinde kalmaktadırlar.*
Özellikle yaşlıların kuruma geliş nedenleri benim için merak konusuydu.
Yaşlıların çoğu kuruma kendi istekleri ile geldiklerini, hatta bazıları
kurumda kalmak konusunda çocuklarını zorla ikna ettiklerini söylemişlerdi.
Yaşlılar arasında kuruma gelmek istemeyen ve kurum yaşantısına alışmakta
zorlanan yaşlıların sayısı da az değildi.
Huzurevinde yaşıtlarıyla bir arada yaşamak, evinde olduğu gibi yalnız
olmamak, etrafında neredeyse her an vakit geçirebilecek birilerinin olması
yaşlı için kuruma geliş nedenlerinden bazılarıydı. Günlük işlerinin kurum
tarafından yapılması, sürekli sağlık hizmetlerinden yararlanmak ise diğer
nedenlerden sadece bazıları.
Yaşlıların bir kısmı çocuklarının yanında kalarak ileride onları rahatsız
etmek istemedikleri gibi çocuklarının yanında kendilerinin de rahatsız olmak
istemediklerini söylemişlerdir. Böyle düşünmekle birlikte huzurevinde
kalmanın da zorluklarını sözlerine eklemişlerdir.
66 ya da 67 yaşlarında, oldukça dinç bir yaşlı, huzurevinde mümkün olduğunca
erken yaşta kalmaya başlamak istemişti. Böylece huzurevine daha kolay adapte
olabileceğini, yeni arkadaşlar edinebileceğini düşünmüştü.
Yaşlılar birbirleriyle güzel ilişki kurdukları gibi ilişki kurmakta zorlanan
yaşlılar da vardı. Huzursuzluk yaşayan, birbirlerinden şikâyet eden
yaşlıların sayısı da az değildi.
Yaşlılar istediklerinde izin alıp dışarıda kalabiliyorlardı. Bazıları kendi
aralarında geziler düzenliyorlar, birlikte hoş vakit geçiriyorlardı.
Sosyal hizmet uzmanları ve psikologlardan oluşan sosyal servis bol miktarda
gezi ve faaliyetler düzenliyordu. Bu faaliyetlere yürümekte zorlanan,
Alzheimer hastalığı olan yaşlılar da katılıyordu.
İlginç, aslında hoş denilebilecek durumlar yaşanıyordu.
Genellikle gezi ve faaliyetlere katılan yaşlılar aynıydı. Bazıları hiçbirine
katılmıyordu.Yaşlıların çoğunluğu vakitlerinin büyük bir kısmını televizyon
izleyerek geçiriyorlardı.
Bu konuyla ilgili yapılan araştırmalar da bunu doğrulamaktadır. “Huzurevinde
kalan yaşlıların psikososyal yönlerinin incelenmesi isimli çalışmada da bu
sonuç elde edilmiş. Çalışma yaptıkları huzurevinde, yaşlıların %91,7’sinin
televizyon seyrederek vakit geçirdikleri saptanmış.”
Hepimizin de bildiği gibi yaşlıların birçoğu anılarını anlatmak konusunda
oldukça isteklidir.
Yaşlıların anlattığı deneyimler, kültürler çok ilgimi çekmiştir. Tabi
bazıları aynı yaşantılarını defalarca anlatırlar. Bay E. her gün odama gelip
ilk defa anlatıyormuş gibi anılarını, aynı sözcüklerle başlayıp aynı
sözcüklerle sonlandırırdı.
Yaşlıların büyük bir kısmı iki kişilik odada kalmak konusunda çok
isteksizdi. Onlar için bu durum büyük bir sorun olurdu. Bazen bizim için de
oda arkadaşlarının tartışmaları sorun haline gelirdi. Hatta bazı yaşlıların
sürekli odalarını ya da oda arkadaşlarını değiştirirdik.
Yaşlılar çocuklarından güzel bir şekilde bahsederlerdi. Çocuklarının
başarılarını ve onlarla kurdukları güzel ilişkileri anlatmaktan çok
hoşlanırlardı.
Çocukları ziyaret ettiklerinde çok mutlu olurlardı. Özellikle bayramlarda
sabırsızlıkla çocuklarını beklerlerdi.
Yaşlıların ziyaretçileri çok seyrek olurdu. Hatta bazılarının hiç
ziyaretçisi olmazdı. Ziyaretçisi olmayan yaşlılar özellikle bayramlarda
diğer günlere oranla daha öfkeli olurlar ya da odalarından pek çıkmayıp
içlerine kapanırlardı. O günlerde bedensel şikâyetleri de artardı.
“Huzurevinde kalan yaşlıların psikososyal yönlerinin incelenmesi isimli
çalışmada, yaşlıların %48,3’ünün ziyaretçisinin gelmediği saptanmış.”
Bir yaş grubunun sosyal statüsü, genellikle sosyal etkisine ya da üretimdeki
işlevine bağlıdır. Tarım toplumlarında yaşlıların saygın bir statüsü vardır;
özellikle bilginin sözlü olarak aktarıldığı toplumlarda yaşam deneyimleri
çok değerlidir. Bu toplumlardaki etkinliklerin kapsamı da yaşlıların üretken
üyeler olarak kalmasını sağlar.**
Sanayileşmiş toplumlarda ise, teknoloji öne çıktıkça yaşlıların statüsü
geriler. Ayrıca değişen aile ilişkileri içinde çekirdek ailenin
yaygınlaşması, zamanının çoğunu aile çevresine ayıran yaşlıların hem
birbirlerinden hem de genç aile üyelerinden uzaklaşmasına yol açmaktadır.
Yaşlılığın önemli bir toplumsal yönü de; bu kuşağın değerleri ve eğitimiyle
ilgilidir. Değişimin çok hızlandığı sanayi toplumlarında 65 yaşına gelmiş
biri, kendi gençliğindekinden çok farklı ahlaki değerlere, beklentilere ve
rol tanımlarına uyum sağlamak zorunda kalır.**
*Huzurevinde yaşayan sakinlerin kuruma yönelik düşünce ve beklentileri /
Sevginar Vatan, Tülin Gençöz / Kriz Dergisi 2004; 12(2):19-32
**Huzurevinde kalan yaşlıların psikososyal yönlerinin incelenmesi/ Nurgül
Bölükbaş, Hatice Arslan / Düşünen Adam: Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler
Dergisi 2003; 16(4):235-239
http://www.psikiyatrivehayat.com
|