|
|

ARADAKİ ŞAŞKIN
Ramazan ALTUNÖZ/Sosyal Hizmet Uzmanı
Okullarda, siyaset arenalarında ve askerlikte
yıllar boyunca bize ülkemizin ne kadar önemli bir bölge olduğu anlatıldı.
Medeniyetlerin beşiği, üç kıtanın kesiştiği, üç tarafı denizlerle çevrili,
kıtalara arası kara ve deniz geçiş noktalarına sahip inanılmaz değerli bir jeo-politik konum. Bunun yanı sıra sahip olduğu coğrafik özellikler: iklim
yeraltı ve yerüstü zenginlikleri ne övmekle bitti ne saymakla! Tabiî ki de
şanlı tarihi de unutmayalım! Bir zamanlar bütün dünyayı titretmiş Selçuklu
imparatorluğu ve son olarak Osmanlı imparatorluğu. Bunlardan öncede şimdiki
akıbetleri ve uzantıları bilinmeyen Hititler, Sümerler, Frigyalılar,
Lidyalılar ve bir sürü medeniyet daha!
Gerçektende gerek jeo-politik gerek coğrafi zenginlik gerekse tarihi miras
itibarıyla ülkemiz Türkiye Cumhuriyeti inanılmaz derecede değerli. Ama bu
durum başa bela mıdır devamıdır bir türlü anlayamadık. Değer bütün
insanların peşinde koştuğu bir şeydir. Değer neredeyse dünyanın her
tarafından insanlar akın akın oraya yağar. O yüzden bu topraklara geldik
geleli bir türlü rahat yüzü göremedik. Hep savaşlarla geçmiş bir tarih.
Sadece biz mi öyleyiz? Tabiî ki değiliz. Asya da Amerika da hele de Avrupa
da tarih boyunca inanılmaz savaşlar olmuştur. Bütün bu savaşlar çoğunlukla
değer ve değerin zenginline sahip olma isteğinden meydana gelmiştir. Bu
anlamda Anadolu tarihte bir çok defa kanlı saldırıların dolayısıyla da
savaşların odağı olmuştur.
Bütün saldırı ve işgallere karşı direnen ve ayakta kalan bir ülkenin
insanları olmaktan hep gurur duyduk. Şanı, şerefi, onuru ve namusu uğruna
canını ortaya koyan atalarımızla hep övündük. Çok şükür 85 yıllık cumhuriyet
tarihimizde çok ciddi bir savaş yaşamadık. Bunun için karnımız hiçbir zaman
aç kalmadı. Ama hiçbir zamanda bunca zenginliğe rağmen tam doymadı. Bu kadar
büyük bir mirasın sahibi insanlar bugün geldiğimiz aşama itibarıyla açlık
sınırına gelmiş ve altına inmeye başlamıştır. Şaka değil! Dünyanın en
verimli toprakları, en zengin madenleri, en güzel kıyıları, en güzel iklimi,
en güzel tarihi mirası ve en güzel jeo- politik konuma sahip ülkelerinden
biri olarak gösterilen ülkemizde insanlarımız aç, yoksul ve perişan! Sanırım
bir cennet nasıl bir cehenneme çevrilir bütün dünyaya gösterdik.
Neden ve nasıl bu hale geldik? İnsan hayretler içinde kalmadan edemiyor.
Acaba bizimkisi bir siyasi başarısızlık öyküsü mü? Yenidünya düzenine teslim
olmuş, borç batağına batmış, tamamen dış sermayeye bağımlı hale gelmiş bir
ekonomisizlik geleneği mi? Birilerinin elimizden tutmasını bekler gibi
olduk. Amerika abla, Avrupa ana, Çin teyze ve Rusya hala! Ne olur biriniz
elimizden tutsun. Bizi yalnız bırakmayın.
Bak Amerika bacı biz sizin İsraille birlikte ortadoğudaki üssünüz oluruz. Ki
zaten öyle değil miyiz? Kore, Bosna, Afganistan dediniz her yere gitmedik
mi? Habire sizden silah satın almıyor muyuz? Rusyanın ta içlerine kadar
açtığımız okullarla size destek vermedik mi! Bilgilerimizi izlenimlerimizi
paylaşmadık mı? Gerçi Irak konusunda biraz kusurumuz oldu. Ama her güzelin
bir kusuru olur be Amerika abla! Ne olur elimizi bırakma! Sen büyüksün!
affet bizi!
Aaa Avrupa ana bak sen yaşlandın! Olmaz vallahi! Yaşlı başlı halinle bu
kadar fabrikayı nasıl çalıştıracaksın? Hem seni düşmanlarına karşı kim
koruyacak? Doğru düzgün bir ordun bile yok! Bak biz burada genç ve dinamik
bir biçimde niye duruyoruz? Bunlar yetmez dersen daha da çocuk yaparız. Her
zaman emrinize amadeyiz. Hiç çekinme! Yeter ki emret, yeter ki kapılarını aç
bize! Seni taç yapar başımızın üstünde taşırız. Ne olur aç kollarını al bizi
içine Avrupa ana!
Oooo eski komşum Çin teyze! Maşallah ne kadar büyümüş ne kadar gelişmişsin.
Vallahi insan gıptayla bakıyor size. Bak biz eski komşuyuz Avrupa’ya
Amerika’ya açılmak isterseniz yardımcı oluruz. Bizde her şey var. Yiyecek
içecek canınız ne isterseniz satabiliriz. Biz sizden her şeyi alıyoruz ya!
Sizde bizden bir şeyler alabilirisiniz sanırım! Sen ne güzel, ne çapkın, ne
cin komşumuzdun Çin teyze!
Bak bak bak Rusya hala aşk olsun! Bize kırgın mısın yoksa? Ben senin ne
istediğini biliyorum. Galiba sıkışmışsın gazın petrolün var orada. Gazını
alıp da denizlere okyanuslara salayım. Rahatlayım seni biraz. Boğazlar sana
kurban olsun. Sana mavi boncuktan hatlar döşerim. Merak etme Amerika’yla
eskisi gibi değiliz. Bak Irak için teskere vermedik. Sizin uçsuz bucaksız
topraklarınıza güzel güzel binalar dikeriz. Size kapitalizme geçişte
yardımcı oluruz. Yeter ki sen enerjini bana odakla Rusya halacığım! Der gibi
olmamıza rağmen kimse bizi kabul etmiyor. Herkes önümüze bir sürü reçete,
bir sürü liste, bir sürü koşul koymakta.
Dünyanın merkezinde sınırsız bir zenginlik edasıyla har savurup harman
savuran üretmeyip sadece tüketim üzerine kurulu ekonomisizliğin sonu başka
ne olabilirdi? Sadece yaşadığımız zamanı değil ülkenin geleceğini de ipotek
altına aldırtan siyasetçiler sayesinde ülkemizde doğan her bebek binlerce
dolar borçlu olarak doğmakta. Cumhuriyetin kuruluş aşamasından sonra
neredeyse hiçbir yerli sanayi kurulup geliştirilmemiş. Globalleşmenin
kuşatmasıyla dünya firmalarının bir halkası olarak her yanımızı sarmaya
başlayan yabancı yatırımlar. Ve tahliye edilen veya peşkeş çekilen
cumhuriyet fabrikaları…. Canı isteyince çekip gitmekle ekonomisizliğimizi
daha da derinleştirmekle tehdit eden yabancıların oyuncağı mı olduk? Avrupa
birliği yetkilileri gelip parlamentomuzun ta göbeğinde iç politikamızla
ilgili ileri geri konuşmakta. Amerikan başkanı değil Ankara büyükelçisi bile
ülkemizin politikaları ile ilgili beyanat vermeye, yol göstermeye
kalkışıyor. Rusya parlamento başkanı siyasetçilerimize gelin bizimle ittifak
yapın diyor. Ve daha neler neler….
Ne yapacağını, hangi tarafa yaslanacağını bilmeyen şaşkın gibi arada kalmış
oraya buraya koşturur olduk. Bunca zenginliğimize ve olanağımıza rağmen üç
kıtanın merkezi, medeniyetlerin beşiği, kültürün başkenti, sanayileşmiş,
kendi ayakları üzerinde durabilen bir ülke olamadık. Maalesef her şeyi
lehimize değil aleyhimize çevirdik. Arada sıkışmış gibiyiz. Çünkü nereye
baksak düşman bir komşuyla tanıştırıldık. Ne zaman karnımız doymaya, yüzümüz
gülmeye başlasa hemen bir ekonomik kriz patlıyor. Ne zaman huzur bulmaya
çalışsak bir terör örgütü hortluyor. Bütün dünyaya bakıyorum da sanırım
bizim kadar varlık içinde yokluk çeken başka bir ülke yok. Olamazda! Tabi
kabahat sadece satıcı ve hırsız politikacılarda değil onlara prim veren ve
arkalarından hiç sorgulamadan körü körüne giden sürülerde. Aralarda kalan
şaşkın ancak doymuş politikacılar ve bilinçli seçmen yetiştirebilirse belki
bir şeyleri değiştirme kudretine sahip olabilir. Belki o zaman arada kalanın
canı çıkmaz. O kadar hayretler içinde kalmaz. Hepimize kolay gelsin. Rotamız
mutluluk olsun.
|
|