Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

ARADAKİ ŞAŞKIN
Ramazan ALTUNÖZ/Sosyal Hizmet Uzmanı


  Okullarda, siyaset arenalarında ve askerlikte yıllar boyunca bize ülkemizin ne kadar önemli bir bölge olduğu anlatıldı. Medeniyetlerin beşiği, üç kıtanın kesiştiği, üç tarafı denizlerle çevrili, kıtalara arası kara ve deniz geçiş noktalarına sahip inanılmaz değerli bir jeo-politik konum. Bunun yanı sıra sahip olduğu coğrafik özellikler: iklim yeraltı ve yerüstü zenginlikleri ne övmekle bitti ne saymakla! Tabiî ki de şanlı tarihi de unutmayalım! Bir zamanlar bütün dünyayı titretmiş Selçuklu imparatorluğu ve son olarak Osmanlı imparatorluğu. Bunlardan öncede şimdiki akıbetleri ve uzantıları bilinmeyen Hititler, Sümerler, Frigyalılar, Lidyalılar ve bir sürü medeniyet daha!
Gerçektende gerek jeo-politik gerek coğrafi zenginlik gerekse tarihi miras itibarıyla ülkemiz Türkiye Cumhuriyeti inanılmaz derecede değerli. Ama bu durum başa bela mıdır devamıdır bir türlü anlayamadık. Değer bütün insanların peşinde koştuğu bir şeydir. Değer neredeyse dünyanın her tarafından insanlar akın akın oraya yağar. O yüzden bu topraklara geldik geleli bir türlü rahat yüzü göremedik. Hep savaşlarla geçmiş bir tarih. Sadece biz mi öyleyiz? Tabiî ki değiliz. Asya da Amerika da hele de Avrupa da tarih boyunca inanılmaz savaşlar olmuştur. Bütün bu savaşlar çoğunlukla değer ve değerin zenginline sahip olma isteğinden meydana gelmiştir. Bu anlamda Anadolu tarihte bir çok defa kanlı saldırıların dolayısıyla da savaşların odağı olmuştur.


Bütün saldırı ve işgallere karşı direnen ve ayakta kalan bir ülkenin insanları olmaktan hep gurur duyduk. Şanı, şerefi, onuru ve namusu uğruna canını ortaya koyan atalarımızla hep övündük. Çok şükür 85 yıllık cumhuriyet tarihimizde çok ciddi bir savaş yaşamadık. Bunun için karnımız hiçbir zaman aç kalmadı. Ama hiçbir zamanda bunca zenginliğe rağmen tam doymadı. Bu kadar büyük bir mirasın sahibi insanlar bugün geldiğimiz aşama itibarıyla açlık sınırına gelmiş ve altına inmeye başlamıştır. Şaka değil! Dünyanın en verimli toprakları, en zengin madenleri, en güzel kıyıları, en güzel iklimi, en güzel tarihi mirası ve en güzel jeo- politik konuma sahip ülkelerinden biri olarak gösterilen ülkemizde insanlarımız aç, yoksul ve perişan! Sanırım bir cennet nasıl bir cehenneme çevrilir bütün dünyaya gösterdik.
Neden ve nasıl bu hale geldik? İnsan hayretler içinde kalmadan edemiyor. Acaba bizimkisi bir siyasi başarısızlık öyküsü mü? Yenidünya düzenine teslim olmuş, borç batağına batmış, tamamen dış sermayeye bağımlı hale gelmiş bir ekonomisizlik geleneği mi? Birilerinin elimizden tutmasını bekler gibi olduk. Amerika abla, Avrupa ana, Çin teyze ve Rusya hala! Ne olur biriniz elimizden tutsun. Bizi yalnız bırakmayın.
Bak Amerika bacı biz sizin İsraille birlikte ortadoğudaki üssünüz oluruz. Ki zaten öyle değil miyiz? Kore, Bosna, Afganistan dediniz her yere gitmedik mi? Habire sizden silah satın almıyor muyuz? Rusyanın ta içlerine kadar açtığımız okullarla size destek vermedik mi! Bilgilerimizi izlenimlerimizi paylaşmadık mı? Gerçi Irak konusunda biraz kusurumuz oldu. Ama her güzelin bir kusuru olur be Amerika abla! Ne olur elimizi bırakma! Sen büyüksün! affet bizi!
Aaa Avrupa ana bak sen yaşlandın! Olmaz vallahi! Yaşlı başlı halinle bu kadar fabrikayı nasıl çalıştıracaksın? Hem seni düşmanlarına karşı kim koruyacak? Doğru düzgün bir ordun bile yok! Bak biz burada genç ve dinamik bir biçimde niye duruyoruz? Bunlar yetmez dersen daha da çocuk yaparız. Her zaman emrinize amadeyiz. Hiç çekinme! Yeter ki emret, yeter ki kapılarını aç bize! Seni taç yapar başımızın üstünde taşırız. Ne olur aç kollarını al bizi içine Avrupa ana!
Oooo eski komşum Çin teyze! Maşallah ne kadar büyümüş ne kadar gelişmişsin. Vallahi insan gıptayla bakıyor size. Bak biz eski komşuyuz Avrupa’ya Amerika’ya açılmak isterseniz yardımcı oluruz. Bizde her şey var. Yiyecek içecek canınız ne isterseniz satabiliriz. Biz sizden her şeyi alıyoruz ya! Sizde bizden bir şeyler alabilirisiniz sanırım! Sen ne güzel, ne çapkın, ne cin komşumuzdun Çin teyze!
Bak bak bak Rusya hala aşk olsun! Bize kırgın mısın yoksa? Ben senin ne istediğini biliyorum. Galiba sıkışmışsın gazın petrolün var orada. Gazını alıp da denizlere okyanuslara salayım. Rahatlayım seni biraz. Boğazlar sana kurban olsun. Sana mavi boncuktan hatlar döşerim. Merak etme Amerika’yla eskisi gibi değiliz. Bak Irak için teskere vermedik. Sizin uçsuz bucaksız topraklarınıza güzel güzel binalar dikeriz. Size kapitalizme geçişte yardımcı oluruz. Yeter ki sen enerjini bana odakla Rusya halacığım! Der gibi olmamıza rağmen kimse bizi kabul etmiyor. Herkes önümüze bir sürü reçete, bir sürü liste, bir sürü koşul koymakta.
Dünyanın merkezinde sınırsız bir zenginlik edasıyla har savurup harman savuran üretmeyip sadece tüketim üzerine kurulu ekonomisizliğin sonu başka ne olabilirdi? Sadece yaşadığımız zamanı değil ülkenin geleceğini de ipotek altına aldırtan siyasetçiler sayesinde ülkemizde doğan her bebek binlerce dolar borçlu olarak doğmakta. Cumhuriyetin kuruluş aşamasından sonra neredeyse hiçbir yerli sanayi kurulup geliştirilmemiş. Globalleşmenin kuşatmasıyla dünya firmalarının bir halkası olarak her yanımızı sarmaya başlayan yabancı yatırımlar. Ve tahliye edilen veya peşkeş çekilen cumhuriyet fabrikaları…. Canı isteyince çekip gitmekle ekonomisizliğimizi daha da derinleştirmekle tehdit eden yabancıların oyuncağı mı olduk? Avrupa birliği yetkilileri gelip parlamentomuzun ta göbeğinde iç politikamızla ilgili ileri geri konuşmakta. Amerikan başkanı değil Ankara büyükelçisi bile ülkemizin politikaları ile ilgili beyanat vermeye, yol göstermeye kalkışıyor. Rusya parlamento başkanı siyasetçilerimize gelin bizimle ittifak yapın diyor. Ve daha neler neler….
Ne yapacağını, hangi tarafa yaslanacağını bilmeyen şaşkın gibi arada kalmış oraya buraya koşturur olduk. Bunca zenginliğimize ve olanağımıza rağmen üç kıtanın merkezi, medeniyetlerin beşiği, kültürün başkenti, sanayileşmiş, kendi ayakları üzerinde durabilen bir ülke olamadık. Maalesef her şeyi lehimize değil aleyhimize çevirdik. Arada sıkışmış gibiyiz. Çünkü nereye baksak düşman bir komşuyla tanıştırıldık. Ne zaman karnımız doymaya, yüzümüz gülmeye başlasa hemen bir ekonomik kriz patlıyor. Ne zaman huzur bulmaya çalışsak bir terör örgütü hortluyor. Bütün dünyaya bakıyorum da sanırım bizim kadar varlık içinde yokluk çeken başka bir ülke yok. Olamazda! Tabi kabahat sadece satıcı ve hırsız politikacılarda değil onlara prim veren ve arkalarından hiç sorgulamadan körü körüne giden sürülerde. Aralarda kalan şaşkın ancak doymuş politikacılar ve bilinçli seçmen yetiştirebilirse belki bir şeyleri değiştirme kudretine sahip olabilir. Belki o zaman arada kalanın canı çıkmaz. O kadar hayretler içinde kalmaz. Hepimize kolay gelsin. Rotamız mutluluk olsun.


 

 


               Bize Ulaşın

Google