|
|
Annemi
Huzurevine Yerleştirmeye Karar Verdik
SHU.Şadiye
DÖNÜMCÜ dsado@mynet.com
Sitemiz Yazarıdır.
Ablam, dayım, sonra "elalem"...
Annem de kabul edince araştırma başladı,
huzurevleri, standartları, hizmet kalitesi ve
daha bir dolu ayrıntıyla birlikte huzurevi
gezileri ve karar... Başvuru sonrası şimdi
annemin yeni hayatı için heyecanla bekliyoruz.
92 yaşındaki annemi huzurevine yerleştirmeye
karar verdik. İnanılmaz karmaşık duygular
yaşadık bu karar sürecinde.
Annem 28 yıldır evde tek başına yaşamını
sürdürüyor. 4 yıldır 24 saat, öncesinde de
gündüzleri gelen refakatçi / bakıcımız vardı.
Bakıcılarla sorunlarımız olmadı değil.
Son yıllarda annem; yaşa bağlı ve geçmiş
yaşantıları kaynaklı olsa gerek iyice
durgunlaştı. Her şeye ilgisiz ve isteksiz.
Kolunu kaldırmaya mecali yok. Unutkanlığı
artıyor.
İlaçlarını almak istemiyor. İştahsız, denge ve
yürüme bozukluğu var.Uçan kuşun kanadının
rüzgarından bile hastalanıyor. Büyük oranda
başkalarına bağımlı yaşayan "kırılgan" bir yaşlı
oldu....
Ablam huzurevine karşı
Artık daha güvenli bir ortamda, huzurevinde
yaşamasının uygun olabileceğini düşündük erkek
kardeşim Ümit'le. Koşullarımız, kendi evimizde
bakmaya uygun değildi.
Konuyu açtığımız ablam "Huzurevine karşıyım.
Dörder aylık sürelerle bizlerde kalsın. " dedi.
Sürekli mekan değiştirme, her evde farklı düzene
uyum sağlama annem için çok daha zordu.Bakıcı
bulmak da ayrı bir sorun.
Hayatından ayırmak mı?
Dayım da "bir tek ananız kaldı,
bakamayacak mısınız üç kardeş!" dedi.
Geleneklerimizde aile içinde yaşlının yeri
saygın.
Bu yüzden bir yaşlının; aile dışında bir
huzurevinde yaşamını sürdürmesi yaşlı ve
yakınlar tarafından kabul edilmesi güç.
Evinden, yatağından, berjer koltuğundan,
penceresindeki dünyadan, sabah kahvesi
keyfinden, sabahlığı ile TV izlemesinden, akşam
üzeri çaya batırarak yediği bisküvi faslından ve
daha bir dolu şeyden vazgeçirmek anlamına mı
gelecekti bu düşüncemiz.
Onu bildiği, hakim olduğu, kendini güvende ve
özgür hissettiği, anılarıyla beraber olduğu bir
ortamdan alıkoymak doğru muydu?
Bizce olumluluk ama...
Çevresinde yeni yüzler, yeni insanlar, her şey
yepyeni olacaktı. O bu değişiklikleri
kaldırabilecek miydi? İlk kez karşılaştığı
farklı kültürlerden, farklı yaşantılardan gelmiş
insanlarla birlikte yaşamayı becerebilecek
miydi?
Bu ortamda ortak kullanım alanlarını diğer
yaşlılarla paylaşabilecek miydi?
Tahmin etmediğimiz, edemediğimiz ne tür sorunlar
yaşayacaktı? Her gün düzenli önüne gelecek
yemek, ilaçlarını zamanda verecek hemşire, hemen
başvurulabilecek doktor, sohbet edilebilecek
yaşıtlar, yürümesine, yedirilmesine, banyosuna,
giydirilmesine destek olacak personel,
evdekinden çok daha yoğun gelen- giden trafiği
vb. bizce olumluluk ama.... Ya diğer yaşlılarla
anlaşamazsa....
Kısa cümleler ve kısık ses tonu
Annem munis bir insan. O verilenle yetinen, daha
fazlasını istemeyen, isteyemeyen bir kuşağın
insanı. Ama artık kendiyle ilgili kararları
veremeyen, edilgen bir insan.
Bu düşüncemizi kendisine açtığımızda, gözlerinin
nemlendiğini fark ettiğimizde kardeşim Ümit'le
birlikte kendimizi kötü hissettik.
Duygusallığımızı ötelemeliydik. Annem "biraz
zorlanacağını, ama artık evde yaşamında kendisi
açısından çok kolay olamadığını, bizim iyi
evlatlar olduğumuzu, ama koşullarımızın da başka
türlü bir çözüme uygun olmadığını bildiğini,
deneyeceğini, alışmak için çaba harcayacağını,
yalnız evini dağıtmamamızı istediğini" söyledi
kısa cümleler ve kısık bir ses tonuyla.
Elalem ne der?
Bu konuşma sonrası, bir süre kendime gelemedim.
Haksızlık mı yapıyorduk; ne kadar yaşayacağı
belli olmayan bir insana, anneme.
Tümümüzün kaygı düzeyi yüksekti. Çevremizdeki
yaşlı büyüklerimizin tepkileri ne olacaktı?
Dile getirmeseler bile, yargılanıp,
sorgulanacağımızı düşündüm. Annem bizi "elalem
ne der?" diye büyüttü çünkü. Ben "elalem"
olgusunu aştığımı zannediyordum, en azından bazı
şeylerde aşamamışım demek.
Nasıl bir huzurevi?
Gazetede; yaşlıların çoğunluğunun alıştığı çevre
ve toplumdan kopmamak, sağlık hizmetlerinden
etkin yararlanmak, sosyal ve aktüel ihtiyaçları
karşılamak vb. için büyük şehirlerdeki
huzurevlerini tercih ettiklerini, geleneksel
değerler ve toplumsal baskı yüzünden huzurevi
olgusuna tepkili yaşlı ve/veya yaşlı yakınları
da yaşadıkları yerlerin dışındaki şehirlerdeki
huzurevlerini tercih ederlermiş.
Kardeşim mimar. Nasıl bir huzurevi olmalı? diye
araştırmaya girişti. Her telefonda bana yeni
bilgiler aktardı. Sağlık merkezlerine yakın
olmalı. Bizim ev ya da iş yerlerimizden kolayca
ulaşacağımız bir yerde olmalı.
Yaşlı bakım kapasitesi çok yüksek olmamalı.
Odalar tek / iki kişilik olmalı ve içinde banyo
+ tuvalet bulunmalı. Sıcaklık ve rahatlık
tefrişte önemsenmeli.
Bina az katlı ve asansörlü olmalı. Merdivenler
geniş basamaklı, kapılar eşiksiz olmalı,
koridorlarda düşmeyi engelleyici ve tutunma
amaçlı tutamaklar bulunmalı. Bahçesi mutlaka
olmalı. Güneşin bolca içeriye doluştuğu aydınlık
ve ferah bir huzurevi olmalı vb. .
Koşullar
Kardeşim bana bu bilgileri aktarırken, ben de
ona İnternet'te yaptığım araştırma sonucu
öğrendiklerimi aktarıyordum. Ayrıca
ulaşabildiğim bazı huzurevlerini de telefonla
arayıp, yetkililerle görüşüyordum.
Neler öğrenmedim ki!!! Öncelikle ülkemizdeki tüm
huzurevlerinin ya gerçek kişiler ve özel hukuk
tüzel kişileri, ya kamu kurum ve kuruluşları,
yada Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumu'na (SHÇEK) bağlı olarak işletildiğini ve
tümünün SHÇEK tarafından denetlendiğini, her
birinin ayrı yönetmelikleri olduğunu, özeller
hariç 60(+) yaştakilerin kabul edildiğini,
yaşlının bulaşıcı hastalığı ve uyuşturucu madde
yada alkol bağımlısı olmaması gerektiğini
öğrendim.
Bedensel ve zihinsel gerilemeleri nedeniyle özel
ilgi, desteğe, korunmaya ve rehabilitasyona
gereksinim duyan yatağa bağımlı, felçli,
bedensel, görme ve işitme özürlü, demanslı
yaşlılara, annem durumundaki yaşlılara "özel
bakım hizmeti" veriliyordu.
Başvuru için dilekçe, nüfus kayıt örneği,
ikametgah belgesi, gelir durumunu gösterir
belgeler, Sağlık Kurulu Raporu ve sosyal hizmet
uzmanı tarafından düzenlenecek Sosyal İnceleme
Raporu gerekiyordu.
Ücretler
Başvuruyu ilgili huzurevi müdürlüğüne yaptıktan
sonra, sıraya giriliyordu. Ücretler ve sıra
bekleme durumu, talep edilen odaya göre
değişiyordu. Girerken depozit yatırılıyor, yaşlı
yada yaşlı yakınının isteği ile bir başka
şekilde yaşamını huzurevi dışında sürdürmek
isteyenler kuruluştan ayrılabiliyordu.
Yaşlılar alışverişe, gezmeğe vb. gidebiliyor,
özel günlerde ve istediklerinde "evci"
çıkabiliyorlardı. Ücretler altı ayda bir
değişiyordu. Annem gibi Emekli Sandığı'ndan
emeklilik maaşı alanlar ücreti ödemekte
zorlanmazlardı. Belli koşullara göre ücret
indirimi de yapılabiliyordu.
Hizmetler
Ücrete oda,yatak, yemek ve bakım giderleri
dahildi.İlaç ve hastane giderleri sosyal
güvenlik kurumunca ödenecekti. Kuruluşta
tansiyon, ensülin, enjeksiyon vb. hizmetler
ücretsizdi. Diyet yemeği çıkıyordu. Yemekler
yaşlı beslenmesine uygun pişiriliyordu.
Yaşlıların kuruluşta uyması gereken belli
kurallar vardı. Huzurevinde görevli sosyal
hizmet uzmanları ve psikologlar yaşlıyla ilgili
her türlü sorunla ilgileniyor ve yaşlı
yakınlarının muhatabıydı.
Hizmet 24 saat kesintisizdi. Geceleri mutlaka
hemşire bulunuyordu. Çamaşırhane, mutfak,
yemekhane, revir ve tecrit odası, egzersiz
odası, kütüphane, mescit, dinlenme ve oyun
salonları, yaşlıların istediklerinde bazı pratik
yemek yada çay pişirebilecekleri bir ofis hatta
morg bile olan huzurevleri vardı. Yangın
merdiveni tümünde olmalıydı vb. Daha bir çok
ayrıntı..
Seçenekler az değil
Elbet bu arada çevremizde bu konuda deneyimleri
olan kişilerle de görüşmeyi ihmal etmedik.
Olumlu olumsuz bir dolu öykü dinledikçe,
kafamızda karışmıyor değildi.
İstanbul'da yaşamanın hep külfetini çeken bizler
annemi huzurevine yerleştirme konusunda
şanslıydık.
En azından çok fazla seçeneğimiz vardı.
Kendimizce çıkardığımız bir harita çerçevesinde
on kadar huzurevini gezdik kardeşimle.
Her birinin diğerine / diğerlerine göre farklı
(+) ve (-) özellikleri vardı.
Kardeşim ve ben huzurevi konusundaki teorik ve
alan eğitimimizi tamamlamıştık.
Şansına kapuska
Bir gün oturup konuyu tüm boyutlarıyla
değerlendirdik. Ve annem için " X " huzurevinin
uygun olacağına karar verdik. Ama annem de
görmeliydi huzurevini.
Birlikte gittik. Kalabileceği bölümdeki
yaşlılarla ve personelle tanıştı. Olası odasını
gördü. Bizi gezdiren sosyal hizmet uzmanına "
Koltuğumu, televizyonumu ve sehpamı getirebilir
miyim?" diye sordu çekinerek.
Yanıt olumluydu hatta özel telefon bile
bağlatabilirdi.O gün öğle yemeğini orada yedi.
Şansına çok sevdiği kıymalı kapuska yemeği
vardı.
Çıktık huzurevinden. Düşünceli ve durgun gibi
geldi bize.
Ve başvurduk
Evde "karar vermesi durumunda dilekçe
vereceğimizi ve belgeleri hazırlayacağımızı "
söyledik.
Ertesi gün telefonda "tamam, ama çok gecikmez
inşallah" dedi.
Veeee başvuru için gerekenleri yerine getirdik.
Haber bekliyoruz
Bir hafta sonra bir sosyal hizmet uzmanı evimize
geldi, sosyal inceleme raporu hazırlamak için.
Görüşme esnasında "Teyzecim, huzurevine girme
kararını kim verdi? Çocuklarınız mı? Siz mi?"
diye sorulduğunda "Hepimiz birlikte" yanıtını
verirken gözlerini bizden kaçırdı gibi geldi
bana...
Ablam hala muhalif.Tüm bu süreçte hiç yanımızda
olmadı ama anneme de olumsuz bir telkinde
bulunmadı.
Şimdi annemin yeni bir yaşama başlayacağı
huzurevinden haber bekliyoruz.
Dilerim her şey güzel olur hepimiz için. (ŞD/BA)
NOT: Bu yazı http://www.bianet.org da
yayınlanmaktadır.
|
|