|
|
Kaydetse Bile Geri Çağıramayanlar, Alzheimer
Hastaları Üzerine
Şadiye Dönümcü. Sosyal Hizmet Uzmanı-Sitemiz Yazarı |

Alzheimer
(ALZ) Derneği Mersin Şubesi’nce “ALZ hastaları ve yakınlarına yönelik
Silifke'deki Eğitim Kampı’nda da insanı hayatın içinde kıran ve kurutan bu
hastalığa ilişkin çok şey öğrendim.
Onlar geride bıraktığı yaşantı ve yılları
hatırlayamadığı, özlemin tadını unuttuğu, hayal gücünü yitirdiği, değişiklik
ve yeniliklerden ürktüğü, sıkça hayrete düştüğü, acıktığını ya da doyduğunu
bilemediği, hüznü kadrolu, coşkuyu geçici kıldığı, yıllardır tuttuğu ‘hayat
muhasebe defteri’ni yitirdiği, ‘mis kokan yalnızlığının zindanı’na gömüldüğü
gibi ne denli sevildiğini de -çoğu kez- bilemez.
Onlar evin içinde yolunu şaşırdığı, kaşık
diyemediği, çevresinde olup-biten her türlü ses ve hareketten etkilendiği,
akşamın alacasında huzursuzlandığı, ilaç içmeyi sevmediği, yeni bir koltuğa
ya da yeni bir bakıcıya alışamadığı, her türlü tehlikeden habersiz olduğu,
kendi dünyasından dışarı çıktığında ürktüğü gibi –çoğu kez- doğurduğu
çocuğunu da tanı(ya)maz.
Onlar eskiden beri tanıyıp sevdiği insanlara
–bile- düşmanca tavır geliştirdiği, küfrettiği, kaba güç kullandığı,
‘Kızma; Bir kez daha sorarsam yüzüme tükür olur mu?” dediği, sıkça fırtına
öncesi sessizliğe gömüldüğü gibi huzurevi çalışanlarına zaten odasındayken
defalarca “beni odama götürün” diyerek insanın sabır sınırlarını
zorladıklarının farkında ol(a)mazlar.
Onlar ‘mavi’nin renk, ‘şahin’in hayvan,
‘lale’nin çiçek olduğunu bilemediği, insan sıcağını sevdiği gibi kaydettiği
bilgileri de geri çağır(a)mazlar...
Alzheimer (ALZ) hastaları
Çünkü onlar Alzheimer (ALZ) hastası.
Ben onları huzurevinde çalıştığım zamanlarda
tanıdım.
Onlar kocaman bir evde akranlarıyla birlikte
kocaman bir ailenin içinde yaşıyordu. Ve onlar ailenin korunması ve
kollanması gereken, bazen isyankar, bazen munis olan sevimli ve kırılgan
küçük çocuklarıydı.
Ve her geçen gün aile içindeki sayıları
artıyordu, toplumdaki artışa koşut.
Hayatın içinde öğrendik ki; ALZ. yavaş
başlayıp, sinsice ilerliyor. Erken evrede başlayan bellek bozukluğunu, cümle
yapısındaki bozulmalar, anlama güçlüğü izliyor ve nihayetinde zaman-mekan
kavramı tümüyle kayboluyor.
Lisan sorunlarına, görsel-uzaysal işlev
bozukluklarına, yargılama-hesaplama bozukluğuna, el becerisi kayıplarına,
günlük yaşam aktivitelerinde azalmaya, davranış değişikliklerine yol açan
hastalık ilerledikçe ajitasyonun arttığını da hayatın içinde öğrendik.
"Unutsalar
da Artık Unutulmayacaklar"
ALZ Derneği Mersin Şubesi’nce *
“Unutsalar da Artık Unutulmayacaklar’ sloganıyla; “ALZ hastaları ve
yakınları arasındaki dayanışmanın desteklemek, kişilerin haberdarlık
düzeyini artıracak çok-disiplinli özel bir eğitim programı ile hastalara
daha bilinçli yaklaşımın temin edilmesi ve ülke çapında özgün stratejilerin
geliştirilmesi için uygun bir alt yapı hazırlamak” amacıyla 6-12 Ekim 2008
tarihleri arasında Silifke-Kapızlı Akdeniz İhracatçılar Birliği (AKİB)
Tesislerinde gerçekleştirilen ve danışman olarak katıldığım 1. ALZ. Eğitim
Kampı’nda da insanı hayatın içinde kıran ve kurutan bu hastalığa ilişkin
çok şey öğrendim.
İkinci gün dahil olup, altıncı gün ayrıldığım
yedi gün süreli -dahiyane bir fikir olduğunu düşündüğüm- kampta eğitim
programı, organizasyon ve kampa katılanlar şahaneydi.
Hasta yakınlarına yönelik eğitim programda
danışmanların verdiği her türlü bilgiden hayatın içinde çok yararlanacağım
ama ben en çok ‘yetişkin çocuk’ olan annesini korumaya çalışan ‘eski çocuk’
Makbule Abalı ve eşine anne olan Necla Bal’ın
–‘hayat dersi mi?’ demeli- aktardıklarından
ve kendileri için keşif gezileri, sohbetler, sabah sporu-yoga, film
gösterimleri, turnuvalar, resim - ebru gibi etkinlikler düzenlenen ve kampa
katılmaktan duydukları mutluluğu çoğu kez gözleriyle anlatan ‘yeniden’ çocuk
olanlarla birlikteyken çok şey öğrendim.
Eşine anne/baba olanlarla, gönüllülerle,
eğitim danışmanlarıyla, kamp çalışanlarıyla ve yeniden çocuk olanlarla
kocaman bir aile olduğumuz kamp sürecinde yaşadıklarımı(zı), tanık
olduklarımızı, öğrendiklerimizi yazıya dökmek çok güç.
Sıkça güldüğüm ve hüzünlendiğim, söylenen
şarkılara eşlik ettiğim kampta ‘artı’ ilgi, sevgi ve şefkatin nelere kadir
olduğunu, akran eğitimi ve dayanışmasının etkililiğini defalarca gözlediğim
için, insanın gözlerinin –gerçekten- kalbinin aynası olduğuna ve gözlerin
sözlerden daha etkili olduğuna defalarca- tanık olduğum için bu kamp
günlerini unutamayacağım.
Kaç yıl oldu birlikte dans etmeyeli
Hasta yakınları Ali Beyi,
Semra Hanımı, Erdoğan Amcalar ile onların çocuğu
Edibe Hanımı, Latife Teyzeyi, Ayhan Teyzeyi, Mari
Hanımı ve İlhan Teyzelerle Hidayet Amcayı ve
Mehmet Amcaları unutamayacağım gibi tümünün gözlerindeki donuk
ifadenin ışıl ışıl bir ifadeye dönüşmesi sürecinde yaşanan hiç bir şeyi
unut(a)mayacağımı biliyorum.
Gitar eşliğinde ‘senede bir gün’ şarkısı
söylenirken eşiyle birlikte dansa kalkan Ali Beyin “Kaç yıl oldu birlikte
dans etmeyeli” deyişini, Edibe Hanımın da bana biberli ekmek yapmamak için
bulduğu tüm bahaneler tükenince “Valla ben de para yok” deyişini, dizdiğimiz
boncuklardan yaptığımız kolyeler için düzenlediğimiz takı merasimlerini,
oğlan evi adına kolye taktığımız Latife Teyzenin bileğindeki boncuk bileziği
gördüğümde “kız evinden” deyişini, İlhan Teyzenin beni “görümcem” olarak
tanıtmasını, Mari Hanımın “ben çok yorulmuşum; hatırlamıyorum” deyişini
unutmayacağım.
Latife Teyzeyle birlikte başlattığımız sonra
da çevredeki herkesin yüksek perdeden katıldığı “Dağ Başını Duman Almış” ve
“Ankara’nın Taşına Bak” marşını söyleyişimizi, Ayhan Teyzenin yaptığı
tabloya imzasını atarken ki vakur bakışını, ille de zamk sürdüğü kağıdını
kuma batırıp da çevirdiğinde çıkan şekli gördüğünde verdiği o pırıltılı
tepkiyi, halay çekmeğe davet edilen İlhan Teyzenin “Hayır; ben sadece dans
ederim” deyişini, Hidayet Amcanın “Ben boncuk dizmem. Erkek işi verin”
yapayım deyişini de unutmayacağım.
"Mercimekleri yıkarsın, süzgece koyarsın. Veeeee
içersin"
Tavla oynadığı arkadaşına Mehmet Amcanın
“(L)imanına yandığımın... Yeter artık: Kaçıncı kez soruyorsun ‘nerelisin’
diye.” bağırışını, “Kaç çocuğunuz var? ” sorumu kızına yöneltip aldığı
“üç” cevabını bana ilettikten sonra kızı ”Ama ikisini sen doğurdun!” diye
ekleme yapınca “Öbürü kimden?“ diye soran nam-ı diğer incili teyzemi,
yaptığı kolyeyi gelinine saklayanları, yeni doğan torununu özleyenleri,
‘Mercimekleri yıkarsınnnn, süzgece koyarsınnnnnnnn. Veeeee içersin” şeklinde
verilen çorba tariflerini, “Soğan, her işe yarar. Eeee, yemeğe de koyarsan
fena olmaz.” diyenleri unutmak mümkün mü?
Elindeki fırçayla resim yaparlarken yüzlerine
yerleştirdikleri o ciddi ifadeyi, kek yaparlarken ki yumurta çırpışları,
portakal sıkışları, hamuru kalıplara döküşleri, Erdoğan Amcayla İlhan
Teyzenin her daim el ele, Edibe Hanımla Ali Beyin ise kol kola gezmeleri
unutulur mu hiç?
Ben Sevgili Aynur Özge
** Hocamızın yaptığı ALZ. olan dizüstü bilgisayar
benzetmesini *** unutmayacağım.
Dilerim kamp süresince bir nebze soluklanan
hasta yakınları da onun “Çevrenizdekilerden talepkar olun. Size yapılan
destek önerilerini değerlendirin. Kendinize sıkça zaman ayırmağa çalışın.”
dediğini unutmazlar.
Aaaaa, unutmuşum yazmayı.
‘Kaydetse bile geri çağıramayanlar’ın
yaptığı ‘Portakallı ALZ. Keki’nin damağım(ız)da bıraktığı tadı, yaşadığımız
sair güzelliklerden dimağım(ız)da daha pek çok şey kaldığını, portakal
çiçeklerinin açtığı bahar aylarında Mersin’de 2. ALZ. Eğitim Kampında
yeniden buluşma olasılığımız olduğunu, Selami Gedik
Başkanlığındaki Dernek Yönetim Kurulunun ve tüm gönüllülerin desteğiyle
Mersin’de ALZ. Hastaları Gündüzlü Bakımevi yapılmağa başlandığını yazmayı
unutmuşum.İnsanlık hali işte... (ŞD/EZÖ)
Şadiye Dönümcü.
Sosyal Hizmet Uzmanı.
* Yoğurtpazarı, Borohan Kat: 1 No: 34 Mersin Tel: 0324
2336646 Fax: 0324 2336646
** Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji ABD. Öğretim
Üyesi ve Dernek Başkan Yardımcısı.
*** Hoca bir gün bilgisayarında çalışırken içtiği melisa
çayı klavyeye dökülüyor. Acil müdahale yaparak fön makinesiyle kurutsa da
işe yaramıyor. Mesela ‘a’ tuşuna bastığında komşu harfler ‘w’, ‘z’ , ‘s’ ya
da ‘c’ çıkıyor, nadiren ‘a’ çıksa da. Bilgisayar hastanesindeki doktor(!)
klavye tuş bağlantılarında oksitlenme olduğundan başka harflerin çıktığını
söyleyince nörolog hocamız teşhisi koyuyor: “Bilgisayarım ALZ.”
http://www.bianet.org/ yayındadır.
|