|
|
|
|
|
|
|
6 OK ÜZERİNE Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş aşamasında
kurucuların, bilhassa Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşamış oldukları dönemin
siyasal sosyal ve ekonomik gelişmeleri karşısında, devletin ve milletin
yeniden yapılanmasını hızlandırmak ve Osmanlı Devleti’nin yıkılışını da göz
önüne alarak önlerine koydukları hedefler önce 9 Eylül 1923 tarihinde
Cumhuriyet Halk Partisinin programına, daha sonra 5 Şubat 1937 tarihinde
ANAYASAYA koydurdukları ilkelere Kemalizm denir. Bu ilkeler bağımsızlığını
yeni kazanmış bir devletin yaşamını sürekli hale getirmek, tam bağımsız ve
özgür kılmak için konulmuştur. Aslında eleştiri
konumuz Türkiye Cumhuriyeti’nin 6 oku iken yine gittik sosyalizm
eleştirisine. C.H.P. nin 6 oku neydi? Cumhuriyetçilik, Ulusçuluk, Halkçılık,
Milliyetçilik, Layiklik ve Devrimcilik. Şimdi bu ilkeleri değerlendirelim
Cumhuriyetçilik ; devletin halk tarafından yönetilmesidir. Ancak batının
siyasal, sosyal, kültürel yapısını örnek alan ve feodal sistem seviyesinde
bulunan bir toplumun yönetime eşit katılması ne kadar sağlanabilir.
Ulusçuluk; ulusun tüm bireylerinin tasada, kıvançta, ekinde bir olmasıdır.
Buradaki ulusçuluk ırkçı olmamasına rağmen uygulama ve eğitim böyle
olmamıştır. Halkçılık; yönetimde, ekonomide (üretim ve bölüşüm) kişilere,
ailelere ve bir sınıfın egemenliğine dönük olmamaktır. Bu ilke de hayata
geçmemiş ve zaten geçemezdi, çünkü bu ilke sosyal bir ilkedir, kapitalizme
giden ekonomik sistemde sosyal yapı bu günkü kadar geliştirilebilir.
Devletçilik; ekonomisi zayıf olan ülkenin gelişmesine katkı ve önder olması
ve halkına üretimden eşit pay vererek mutlu kılmasıdır. Ancak bu ilke de
kapitalizm yoluyla kalkınmayı önüne koyduğu için devlet işletmelerinde
çalışanlara kölelik seviyesinde ücret verilmiş ve sermaye birikimi sağlamak
için komprodorlara çalışanların yarattığı artı değerler peşkeş çekilmiştir.
Bugün ise, üretim yolu Devlet işletmeleri azaltıldığı için bittiğinden
hortumculuk ve aşırı faiz yoluyla aktarımlar yapılmaktadır. Layiklik;
devlet, ekonomi ve sosyal yönetimde din kurallarının değil akıl ve bilim
kurallarının geçerli olmasıdır. Ancak bu kural da devleti ele geçiren dinsel
düşünce egemenliği nedeniyle kör topal bir yapıya dönüşmüştür. Çünkü devleti
yöneten siyasetçiler şeriat hukukunun önünü keseyim derken çok fazla bu işe
uğraştıklarından şeriata teslim olmuşlardır. Belki de kendi zayıflıkları
nedeniyle ve emperyalist güçler öyle istediği için teslimiyet doğmuştur.
Devrimcilik; yukarıda saydığımız ilkelerin gelişmesi için sürekli devrim
anlayışıdır. Bu ilke de maalesef kapitalist zihniyet nedeniyle hayata
geçirilememiştir. Zaten ilkelerin tamamı, ulusun – halkın topyekün
kalkındırılması devletin bekasına feda edilmiştir. Bu projede kişi yok halk
var, halk yok devlet var. Yoktan var olmanın ezikliği var. Ama artık bu
çelişkiler bitmeli. |
|
|
|
|